YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

3 Şubat 2008 Pazar

ONLAR ERDİ MURADINA...

Dr. Cem Keçik, hem Hacettepe’de öğrenciliğimden hem de Hacettepe KBB Asistanlığımdan çok yakın arkadaşımdı. Can Baba formasyonunda hafif göbekli, şaka seven, şaka kaldıran, her zaman gülen ve etrafına neşe saçan bir yapısı vardı. Eski anılara kendinden de bir şeyler katarak o kadar güzel anlatırdı ki…

Cem, 21 Haziran 1976 tarihinde akıllı-uslu bir kız olan İlknur ile dünya evine girdi. Düğünleri Ankara’da Büyük Anadolu Kulübünde olacaktı. Davetliydim. Kanbersiz düğün olmazdı. Ben de gittim. Cem’in tüm yakın ve samimi arkadaşları ile düğünde hep birlikteydik.

Düğün gece geç saatlere kadar sürdü. Yenildi, içildi, eğlenildi, sohbetler edildi ve düğün sona erdi. Gelin ve yeni Damat’a mutluluklar dilendi, öpüldü, fotoğraf çektirildi ve ayrılındı. Ancak Cem’in samimi arkadaşları için gece sona ermemişti.

Onun can-ciğer arkadaşları başta Ersin, İlhan, Ahmet, Muzo, Aras, ben ve -uzun yıllar sonra menfur bir saldırı ile aramızdan ayrılacak olan- Cem’in akrabası Ahmet Taner Kışlalı düğün çıkışında buluştuk. Hadi gidip bu olayı bir işkembecide kutlayalım diye bir fikir geldi. Fikir olumlu bulundu ve gecenin o saatinde hep birlikte işkembeciye gidildi. Lâf lâfı açtı. İçilen içkiler tabii ki şişede durduğu gibi durmuyordu. Ortaya bir fikir daha atıldı. Yeni evlilerin evine gidilip, Cem’e bir sürpriz ziyaret yapılsa acaba olur muydu…Tabii ki olurdu. Niçin olmasındı ki…

Gece’nin bir başka yarısında işkembeciden yola çıkıldı. Genç evliler düğünün son formalitelerini de herhalde tamamlayıp yeni evlerine gelmiş olmalıydılar. Eşlerle birlikte en az 10-15 kişilik bir grup Bülten sokak’taki evin zilini çaldı. Bir süre sonra mavi çizgili ipek pijaması ile Cem kapıyı açtı. Arkadan İlknur da göründü. Doğal olarak, gecenin bu saatinde gelen tanrı misafirlerini kovacak halleri yoktu. Cem, şaşkınlıkla ve hayretle biraz önce vedalaşıp, ayrıldıkları arkadaşlarını yeni evlerinin salonuna buyur etti. Cem, Ahmet Taner Kışlalı’ya dönerek “Ahmet Abi, bu it kopuk takımından beklenir de sen bunlara nasıl uydun da buraya geldin” dedi. Bu arada Muzo’nun bu düğün için sakladığı 5 litrelik şampanya açıldı (halen o şampanyanın şişesi abajur olarak evlerinin bir köşesinde bu gecenin anısını yaşatmaktadır). Söz, sohbet, gırgır, şamata, kahkaha, eğlence bir süre devam etti. Gecenin ilerlemiş bir saatinde artık kalkılması lâfı edildiğinde, Ahmet Peker “bu saatten sonra kalkanın anasını …” diye bir yorum getirince Cem de “bu saatten sonra oturanın da anasını ulan…” şeklinde yumuşak bir karşıt görüş getirmişti.

Sonunda “hadi sizin artık işiniz vardır, bize müsaade” denilip, izin alındı “bir yastıkta kocayın” dilekleriyle sabaha doğru zengin kalkışı yapıldı.

Onlar erdi muradına, bizler çıktık kerevetine…

Cem şimdi mutlu bir aile reisi ve kocaman iki çocuk babası.
Kızını da kendisinden 30 yıl sonra bu yıl evlendirdi.

Fotoğrafı daha büyük boyutta görebilmek için lütfen üzerine tıklayınız...