YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

30 Mart 2014 Pazar

WASHINGTON'A...


Değerli Dostlar,

Yeni tamamlandı.
Orta Amerika notları.
Bu kez yolumuz Kuzey Amerika'ya.
Başkent Washington'a...

Yarın sabah yola çıkıyorum.
21 Nisan'da dönüyorum.
Seçim sonuçlarını.
Oradan izleyeceğimi sanıyorum...

Havası, suyu.
Bir de ince kabuklu.
Portakalı.
Meşhurmuş Washington'un...

20 gün kadar kalacağım.
Orada.
Washington'da.
Yeğenim Şebnem'in yanında...

Yok bir politik amacı.
Bu gezinin hemen seçim sonrası.
İcazet, micazet almayacağım.
Meraklanmayın yalnızca gezip, tozacağım...

Aksayacak yine yazılar.
20 gün kadar...

Lise arkadaşım.
Yük. Müh. Nejat Uğurlu.
Üşenmemiş, yerinmemiş.
Orta Amerika gezimi özetlemiş...

Gezdiğimiz yerleri.
Haritada bir bir işaretlemiş.
Sırayla ve kolay izlenebilir.
Bir hale getirmiş...

Ben yokken dilerseniz.
Tıklayın şu linki:
https://mapsengine.google.com/map/u/0/edit?mid=zh09BM39HJsg.kKd2VOX1UiPQ
İzleyin yeniden Orta Amerika gezimizi...

Şimdilik hoşça kalın.

.

25 Mart 2014 Salı

ORTA AMERİKA'NIN ÇİÇEKLERİ...


Orta Amerika gezimizi
ilgiyle izleyen
ve
çeşitli kanallarla
teşekkürlerini ileten
tüm dost ve arkadaşlarıma
"Orta Amerika'nın Çiçekleri"
fotoğraflarımla
yürekten teşekkürler ediyorum.
Sevgilerimle...

Dr. Yücel Tanyeri


Orta Amerika'nın Çiçekleri fotoğraflarım:

.

24 Mart 2014 Pazartesi

VE DÖNÜŞ...

-2 Kasım 2013 Cumartesi-

Mexico'dan sabahın 08.00'inde.
United Airlines uçağı ile.
Benito Juarez Havalimanı'ndan.
Uçuyoruz Birleşik Amerika'ya...

4.5 saatlik bir uçuşla.
İniyoruz New York'a.
Güzel bir Manhattan dekorunda.
Newark Havaalanı'na...

Sonra Lufthansa.
A-380 uçağıyla.
İniyoruz Frankfurt'a.
Sabahın aydınlığında...

Sonrasında İstanbul'a.
Atatürk Havalimanı'na.
Ardından da kısa bir yolculukla.
İzmir Adnan Menderes Havaalanı'na...

10 Ekim 2013'te çıkmıştık yola.
Orta Amerika'ya.
Guatemala'ya, Honduras'a.
Belize'ye ve Meksika'ya...

Döndük buralardan Anavatan'a.
Tam 3 Kasım'da.
Güzel bir yolculukla.
Unutulmaz anılarla...

Tam 164 gündür anlatıyorum.
Orta Amerika'yı.
Yazılarımla, fotoğraflarımla.
Bloğumda...

Üç gün gitik.
Altı ay anlattık.
Abarttık da abarttık.
Ama işin sonuna geldik artık...

Biliyorum oldu "pehlivan tefrikası" gibi.
Birden 32 kısım hepsi.
İlginç bir bölgeyi çalıştım anlatmaya.
Her ne kadar tam anlatamadıysam da...

Eğer sabrınız halâ taşmadıysa.
Sıkılmadınızsa binlerce fotoğrafa bakmaya.
Son fotoğraflarım da yalnızca.
Ait bu yörenin güzel ve renkli insanlarına...


Orta Amerika'dan İnsan Manzaraları:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/OrtaAmerikaInsanlar#5993870878532683954

.

23 Mart 2014 Pazar

XOCHİMİLCO...

-1 Kasım 2013 Cuma-

Bütün gece mezarlıktaydık.
Geç saatlerde yattık.
Sabah 04.00 te kalktık.
Tekrar yollara koyulduk...

6 saat yol gideceğiz.
462 km yol katedeceğiz.
Doğal olarak herkes uykuda.
Otobüste tanyeri ağardığında...

Citlaltepetl volkanı.
Meksika'nın en yüksek dağı.
Gün doğumunda.
5636 m yüksekliğiyle hemen yanımda...

Sonra yeniden görüyorum.
5426 m'lik Popocatepetl volkanını.
Etekleri bulutlu.
Başı karlı ve de gazlı...

Öğlende Mexico'dayız.
Xochimilco'da.
Çok renkli bir yer burası.
Görmeye değer, kanalları ve kayıkları...

"Çiçek Tarlası" anlamında.
"Xochimilco", Aztek lisanında.
Sunî yapılmış birçok adalarıyla.
Ve de 18 km'lik kanallarıyla...

Boşaltıyor Xochimilco gölünün sularını.
Buradaki birçok kanalla.
Getirdiği alüvyonlu topraklarla.
Köylüler sunî adalar oluşturmuş burada...

Meksico'nun besin ambarı imiş bir zamanlar.
Bu verimli topraklar, bu bostanlar.
Günümüzde ise.
Adalar dolu tropik meyvelerle, çiçeklerle ve de turistlerle...

Geziliyor günümüzde Xochimilco'da.
Çok renkli kayıklarla.
Sayıları 200'ü aşkın Trajineras'larla.
Son derece renkli bir ortamda...

Keyifli, renkli bir gezi yaptık.
Bizler de bu kanallarda.
Birçok satıcı arasında.
Canlı Latin Müziği hemen yanımızda...

Akşam üzeri.
Mexico'da kısa bir gezinti.
Ardından son akşam yemeği.
Hep birlikte Pizza California'da yenildi...


Son gün fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Xochimilco02#5993520552576699106

.

22 Mart 2014 Cumartesi

ÖLÜLER BAYRAMI-2...

-31 Ekim 2013 Perşembe-

İkinci aşama.
Daha büyük bir anlamda.
Mezarlıklardaki kutlamalarda.
Ölüler Bayramı'nda...

Tüm ailece gidiliyor mezarlıklara.
Hava karadıktan sonra.
Elbirliğiyle hazırlıklar yapılıyor mezarlarda.
Çiçekler, yiyecekler ve mumlarla...

İnanılıyor ölenin ruhunun geri geleceğine.
O gece.
Hazırlıklar tamamlanıyor.
Bütün gece mezar başında bekleniyor...

Mumlar yakılıyor kabirler'de.
Gelecek ruh yolu bulsun diye.
Oturuluyor bütün gece.
Sohbetler ediliyor ailece...

Müzikler çalınıyor.
Danslar ediliyor.
Ölünün sevdiği yemekler yeniliyor.
Gelen ruhun şerefine kadehler kaldırılıyor...

Sandalyeler konuluyor.
Ailece oturuluyor, konuşuluyor.
Isınılıyor bütün gece.
Mezar başında yakılan ateşle...

Kalktık, gittik bizler de.
Kent dışındaki mezarlığa o gece.
Etraf tümüyle karanlık.
İğne atsan yere düşmez bir kalabalık...

Girişte müzikal oyunlar.
Dev ekranlardan canlı yayınlar.
Kurmuşlar bir orkestra.
Canlı müziklerin bini bir para...

Kalabalıktan korkumuza.
Sözleştik çıkış kapısında buluşmaya.
Başka türlü kaybolacağız burada.
Dağıldık mezarlığa en sonunda...

Ortam oldukça karanlık. 
İnanılmaz kalabalık bir mezarlık.
Ailelerden izin aldık her defasında saygıyla.
Görüntülemeye çalıştık onları loş ışıkta...

Hiç bir zorluk çıkartmadılar.
Hatta çok hoşgörülü davrandılar.
İnanarak yapıyorlar bu işi.
Gösterişte filân değil hiç biri...

Değişik duygularla, hislerle.
Döndük otelimize gecenin geç bir vaktinde.
Sabah yine erken kalkacağız.
Meksiko'ya doğru tekrar yola çıkacağız...


Ölüler Bayramı gece mezarlık fotoğraflarım:

.




21 Mart 2014 Cuma

ÖLÜLER BAYRAMI-1...


-31 Ekim 2013 Perşembe-

Ölülere ayrılmış.
Kasım ayını başı.
Maya-Aztek kültürünün bir devamı.
Bu Ölüler Bayramı...

Özellikle Oaxaca yöresinde.
Kutlanıyor geleneksel bir biçimde.
Neş'eyle, müzikle, eğlenceyle.
Bizlerin pek anlayamayacağı şekilde...

Ölüm gerçeğinin üç olasısı:
Ruhun bedenden ayrılması.
Bedenin toprak olması.
Ve ölenin unutulması...

Bu toplumun inanışı.
Ölümün bir son olmadığı.
Asıl ölüm.
Ölenin unutulması...

Ölümden sonra da.
Ruh'un başka bir biçimde.
Yaşamına devam ettiğine.
İnanılıyor burada...

Ölen ruhun bu günlerde.
Dünyaya dönecekleri inancıyla.
Ve buluşmak için onların ruhlarıyla.
Kutluyorlar bu günleri festival havasında...

Görkemli sunaklar düzenleniyor.
Ölüler gelmeleri için teşvik ediliyor.
Turuncu renkli, kadife çiçekli.
Mumları alevli, kafataslı, iskeletli...

Ölen çocukların da.
Büyük önemi var bu bayramda.
Ölü çocuklar hatırlanırken sevgiyle.
Yaşayan çocuklar da anılıyor şükürle...

Ölüleriyle beraber eğlenilen.
Ölüleriyle birlikte yenilen, içilen.
Tek festival bu herhalde her koşulda.
Tüm dünyada...

Festivali bu sabah başladı Oaxaca'da.
Sokaklarda, parklarda, meydanlarda.
Çocuklarla, bandolarla, şarkılarla.
Yarın sürecek tüm gece mezarlıklarda...


Ölüler Festivali ilk bölüm fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipOaqcz4LYYqKZIvV9QuQXAlLWfQ0zTgknoz5ICRf3M8jAuo87S4WlaVllYJp1uD9A/photo/AF1QipM67xPzCnchRaeaLuEiKrAWtk-uETvbN39pOemi?key=MGxvOVQtN1pLWHEtVFpJaEFCQmdwR3pkTEZENmNB

.

20 Mart 2014 Perşembe

OAXACA...


-30 Ekim 2013 Oaxaca-

300 km kadar.
Puebla-Oxaca arası.
Güzel manzaralı.
Ovalı, dağlı...

Filmlerdeki Meksika manzarası.
Bu yolda.
Doğal dev kaktüs ormanları da.
Burada...

Beş saatte alıyoruz.
Bu yolu.
Öğlenden sonra.
Ulaşıyoruz Oaxaca'ya...

İki gece konaklayacağız.
Oaxaca'da.
Holiday Inn Oteli'nde.
Yine bir kolonial kentte...

Aztekler döneminde ismi Huaxyacac.
İspanyollar çevirmişler Guajaca'ya.
Sonra da Oaxaca'ya.
Resmî isimi ise Oaxaca de Juarez...

Benito Juarez, bir Hukukcu..
Oaxaca doğumlu.
Meksika'nın kurucusu.
Ve ilk Devlet Başkanı...

Yüksek dağlarla.
Çevrili bir yöre Oaxaca.
300 bin nüfusuyla.
Farklı etnik kökenli yapısıyla...

Katedraliyle, evleriyle.
Parkları, bahçeleriyle.
Çarşısı, pazarıyla.
Yine güzel bir kent Oaxaca...

Dolaştık Oaxaca'da.
Kolonial bir ortamda.
Ancak çok yoğun bir hazırlık var burada.
Ölüler Bayramı'na....


Oaxaca fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPlbUOFWCyxAio_WbcdWQUP6HrHSHGXEMlkZ7-e3EKmDfRL6c4vfTaoMFOswPmONg/photo/AF1QipM42FgN-qmpXpczcgMTnkudY76T28mD0k4Ie3PJ?key=am1BRDNDaThHMm9WLXdQS3N4emRlaG5pcDJHQzZn

.

19 Mart 2014 Çarşamba

PUEBLA...

-29 Ekim 2013 Salı-

Sabah Mexico'dan çıkmıştık yola.
Sonrasında uğramıştık Cholula'ya.
Gezip, gördükten sonra burayı da.
Konaklayacaktık Puebla'da...

Kısa bir seyahat sonrasında.
Ulaştık Puebla'ya.
Burası, güzel bir eyaletin Başkenti.
Dört bir yanı dağlarla çevrili...

Puebla kurulmuş 1531 senesinde.
Neredeyse 500 yıl önce.
Dünya Mirası Kenti seçilmiş 1987'de.
Tarihi dokusu ve mimarisiyle...

Meksika'nın 4. büyük kenti.
Yaşıyor burada 1.5 milyon kişi.
Oldukça gelişmiş endüstrisi.
Burada kurulu VW'in en büyük tesisi...

Girmeden endüstri bölgesine.
Dolaşıyoruz güzelim kentte.
Kentin kolonial merkezinde.
Sokaklarında ve caddelerinde...

3 katlı binaları, kolonial evleri.
Tek yönlü ve sakin caddeleri.
Biri birini dik kesen sokakları.
Düzgün parke yolları ve parkları...

Unesco Kültür Mirası.
Bir kent.
Böyle olmalı.
Akıldan hiç çıkmamalı...


Puebla kenti Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Puebla#5991377958503635810

.

18 Mart 2014 Salı

CHOLULA...

-29 Ekim 2013 Salı-

90. yılı bugün.
Cumhuriyet Bayramı'mızın.
Kutluyoruz hep birden.
Cholula'ya hareket etmeden...

Bugün rotamız güney-doğuya.
Aslında Puebla'ya.
Ama önce uğrayacağız Cholula'ya.
Sonra da gideceğiz Puebla'ya...

126 km'lik bir yol aslında.
İlerliyoruz güzel manzaralarla.
Yan yana başı karlı iki dağla.
5000 m yükseklikteki volkanlarla...

"Dumanlı dağ" anlamı.
5426 m yükseklikteki Popocatepetl dağı.
"Beyaz kadın" anlamında.
5230 m'lik Iztaccíhuatl volkanı...

Bunlardan Popocatepetl volkanı.
Halen aktif bir yanardağı.
En son 6 ay önce püskürtmüş.
Kül ve lavlarını...

Geliyoruz sonunda.
Cholula'ya.
Büyük Piramidi ile meşhur.
Tüm düyada...

Tek bölgeli
Ama iki kentli.
Bir şehir Cholula.
San Pedro ve San Andres adıyla...

Küçük bir şehir turundan sonra.
Santa Maria kilisesi ziyareti var sırada.
Burası belki küçük bir kilise ama.
İnanılmaz bir yapı iç dekorasyonuyla...

Ardından bir kapıdan giriyoruz.
Dar bir dehlizde ilerliyoruz.
Karanlıkta 800 m kadar gidiyoruz.
Ve tünelin öbür ucundan çıkıyoruz...

Büyük Piramit tam karşımızda.
Aslında koca bir tepenin altında.
Ve koca bir kilise.
Büyük Piramid'in tavanında...

İnanılıyor bu piramidi yaptığına.
Meksiko vadisindeki selden kaçan.
Xelhua adlı bir dev tarafından.
Onun getirdiği kerpiç tuğlalardan...

Başlanmış yapımına klasik dönem öncesinde.
Ancak erişmek için.
Günümüzdeki büyüklüğüne.
Tam 6 kez yapılmış farklı dönemlerde...

En büyük tapınağı
Yeni Dünya'nın, burası.
400X400 m oturduğu zeminiyle.
55 m yüksekliğiyle ve hacmiyle...

Dağ gibi bir tepenin içine.
Piramit sanki gizlenmiş biçimde.
İspanyollar geldiğinde de.
Üzerine yapılmış koca bir kilise...

Sonraki yolumuz kısa.
Gideceğiz Puebla'ya.
Unesco Kültür Mirası bir şehire.
İçinde olduğumuz eyaletin Başkent'ine...


https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Cholula#5991222216919048434

.

17 Mart 2014 Pazartesi

MODERN SANATLAR MÜZESİ...

-28 Ekim 2013 Pazartesi-

Sırada bekliyor bizi.
Modern Sanatlar Müzesi.
Sergileniyor burada.
Birçok Meksika'lı sanatçının eseri...

Buranın da Mimarı.
Pedro Ramirez Vazquez.
Yine 1964 yapımı.
Dairesel planlı, iki katlı...

Bahçesi çok güzel.
İç tasarımı ise mükemmel.
Ortada bir merdivenle.
Gezilebiliyor iki bölüm de...

Geçici sergi yerleri.
Ve sürekli sergi alanları.
Var bu Müzede.
Modern dünya sanatları sergilenmekte...

Modern sanatlarla iç içe.
Olduğumuzun bilinciyle.
Modern bir resimleme.
Yapma isteği belirdi içimde...

Müzedeki ışık ve gölgelerle.
Modern fotoğraflama isteğimle.
Çalıştım bir çok kare üzerinde.
Ne kadar becerebildim, bilemesem de...


Modern Sanatlar Müzesinden fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/ModernSanatlarMuzesi#5990928826862856162

.

16 Mart 2014 Pazar

DİEGO RİVERA...

-28 Ekim 2013 Pazartesi-

Hızla döndük Mexico City'e.
Theoticuan'dan geriye.
Eksiklerimizi gidermeye.
Müze ziyaretlerimize...

İlk ziyaretimiz hızla.
Eğitim Bakanlığı'na.
Diego Rivera'ya.
Duvar resimlerine bakmaya...

Ünlü bir ressam.
Diego Rivera.
Yaptığı büyük boy duvar tablolarıyla.
Tüm dünyada...

Frida Kahlo'nun kocası.
Aslında bir fresk ustası.
Yapıtları süslüyor.
Dünyada birçok duvarı...

Gidip görmeliydik mutlaka.
Frida'nın evini gördükten sonra.
Onu da tanımalıydık.
Eserlerine şöyle bir bakmalıydık...

1886 doğumlu Rivera.
3 yaşında başlamış.
Resimler yapmaya.
Sokaktaki duvarlara...

Ailesi cezalandırmamış.
Tam tersi boyalar almış.
Eline tebeşirler vermiş.
Olabildiğince onu yüreklendirmiş...

Girmiş San Carlos Güzel Sanatlar Akademisi'ne.
Atılmış oradan bir öğrenci eylemi nedeniyle.
Gitmiş İspanya'ya ve Paris'e.
Sonra da İtalya'ya freskleri incelemeye...

Etkilenmiş.
Bu fresklerden.
Duvar resimlerinden.
Onların çarpıcı renklerinden...

1922'de Mexico'ya gelmiş.
6 yılda.
İmza atmış tam 124 duvar tablosuna.
Eğitim Bakanlığı'nın duvarlarına...

Bir fırsatını yarattık.
Eğitim Bakanlığı binasını bulduk.
İki katlı binanın dış koridorlarında.
Bu eserleri keyifle inceledik...

Öylesine güzel resmetmiş ki.
Meksika sosyal hayatı ve devrimlerini.
Fotoğrafta çok iyi görünmese de.
Muhakkak gidip canlı görmeli...


Diego Rivera duvar resimleri fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/DiegoRivera#5990878625046114210

.

15 Mart 2014 Cumartesi

TEOTİHUACAN'DA...

-28 Ekim 2013 Pazartesi-

Gezip, görmüştük Mexico'da.
Guadelupe Bazilika'sını.
Ardından tekrar koyulduk yola.
Bu kez istikamet  Teotihuacan'a...

Tam 50 km yol.
Mexico-Teotihuacan arası.
Burası da Unesco Dünya Mirası.
Bir Aztec arkeoloji alanı...

Kurulmuş MÖ 100 dolaylarında.
2000 yıllık bir kent aslında.
150 bin kişilik nüfusuyla.
Dünyada 6. büyük kent, zamanında...

Teotihuacan aslında.
Aztec lisanında.
"Tanrıların doğum yeri" anlamında.
Ve barındırmış birçok tanrıyı bağrında...

83 dönümlük geniş bir alanda.
Yaşamış Aztec'ler burada.
Eski tanrıyla, yılan tanrıyla, şişman tanrıyla.
Fırtına tanrısıyla, içki tanrısıyla bir arada...

Teotihuacan, ölüler caddesi.
Ve çevresinde birçok evleri.
Tapınağı ve 2 büyük piramidi.
İle  ilginç bir yerleşim yeri...

Bir astronomi merkezi.
Ayni zamanda Teotihuacan kenti.
Barındırıyor içinde Ay Piramidi'ni.
ve de Güneş Piramidi'ni...

Tırmandık bunlardan Güneş Piramidi'nin tepesine.
Öğlen güneşinde bir sürü turistle birlikte.
Dünyanın bu 3. yüksek piramidine.
72 m yüksekliğiyle Cholula ve Giza'nın gerisinde...

Güzel bir arkeolojik alan burası.
Ama Mexico'ya dönülüp gezilecek.
İki müze var daha.
Sırada...


Teotihuacan fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Teotihuacan#5990159912563374226

.

14 Mart 2014 Cuma

MANTAR ÇIKTI...

-14 Mart Tıp Bayramı-

Hacettepe Tıp Fakültesi'nde.
Öğrencilerinin her sene.
Tıp Bayramı etkinliğinde.
Çıkarttıkları  bir dergidir Mantar...

Hacettepe'nin kuruluşundan beri.
Aralıksız her yıl çıkar bu dergi.
İlk kez çıkmıştır 1964 senesinde.
Bizim ilk yıl öğrenciliğimizde...

Mantar, bir gülmece dergisi.
Bol karikatürlü, espirili.
Mizahlı, fotoğraflı, hicivli.
Eleştirileri yerinde ve sevimli...

Yine öğrenciler hazırladı.
Ve bu yıl 50. sayısı yayınlandı.
İlk yıllar benim de emeğim geçmişti.
Öğrenciler demek ki unutmamışlar beni...

Bir yazı istediler bu yıl benden.
Gönderdim 30. yılda yaptığım sunumu hemen.
"Hacet Tepesi Bimarhanesi" başlığıyla.
Evliya Çelebi'nin anlatımıyla:

..........

HACET TEPESİ BİMARHANESİ

Rüyasında “şefaat ya Resuallah” diyeceği yerde “seyahat ya Resulalah” diyen ben hakir kulunuz Evliya Çelebi, 1664 senesi Zemherî ayında pay-ü taht Engürü Vilayetini ziyaret ettim. Bu pek mamûr şehrin keçisi, 864 rakımlı tepesi ve de Şaban Şifaî Külliyesi dünyaca maruftur. İmdi, diğerlerini bir cenaba koyup, bu Medreseyi dilimin döndüğü, kalemimin erdiğince  tasvire başlayalım.

Şaban Şifaî Medresesi, Engürü şehrinin ikinci yüksek zirvesi olan Hacet Tepesi’nin zirvesinde ve de şimendifer yolunun yan canibinde inşa olunmuş, ben diyeyim on katlı siz deyin 100 katlı mamur ve de kâgir bir binadır. Mimarı, bir Doğrama mütehassısı olan hünerli ve de iri kıyım, muhterem bir zattır ki cümle ulemalar her zaman bu ulu kişi karşısında el pençe divan durup, ona hürmette kusur etmezler.

Bu külliyenin kurucusu ve de şeyh-ül etibbası olan bu er kişi Doğramacızade İhsan Efendi namında uzun boylu, esmer renkli, ela gözlü, şirin sözlü, nur yüzlü, omuzları geniş, sesi gür, pençeleri aslan  pençesi gibi, pazuları merdane, tabanları geniş, tuttuğunu kopartan, kopardıklarını da yüce makamlara terfi ettiren sözünün eri, yiğit bir kişidir. Bu Külliye’yi, hüma kuşu gibi bir Etfal Hastanesi’nin küllerinden yeniden inşa eylemiş, bu ilim ve irfan yurdunun terakki etmesi için nice seneler gecesini gündüzüne katup, nice gayretler sarf eyleyerek bu müesseseyi tahayyül ettiği seviyeye eriştirmiştir. Allah, yaptırana da vakfedene de inayet eyleye vesselâm…

Reis-ül etibba Doğramacızade İhsan Efendi’nin inşa eylediği bu müessese öyle bir eserdir ki mimari sanatındaki üstünlüğüne Mimar Sinan efendinin dahi aklı ermez. Burası, namı arza yayılmış tanrı vergisi bir cennet mekândır ki İslâm memalikinde böyle bir Medrese ne yapılmıştır, ne de yapılabilir.

Medrese, iki katlı kerpiç hanelerin istimlâki ve de yıkımlarıyla temin edilen geniş bir arazi üzerinde imar edilmiş ve halâ inşası berdevamdır. Burası sümbüllük ve de güllük bir irem bağı ortasında semaya baş uzatmış, murabba şeklinde mermerden mamûl bir cennet köşküdür. Buradaki sümbül, reyhan, gül ve erguvan gibi muhtelif çiçeklerin lâtif rayihaları cihanı tutar ve hastaların ruhunu mest eder.

Külliyenin alâmet-i farikası, talebeden Tanyerizade Yücel namıyla maruf er kişi tarafından resmedilmiş olup, Yücel efendi bu hizmeti karşılığı Doğramacı Hoca tarafından tunçdan mamûl bir nişanla taltif edilmiştir.

Bu medresenin orta yerinde Hoca Tacettin camii ve dergâhı muhafaza edilmüş olup görülmeye değer iki nadide asar-ı antikadır. Hacettepe Külliyesinin duhuliye kapısı ise ol derece sanatlı bir saadet kapusudur kim, cihan kürede bunun üzerine bir kapu mevcut değildir. Oldukça kadim bir tasvir levhasıdır ki bunu kıraat etmeye teşebbüs eden Müslümanların aklı hepden perişan olur.

Anılan Bimarhaneye faytonların duhulünü men etmek maksadıyla inşa edilmiş manialar vardır ki böyle acayip bir şeye hakir kulunuz Nemçe kal’asında bilem tesadüf etmemişimdir.

Darüşşifa katır terleten bir yokuşla çıkıldıkta sağ cenahta kalan uzun ince kâgir bir binadır. Dışı mermer kaplıdır.Taş ustaları parçaları yek diğerine öylesine perçinlemişdir ki ilave yerlerini değme adam fark edemez. Bu binanın ön ve arka avlularında tabiplerin Medreseye gelir iken kullandıkları yaylı arabalarını bağladıkları ahır, tam bin adet at ve katır alır. Burada yer bulmak ol kadar müşkildir ki bir kimse sabahtan akşama burayı tavaf eylese bilem yer bulabilemez.

Bimarhanenin duhuliyesinde geniş bir avlu mevcuttur. Burası tabanı süt beyazı Marmara mermeri ile bezenmiş yayla gibi bir mekândır. Şifa arayan hastalar, efsunlular, yaralılar-bereliler sabahın erinde buraya gelerek Darüşşifa’nın tabiplerine muayene olmak üzere sıraya girerler. Bu Bimarhanenin öyle mahir hekim ve cerrahları vardır ki hanedandan birisi hastalansa derhâl buraya getirilir. Eğer feleğin felâketlerinden beden mülküne hastalık galebe eylese buranın erbab-ı etibbası anı muhakkak izale eylerler. Lâfın kısası bilginler kaynağı ve de hekimler durağı bir Darüşşifadır burası. Burası ol mertebe faydalı bir Bimarhanedir kim cüzam, Frenk uyuzu hastalıklarına yakalananlar, vücudunda lekeler zuhur edenler, zatülcenp ve hafakan hastalıkları bulunanlar, muhtelif ağrı ve sızıları bulunanlar, vücut azalarından illeti olanlar, mefluçlar 40 gün bu Bimarhaneye devam ettikleri taktirde yüce Allahın emri ile şifa bulup, yeniden anadan doğmuş gibi olurlar. Allahın emriyle azrailin bu Bimarhaneye girmesi men edilmiş olup, tabipleri verdikleri az miktardaki mevta sayısıyla yekdiğeriyle rekabet ederler.

Darüşşifa’nın Üzniyye  Enfiyye  Hançeriyye, Cildiyye, Bevliyye, Akliyye-Asabiyye, Hariciyye, Nisaiyye ve Dahiliyye koğuşlarında hastaların derdlerine derman aranır. Bu koğuşlar ilim ve fenlerinde kâmil, sanatlarında mahir, ellerinde tez, hernevî yaraları tedavi etmeye kadîr, ilâç ve bıçak kullanmakta üstad, tedavi ederken tefekkürle hareket eden erbab-ı etıbba ile doludur. Bu tabiplerin elleri her daim yumuşak olup, hastanın nabzına yapıştığı an mutlaka hastalığı teşhis ederler. Bu tabipler boş vaktlerinde Medresenin kitaphanesine giderek burada Eflâtun, Bukrat, Sokrat, Calinos, Batlamyos gibi hekimlerin asrî kitap ve risalelerini kıraat ederek ilim ve irfanlarını arttırırlar ki bu kitabevinde yok yoktur.

Hacet Tepesi dar-ül Tıp mektebinin avlusunda ulu Mustafa Kemâl Paşa’nın bir tasviri bulunur. Bu Tıp Mektebine duhûl eylemek müşküldür amma huruç eylemek heman heman mümkün değildir. Burada ilim tahsil eyleyen talebe efendiler ve hatun kişilerin sayısı pek mebzul olup, ikibin’in üzerindedir. Bu talebeler muhtelif  ihtimalli suallerle ve ihtimamla devşirilir. 6 sene geçtikte  iyi bir tedrisatla feyizlendirilerek tabiplik mertebesine terfi ettirilerek, mesleklerini muvaffakiyetle idame ettirirler. Yeni devşirme çömez Tıp talebeleri siftah senelerinde Fen, Riyaziye, Nebatat ve Simya ilimlerinin esaslarını hıfzeylerler. İkinci sene sübyanları ise nazarî derslerini kırmızı ve siyah müsamere salonlarında dinleyerek ve yeşil kaplı ve de ciltler dolusu matbuatı hıfzederek kafalarına nakşeylerler.  Bu sübyanlara teşrih dersleri Tanerzade Doğan efendi ve Karatayzade Sıddık efendiler tarafından kemikler, damarlar ve dahili taklavatlar renkli resimlerle izah edilerek ve de dirayetli muallimler tarafından mevtada teşrih edilerek öğretilir. Amma bu sübyan tıp talebeleri –sebebi niçündür bilinmez- mevta cesedi görmekten ziyade Teşrih Hocası Tanerzade Doğan efendinin cüssesinden ve onun şahsî icadı olan zilli imtihandan korkarlar. Hayatî Kimya derslerinde de Özandzade Pınar efendi riyasetinde bilumum hayvanat ve mahlûkat üzerinde “kömür 14 tecrübeleri” yaparak Tıbb-ı esasî ilimlerinin derûnlarına dalarlar.

3. ve 4. senelerinde ak ve pak libaslarını giyerek Bimarhanenin muhtelif koğuşlarına salınıveren kıdemli talebeler burada hastanenin ahvalini tetkik ederlerken bir yandan nazarî dersler görürken, bir yandan da garip vak’alarla karşılaşırlar. Yine burada hocalarının nezaretinde hastadan hikâye almanın ilmini alır, muayene usullerini öğrenir, tefrik-i  teşhis etmeye başlar, parmakla muayenenin özelliklerini kavrar, idrar ve kan içün yapılan asrî tetkikleri değerlendirmeyi öğrenir ve hasta sahipleriyle  nezâketle konuşmanın esaslarını kavrar.

Avam Tababeti derslerinde köylerde yaptıkları tecrübeleri ve bunun neticelerini Fişekzade Nusret efendi ile mütâlaa ve müzakere eyledikten sonra, hitam senelerinde Acilliye, Hariciyye, Nisaiyye ve Dahiliyye kesimlerinde üçer ay “Tabip-Talebe” ünvanıyla ve postalık vazifesi ile istihdam edilirler. Gerçi kefere lisanında tedrisat gören talebelerin koğuşlarında bir mikdar müşkülât olsa da artık bu kadar kusur kadı mahdumesinde bile bulunur.

Bu Tıbbiyye-i Şahane’de feyz gören ve Mantaran lâkabıyla maruf bu talebelerin her sene Etibba Bayramı dolayısıyle  Mart ayının 14. günü neşreyledikleri “Kitab-ül Gırgıriyye el Mantariyye” isminde lâtif bir cerideleri vardır kim her kâmil insanı gülmekten fıtık eden neş’eli ve de renkli bir mecmûadır. Bu mecmua medresenin ve talebelerin dertlerini öyle nazîk bir lisân-ı münasiple dile getirir ki anlayana da anlamayana da davul zurna sedası gibi az gelir… Risalenin her nüshasının siftah sayfasında muhakkak Doğramacızade İhsan efendi zikredilür. İçerisünde diğer hocaların da lâtif minyatürleri, manâlı resimleri ve şakaları bulunur.

Bu Bimarhanede vazife yapan tabipler; ulema sınıfına dahil tabipler ve çırak tabipler olmak üzere ikiye ayrılmışlardır. Bunlardan ulema sınıfına dahil tabipler de tecrübe ve kıdemlerine göre Müderris’ler, Danişmend’ler ve Danişmend Yamakları olmak üzere kademelendirilmiş bulunmaktadırlar. Darülfünun’un Müderris ve Danişmend’leri dilerlerse gün doğumundan gün batımına kadar Bimarhanede çalışırlar, hususî hastalarını bimarhanede kabul ve tımar eyleyerek vakıfdan maaşlarının iki misline kadar akçe ile taltif edilirler. Dileyenler ise öğlen namazına kadar bimarhanede ikâmet eyledikten sonra hususî dükkânlarına hicret eder ve işbu kısa hizmetlerine karşı az bir maaşla taltif edilirler. Memleketteki bilumum Medreseleri ve Ulema sınıfına dahil Müderrisleri sevk ve idare eden “Tedrisat-ı Alî’yi İhsaniyye” şirketidir ki buranın da Reisliğini Doğramacızade İhsan Efendi deruhte eylemektedir.

Bu Medrese-i Etibba’da nice talebelere feyz vermiş, insanların derdlerine deva bulmaya gayret sarf eyleyen her biri mesleğinin ehli nice Hocalar vardır. Bunlardan bir kısmı çok değerli hizmetler ifa ettikten sonra ebediyete intikâl etmiş, her zaman hayırla ve rahmetle yad edilecek hocalardır. Halen vazife eylemekte olan Bimarhane’nin Müderrisleri ise hazik, nabızdan anlar hekimler ve hünerli cerrahlardan mürekkep hocalardır. Bunların daha marufları Midhatpaşa nam yokuşunda dükkânları olan kimselerdir. Bu hocalar öğlen namazında Bimarhane’nin aşevinde içtima eylerler. Burada bu hocalara keykâvus mutfağından nefis yemekler sunulur. Keklik, sülün, üveyik, kaz ve ördek gibi av etleri hekimlerin arzusu ve tarifi üzere pişirilerek, kâseler içerüsünde kendilerine takdim edilir. Burada masalar herkesin kıdemine göre tefrik edilmiş olup çök masası, lök masası gibin kademelere ayrılmıştır. Bu masalardan birinin müdavimi zinhar bir diğer masaya oturamaz. Bu masalarda yemek yenilip, Frenk kahveleri içilirken muhtelif bahisler üzerine kuvvetli hasbihaller yapılır.

Bimarhanede bu Ulema sınıfından gayrı hastaların durumunu yakınen takip eden, yaralarını saran, mebzul miktarda "çırak tabipler" de vardır. Bunlar turfanda neşet etmiş talebe tabipler arasından kavun seçer gibi hassas bir imtihanla seçilirler ve dört sene müddetince usta-çırak usulüyle yetiştirilirler. Bunların yara-çıban tedavisinde, pansuman değiştirmede ve de kan almada mahir olması, emirlere itaat etmesi ve kaşağı ile fırçalanmaya tahammül etmeleri arzu edilir. Hastalara deva, dertlilere dertlilere şifa olmak üzere bu ırgatlar bir makine intizamı ile her gün illetlilerin ahvalini tetkik, dertlerinin seyrini tarassut eder gaitalarına, idrarlarına, balgamlarına bakıp her birine münasip ilaçlar yazıp, hastalığın alâmetlerini hocalarının nezaretinde tetkikat eylerler. Her sabah namaz vaktinden sonra çıraklar, ulemaların nezdinde cümbür cemaat “umumi tefdiş”e iştirâk ederler. Hastalar, ulemalara huşu içerisinde arz ve takdim olunur. Çıraklar, muhtelif suallere “validesinden emdiği süt, enfiyesinden gelene kadar” sorgulanır ve tefdişin hitamında yek yek veyahut da cümle yekûnu kaşağılanarak tefdişe son verilir. Haftada bir gün de –umumiyetle mübarek Cuma günü- “vak’a içtiması” yapılarak hususiyet arzeden hastaların vaziyet muhakemesi yapılır.

Bimarhanede vak’a gören ve ayak işleri ifa eden bu zatlar, beyaz libas giyip, alacalı boyun bağları takarlar. Bunlar ameliyathanede cerrahlık talimi yapar, kütüphanede tıp kitaplarını hatmeylerler ve nazarî mütehassıslık bilgileri hıfzeylerler. Bu çırak tabipler, her gün iki kere koğuşta hastaları tavaf ederek hatırlarını sorarlar ve uhdelerine verilmiş vazifeleri külliyen hitama erdirirler. Bu gureba hekimler bir de yatsı nöbeti tutarlar ve nöbette geçen gecenin hemen akabinde vazifelerine yine devam etmek mecburiyetindedirler. Eğer hastanın vaziyeti tekrar Darüşşifa’ya gelmelerini icap ettirirse, behemehâl Bimarhaneye koşarlar.

Bu hepsi pehlivan bedenli, delikanlı yiğitlerin ulema hocalarıyla birlikte müştereken kurdukları idman takımları vardır. Meşinden mamûl karpuz gibin bir gülleye tekme atılarak yapılan müsabakalarda bimarhanedeki koğuşlar Tetkikspor, Kellegücü, İdrar Yolları İdmanyırdu, Hernispor, Matkapspor, Dikizgücü ve Tonsilspor gibi lâkaplarla katılırlar. Bunlardan Üzniyye, Enfiyye ve Hançereviyye güruhu hepsine galebe sağlayarak dört sene hep birinci gelmiştir.

Bu yamaklar umumiyetle dört sene süren tedrisatlarının sonunda tez tarafından bir tez hazırlayıp ulemalarına arz eylerler. Sonra bunlar cem etmiş beş ulema tarafından muhtelif suallere muhatap olup imtihan edilirler. Ulemalar eğer kabul buyururlarsa bunlara Mütehassıs icazeti verilerek, usta mertebesine terfi ettirilirler. Bunlardan  kabiliyeti tasdik edilenlerden hususi destek verilenler, evvel Yardımcı Danişmendliğe terfi ettirilirken, diğerlerine de tasdiknameleri verilerek Sıhhıye Vekâleti nezdinde tebdil-i hava için hizmet-i mecburiyye’ye gönderilirler.

Darüşşifa’nın en merkezî kısmında “cerrahhane”ler mevcuttur. Burada Bimarhane’nin cerrahları adeta yek diğeriyle yarış ederek sanatlarını icra eylerler. İznik ve Kütahya’nın mavi çinileriyle döşenerek tanzim edilmiş odalarda kerpeten, testere, mengene, küskü, eğe, çekiç ve benzeri cerrahî alât ve edevat mebzul miktarda mevcuttur.

Şimdi, Rabbime hamdolsun ki, bu ilim ve irfan yurdunda gördüklerimi, bildiklerimi kaleme alup bu hikâyatı ve medreseyi naklettim. İmdi; ben fakir kulunuzun umudu ve arzusu odur ki bu şifa yurdunu kuran ve yaşatanlarla atide onu terakki ettirerek yaşatacak olanlar nice elli yıllarda hep hayırla yad edileler inşallah…


Evliyya Çelebi
evliya.celebi@devletiosmaniye.com.tr
.



13 Mart 2014 Perşembe

GUADELUPE BAZİLİKASI...

-28 Ekim 2013 Pazartesi-

Bugün yolumuz kısa.
Gideceğiz Teotihuacan'a.
Arkeolojik bir alana.
50 km lik bir karayoluyla...

Ama önce.
Gezeceğiz bir kilise.
Guadelupe Bazilikası isminde.
Yapılmış Pedro Ramirez Vazquez'ce...

Meksika'lı bir mimar.
Pedro Ramirez Vazquez.
1919 yılında Mexico'da doğmuş.
6 ay önce de 94 yaşında ölmüş...

Sıradan bir mimar değil.
Ulusal Antropoloji Müzesi'ni.
Azteca Stadyumu'nu.
Ve Modern Sanatlar Müzesi'ni yapmış...

O kadarla da kalmamış.
1968 Mexico Olimpiyatları.
Ve 1970 Dünya Futbol Şampiyonası.
Organizasyon Komitesi Başkanlıkları yapmış...

Ayni zamanda bir grafik tasarımcısı.
Pedro Ramirez Vazquez.
Herkesin çok iyi bildiği.
68 Mexico Olimpiyat logosu'nun da yapımcısı...

Antropoloji Müzesi'ni gezip.
Hayran kalmıştık mimarisine.
Ve Pedro Ramirez Vazquez'e.
Şimdi de gideceğiz onun yaptığı bir mabet'e...

Bir katolik kilisesi.
Guadelupe Bazilikası.
Yapılmış yalnızca iki yılda.
1974-1976 yılları arasında...

Muhteşem iç yapısıyla.
Göz kamaştıran renkli vitraylarıyla.
Dairesel bir planda ve 100 m çapında.
Guadelupe Bazilika'sı betondan bir bina.

50 bin kişi kapasiteli.
Alt katta 10, üst katta 9 şapel'li.
Ziyaretçisi 1 milyonun üzerinde.
Bu kilisenin her sene...


Guadelupe Bazilikası fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/GuadelupeBazilikasi#5989782310333146418

.



12 Mart 2014 Çarşamba

ANTROPOLOJİ MÜZESİNDE...

-27 Ekim 2013 Pazar-

Bir kültür bilimi.
Antropoloji.
Araştırıyor insanı ve geçmişini.
Yaşadığı tarihi ve çevresini...

Bir Antropoloji Müzesi var.
Meksiko'da.
Ulusal çapta.
Ancak meşhur tüm dünyada...

Ulusal Antropoloji Müzesi adı.
Pedro Ramirez Vazquez mimarı.
Kapsıyor 80 dönümlük bir alanı.
Geniş mi geniş tam 23 odalı...

Chapultepec Parkı içinde.
Sahip muhteşem bir mimariye.
Barındırdığı birçok arkeolojik eserle.
Geziliyor her gün binlerce turistce...

Girişte silindirik, beton bir yapı.
"El Paraguas" ya da "şemsiye" adı.
Anlatıyor aslında mitolojik bir ağacı.
Birçok sembollerle İspanya öncesi inançları...

Burası Maya, Toltec, Aztec.
Mixtec, Zapotec ve Olmec.
Ve Meksika kültürlerine ait.
Dünyanın en büyük kolleksiyonuna sahip...

Açılmış 1964 yılında.
Bu yıl tam 50. yaşında.
Gezip, görülmesi gerekli bir müze.
Aradan bir elli yıl daha geçse bile...

Fazla uzatmayalım yazıyı.
Gelin birlikte gezelim bu Müze'yi.
Değerlendirelim mimarisini.
Görelim eserlerini, heykellerini...


Ulusal Antropoloji Müzesi fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/AntropolojiMuzesi#5989508357996360210

11 Mart 2014 Salı

FRİDA...

-27 Ekim 2013 Pazar-

Bilinen, tanınan.
Ve üne kavuşan kadın ressam.
Pek yok dünyada.
Frida Kahlo dışında…

Ben de daha yakından tanıdım onu.
Frida Kahlo’yu.
Meksika’nın ünlü kadın ressamını.
Gördükten sonra yaşam mekânını…

Programımız farklıydı aslında.
Pazar günü Mexico’da.
Ancak mecburen değişti birden.
Öğretmen grevi ve bisiklet gezileri yüzünden…

Yollar tıkalıydı.
Otobüsümüz ilerliyemiyordu.
Karar verdik, otobüsten inecektik. 
Yakındaki Frida Müzesine gidecektik…

Meksika Devriminin olduğu zamanda.
7 Temmuz 1910’da.
Meksiko’da.
Dünyaya gelmişti Frida

Çocuk felci geçirmiş, sakat kalmış tam 6 yaşında.
Bir de ağır trafik kazası geçirdi 19 yaşında.
32 kez ameliyat olsa da.
Sol bacağı kesildi sonunda…

Fırtınalı bir hayat yaşadı Frida.
Tüm yaşamı boyunca.
Oto portreler yaptı çok sayıda.
Yatağının tavanındaki aynaya baka baka…

Sanat ve politika çevresinde ünlendi.
Meksika Komünist Partisi üyesiydi.
Evlendi ünlü Meksika’lı ressam Diego Rivera ile.
Evliliği sırasında ilişkisi vardı Troçki'yle bile...

Rivera ile ayrıldı, sonra tekrar evlendi.
Çok sayıda resimler yaptı.
New York ve  Paris’te sergiler açtı.
Büyük üne kavuştu…

Meksiko’da açtığı son sergisine.
Doktorunun yatağından çıkmasını.
Yasaklaması nedeniyle.
Karyolası ile gitmişti  1953 senesinde…

Vefat etti 1954'te.
Resimleri ve eşyaları sergileniyor Mavi Ev’de.
Bizim de gezdiğimiz.
Frida Kahlo Müzesi’nde…


Frida Kahlo Müzesi fotoğraflarım:

Frida filmi tanıtımı:

.

.

.


10 Mart 2014 Pazartesi

MEXİCO...

-27 Ekim 2013 Pazar-

San Cristobal, havaalanına uzak.
Sabah erkenden kalkılacak.
05.00'te yola çıkılacak.
08.00 uçağına yetişilecek...

Yolculuk bu kez Başkent'e.
Mexico City'ye.
Teyyare ile.
Büyük bir Megapol'e...

Tuxtla Gutierrez havaalanından.
Uçacağız AeroMexico ile.
KanadaBombardier firmasının.
Küçük bir jetiyle...

Ayni sırada 10 kişilik koltuklara.
Oturarak gelmişiz biz buralara.
Sağda 2 ve solda tek kişilik koltuklarıyla.
50 kişilik kapasitesiyle rahat edeceğiz bu uçakta...

İniyoruz 1.5 saatlik bir uçuşla.
Benito Juarez Havalimanı'na.
Gerçekten şaşıyoruz havadan görünce.
Mexico City'nin cesametine...

İçine girdiğimizde Mexico'ya.
Şaşırıyoruz bir daha.
Trafiğin yoğunluğuna.
İnsaların kalabalığına...

Ciudad de Mexico İspanyolcası.
Mexico City de İngilizcesi.
Dünyanın ikinci en kalabalık kenti.
31 Federe Eyaletin Başkenti...

Kurulmuş Aztec'lerce,
Denizden 2240 m yükseklikte.
Nüfusu 30 milyon neredeyse.
Günümüzde çevresiyle birlikte...

Zamanımız kısa Mexico'da.
Az bir süre kalacağız burada.
Hızla gezmeliyiz dar zamanda.
Çok yer görmeliyiz koca Megapol'da...

Paseo de la Reforma.
En geniş bulvarlardan biri dünyada.
Kenti ikiye bölüyor boylu boyunca.
Mexico'nun kalbi atıyor burada...

Kalıyoruz bir otelde burada Zona Rosa'da.
Gökdelenlerin arasında.
Gece hayatının tam ortasında.
Bir anlatsam neler var burada Pembe sokakta...

Görülecek yerler aslında çok yakında.
Paseo de la Reforma'da.
Siz fotoğraflara bakarken.
Biz de müzeleri görelim hemen...


Mexico City fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/MexicoCity#5988840400249480290

.

2 Mart 2014 Pazar

SAN CRİSTOBAL...

-26 Ekim 2013 Cumartesi-

İnanmayacaksınız bana ama.
30 sayıda.
San Cristobal kenti var tüm dünyada.
Çoğu da Orta Amerika'da...

Hatta.
Meksika'da da.
Tam 6 kentin adı.
San Cristobal...

Onlardan ayrılıyor bu.
San Cristobal de las Casas.
Yani "San Cristobal Evleri"  adıyla.
Barındırdığı güzel yapılarıyla...

Başkentiymiş Chiapas eyeletinin.
1892 yılına kadar.
Günümüzde ise kültür başkenti.
Yine ayni Eyaletin...

Dağlık, tepelik bir arazide.
Yeşillikler içinde.
150 bin nüfusuyla.
Burası da Kolonial bir kasaba...

Tümü tek yönlü ve dik kesişen yolları.
Taş döşeli sokakları, tarihi yapıları.
Çarşıları, pazarları.
İlle de tek katlı ve renkli binaları...

İşte San Cristobal böyle bir yer.
Masalımsı bir şehir.
Butik bir kent görünümünde.
Turizmin hizmetinde...

Chamula.
Buraya 10 km uzaklıkta.
Tzotzil Maya halkıyla.
İlginç bir kasaba...

Buradaki San Juan kilisesi.
Gerçekten renkli ve çok ilgi çekici.
Ama dini inançları nedeniyle.
Fotoğraf çektirmiyor burada hiç birisi...

Chamula'dan sonra.
Geçildi Zinacantan'a.
Burada bir köy evi ziyaret edildi.
Birlikte güzel vakit geçirildi...

Akşam El Argentino Restoran'da.
Et yenildi.
Arjantin birası içildi.
Hemen akabinde yataklara gidildi...

Yarın uçağa bineceğiz.
Başkent Mexico City'e geçeceğiz.
Sabah erkenden.
Daha horozlar ötmeden...


San Cristobal, Chamula, Zinacantan fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/SanCristobal#5984424914646349410
.