YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

31 Mayıs 2010 Pazartesi

BEKDEMİR CAMİSİ...


Geçen hafta sonu ani bir karar verdik.
Arkadaşlarım Tarık ve Abit ile.

Yoldan çıkacaktık.
Off road yapacaktık.
Etraf yeşermişti.
Hava da güzeldi.

Cumartesi sabah yola koyulduk.
Dağlara, bayırlara vurduk.
Bulutlara girdik.
Dereler geçtik, tepeleri aştık.

Sonunda yol bizi bir köye çıkardı.
Bekdemir köyüne…

Burası Kavak'a 10 km. uzaklıkta.
Asarcık ilçemize bağlı.
Meşe ağaçları arasında.
Tarımla geçinen ufak bir köy.
Üçümüz de ilk kez geliyoruz buraya.

Köyün ortasında ufak bir cami var.
Ahşaptan yapılmış.
Tek katlı, düz bir yapı.
Basit mi, basit…

İçerisi tertemiz.
Hiçbir abartı yok.
Rengârenk bezenmiş.
Kök boyalarla…

Cami 182 yıllıkmış.
1826-1827 yıllarında yapılmış.
Çelebi Abdurrahman tarafından.
Tümüyle ahşap malzemeden.
Meşe kalasların birbirinin içine geçmesiyle.

Caminin içi pastel renklerle bezenmiş.
Birçok süslemelerle.
Bitki motifleriyle, yazılarla.
Ve ince bir zevkle…

Keyifle gözlemliyorsunuz.
Bu halk sanatının inceliklerini.
Tadına varıyorsunuz.
Baktıkça bu güzelliklerin.

Ve ancak keşfedebiliyorsunuz.
Anayol’dan ayrıldığınızda.
Doğruyol'dan çıktığınızda.
Böylesine güzel halk eserlerini.

Arada bir yoldan çıkmakta yarar var.
Yani off road yapmakta…

Bekdemir köyü camisi fotoğrafları için:
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Bekdemircamisi#5476535065403143074

.

25 Mayıs 2010 Salı

MAKALU...


Tunç, uzun bir süredir yine Nepal’deydi.
Bu kez amacı Makalu’ya tırmanmaktı.
Makalu, dünyanın 5. yüksek dağı.
Piramit biçiminde bir dağ.
Tam 8.463 metre yüksekliğinde…

Bu tırmanış ilk kez bir Türk tarafından yapılacaktı.
Tunç, klasik kuzeybatı rotasını kullanacaktı.
Şimdiye kadar buraya 323 kişi tırmanabilmişti.
Rota, öncelikli olarak bir kar-buz tırmanış rotasıydı.
Oksijen kullanmayacaktı.
Etabın zorlukları vardı.

Yolculuğu Mart ayının başında başladı.
Önce bir Everest Ana kampı yürüyüşü yaptı.
Bu Makalu tırmanışına bir destek yürüyüşüydü.
Önce bunu tamamladı.
Sonrasında Nisan başında Makalu kampına ulaştı.
5.750 metre’deki Makalu ileri kampına…

Buradan, 7400 m. deki Makalu La geçidine tırmandı.
İyi bir yükseğe uyum tırmanışı olmuştu.
Sonra 6700 m. deki 2. kampta yattı.
Defalarca bu etabı yaptı.
45 derece eğimli, sert kar ve buz yamaçlı rotayı…

Uydu telefonu ile aralıklarla beni arıyordu.
Durumu hakkında bilgiler iletiyordu.
Şerpa Dawa ile ayni çadırı paylaşıyordu.
Zirve için iyi hava koşullarını oluşmasını bekliyorlardı.

Ancak zaman içinde hava giderek bozdu.
Kar yağışları fazlaydı.
Soğuk çoktu.
Bir de kuvvetli rüzgâr ortaya çıktı.

Bunlar tırmanışı geciktiriyordu.
Ekipten bazılarının moralleri bozulmuştu.
Bu durumda bir bölümü geri döndü.

Tunç ile son konuştuğumda morali iyiydi.
10 gün içinde koşulların düzelmesini bekliyordu.

Sonunda dün aradı.
7400 m.deki 3. kamptan.
Havanın düzeleceğini tahmin ediyordu.
Yarın zirve yapacağım” diyordu.
Yolun açık olsun dedim”, başarı diledim.

Heyecanla bekliyorduk.
Yapacak bir şey yoktu.
Bugün haberi aldık.
Yerel saatle 10.55’de zirve yapmış.
Dün gece başladığı tırmanışında.
Ekibindeki 6 kişi ile birlikte…

Sevgili Tunç'u bu zorlu tırmanışı için kutluyorum.
Anılarını dinlemek için de sabırsızlanıyorum.

Makalu fotoğrafları için :
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Makalu#5474671259614731362

.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

CERMODERN...


Ankara Garı, güzel bir Cumhuriyet yapısıdır.
Her zaman temiz ve bakımlıdır.
Gar’ın Sıhhiye yönü ise bakımsız bir yerdir.
Vagonların, lokomotiflerin tamir gördüğü bir yer.

Bu kısmda “Cer Atölyeleri” vardı.
1926’da yapılmış taş binalardı.
Buralar halka açık değildi.
Buraları fazla bilmezdik, merak da etmezdik.

Bu Cer atölyeleri bir süredir boşaltılmış.
2003’de restorasyona başlanılmış.
Bir sanat merkezi haline dönüştürülmüş.
Kültür Bakanlığı'nın girişimiyle.
TÜRSAB’ın destekleriyle…

Burası 2010 Nisan ayında açıldı.
Cermodern” adıyla.
İstanbul Modern’i hatırlatan ismiyle…

Açılışından 20 gün sonra burayı dolaştım.

Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nu bilirsiniz.
CSO Konser Salonu’na gelmeden hemen öncedir.
Selim Sırrı’ya gelmeden yol ayrımı vardır.
İşte buradan sağa dönersiniz.
Sonrasında tabelalar sizi zaten yönlendirecektir.

11 dönüm'lük büyük bir alanda kurulmuştur.
Cermodern.

Geniş bir otoparkı vardır.
Tarihi cer binaları güzel korunmuştur.
Ve de çok güzel restore edilmiştir.

Geniş ve yüksek sergi alanları yaratılmıştır.
Sergi galerileri ve birçok salonlarıyla…

Yalnızca Sergi salonu 4.5 dönüm'dür.
Çok geniş bir Konferans Salonu vardır.
Müze bölümü, Sanat Kütüphanesi bulunur.
Cafe Modern’de keyifle dinlenebilirsiniz.

Ziyaret ettiğimde güzel bir sergi vardı.
Birçok ünlü sanatçımızın eserlerinden oluşmuş
Tümü genç bir kolleksiyonere ait.
Sayın Ebru Özdemir’e…

Sözün kısası bozkırın ortasında bir serap’tır.
Benim için Cermodern.
Uzun zamandır benim hasretini çektiğim.
Ankara’lıların da hasret kaldığı…


Cermodern fotoğrafları :
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Cermodern#5472846950335867122

Cermodern web sitesi :
www.cermodern.org

.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

İKİ AVANS, ÜÇ'TE BİTER...


Fenerbahçe ve Bursaspor karşı karşıya gelmişti.
Ligin ikinci yarısında.
22 Şubat 2010’da.
Şükrü Saracoğlu Stadyumunda.

Fenerbahçe bu maçın ilk yarısını 2-0 önde bitirmişti.
Şampiyonluk yolunda önemli bir engeli geçecekti.

İkinci yarı işler değişti.
Bursa beraberliği sağladı.
Batalla ve Ozan İpek ile.
Ozan İpek uzatmalarda bir gol daha attı.
Maç berabere bitecek derken…
Sonuçta Fenerbahçe 2-3 mağlup olmuştu.

Bursaspor hemen bir forma piyasaya sürdü.
İki avans, üç’te biter” diye.
Fiyatını da anlamlı bir biçimde belirlemişti.
23 TL

Bu hafta sonu Ankara’daydım.
Sabah kardeşim Esra kahvaltıya çağırmıştı.
Kızım Tuğba ve damadım Aykan da geleceklerdi.
Aykan bu formayla kahvaltıya geldi.
Üzerinde "İki avans, üç'te biter" yazan formasıyla.

Akşam şampiyonluk maçları vardı.
Fenerbahçe bir puan öndeydi.
Trabzon’u yendiğinde şampiyon olacaktı.

Bursa bir puan geriden geliyordu.
Fenerbahçe son 9 maçtır gol bile yemiyordu.
Bursa’nın şansı azdı.
Fenerbahçe şampiyonluğa daha yakın görünüyordu.

Ama belli olmazdı.
Trabzon da iyi takımdı.
Fener’den bir beraberlik kopartabilirlerdi.
O zaman Bursa şampiyon olabilirdi.
Tabii Bursa da Beşiktaş’ı yenerse…

Aykan iyi bir Bursaspor taraftarı idi.
Ankara Bursasporlular Derneği üyesiydi.
Maça hazırdı.
Sabahtan formasını giymişti.
İki avans, üç’te biter” yazan…

Kahvaltıdan sonra Aykan’lardaydık.
Bursa’dan kardeşi Volkan da gelmişti.
Herkesin formaları vardı.
10 günlük Duru bile yeşil-beyaz zıbınını giymişti.
Bir tek Papatya’nın forması yoktu.
Ama o da havaya girmişti.
Bursa diyor başka şey söylemiyordu.
Evdeki formalar kendisine çok büyüktü.

Hemen büyük mağazalara gittim.
Papatya’ya da Bursaspor forması alacaktım.
Sürpriz yapmak istiyordum.
Ankara kazan ben kepçe forma aradım.
Ama hiçbir yerde Bursaspor forması yoktu.
Hele 4 yaşına uygun forma bulmak olanaksızdı.

Sonunda Boston Celtics’in bir formasını buldum.
Rengi yeşil-beyaz'dı.
Garnett’in 5 numaralı formasıydı.
Annesinde de Ömer’in 5 numaralı forması vardı.
Artık onun da keyfine diyecek yoktu…

Maç başlamadan önce fotoğraflar çekildi.
Neşeli, heyecanlı, umutlu fotoğraflar.

20.00 de her iki maç da başladı.
Tabii ki TV'de Bursa-Beşiktaş maçı izleniyordu.
Ben kısa bir süre izleyebildim maçı.
21.00 de Samsun’a dönmem gerekiyordu.
Hepsine başarı dileyip ayrıldım.
Sonuç 0-0’dı ben ayrıldığımda.

Gerisini otobüste TV ekranından izledim.
İlk yarıda Bursa’nın istediği gerçekleşmişti.
Fener berabereydi.
Bursa ise iki farkla önde…

Bu durumda Bursa şampiyon olacaktı.
Bursa Fenere 45 dakika daha avans vermişti…

Bursa maçı üç dakika önce sonuçlanmıştı.
Yani Fener’e üç dakika daha avans verilmişti.
Fener bu avansı da kullanamadı.

Sonunda Bursaspor Şampiyon oldu.
Bileğinin hakkıyla.
Samsunspor’dan yetişmiş antrenörleriyle.
Üniversitemiz Spor Akademisi mezunu Teknik Direktörü’yle.
Bir spor efendisi Ertuğrul Sağlam’la…

Kolay değildir 4 büyüklerden şampiyonluk kopartmak.
Ne kadar sevinseler yeridir.
Hem Bursasporlu’lı sporcuların.
Hem Bursa’lıların.
Ve hem de damadım Aykan ve ailesinin…


16 Mayıs 2010
Pazar fotoğrafları için :
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Bursaspor#5472094139619943122

.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

KERİM AĞABEY...


Kerim Ağabey'i 1968 yılından beri tanırım.
Ben o yıllarda Hacettepe’de stajyerdim.
Yaz aylarında KBB’da gönüllü çalışırdım.

Kerim Ağabey KBB’da genç bir Asistandı.
İzmir’den yeni gelmişti.
Saygın bir kişiliği vardı.

1970 yılında Hacettepe KBB Asistanlığına başladım.
Kerim Ağabey kıdemlim oldu.
Kendisinden birçok şey öğrendim.

O uzun yıllar Hacettepe’de kaldı.
Bir süre İngiltere’de mezuniyet sonrası eğitim gördü.
Genç yaşında Doçent oldu.
Anabilim Dalı Başkanlığı'na kadar yükseldi.
Hep sevilen, sayılan bir kişiydi.

1987 yılında Hacettepe'den ayrıldı.
İzmir’e gitti.
9 Eylül Üniversitesi yeni yeni kuruluyordu.
Profesör'lüğe atandı.
Yepyeni, pırıl pırıl bir Klinik kurdu.

9 Eylül KBB
, büyük atılımlar yaptı.
Bilimsel arenada kendisini kanıtladı.
Yeni KBB Uzmanları, Öğretim Üyeleri yetişti.
Kerim Ağabey'in önderliğinde…

Kerim Ağabey'in yükselişini izliyordum.
Her seferinde.
Uzaktan olsa da…

Artık tüm KBB camiasında iyi bir yeri vardı.
Seviliyordu, sayılıyordu.
Bilimsel yönüyle.
Yumuşak kişiliğiyle, sevgi ve hoşgörüsüyle.

Kerim Ağabey geçen hafta emekli oldu.
Görkemli bir emeklilik töreni yapıldı.
İki aşamada.

İlki Üniversitesinde yapıldı.
Akademik bir törenle.
Rektör, Dekan ve Öğretim Üyelerinin katılımı ile...

Çok güzel bir konuşma yaptı Kerim Ağabey.
Mesleğine değil ama Kürsü’süne veda ederek.
Hepimizin gözlerinden yaşlar getirerek…

Kerim Ağabey görkemli bir biçimde uğurlandı.
23 yıl görev yaptığı Üniversitesinden.
Alkışlar arasında.
Beyaz bir Limuzin’e bindirilerek.
Onuruna verilen Kokteyl’in hemen sonrasında…

İkinci tören akşam Çeşme’de yapıldı.
Ülkenin dört bir yanından gelen.
KBB Uzmanlarının katılımıyla…

Kerim Ağabey'in özgeçmişini ben anlattım.
Dilimin döndüğünce.
Emekliliğin ne güzel bir şey olduğunu vurgulayarak.
Melih Cevdet Anday’ın dizeleriyle :

Emeklilik güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Emeklilik güzel şey
Çok güzel şey doğrusu


diyerek…

Sonrasında Kerim Ağabey çıktı kürsüye.
Duygu yüklü konuştu.
Alkışlarla uğurlandı…

Kokteyl Çeşme Kalesi'ndeydi.
Birçok anı plâketi sunuldu burada kendisine.
Anabilim Dallarından, Derneklerden, Vakıflardan…

Sonrasında 3 gün süren Bilimsel Toplantılar vardı.
Dr. Kerim Ceryan'ın onuruna düzenlenen.
KBB’da Güncel Başlıklar'ı işleyen.
Yerli ve yabancı konuşmacıların olduğu.
Yoğun bilimsel tartışmaların yapıldığı…

Bu Toplantılar bir Balo ile taçlandırıldı.
Üçüncü günün sonunda…

Odyoloji Kliniği bir Türk Müziği korosu oluşturmuştu.
Yusuf Nalkesen’in bir şarkısını seslendirdiler.
Ayrılsak da beraberiz”i söyleyerek…
Mükemmel ve anlamlı bir biçimde…

Sonrasında da bir sürpriz yaşandı.
9 Eylül KBB’ın tüm Öğretim üyeleri salona girdiler.
Harmandalı” müziği eşliğinde.
Efe kıyafetleri ile.
Olanca heybetleriyle.
Ve de ciddiyetleriyle…

Sonunda Efelerin Efe’si de katıldı onlara.
Yani, Kerim Ağabey...
Oynadılar, naralar attılar, efelendiler.

Gecenin sonunda Alumni pastası kesildi.
Tüm 9 Eylül KBB çalışanları tarafından…

9 Eylül KBB olağanüstü hazırlanmıştı bu uğurlamaya.
Unutulmayacak bir birlik ve beraberlikle.
Kerim Ağabey'in emeklilik törenine…

Ama ne yapılsa azdı kanımca.
Böylesine saygın, sevilen bir bilim insanına…


Dr. Kerim Ceryan Fotoğrafları için:

https://photos.google.com/album/AF1QipPtmHjzPGuIQpVpweHsbUB1OhAUwrILzV05zCPh/photo/AF1QipP6Rh8WdCRhp1sFMmbNfqdOLXhyiOlpfHc4qN1E?hl=tr
.

2 Mayıs 2010 Pazar

DELİCE...


Her Ankara yolculuğumda geçerim Delice’den…
Kırıkkale’ye bağlı bir ilçemizdir.
Ankara-Samsun karayolunun 125. km. sindedir.

Adını hemen içinden geçen Delice Irmağından alır.
Delice, Kızılırmağın en uzun koludur.

Kıpkırmızı bir toprağı vardır Delice’nin.
Yolun iki yanında ilginç şekilli tepeler bulunur.
Onlar da kıpkırmızıdır.

Farklı bir kızıl renk alır toprak.
Gölgede-güneşte, yağmurda ve çamurda.
Güzel görünümlü manzaralar seyredersiniz.
Delice ilçesinin içerisinde yol alırken.

İki tarafta üzüm bağları vardır.
Verimli ve kaliteli bağcılık yapılır burada.
Sonbaharda mutlaka dururum.
Koca taneli beyaz üzümünden muhakkak alırım.
Ünlüdür buranın “Delice beyazı“ üzümleri.

Geçen hafta Ankara dönüşü uğradım Delice’ye.
Jip’imi vurdum kızıl topraklı yollara.
Girdim kızıl vadiler içerisine.
Yürüdüm, tırmandım saatler boyu.
Bir başıma, olanca yalnızlığımla…

Bahar tüm güzelliğiyle gelmişti buralara.
Hava sıcak, gök masmaviydi…

Etrafta taptaze bir yeşillik.
Allı, morlu kır çiçekleri her yerlerde.
Havada karaleylek'ler, akbaba'lar.
Yerde tilki'ler, kaplumbağa'lar.
Baharın gelişini kutluyorlar...

Siz de geçerken uğrayın Delice’ye.
Birkaç saat vaktinizi ayırın.
Keyif alacaksınızdır coğrafyanın farklılığından…

Delice vadisi görüntüleri için:

http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Delice#5466662658830124962

.