YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

23 Ağustos 2009 Pazar

ÇADIRIMIN ÜSTÜNE...


Dağcı yeğenim Tunç Fındık ve eşi Nurcan konuklarımdı.
Çok kısa zamanları vardı.
Verçenik dağına tırmanacaktık.

Verçenik dağı Kaçkarların ikinci yüksek zirvesi.
Tam 3711 m. yüksekliğinde.
Türkiye'nin 7. yüksek dağı.
Varşamba, Üçdoruk ve Meşebbetkaya diğer isimleri bu yüce dağın.

Tunç buraya birkaç defa tırmanmış.
Güzelliğini anlata anlata bitiremiyor.

Kamp malzemelerimizi kontrol edip yola çıkıyoruz.
Yolumuz uzun.
Geceyi Çamlıhemşin Fırtına Pansiyon'da geçiriyoruz.
Sabah hava oldukça sisli.
Yoğun sis dumanı içerisinde yola koyuluyoruz.
Umudumuz sisin dağılması.
Bozuk yolda ilerliyoruz.
Çat'a kadar ulaşıyoruz.
Bulutlar yukarımızda orman üzerinde oynaşıyorlar.
Tunç yukarılarda sisin daha da koyulacağını söylüyor.

60 km. kadar ilerliyoruz.
Sıraköy ve Ortayayla'yı geride bırakıyoruz.
Göz gözü görmeyen sisli bir ortamda ilerliyoruz.
Sonunda Verçembek yaylasına ulaşıyoruz.
Burası 2700 m. yüksekliğinde bir yayla.
Ramazan nedeniyle yayla sakinleri çoktan aşağıya inmişler.
Son yaylacılar da hazırlıklarını yapıyorlar.
Onlarla konuşuyoruz.
Havanın düzeleceğini sanmıyorlar.

Sis nedeniyle etrafı görmek olanaksız.
Çevrede hiçbirşey görünmüyor.
Yakınımızda şırıl şırıl akan bir dere var.
Fırtına deresinin ana suyu.
Onun yanında yerimizi seçiyoruz.
Çim alan üzerinde çadırlarımızı kuruyoruz.
Tam işimizi bitirdik derken ilk damlalar çadırımızın üstüne düşüyor.
Islanıyoruz.

Sabaha kadar bekleyeceğiz.
Hava açarsa sabah erkenden tırmanış yapacağız.
Tunç yemeklerimizi hazırlıyor.
Hazır sıcak domates çorbamızı içiyoruz.
Ardından peynirli, domates soslu Tortellini hazırlanıyor.
Yanında nefis bir salata.
Yayla ekmeği ile kısa zamanda karnımızı doyuruyoruz.
Sıcak kahve servisi de arkadan geliyor.

Yapacak birşey yok.
Çaresiz bekleyeceğiz.
Akşam çadırımın üstüne yağmur taneleri düşüyor.
Sabaha kadar sürüyor bu şıpırdamalar.
Gece dışarı ısısı 7 derece.
Neyse ki kuştüyü uyku tulumumuz var.

Sabah erkenden uyanıyorum.
İlk iş havayı koklamak.
Her yer karanlık, her yer sis ve duman.
Bir gün önceden hiç farkı yok.

Kararımızı veriyoruz.
Kampı toparlayıp başka yerlere gideceğiz.
Tunç yine nefis bir kahvaltı hazırlıyor.
Çayımızı kahvemizi içiyoruz.
Son yayla çobanları koyunları toplayıp aşağıya yönleniyorlar.
Ardından bizler de toparlanıyoruz.
Bölgenin tümü sisli.
Bu nedenle başka bir yaylaya gitmeyi düşünmüyoruz.

Plânımızı yapıyoruz.
Arhavi, Hopa, Borçka, Artvin yoluyla Ardanuç'a gideceğiz.

İnişe başlıyoruz.
Yolda kayalar, orman ve ırmağın sisler altında görüntüsünü izliyoruz.
Sahile ulaştığımızda sıkı bir yağmur başlıyor.
Bardaktan boşanırcasına yağıyor.
Cankurtaran geçidinden sisler altında geçiyoruz.
Artvin'de hava açıyor.
Güneşe kavuşuyoruz.
Ortalık ısınıyor.

Sıcak ve açık bir havada Cehennemderesi'ne ulaşıyoruz.
İlginç bir coğrafya.
Burada görülesi bir kanyon var.
Giriyoruz kanyonun içine.
Dar kaya geçidi arasında hem ilerliyor hem de yükseliyoruz.
Kanyon yaklaşık 1 km. kadar içeriye giriyor.
Bu ilginç yapıyı fotoğraflamaya çalışıyoruz.
Sonrasında Ardanuç kalesini de görüp, geri dönüyoruz.
Sahilde kapalı, yağışlı hava tekrar bizi bekliyor.
Trabzon'da Üniversite Tesislerinde konaklıyoruz.

Ertesi sabah hava yine kapalı.
Tunç ve Nurcan Sumela'yı görmemişler.
Oraya hareket ediyoruz.
Altındere vadisini hayranlıkla izliyorlar.
Sonra Sumela'ya tırmanıyoruz.
Benim defalarca çıktığım Sumela'ya.
Burayı da etraftaki kayalık dağları da çok beğeniyorlar.

Sonrasında ver elini Zigana.
Tüneli geçiyoruz, geçidi aşıyoruz.
Hava birden açıyor.
Günlük güneşlik bir hava.
Torul'a iniyoruz.
Harşit çayını geriye doğru izliyoruz.
Birçok baraj, HES ve tüneli geçiyoruz.
Doğankent üzerinden Tirebolu'ya ulaşıyoruz.
Fındık hasatları yeni bitmiş, dağ taş her yer fındık.
Çotanaklarıyla toplanmış taze fındıkları keyifle yiyoruz.

Ramazan'ın ilk iftarında Samsun'da oluyoruz.

Kısa süre içerisinde amaç Verçenik dağı idi.
Bu heybetli dağa tırmanmayı amaçlamıştık.
Bırakın tırmanmayı yüzünü bile göremedik.

Onun eteklerinde dolaşacaktık.
İrili ufaklı 20 gölü görüntüleyecektik.
Ama bu güzel dağ bizden yüzgörümlüğü istedi.
İsteğini yerine getirmediğimiz için de yüzünü bile göstermedi.

Sözün özü, dağı göremedik.
Birdahaki sefere belki...
Yine de benim yönümden yararlı bir deneyimdi.
Sevgili Tunç ile bir günlük kamp yaptım.
Onun deneyimlerinden yararlanmak bile benim için büyük bir kazançtı.


Verçenik gezisi fotoğrafları :

http://picasaweb.google.com/tanyeri/Vercenik#


.

15 Ağustos 2009 Cumartesi

YAYLANIN ÇİMENİNE...



Edirne'den Ardahan'a diye söze başlarlar.
Sanki sınır Ardahan'da bitermiş gibi.
Halbuki Ardahan'dan da öteye yol vardır.
Bu yaz ben işte bu Ardahan'dan da öteye gittim.
Gürcistan sınırındaki Macahel'e (Camili) kadar.

Ankara'dan pırıl pırıl bir grup gençle birikteydik.
Onlarla Erzurum'da buluştuk.
Çağ Kebabı ve Kadayıf Dolması yemekle başladı herşey...
Enerjimizi almıştık.

Sonrasında Pasinler üzerinden Narman'a geçtik.
Kırmızı renkli peribacalarını hayranlıkla izledik.
Türkiye'nin en yüksek çağlayanı Tortum şelalesini gördük.
1000 yıllık muhteşem Gürcü kilisesi Öş vank'ı gezdik.
Erzurum'un Uzundere'sinde konakladık.

Ertesi gün Uzunkavak köyüne çıktık.
Köyün yaylasına 9 saatlik bir yürüyüş yaptık.
Yedigölleri gördük.
Dönüşte yaylacıların konuğu olduk.
Karakovan ballarını, peynir tatlılarını yedik.
Kara çaydanlıktan kıtlamalı çaylarını içtik.
Pehlivanlı beldesinde konakladık.
Gerçek doğal klimalı mağarayı hayretle değerlendirdik.

Oltu taşlarını yerinde inceledik.
Yalnızçam dağlarını aştık.
Göle ve Ardahan platolarını geçtik.
Şavşat'ı arkamızda bırakıp Karagöl'ünde mola verdik.
Papart ormanlarının nefis manzarasını seyrettik.

Meydancık
üzerinden Mereta Yaylasına ulaştık.
Yolda sınır Jandarması kardeşlerimizle gazetelerimizi paylaştık.
Geceyi yayla köylüleriyle sohbet ederek geçirdik.

Sonrasında uzun bir iniş yaptık ve ormanlardan geçtik.
Toplam 18 km. yürüdük.
Uğurköy üzerinden Maral köyüne geldik.
Hamdi Hoca'nın Katamize pansiyonunda konakladık.
Akordiyon eşliğinde Atabarı oynayıp Kafkas oyunlarını seyrettik.

Sabahında nefis orman dokusu içinden Maral şelalesine gittik.
Şelale sahibi Salih Amca'yı tanıdık, çayını içtik.
48 metreden dökülen şelaleye indik.
Havuzcuğunda serinleyip, titredik.
Ardından Gürcistan sınırına komşu Macahel'e yürüdük.
150 yıllık camilerini gezdik.
Buranın yeni isminin neden Camili olduğunu öğrendik.
Arıcılık konusunda bilimsel bir eğitimden geçtik.

Akşam Efeler köyüne ulaştık.
Burada yörenin en iyi bal üreticisi Nazım Bey'in evinde kaldık.
Bumbulay Pansiyon'da dolunay'ın bulutlarla dansını seyrettik.

Sabah ballı, kuru lor peynirli, süzme yoğurtlu kahvaltımızı yaptık.
Zorlu bir parkuru tırmandık.
Harika manzaralı Gorgit yaylasında mola verdik.
Gorgit Şelalesinde serinledik.
Ardından Gorgit ormanlarında kaybolduk.
9 saatte Beyazsu Yaylasına vardık.
Yorgunluktan bitmiştik.
Arkamıza görkemli Karçal dağlarını aldık.
Ayaklarımızı uzattık.
Sessizliğin sesini dinledik.
Bulut gölü üzerinde gün batımını hayranlıkla izledik.

Sabahında sisli bir güne uyandık.
Yıldız gölü'ne tırmanmak için yola koyulduk.
Demirkapı, Gogomezeri ve Kurtboğazını geçtik.
Salerno deresi boyunca tırmandık.
Sisin yavaşça dağılmasına şahit olduk.
Arkasından Kaçkar sıradağlarını gördük.
Masmavi Yıldız gölü'ne hayran kaldık.
3000 m. deki bu buzul gölünde öğlen yemeğimizi yedik.
Zorlukla tırmandığımız yokuşları koşarak, oynayarak aşağı indik.
Akşam yemeğinde bir kuzu'yu midelerimize indirdik.

Sabah Karçallar'la bulutların dansına şahit olduk.
Sonrasında nefis bir parkurda 22 km. yürüdük.
Otingo ormanlarından geçtik.
Glaskür yaylasında duraksadık.
Atanoğlu yaylasında köylülerin konuğu olduk.
Soğukta öğlen yemeğimizi birlikte yedik.
Sonrasında bir saat şiddetli yağış altında ıslandık.
Dünyanın en güzel göllerinden Borçka Karagöl'üne ulaştık.
8 saatlik yürüyüşle hızımızı alamadık.
Sağanak yağış altında göl çevresinde bir saat daha tur attık.

Göl kenarındaki pansiyonda geceledik.
Sabahın 03.00 ünde kalkıp yola koyulduk.
Sürmene Serender Restoran'da nefis kahvaltımızı yaptık.
Trabzon havaalanında can dostlardan ayrıldık.

8 günlük, dolu dolu bir geziyi sonlandırdık.

Dostlukları, güzellikleri, yeşillikleri, serinlikleri, yalçın dağları, renkli çiçekleri, yeşil çimenleri, gürül gürül akan dereleri, bembeyaz çağlayanları, masmavi gölleri, ulu çınarları, sonsuz ormanları, nefis yiyecekleri, espirileri, neşeyi ve de herşeyi belleğimize yerleştirdik.

Bu gezinin fotoğrafları için :
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Yaylalar2009#


.