YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

1 Ekim 2014 Çarşamba

SAMSUN REGİE FABRİKASI...


Osmanlı İmparatorluğu.
Dış borç ödemelerini durdurduğunu.
İlân ettiğinin ertesinde.
Ortaya çıktı kısaca Regie ismiyle...

"Memalik-i Osmaniye Duhanları 
Müşterek’ül Menfaa Reji Şirketi".
Yani "Osmanlı İmparatorluğu Tütünleri 
Kazanç Ortaklığı Tekeli Şirketi"...

Regie, kuruldu Osmanlı, Alman ve Avusturya.
Bankaları ortaklığıyla 1883 yılında.
4.5 milyon Osmanlı Lirası sermayeyle.
Osmanlı’nın mali iflasını izleyen dönemde...

Tütün ve sigara vergilendirilecek.
Elde edilen gelirle de.
Dış borçların bir bölümü.
Bununla ödenecekti...

Tütün Fabrikaları kuruldu hızla.
Önce 1884'te İstanbul'da.
Sonra 1887 yılında Samsun'da.
Ve 1895'de de İzmir ve Adana'da...

Hızla üretime başladı.
Bu fabrikalar.
Kısa sürede.
Epey yol aldılar...

Örneğin daha ilk on yılda.
500 işçi ve 12 uzmanla.
Üretilmiştir 60 ton sigara.
Yalnızca Samsun Regie Fabrikası'nda...

Tütün iyi bir gelir kaynağıydı.
1 milyon kilo işlenmişti 1905 yılında.
Ödeniyordu borçlar da.
Büyük bir hızla...

Reji'nin kaldırılması düşünülür.
1911 yılında.
Ancak kalır bu karar yarıda.
Balkan Savaşı'nın çıkmasıyla...

Uzatılır imtiyazlar.
Reji şirketiyle.
1913 tarihli bir protokol ile.
15 yıl süreyle...

Cumhuriyet'in ilanının ertesinde.
13 Haziran 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde.
İmtiyazlar yeniden gözden geçirilir.
Tütün vergisi kaldırılır oy birliğiyle...

1925 senesinde de.
Osmanlı'nın Tütün Reji'si.
Satın alınarak 4 milyon TL'ye.
Reji devletleştirilir yeni Hükümetimizce...

Regie ismi değiştirilir.
İnhisarlar İdaresi'ne çevrilir.
Daha sonraki senelerde de.
Tekel diye bilinecektir...

Cumhuriyet'ten sonra.
Sigara imalâtı devam eder.
Samsun'da.
Samsun Tütün Fabrikası'nda...

Kulüp, Birinci, Bafra,
Bahar, Asker, Yenice.
Samsun filtrelisi, filtresiz sigara.
Üretilir burada özenle...

Üretim durdurulur.
Bu fabrikada.
1994 yılında.
Tam 107 yıl sonra...

Uzun süre boş kalır.
Tinercilere mekân olur.
Sonra karar alınır.
Buraya bir AVM yapılacaktır...

100 yıllık üretimden sonra.
50 milyon TL'lik bir yatırımla.
45 önemli "marka"sıyla.
Günümüzde bir tüketim alanına dönüşmüştür artık bu fabrika...


Samsun Tütün Fabrikası fotoğrafları:
https://plus.google.com/photos/105371707000908378020/albums/6065157958110698689/6065159334417094818?banner=pwa&pid=6065159334417094818&oid=105371707000908378020
.

16 Eylül 2014 Salı

ERTUĞRUL FIRKATEYNİ ŞEHİTLERİ ANITI...


Ne kardaş kardaşa bakar, ne yoldaş yoldaşa
Denizler çıkdı sefinemizi çaldı şöyle bir taşa
Beş dakika içerisinde vallahi oldu parça parça
Beşyüz yetmiş iki kişiden, altmış dokuz’u halas dediler

-Serdümen Hakkı Efendi’nin Ertuğrul Firkateyni Destanı'ndan-

……………

İki yıl önce.
Yazmıştım blog sitemde.
Bu adreste:
Kırmızı Küre’nin hikâyesini.
Ertuğrul Fırkateyni’ni.
Onun seyahatini.
Ve hazin öyküsünü…

İşte o abide.
Binbir güçlükle.
Tamamlandı Ünye’de.
Ve açıldı dün bir törenle…

Beş yıl önce bir anıt fikri akla gelmişti.
Yerel tarihçi Yaşar Karaduman önermişti.
Arkadaşım Sait Kapıcıoğlu önder olmuştu.
Bu konu için bir Dernek kurulmuştu…

Uğraşıldı, didinildi.
Oşima kıyılarına benzer bir yer seçildi.
Topyanı mevkii belirlendi.
Tahsis için izin istenildi…

Valilik, Kaymakamlık.
Belediye, Bakanlık.
Anıtlar Yüksek Kurulu.
Hepsi çok zor ikna oldu…

Anıt tamamlandı beş yıl'ın hitamında.
Batışının ardından tam 124 yıl sonra.
Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı.
Güzel bir törenle dün açıldı…

Ünye’liler oradaydı.
Kore Gazileri alandaydı.
Oruç Reis Fırkateyni karşımızdaydı.
Ertuğrul Şehitleri de aramızdaydı…

Önce saygı duruşunda bulunuldu.
Oruç Reis Fırkateyni sessizliği bozdu.
Japon ve Türk ulusal marşları dinlenildi.
Bayraklar sembolik gemi direğine çekildi…

Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu.
Açılış konuşmasını yaptı.
Ardından Japonya Ankara  Büyükelçisi.
Yutaka Yokoi bulunanlara seslendi…

Sonra Ünye Belediye Başkanı.
Peşinden Ünye Kaymakamı.
Son olarak da Ordu Valisi konuştu.
Günün anlam ve önemini anlattı…

Sonra tadat (yoklama) töreni yapıldı.
Sekiz Ünye’li Ertuğrul şehidinin ismi.
Tek tek okundu.
Hep bir ağızdan “aramızda” yanıtı alındı…

587 deniz şehidimiz anısına.
Ve Türk-Japon dostluğu adına.
Dört beyaz güvercin uçuruldu.
Anıt alanına ağaç dikimi yapıldı…

Japonya.
Oşima adasında.
Kazadan bir yıl geçmeden 1890 yılında.
Bir anıt yapmıştı şehitlerimiz anısına…

Aynen şöyle yazıyor.
Oşima adasındaki anıtta:

Rüzgâr Tanrısı hiddetlenince koca gemi de güçsüz oldu,
Gemiciler şehit düştülerse de dostluğumuzun temeli oldu,
Hatırasını taşa oyuyoruz taziyemizi sunuyoruz.
Nippon İmparatorluğu kuruluşunun 2551 (1891) yılı

Bizler ise 124 yıl aradan sonra.
Vatanımızda ilk defa.
Şehitlerimizin anısına.
Bir anıt yapabildik sonunda…


Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı fotoğraflarım:
.


8 Eylül 2014 Pazartesi

ALAÇATI...


Rüzgârı.
Sörfü.
Ve de evleri meşhur.
Alaçatı'nın...

Pek bilinmezmiş.
Alaçatı.
20-25 sene.
Öncesinde...

İşinde gücünde.
İnsanlar yaşarmış.
Alaçatı'da.
Uğraşırlarmış tarımla...

Pirî Reis.
Kitab-ı Bahriye'sinde yazar.
"Alaca at limanında".
"Deniz yufkadır" der...

Rüzgârı çok.
Ama denizi sığ.
Ve durgundur.
Alaçatı'nın...

Önce rüzgâr'ı keşfedilmiş.
Sonra sığ koyu.
Rüzgâr Sörfü okulları açılmış.
Alaçatı bir anda sörf merkezi olmuş...

Daha sonra fark edilmiş.
İki katlı taş evleri.
Yel değirmenleri.
Dar sokakları ve geçitleri...

İstanbul'lular gelmiş.
Evleri satın almış.
Bir güzel onartmış.
Yeni bir şehir yaratmış...

Evler çevrilmiş pansiyon'a.
Bir sürü lokanta.
Sayısız çayhane.
Ve arada birkaç meyhane...

Ana yapı bozulmamış.
Evler güzel korunmuş.
Yerli halkı azalmış.
Ama İstanbul'lular da hayli çoğalmış...

Günümüzde geziyorsunuz.
Keyifle yiyip, içiyorsunuz.
Kalabalıkta begonviller arasında.
Alaçatı'nın  dar sokaklarında...


Alaçatı Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Alacati#6056733137972288466

.

2 Eylül 2014 Salı

YAŞ YETMİŞ...


Yiğidin.
Harman olduğu yerden.
Erzurum'dan.
Sevgili Aytaç can...

Erzurum'lu.
29 Ağustos'lu.
1944 doğumlu.
70 yaşını yeni doldurdu...

Lise'den arkadaşımızdı.
Uzun boylu, iri yapılıydı.
Doğru sözlü, gür sesliydi.
Dadaşın önde geleniydi...

Ona  "Baba Aytaç" denilirdi.
Lise'de bile lâkabı böyleydi.
Bu İTÜ'de de devam etti.
Hep bu şekilde bilindi...

Başarılı bir iş adamı.
Cenay Grup AŞ ortağı.
İki bala'nın babası.
Var iki de torun damlası...

Aytaç, sevgi doluydu.
Dost canlısıydı.
Arkadaş delisiydi.
Herkesin sevdiği bir kişiydi...

Çocukları ona sürpriz yapmıştı.
Bir doğum günü partisi hazırlamıştı.
Bodrum'da Türkbükü'nde olacaktı.
Kutlama Granca Evleri'nde yapılacaktı...

Lise'den gardaşları.
İTÜ'den canları.
Site'den komşuları.
Yanında olmuşlardı...

Keyifli bir havada.
Sevgi dolu bir ortamda.
Oturuldu, konuşuldu, sohbet edildi.
Yenildi, içildi, eğlenildi...

Gecenin bir geç vaktinde.
Cahit Sıtkı getirildi dile.
Hem şiirle.
Hem de müzikle...

Haydi Aytaç, vakit tamam,
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece,
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana...


Baba Aytaç 70. ad günü kutlaması fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Aytac70#6054418344325479874

.

28 Ağustos 2014 Perşembe

TORNET...


Şimdiki bebeler.
Tornet'i pek bilmezler.
Ne şeklini, ne de gürültülü sesini.
Çocukluğumuzun bu muhteşem keşfini...

Ben çocukluğumda tanıdım.
Tornet'i.
Yenimahalle'ye geldiğimizde.
Ankara'ya 1960 senesinde...

Evimiz Dereboyu sokaktaydı.
Semt pazarı kurulurdu.
İvedik caddesinde.
Evimize hayli uzakta bir yerde...

Memurdu Yenimahalle'lilerin hemen hepsi.
Genellikle tümü orta halliydi.
Kimsenin yoktu otomobili.
Yollar uzun uzun yürünürdü...

Semt pazar'ı İvedik'teydi.
Semtin en uç kesimindeydi.
Arazi biraz eğimliydi.
Pazara tornetle gidilirdi...

Sokağın çocukları yapardı.
Tornet'i.
İmeceyle, işbirliğiyle.
Ve de kısıtlı deneyimleriyle...

Önce rulman'lar bulunurdu.
Tahtadan sağlam bir kasa yapılırdı.
Tahtadan bir de direksiyon ayarlanırdı.
Sonra da rulmanlar yerlerine takılırdı...

İki tekerlekli.
Üç tekerlekli.
Ya da dört tekerlekli olabilirdi.
Tornet, modeline ve ihtiyaca göre...

Genellikle binek içindi.
İki ve üç tekerliler.
Dört tekerliler ise.
Yarardı pazardan yük getirmeye...

Hafta içinde tornetlere binilirdi.
Ayak gücüyle itilirdi.
Eğimli arazide.
Oldukça hızlı gidilirdi...

Çocukların tek eğlencesiydi.
Tornet çok sevilirdi.
Tornet yarışları yapılırdı.
Formula-1'e rakip olunurdu...

Yollar boştu.
Ara sokaklar uygundu.
Otomobil hemen hemen hiç yoktu.
Tornet'ler üçlü, beşli koşturulurdu...

Hafta sonlarında.
Gidilirdi annelerle pazar'a.
Kıyıda, köşede beklenir.
Sebzeler, meyveler tornet'e yüklenirdi...

Sonrası daha zordu.
İtmek gerekirdi yukarı doğru.
Dolu kasayla, yüklü ağırlıkla.
Zorlanırdık dik yokuşlarda...

Dizayn edilirdi çocukça.
Yapılırdı büyük bir ustalıkla.
Tornet'imiz hem işe yarardı.
Hem de oyuna...

Bilmez şimdinin bebeleri.
Paten'in, kaykay'ın, scooter'ın.
Hatta asrın buluşu Segway'in prototipini.
El emeğiyle tarafımızdan yapılan şeklini...

O devirde yoktu kimsenin.
Fotoğraf makinesi.
Ama her çocuğun.
Vardı iyi-kötü bir tornet'i...

Yok hiçbirimizin bu nedenle.
Çekilmiş bir resmimiz tornet'le.
Ama en büyük eğlencemiz o dönemde.
Biliniz ki binmekti bir Tornet'e...


Tornet Fotoğrafları (internetten):
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Tornet#6052319046045228578

Tornet yapımı (video)
https://www.youtube.com/watch?v=7FAJS8FTMJ8

.

25 Ağustos 2014 Pazartesi

ÜÇKUYULAR PAZARI...


20 yıldır kuruluyor.
Üçkuyular Pazarı.
Evimin hemen karşısında.
Caddenin ardında...

Ben bir yıldır gidiyorum.
Alış-verişimi yapıyorum.
Yiyeceklerimi alıyorum.
Hemen her Pazar gününde...

Renkli bir pazar.
Ot, sebze, meyve.
Yumurta, peynir, meze.
Her şey taze mi taze...

Urla'dan, Kemalpaşa'dan.
Seferihisar'dan, Torbalı'dan.
Salihli'den, Tire'den.
Menderes'ten, Ödemiş'ten...

Akşam bahçeden kopartılanlar.
Çiçeği daha üstünde olanlar.
Kavun'lar, karpuz'lar.
Semizotu'lar, maydanoz'lar...

Badem'ler, domates'ler, biber'ler.
Kereviz'ler, üzüm'ler, börülce'ler.
Enginar'lar, patlıcan'lar, kızılcık'lar.
Roka'lar, Mandalina'lar, limon'lar...

Kaşarlanmış deneyimli satıcılar.
Bağıranlar, çağıranlar.
Sesi çıkmayan köylü kadınlar.
Tümü mallarını satma çabasındalar...

Yaşlılar, varlıklılar, memurlar.
Gençler, işçiler, orta halliler.
Bireyler, eşler, aileler.
Evlerine bir şeyler götürmek isteyenler...

Bazıları almak sevdasında.
Diğerleri de satmak amacında.
Ama hepsinin amacı.
Karnını doyurmak aslında...

Burası renkli bir yer.
Oldukça güzel bir pazar.
Benden duymuş olmayın ama.
Yakında bir AVM kuracaklar buraya da...


Üçkuyular Pazarı Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/UckuyularPazari#6051177601191131314


.

19 Ağustos 2014 Salı

CAFE DEL MUNDO...


2012 yılında.
Trans Sibirya yolculuğunda.
Tanıdım Murat Fıçıcı'yı.
O gezide baş yoldaşımızdı...

Boğaziçi Üniversitesi mezunu.
Dinamik, hareketli.
Bir Matemetikçi.
Murat Fıçıcı...

10 yıl kadar önce.
Yaptığı gezilerden edindiği deneyimlerle.
Açıyor bir Kafe, Eskişehir'de.
Adı da Varuna Gezgin Kafe...

Gençlerle çıkıyor Murat yola.
Önce Eskişehir, sonra Ankara.
Daha sonra da İstanbul ve İzmir'de.
Geliştiriyor bunu Cafe del Mundo ismiyle...

Gencecik personeliyle.
Bu Kafe'lerde.
Hizmet veriyor.
Yaşlısına, gencine...

Eskişehir'dekine gitmiştim.
Ortamı çok beğenmiştim.
İzmir'e geldiğimden beri.
Arada bir İzmir şubesine de gidiyorum...

Tulga Ozan yönetiyor.
İzmir şubesini.
O da arkadaşım.
Trans Sibirya yolundan...

Kıbrıs Şehitleri caddesini.
Dik kesen sokaklarda.
Birçok eski İzmir evi.
Kafe olarak kullanılır İzmir'de...

Bunlardan birisi.
Kanımca da en iyisi.
Ortamıyla, sunumuyla.
Cafe del Mundo'dur...

Odalar ve salonlar bir Müze gibidir.
Antik objelerle doludur.
Nereye bakacağınızı bilemezsiniz.
Renkli bayrakları, eşyaları incelersiniz...

Samimi bir ortamda.
Gençlerin arasında.
Dilerseniz içersiniz bir kola.
Ya da bira...

Kahvaltı yapabilirsiniz.
Hızla bir şeyler atıştırabilirsiniz.
Ya da çok güzel yemekler yiyebilir.
Veya kitapları karıştırabilirsiniz...

Sunumu güzeldir.
Kalitesi fevkaladedir.
Tüm yiyeceklerin.
Ve de bütün içeceklerin...

Özetle.
Biraz dinlenmek istediğinizde.
Ya da bir arkadaşınızla sohbetinizde.
Uygun bir mekândır bu Cafe...


Cafe del Mundo İzmir fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/CafeDelMundo?noredirect=1#6048968040081877554

.