YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

27 Temmuz 2010 Salı

MODERN FOLK ÜÇLÜSÜ...


Ahmet Kurtaran arkadaşımızdır.
Hem de 40 yılı aşkın bir süredir.
Hacettepe’den…

1964 yılında ayni gün başladık eğitimimize.
Ahmet, Diş Hekimliği Fakültesinde idi.
Bizler de Tıp Fakültesinde…

Ayni mekânları paylaşırdık Diş Hekimliği ile.
Ayni koridorları, çayhaneyi ve lâboratuarları.
Yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmezdi.
Büyük bir dostluk ilişkisi içerisinde…

Ahmet çok güzel masa tenisi oynardı.
1948 model antik siyah Chrysler bir arabaya binerdi.
Tiyatro Kulübü'müzde bazı oyunlarda rol alırdı.
Çok da yakışıklı bir arkadaşımızdı…

Müzikle ilgilendiğini pek bilmezdim.
1968’li yıllardı.
Hacettepe’de bir müzik grubu oluşturdu.
Böylece öğrendim onun banço çaldığını.

Grubun ismi “Bangibass” idi.
Banço, gitar ve basgitar’dan oluşan üç kişilik bir gruptu.
Ahmet, Banço çalıyordu.
Diş Hekimliği öğrencisi Ergun Aydınlık gitar ve
Tıp Fakültesi öğrencisi Ahmet Helvacıoğlu da bas gitar.

Bu grup ilk konserlerini bizim Çayhanede vermişti.
Çok da sevmiştik bu üçlüyü.
Tümü de bizden olan yepyeni müzik grubunu…

Ancak bu üçlü çok uzun ömürlü olamadı.
Tıp ve Diş Hekimliği eğitimi çok ağırdı.
Babaları Ergun ve Ahmet Helvacıoğlu’na izin vermediler.
Grup dağıldı.

Ahmet Kurtaran tek başına kalmıştı.
Ama kararlıydı, grubu yeniden kuracaktı.
Doğan Canku ve Selami Karaibrahimgil’i buldu.
1969 da “Modern Folk Üçlüsü”nü oluşturdular…

1968 yılında yalnızca bizler tanıyorduk.
Ama 1969’dan sonra ise tüm Türkiye tanır oldu onları…

Babası, Ahmet Helvacıoğlu’na müzik izni vermemişti.
Ancak yıllar sonra baba Helvacıoğlu izin verecekti.
Gözü gibi sevdiği kızı Semra'nın.
Selami Karaibrahimgil ile evlenmesine…

Neyse, MFÜ güzel ezgiler derlediler, söylediler.
45’likler, kaset'ler, LP’ler, CD’ler yaptılar.
Ülke çapında çok sevildiler, ünleri yurt dışına taştı.
Birçok yerde ülkemizi beğeni ile temsil ettiler…

Sevgili Ahmet bir ara benden bir logo çalışması istedi.
M, F ve 3’den oluşan özgün bir çizim hazırladım.
Ama her nedense bu logo kullanılmadı.
Sonradan başka bir logo’ları da olmadı zaten bu grubun.

Geçen sene bu üçlü’nün 40. yıldönümleri idi.
40. yıl için belgesel bir CD-DVD hazırladılar.
Bu belgesel’den bir tane de bana gönderdi sevgili Ahmet.
Seveceğimi umduğunu” belirterek…

Sevmek ne kelime, bayıldım.
Aşıklarıydım zaten ben bu grubun.
Hem de 40 yıllık…

Bütün CD’leri, kaset'leri vardı bende.
Birçok konserlerine de gidebilmiştim.
Modern Folk Üçlüsü’nün…

Ama bu daha bir başka güzel belgesel.
Bir saat süreyle müzik CD’sini dinliyorsunuz.
DVD ise iki saat sürüyor.
40 yılın içinde tarihsel bir müzik gezisi.

35. yılda verdikleri Konser’den görüntülerle.
İzzet Öz, Hıncal Uluç, Ahmet Kurtaran, Erkan Özerman, Tekin Özerdem, M. Ali Birand, Bülent Özveren ve Ali Kocatepe’nin anlatımları; Esin Afşar, Timur Selçuk, Nükhet Duru, Ayşegül Aldinç ve Durul Gence’nin müziksel katkıları ve Ali Paşa Ağıtı, Deriko, Su Gelir Ark Uyanır, Tello, Sarhoş Oğlan, Leblebi, Gelin Ayşe, Dudilli, Dözerem, Kız Sen Geldin Çerkeş’ten, Gel Gidelim Çamlıca’ya, Erdi Bahar, Gülem Gülü Neylerem, Takalar, Bombili Bom, Gel Ey Denizin Nazlı Kızı, Orda Bir Köy Var Uzakta gibi müthiş ezgilerle…

Bu belgeselden muhakkak bir tane edinin.
Böyle bir grup ancak “40 yılda bir” geliyor da…

Modern Folk Üçlüsü 40. Yıl Albümü'nden kısa bir bölüm :
http://www.facebook.com/video/video.php?v=477455538661&saved#!/video/video.php?v=477455538661&ref=mf


. video

20 Temmuz 2010 Salı

ÇAMBAŞI YAYLASI...


Çambaşına çıktım çıram yanmadı
Mektup saldım yare, mektup varmadı
Etrafıma baktım anam kimse kalmadı


……………

Bu hafta sonu Çambaşı Yaylasındaydım.
Ordu’dan arkadaşım Kadir Engin ile gittim.
Onun arkadaşı Kaya Furtun da bize eşlik etti.

Çambaşı yaylası Ordu’nun 60 km güneyinde.
1850 m yüksekliğinde bir yayla.
Tam 72 tane oba’sı var.
Hepsi de biri birinden güzel…

Çambaşı’na at sırtında veya yayan gidilebiliyordu.
1950’li yıllara kadar.
Bugün ise motorlu taşıtlarla ulaşabiliyorsunuz.
Kıvrımlı, dar, asfalt güzel bir yolla…

İki binden fazla evi vardı.
Ve de büyük bir çarşısı Çambaşı’nın.
Ordu’nun küçük bir yerleşim yeri olduğu dönemlerde…

Günümüzde çevresindeki doğal güzellikleriyle ünlü.
Yazın serinlenen, gezilen, dinlenilen.
Kışın ise gidilemeyen bir yayla…

Kazmanın küpüsü, yaylanın tapusu” demişler.
Yani gücü, kuvveti olan bir yer kapmış burada.
Güzel konaklar, ahşap evler vardı bu yaylada.
Yakın bir zamana kadar...

Dağınık yerleşim ve betonlaşma buraya da girmiş.
Ama halâ eskiyi soluyabiliyorsunuz.
Sevecen, iyi kalpli, konuksever insanları ile…

Cumartesi öğlende Ordu’dan yola koyulduk.
Kadir Engin’in Isuzu marka jipiyle.
Kurul kayalıklarını geçtik.
Turnalık'ta mola verip dere alası’na niyetlendik.

Burası subtropikal iklimli bir bölge.
Herçeşit bitki, çiçek, ağaç mevcut.
Kaya Furtun bölgeyi çok iyi biliyor.
Kendisi çok deneyimli bir alabalık avcısı.

Göğsüne kadar lastik elbiselerini giyiyor.
Dalıyor derenin soğuk sularına.
Elinde serpmesi ile.
Ancak kaçabilenler kurtuluyor…

Ben fotoğraf avına çıktım Turnasuyu’nda
O bulanık sularda avlanırken.
Benim fotoğraf sayımdan çok ala toplamıştı.
İki saat sonra buluştuğumuzda…

Akşam üzeri Çambaşı yaylasına vardık.
Kadir Boztepe’nin evine konuşlandık.
Bizler dostluk köprülerini kurmuştuk.
Dere alaları tereyağında kızarırlarken.

Hep birlikte yemeğe oturduk.
Vaktin nasıl geçtiğini anlamadık bile.
Sohbetlere, anılarla, şakalarla…

Sabah erken kalktım, yürüyüş yapacaktım.
Sevgili Kadir Boztepe bana eşlik etti.
Çise inmiş çimlerde yürüdük saatler boyu.
Sohbet ettik, sıraca mantarı topladık, kova dolusu…

Sabah mükemmel bir kahvaltı yaptık.
Tereyağında kızartılmış mantar ve soğan'la.
Kestane balıyla.
Ve de çiçek çayıyla…

Bu hafta sonu Yayla Şenlikleri vardı Çambaşında.
Eskiden Panayır yapılan alanlarda.
Birçok sanatçının katılımıyla.
Havaî fişek gösterileriyle, off road yarışlarıyla…

Kısa bir nazar edip, ayrıldık.
Kalabalıktan, gürültüden, patırtıdan…
Koyulduk yine yollara.
Sessizliğin sesini duymak için…

Dostlarım buraları avuçlarının içi gibi biliyorlar.
Jipimizle dere, tepe düz aştık.
Olamadık yollara girdik.
Ormanlar, dağlar, obalar geçtik.

Öğlen yemeğini şöyle bir atıştırdık.
Semen obasının yaylasında.
Ramazan pidesi eşliğinde.
Tereyağında kızartılmış köy yumurtası.
Ve evelek mantarı ile…

Sonra tekrar yollara koyulduk.
Yol dediğin de ara ki bulasın.
Çoğu kez bozuk yüzeyli toprak yollarda.
Bazen de el değmemiş çimen parkurda…

Pazarsuyu'nda mola verdik.
Sevgili Kaya, daldı yine ala peşine.
Ben de minik tırmanışlar ve uzun bir yürüyüşe…

Öyle güzel düzlükler, tepelikler var ki…
Yemyeşil otla, çimenle örtülü.
Köpeğe atmaya taş bulamayacağın…

Güneş son ışıklarını gönderiyordu.
Bizler veda ederken yaylanın çimenine…

Sözün özü:

Çok yedik, çok içtik kilolar aldık.
Bol bol yürüdük, tırmandık kiloları verdik.
İkisi biri birini eşitledi.
Gördüklerimiz, tanıdıklarımız da yanımıza kâr kaldı…


Çambaşı Yaylası gezisi fotoğrafları:
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Cambasi#5495878949433215394

Ayni fotoğraflar kopyala-yapıştır yöntemi ile:
http://www.facebook.com/album.php?aid=255914&id=608193661&l=448b32f764


.

15 Temmuz 2010 Perşembe

VEZİRKÖPRÜ'DE...


Geçen hafta Vezirköprü’deydim.
Samsun’un ilçesi Vezirköprü’de…

Her sene giderim buraya.
Saz ve söz ustası iki dostum için.
Eraslan Akyol ve Kâzım Akay’ı görmeye.

Her zamanki gibi çok güzel ağırladılar bizi.
Yedik, içtik, yöreyi dolaştık.
11. yüzyıldan kalma Kurt köprüsü'nü gördük.

Kızılırmağın en dar yerinden geçtik.
Şahin Kanyonu’ndan tekneyle.
Muhteşem kaya geçitleri arasından…

Çok güzel bir hafta sonu idi.
Sohbet ettik, hasret giderdik, saz dinledik.

Dönüşte bir E-posta aldım.
86 yaşındaki şair Kâzım Akay’dan.
Gezimizi şiirsel biçimde dile getiren bir anlatım:
…………….

Samsundan Yücel Hocam geldi
Doktor Tahir Beyi yanına aldı
Mustafa Akyol da geldi
Çok da güzel sohbeti var

Taş Medresesine vardık
Saat Kulesini gördük
Mehmet Paşa Parkına gittik
Paşanın heykeli var

Vezirköprü yöresinde
Tahna köyü deresinde
Tekekıran köyü arasında
Tarihi Kurt köprüsü var

Bindik arabamızı sürdük
Oymaağaç köyüne vardık
Kebap ocağına girdik
Çok da güzel seridi var (serid=kebaptan akan yağ)

Şahin Kayasına geldik
Atladık feribota bindik
Döndük kanyona girdik
Çok da güzel havası var

Birkaç saat böyle gezdik
Barajın içinde yüzdük
Hatıra bir yazı yazdık
Çok da güzel gezisi var

Eraslan Bey masa açtı
Herkes yerlerine geçti
İçen aslan sütü içti
Çok da düzgün sofrası var

Hacı Kâzım bildiklerim
Bu gezide gördüklerim
Maksuduma erdiklerim
Hatıralık konusu var

Hacı Kâzım Akay



Vezirköprü gezi fotoğrafları:
https://photos.google.com/album/AF1QipNGV5ebJJKPGbtwi-qbYkw-Ui3mHvadNmfhdNZc/photo/AF1QipNiV2P277aONfXUMQ1RysOny3yifKy0sLCM4uPS?hl=tr

.

9 Temmuz 2010 Cuma

KATİPLER KONAĞI...


Katipler Konağı”, Çorum’dadır.
Eskiden hep uğrardım buraya.
Samsun-Ankara yolculuklarımda…

Öğlen yemeği için Çorum’a girerdim.
Orta Anadolu yemeklerini tadardım.
Katipler Konağı’nda.
Hem de büyük bir keyifle…

Ama son zamanlarda pek uğrayamıyordum buraya.
Çevre yolu açıldı.
Hızla şehrin dışından geçiyorsunuz.
Çorum’a hiç girmeden.
Yolcu yolunda” diyerek…

Burası, çok güzel iki katlı bir Konak.
1878 yılında yaptırılmış.
Abdülhamit dönemi Ellinci Alay Tabur Kâtibi
Seyit Mehmetzade Mustafa Nusret Efendi tarafından.

Yakın bir zamana kadar mesken olarak kullanılmış.
1995 yılında restore edildi.
Yoktan bir lezzet durağı yaratıldı.
Yöresel Çorum yemekleri sunuluyor burada.
Hepsi de biri birinden nefis…

Geçen Pazar günü tekrar uğradım.
Katipler Konağı’na.
Kızım Tuğba ve torunum Papatya ile.

Konağın iki büyük salonu var.
Sekiz tane de odası.
Odalardan birisini seçiyorsunuz.
Ya da konağın avlusunda, açık havada yiyorsunuz.

Çatalaşı veya Tarhana çorbası ile başlıyorsunuz.
Sonrasında Mantı, Keşkek veya Mimbar tadıyorsunuz.
Yaprak sarması, Lahana dolması servis ediliyor.
Ardından da et yemeklerini seçiyorsunuz.
Yufkalı köfte, Tas kebap, Hünkâr beğendi.
Yanında nefis yoğurt, turşu ve suböreği ile.
Ve sonrasında Gülburma veya Sıkma baklava

Yemeklerin tadına doyamıyorsunuz.
Birkaç da paket yaptırıyorsunuz.
Böreklerden, çöreklerden, baklavalardan…

Yediklerinizin güzelliklerini anlatmak için.
Sizi bekleyen dostlarınıza, tanıdıklarınıza…


Katipler konağı resimleri için:
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/KatiplerKonagi#5491162681907092034

Ayni resimler kopyala-yapıştır yöntemiyle:
http://www.facebook.com/album.php?aid=250580&id=608193661&l=9224af5969

.

5 Temmuz 2010 Pazartesi

ATAYOLU...


Cumartesi günü Atayolu’ndaydık.
Sevgili Abit ile…

Burası eski Samsun-Ankara karayolu.
1960’lara kadar kullandığımız yol.

1963’te güzergâh değişti.
Günümüzde kullanılan yola geçildi.

Yeniler çok az bilirler.
Eski yolu.
Ben en son 1960’ta geçmiştim bu yoldan.
Yani tam 50 sene önce…

Belediye meydanı'ndan kalkardı otobüsler.
1952 model burunlu Austin otobüsleri.
Bir manivela kolu ile çalıştırılırdı motorları.
Marş dinamosu olmadığı için…

Ağır, aksak yol alırdık.
Önce Odunpazarı’ndan geçerdi.
Sonrasında da şimdiki Kadıköy’den.
Epey yokuş çıkmış olurduk.
Badırlı’ya ulaştığımızda.

Otobüs su kaynatırdı sık sık.
Kaput açılırdı.
Suyun soğuması beklenirdi…

Sonra tekrar yola koyulurduk.
Yavaş yavaş tırmanırdık.
Gürgendağı’nı…

İlk durak Mahmurdağı olurdu.
Küçük eski bir çay evinde.
Her zaman yoğun sis olurdu burada.
Göz gözü görmemecesine...

Otobüsün muavini önde yürüyerek yol gösterirdi.
Virajları dönmede otobüsün şoför'üne.
Öylesine duman basardı buraları...

Sonra aşağı doğru inerdik.
Büyük mola Çakallı’da verilirdi.
Çıkınlar açılır öğlen atıştırması yapılırdı.
Peynir, domates, çörek ve salatalıkla.
Ya da Çakallı’nın meşhur kete’si ile…

Sonraki durak Kavak’ta olurdu.
Çift burmalı, oldukça sert simidi meşhurdu buranın.
Çaya bandırmadan yiyemezdiniz…

Sonrasında yol oldukça düzdü.
Sonunda Merzifon’a ulaşırdınız.
Akşam saat 16.00 dolaylarında biterdi.
Sabah 08’de başladığınız yolculuk.
Lâstik patlaması, motor arızası olmaz ise…

İşte bu yol’du.
Atatürk’ün Kurtuluş Mücadelemize başladığı.
Ve 1919’da kullandığı yol.

Günümüzde Kavak’a kadar olduğu gibi duruyor.
Köy ulaşımları için hala kullanılıyor bu yol.
Biraz genişletilmiş olsa da.
Yüzeyi daha düzgün hale gelmiş olsa da…

Ne zorluklarla aştığını düşünüyorsunuz.
90 yıl önce.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarının.
Samsun’dan Amasya’ya giderken kullandıkları.
Bu bozuk ve zorlu yolu…

Günümüzde asfalt, duble bir yol ile bağlıyız.
Ankara’ya.
İki gidiş iki de gelişi olan…

Şimdi 4-4.5 saatte ulaşabiliyorsunuz Ankara’ya.
Artık görmüyorsunuz, düşünmüyorsunuz bile.
Bize bu güzel olanakları sağlayan yolu.
Atayolu’nu…


Atayolu Fotoğrafları:
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Atayolu#

.


.