YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

19 Kasım 2014 Çarşamba

KÜBA KRİZİ...


Her şey 1959'da başladı.
Fidel Castro fark etmişti.
Batista’nın Küba’ya minareler yerleştirdiğini.
Ve Amerika kıtasının İslamlaşmaya doğru gittiğini...

Batista rejimini devirdi.
Castro başa geçti.
ABD bunun üzerine  Domuzlar Körfezi çıkartmasını yaptı.
Minarelerin San Cristobal’e yerleştirildiğini kanıtladı...

Müslüman müttefiki ve NATO dostu.
Türkiye ile anlaştı.
O dönemin ABD Başkanı.
J.F. Kennedy

Adana’dan keşif için havalandı.
1960 yılında bir U-2 uçağı.
Böyle bir girişimin olup olmadığını.
Araştırmaktı amacı…

Nikita Kruşçef vurun dedi.
Uçak Rusya’da düşürüldü.
Pilot Gary Powers paraşütle atladı.
Tarih, 1 Mayıs 1960’tı…

Sovyet'lere esir düştü.
Powers, 3 yıl hapis cezası aldı.
21 ay sonra.
Takas edildi bir Rus casusuyla...

Küba’ya daha çok sayıda.
Minareler dikmeye başladı.
Kruşçef Nikita.
Bunun sonrasında…

Kennedy ve ABD korkusundan.
Rus’lardan.
Olan bitenleri dürbünle gözetlemeye başladılar.
Florida kıyılarından…

Minareler peş peşe yükseliyordu.
Küba’daki cümle minareler fotoğraflandı.
Dönemin ABD Savunma Bakanı.
McNamara  bunları Başkana fotoğraflarla  kanıtladı…

Başkan çok kızdı.
Önlemek için İslamiyetin yayılmasını.
Küba’yı denizden ablukaya aldı.
22 Ekim 1962’de ablukayı uygulamaya başladı…

Bu şekilde Amerika Birleşik Devletleri.
Sovyetler’in Türkiye’den getirteceği.
İslam Hocaları'nın Küba’ya girmesini.
Engelleyecekti…

Kruşçef bunun üzerine.
Küba’ya gideceklerin.
Hoca değil Öğretmen olduklarını.
Birleşmiş Milletler’e bildirdi...

Bu arada.
ABD’de  Türkiye ile anlaşmış.
Ve buraya çok sayıda minare gibi.
Bir şeyler yerleştirmişti…

Kuruşçef.
Türkiye’deki  minareler kaldırılmadıkça.
Küba’dakilerin de yerinde.
Kalacağını BM’e bildirdi…

Soğuk savaş başlamıştı.
ABD, 28 Ekim 1962 tarihli bir mektupla.
Türkiye’deki minarelerin.
Zaten Osmanlı döneminden kaldığını.
Ve çok eski olduklarını ve kaldırılacağını bildirdi…

Kuruşçef de.
Zaten imamları olmayan minarelerin de
bir görev yapamayacaklarını” söyleyip.
Küba’daki minarelerin de kaldırılacağını bildirdi…

Sıcak savaşa dönüşmeden
Soğuk savaş bitmişti.
Aradan.
Yıllar geçti…

TC Başkanı, Küba’nın Kolomb’dan önce 1178’de.
İslam denizcileri tarafından keşfedildiğini.
Hatta orada bir cami bile inşa ettiklerini.
Belgeleriyle söyledi…

Şimdi Türkiye, Castro ile görüşecek.
Küba’da bir cami inşa edecek.
Gökten üç nükleer füze daha düşecek.
Bakalım kimin başında patlayacak…




 .

4 Kasım 2014 Salı

TAKSİYARHİS KİLİSESİ...


Kapısına eşek bağlı.
24X36'lık bir slide'ım vardır.
Taksiyarhis Kilisesinde.
Çekilmiş 30 sene önce...

Bakımsız, harap.
Ve de duvarları çatlak.
Köhne ve tozlu.
Bir kiliseydi burası...

Yıkık duvarlar arkasında.
İçim acırdı her defasında.
Gittiğimde Cunda adasının yukarılarına.
Gördüğümde dar sokakları arasında...

Pazar günü.
Bergama dönüşü.
Uğradım Cunda'ya.
Bu güzel adaya...

Girişte bir uyarı vardı.
Koç Müzesi.
Taksiyarhis Kilisesi.
Yazıyordu bu levhada...

Öğlen yemeğimi yedim.
Adada.
Bir meze lokantasında.
Güzel, güneşli bir havada...

Meraklandım.
Gidip, bu kiliseyi.
Yeni haliyle.
Yeniden görmek istedim...

Dar yokuşu tırmandım.
Kapısına ulaştım.
Kapıdaki boz eşek yoktu.
Kilise, kilise gibi olmuştu...

Yapılmış 1873 senesinde.
Rum Ortodoks cemaatince.
Bu kilise nereden bakılsa.
140 yıllık bir eser aslında...

Dünyanın en büyük çan'ına sahipmiş bu kilise.
II. Dünya savaşında.
Yerinden sökülmüş gizlice.
Şimdilerde Bergama Müzesi'nde...

Koç'lar gerçekten güzel düzenlemişler.
Çok da iyi restore etmişler.
Eskisine benzer bir hale dönüştürmüşler.
İçerisine de birçok nesne yerleştirmişler...

Hem kilise kurtulmuş.
Hem de güzel bir Müze olmuş.
Geziyorsunuz gönül rahatlığıyla.
Kapısında artık bir eşek bağlı olmasa da...


Taksiyarhis Kilisesi Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Taksiyahris#6077596590277275122

Taksiyarhis Kilisesi Koç Müzesi Linki: 
http://www.rmk-museum.org.tr/taksiyarhis/index.html

.

3 Kasım 2014 Pazartesi

BERGAMA FOTOMARATONU...


Bergama Fotomaratonu'nun.
Dördüncüsü de.
Yapıldı bu sene.
29 Ekim'de...

4 yıldan beri tekrarlanıyor.
Bu maraton.
Bergama'da.
Fotoğraf severlerin katılımıyla...

Bergama Amatör Fotoğraf Sanatı Derneği.
Kısa adıyla BEAFSAD.
Başkanı ve üyeleri.
Organize ediyorlar bu günleri...

Beş gün sürdü.
Bu yılki etkinlikler.
Sergiler, eğitimler.
Söyleşiler, gösteriler...

Vardı önemli fotoğraf sanatçıları da.
Bilgi paylaşımları da.
Sevgi ve dostluk da.
Fotoğraf yarışması da, bu katılımda...

Fotoğraflar 4 gün içinde.
Bergama'da çekilebilirdi.
Her bir sanatçı.
Sadece 4 eserle temsil edilebilirdi...

157 kişi kayıt yaptırdı.
Bazıları yarışmaya katılmadı.
Bazıları da eksik fotoğraf verdi.
Toplam 550 eser değerlendirildi...

Futbolcular bahane bulur ya.
Hava yağışlıydı, saha çamurdu diye.
Dört gün hava kapalı ve bulutluydu.
Fotoğraf çekimi için hiç de uygun değildi...

Buna rağmen büyük bir özveriyle.
Ve de zevkle, hevesle.
Çalıştı tüm sanatçılar.
Birinciliği almak için yarıştılar...

Ben yarışmalara zaten karşıyım.
Şimdiye kadar hiç yarışmaya katılmadım.
Bir kere üçüncülük aldım.
Nasıl oldu ben de şaşmıştım...
(açıklaması için: http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2012/10/3luk-odullu-fotografim.html)

Fotoğraf çekmek için mi yarışılıyordu.
Yoksa yarışmak için mi fotoğraf çekiliyordu.
Anlıyamıyordum.
Karar da veremiyordum...

Maraton bitti.
Yarışma amaç değildi.
Bence bir araçtı.
Birinciliği sonuçta Koray Ürkmez aldı...

Ben dört günde keyifle gezdim.
Tüm Bergama'yı.
Gördüm ve kendimce görüntüledim.
Bu güzelim beldeyi...

Bu organizasyonun ve maratonun.
En uzun soluklu koşucusu ve kanımca birincisi.
Maratonun organizatörü Levent Karacaoğlu idi.
Ve de kendisi tüm teşekkürleri hak etti...


Bergama Fotoğraflarım:  https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Bergama#6077423455949305570

4. Bergama Fotomaratonu Web Sitesi: 
http://www.beafsad.org/

.


28 Ekim 2014 Salı

BEYDAĞLARI'NDA...


Antalya'ya gideriz.
Senede birkaç kez.
Beş yıldızlı otellerde kalırız.
Çoğu kez...

Bol bol yeriz, içeriz.
Havuzuna gireriz.
Denizinde yüzeriz.
Otelin hamamında terleriz...

Kılımızı kıpırdatmayız.
Otelden hiç çıkmayız.
Gezmeyiz, tozmayız.
Ama Antalya'ya bayılırız...

10 gün önce Antalya'daydım.
Sınıf arkadaşım.
Necati Dedeoğlu'nun.
Kısaca "Neco"nun konuğuydum...

Neco, Hacettepe'de iyi bir öğrenciydi.
Çok iyi bir Hekim oldu.
Toplum Hekimliği'ni seçti.
Pasinler, Hamsiköy ve Tunceli'de hekimlik etti...

Dünya Sağlık Örgütü bursu aldı.
İskoçya'da çalıştı.
Londra'da bir yıl eğitim aldı.
Bir çok yayınlar yaptı...

1984 yılında Antalya'ya geldi.
Akdeniz Üniversitesi'ni seçti.
Halk Sağlığı Başkanlığı yaptı.
41 yıl hizmetten sonra emekli oldu...

Tabipler Birliği Nusret Fişek ödülü.
Füsun Sayek Hizmet ödülü.
Akdeniz Öğretim Elemanları Onur ödülü.
Gibi ödüllerin sahibi oldu...

Neco, ayni zamanda doğa aşığı.
Dağ sevdalısı.
İyi bir tırmanıcı.
Ve iyi bir dağcı...

Öğrenciyken belliydi.
Yerinde duramazdı.
Düz duvara tırmanırdı.
Bizlere hep yukarılardan bakardı...

Akdeniz Üniversitesi Dağcılık Kulübü'nü kurdu.
Uzun yıllar Başkanlığını yaptı.
Lisanslı bir dağ sporcuydu.
Birçok dağlara tırmandı...

Geçen hafta.
Neco'yla.
Güzel bir gezi yaptık.
Beydağları arasında...

Ara yollardan gittik.
Tünektepe, Çalbalı, Sivri dağ.
Arapuçtu, Tunç dağı, Geyik sivrisi.
Kocadağ'ın aralarından geçtik...

Mor dağlar, yeşil ormanlar.
Sarp kanyonlar, bulutlu yaylalar.
Güzelim köyler, meyveli bahçeler.
Bunların arasında nefis tırmanışlar, yürüyüşler...

Önerim, sizler de sadece denizini, tarihini değil.
Dağlarının güzelliğini, doğanın sevimliliğini.
Birlikte yaşayın Antalya'nın dağ yollarında ara sıra.
Neco gibi bir arkadaşınız olmasa da...


Neco ile Beydağları gezi fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Beydaglari#6075016920785065634

.

26 Ekim 2014 Pazar

YAMAÇ PARAŞÜTÜYLE...


Selimiye Batığı dalışlarından almıştık.
Tuğba'yı 1996 senesinde.
Konaklayacaktık bir gece.
Ölüdeniz'de Meri Motel'de...

İlk kez o yıl gördüm.
Babadağ'dan yamaç paraşütüyle.
Atlayanları, uçuşanları.
Sonra da Belcekız sahiline konanları...

Aklım kalmıştı.
Yukarıdan manzara çok güzel olmalıydı.
Sordum, soruşturdum, araştırdım..
Sabah uçacaktım...

Ancak vaktimiz yoktu.
Tuğba'yı Elmalı'ya yetiştirmek gerekiyordu.
Sabah erkenden yola koyulmamız lâzımdı.
Uçuş hevesim yarıda kalmıştı...

Gerçekleşti bu rüya.
18 yıl aradan sonra.
Bu yıl 2014 Ekim ayında.
Fethiye'de konakladığımda...

Temas kurduk Belcekız'da.
Re-action Yamaç Paraşütü firmasıyla.
Uçacaktım pilot Yiğit Yıldırım'la.
Sabahın erken zamanında...

Erkenden gittim Belcekız'a.
Minibüsle intikal ettik Babadağ'a.
1400 metreden birkaç atlayış seyrettik.
Sonra da 1800 m pistimize geldik...

Kalabalık bir yer burası.
Hazırlıklar, tek atlayanlar.
Sıraya girenler.
Tandem atlayış yapanlar...

Pilotumuz genç ve deneyimli.
Üstelik Makine Mühendisi.
Tandem (ikili) uçacağız.
Havada birlikte olacağız...

Sevgili Yiğit bilgilendirdi beni.
Uçuş hakkında önce bilgi verdi.
Tulumu bir güzel giydirdi.
Kaskı da kafama geçirdi...

Sıramızı bekledik.
Bu arada selfie pozlar verdik.
Uygun rüzgârı yakaladık.
Birkaç adım koştuk ve havalandık...

Bir anda boşluktaydık.
Önce biraz yükseldik.
2000 metreye kadar geldik.
Aşağıdaki güzel manzarayı izledik...

Hafif bir rüzgârla.
Güneşli, güzel bir havada.
Yol aldık sohbet ede ede.
Fotoğrafları çeke çeke...

Kuşlar gibi uçmak.
Aşağılara yukarıdan bakmak.
Sessizliğin tam ortasında olmak.
Mutluluk bu, doğayla baş başa kalmak...

30 dakika havada kaldık.
Mavi'nin yeşil'in içinde olduk.
Yavaş yavaş alçaldık.
Sonunda bir kuş misali kumsala konduk...

Hezârfen Ahmet Çelebi gibi.
Hissetmek istiyorsanız kendinizi.
Öneririm.
Siz de yaşayın bu keyifli deneyimi...


Yamaç paraşütü uçuş fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Paragliding#6074363840426256466

.

24 Ekim 2014 Cuma

MAVİ YOL...


Mavi yolculuk bitmişti.
Yarın Antalya'ya gidilecekti.
Ya kısaca Korkuteli üzerinden dağlardan.
Ya da daha uzun yoldan deniz kenarından...

Mavi yolculuktan yeni dönmüştüm.
Bir Mavi yolculuk daha düşünmüştüm.
Kararımı verdim, kıyıdan gidecektim.
Karadan bir mavi yolculuk daha yapacaktım...

Bodrum'dan erken çıktım yola.
Sabah kahvaltısı Güllük limanında.
Ardından Göcek ve Katrancı'da mola.
Fethiye'de durmadan yola koyulma...

Kalkan-Kaş arasında.
Kaputaş plajına.
İnildi tam 187 basamakla.
Mavi'nin güzelini yakalamak amacıyla...

Sonra Üçağız limanı.
Karşıda Kekova adası
Simena yarımadası.
Ve Kaleköy'de Likya mezarları arasında yatılması...

Çayağzı, Finike, Kumluca.
Beydağları arasından.
Kemer, Beldibi, Çamyuva.
Ve sonunda Antalya...

Antalya'da.
Sınıf Toplantısına katılma.
Birkaç gün Neco'da konaklama.
Ardından dönüş yoluna koyulma...

Dönüş yolu da sahilden.
Mavi-yeşil denizden.
Fethiye'de bu kez duraklama.
Gül ve Aybars Turan'da konaklama...

Mavi Yolculuk demişler.
Azra Erhat ve Cevat Şakir.
Gökova'da.
Koylarda tekneyle yapılan yolculuklara...

Kara bir yol değil.
Bu mavi, masmavi bir yol.
Göcek-Kumluca arası.
Görülesi, gezilesi ve de kalınası...


Mavi Yol fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Maviyol#6073331110410473090

.

22 Ekim 2014 Çarşamba

ARASBEY İLE...


Bayram öncesi.
Aytaç Güldamla telefon etti.
Bir "mavi yolculuk" önerdi.
"Gelir misin" dedi...

Kör'ün istediği bir göz.
Tanrı verdi iki göz.
Tabii ki "hayır" demedim.
Kendisini kırmak istemedim...

Aytaç, Ankara'dan.
Lise arkadaşlarımdan.
Elli yıl önce mezun olmuşuz.
Kırk yıl sonra dost olmuşuz...

Aytaç diğerlerini de aradı.
Kurban Bayramı nedeniyle.
Ancak iki kişi.
Daha bulabildi...

Arife günü demir aldık.
"Vira bismillah" dedik.
Bodrum Marina'dan çıktık yola.
Arasbey yatıyla...

Arasbey, 19 m uzunluğunda.
İki tane 825 HP gücünde motoruyla.
30 ton ağırlığıyla.
Ulaşabiliyor 27 mil hıza...

Kos adasını alarak sağımıza.
İstikamet Knidos burnuna.
Gökova Körfezini geçiyoruz.
Rüzgâr hızıyla...

Knidos koyunda.
Kısa bir mola.
İstikamet sonra.
Palamutbükü koyuna...

Burada demirliyoruz.
Beş çayımızı içiyoruz.
Akşam yemeğinde.
Sohbetin tadını çıkartıyoruz...

Sabah erken kalkıyoruz.
Küçük bir camide.
Bayram namazını kılıyoruz.
Köylülerle bayramlaşıyoruz...

Ardından Datça yarımadasında.
Billurkent'e uğruyoruz.
Mustafa Öz ve ailesinin.
Konukseverliğine hayran kalıyoruz...

Akşam artık Hisarönü Körfezindeyiz.
D-Hotel Marin yakınında.
Enfes bir ortamda.
Geceliyoruz Bencik koyunda...

Sabah istikamet Orhaniye.
Kızkumu'nda giriliyor denize.
Ardından bir başka koyda demirleme.
Orman önünde yemyeşil bir denizde dinlenme...

Akşam üzeri ver elini Selimiye.
Burası durgun deniziyle benziyor bir göle.
Akşam yemeği Taşevler'de.
Balık, rakı ve meze ile...

Sabah durgun bir denizde.
Kahvaltı yapıyoruz birlikte.
Geçiyoruz Selimiye kayalıklarını iskelede.
Ardından Kargacık Koyu'nda demirleme...

Burada sualtı fotoğrafçılığı denemesi.
Oltayla balık avlama hevesi.
Eli boş dönülmesi.
Öğlende Nurocan'ın bulgur pilavına talim edilmesi...

Gece dolunay'ın dağların ardından görünmesi.
Mehtapta Lagos ziyafeti.
Urla Şaraplarının tüketilmesi.
Ve doyumsuz sofra muhabbetleri...

Sabahın güzelliği.
Bazlama ekmek yemek isteği.
Bunun için botla iskeleye gidilmesi.
Sonra da sıkı bir kahvaltı edilmesi...

Ardından yola çıkılması.
Yunan karasularına girilmesi.
Pasaportsuz, vizesiz.
Simi adasına çıkartma yapılması...

Legoyla yapılmış izlenimi veren.
Üst üste rengârenk evler.
Mavi-yeşil bir deniz.
Etraf pırıl pırıl, her yer tertemiz...

Öğlen Uzo eşliğinde.
Papalina, ahtapot, karides ve midye.
Yanında Yunan Salatası ile.
İndiriliyor midelere...

Akşam üzeri elveda deme zamanı Simi'ye.
Türk sularına yeniden girme.
İnceburun Koyunda demirleme.
Muhteşem gün batımını görüntüleme...

Akşam yemeği teknede.
Yakamozların eşliğinde.
Kaptanımızın hediyesi meyvelerle.
Ve doyumsuz bir sohbetle...

Sabah gün doğumu kızıl renkte.
Fasıl müziği eşliğinde.
Merhaba güzel bir güne.
Ve yemyeşil bir denize...

Demir alıyoruz.
Kahvaltı sonrası yola koyuluyoruz.
Sağımızda Anadolu kıyıları.
Solumuzda Yunan adaları...

Tekrar Yunan karasuları.
Ve de Kos adası.
Pasaportsuz, vizesiz.
Yine adanın içindeyiz...

Kos Adası.
Mesleğimizin babası.
"Primum non nocere" prensibini.
Belirleyen Hipokrat'ın yaşam yeri...

Altında ders verdiği söylenen.
Çınar ağacını buluyoruz.
Heykelini görüntülüyoruz.
Hipokrat'a saygımızı sunuyoruz...

Osmanlı egemenliğinde.
Kalmış bu ada tam 400 sene.
Kale, cami, hamam ve çeşme.
Kos adasında görülebilir her yerde...

Ayrılıp, hemen karasularımıza giriyoruz.
Turkuaz koyu'na gidiyoruz.
Kısa bir mola veriyoruz.
Ve güneşi batırıyoruz...

Masmavi bir yolculuk sonunda.
Bitiyor Bodrum Marina'da.
Üç dost hemen ayrılıyorlar.
İstanbul uçağına gidiyorlar...

50 yıllık arkadaşlarımı yolcu ediyorum.
Ben geceyi teknede yalnız geçiriyorum.
6 günlük neşe, muhabbet bitiyor.
Ortalığı derin bir sessizlik, yalnızlık kaplıyor...

Yarın otomobilimle yola çıkacağım.
Karayoluyla Antalya'ya gideceğim.
Orada da yine 50 yıllık arkadaşlarımla buluşacağım.
Hacettepe'ye girişimizin 50. yılını kutlayacağım...


Arasbey ile Mavi yolculuk fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Arasbeyile#6072947743704743986

.