YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

27 Ağustos 2015 Perşembe

HACETTEPE MACERAM...


1960'lı yıllardan beri.
Tanırım Hocam Dr. Nazmi Hoşal'ı.
Önce Hacettepe'de talebesi olmuşumdur.
Sonra da 4 yıl Asistanlığını yapmışımdır...

Hacettepe'nin renkli Hocalarından birisidir.
Belki de en başta gelenidir.
Ataktır, girişimcidir.
Cesurdur, yüreklidir...

1962 senesinde.
Eylül ayının bir gününde.
Başlamıştır Hacettepe'ye.
Ve emekli olmuştur 1997'de...

Hocam Nazmi Hoşal kaleme aldı.
Hacettepe anılarını.
Ve bunları 2015'de yayınladı.
Kitabı, "Hacettepe Maceram" başlıklıydı...

"Kıymetli dostum ve meslektaşım.
Prof. Dr. Yücel Tanyeri'ye sevgilerimle".
Yazıp, 29.06.2015 tarihinde imzaladığı.
Anlatmaya çalışalım bu kitabı...

1 Ocak 1957 tarihinde.
Başlamasıyla İntörn'lüğe.
Chicago Edgewater Hastanesi'nde.
Anılar anlatılıyor peş peşe...

Ve 8 Aralık 1997'de.
67 yaşına gelmesiyle.
Hacettepe'de emeklilik yemeğiyle de.
Anıları sona ermekte...

Tam 40 yıllık anıları.
Amerika'daki Uzmanlık eğitimi.
Türkiye'ye gelişi.
Ankara Tıp Fakültesi'nde Uzmanlığı...

Ankara Hastanesi'nde çalışmaları.
Gülhane'de Yedek Subaylığı.
Buralardaki anıları.
Ve Hacettepe'ye alınması...

Hacettepe'de KBB Kliniğini kurması.
Hacettepe'nin Tıp Fakültesi olması.
Ardından Üniversite'ye dönüşmesi.
Evliliği, çocukları ve ailesi...

Sonra Doçentlik Sınavı macerası.
Ankara KBB Derneği'nin kurulması.
Hacettepe KBB Kliniğindeki çalışmaları. 
Asistanları ve Tonsilspor anıları...

Hacettepe'li meslektaşları.
Dostları, arkadaşları.
Muayenehane açması.
1970'li ve 80'li yılları...

Emekli oluşuyla.
Renkli anlatımı, hatıralarıyla.
Yaptıklarıyla ve yapamadıklarıyla.
Hepsi "Hacettepe Maceram" kitabında...

Sağolsun benden de bahsetmiş.
Hocam kitabında.
Bir paragrafla.
Hak etmediğim iltifatlarla...

"Dr. Yücel Tanyeri'nin sanat yeteneğinin yanında çok mükemmel bir futbol ustası olduğunu da belirtmek isterim. Takımımızın değişmez, demir gibi bir "libero"suydu. Yücel'i, kıymetli arkadaşım Dr. Abdülkadir Tanyeri'nin yeğeni olarak öğrenciliğinden beri tanıyordum. Yücel daha öğrenciliği sırasında Hacettepe'nin geyik şeklindeki resmî armasını yapan kişidir. Yücel, akademik başarılarının yanında, bütün kongrelerin aranan kişisi olmaya devam etmektedir".

Kitap tam 232 sayfa.
Teknisyen Bahri'den Doğramacı'ya.
Ve zengin fotoğraflarla.
Birçok kişi daha anlatılmakta...

Kitabının son sayfasında da.
Nazmi Hoca.
Değiniyor emekliliği sırasında.
Yaptığı son konuşmaya...

"...konuşmamda kliniğin kuruluşundan çalıştığım son güne kadar birçok tatlı ve acı olaylar yaşadığımızı, geride iftiharla anacağım hatıralar bırakarak ayrıldığımı hatırlattıktan sonra, çalıştığım yıllarda birçok kişiye gereğinde sert davrandığımı, hiçbir hatayı  affetmediğimi söyledim. Bütün elemanların yetişmeleri için azami gayret gösterdiğimi, bildiğim hiçbir şeyi saklamadığımı, öğrenmeleri için de gereğinde çok kırıcı olduğumu da ekledim. Ancak bütün kırmış olduğum arkadaşlarımdan hiçbirisinden özür dilememi beklememelerini, çünkü hareketlerimin kendi şahsî menfaatim için olmadığını, hiç kimseden benim şahsî hiçbir işimi görmesini istemediğimi, kurumun düzgün ve mükemmel çalışması, daima ileri gitmesi için yapıldığını söyledim ve ayrıldım. Arkamda, 40 yıllık gayretlerimin sonunda Amerika ve Avrupa'nın belli başlı Üniversitelerinin seviyesinde bir klinik, birçok engellemelere rağmen yurdumuzda hala birçok üniversitenin hayranlıkla baktığı, kurmaya çalıştığı mükemmel bir Odyoloji Bilim Dalını da kurmuş olmanın heyecanını yaşadım. Ülkemizde modern Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisini kurma ve geliştirme çabalarımın sonucunda Türkiye'nin dünyanın birçok gelişmiş batılı ülkesinden daha yüksek seviyelere ulaştığını görmenin mutluluğunu hissetmekteyim". 

Renkli anlatımı ve anılarıyla.
Geçmişe ışık tutan yapısıyla.
Güzel bir belgesel hazırlamış Nazmi Hocam.
Alınası, okunulası bir kitap "Hacettepe Maceram"...



19 Ağustos 2015 Çarşamba

STALİN MÜZESİ...


İosif Visaryonoviç Cugaşvili desem
Çoğunuz tanımazsınız.
İlk takma adı “Koba” desem.
Yine bileceğinizi sanmam…

Bu kişi, 1912’den sonra.
Rusça'da.
Çelik” anlamında.
Tanındı “Stalina” olan ikinci takma adıyla…

Stalin, Gürcistan’da.
1879 yılında.
Gözlerini açtı minik bir evde.
Gori isimli küçük bir köyde.…

Babası, doğduğu evin bir odasında.
Uğraşmaktaydı kunduracılıkla.
Babası gönderdi onu Rahip okuluna.
O da okuldan atıldı 1899’da…

Gençliğinde.
Öncüydü 1 Mayıs gösterilerinde.
Daha ileride.
Baş rollerdeydi Kafkas Bolşevikleri'yle…

1912 yılında.
Petrograd'da.
Başladı  Pravda Gazetesi’ni çıkartmaya.
Yazılar yazdı Pravda'da "Stalin" takma adıyla…

1917'de Ekim Devrimini gerçekleştirdi.
Tam 31 yıl Komünist Partisi Genel Sekreteri’ydi.
Lenin’den sonra Sovyetler’in lideriydi.
II. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordu Başkomutanı’ydı…

Devleti için belki çok şey yaptı.
Ona göre “iktidar için her yol mubah”tı.
Bir yandan da tarihin gördüğü.
En zalim bir diktatördü…

Her fani gibi o da.
Öldü 1953  yılında.
Moskova’da 75 yaşında.
Ve gömüldü Kremlin mezarlığına…

Ölümünden sonra, 1957 yılında.
Stalin’in anısına.
Gürcistan'da.
Doğduğu Gori'de başlandı bir Müze yapımına…

Üç bölümden oluşuyor bu Müze.
İlki ait doğduğu eve.
İkincisi  dayanıyor belgelere.
Ve üçüncüsü de kendisine ait tren’e…

Gerçekten güzel korunmuş.
Doğduğu ve 4 yaşına kadar yaşadığı.
Ev iki oda bir sofa, tek katlı.
Evin çatısı da kiremit kaplı…

Müze binası.
Oldukça alımlı.
Ama içi oldukça karanlık.
Ve de epey karmaşık…

Birçok belge, kişisel eşya.
Çok sayıda fotoğraflarla.
Ve kronolojik bir sıralamayla.
Sergilenmiş yalnızca Gürcü ve Rus lisanında…

Üçüncü kısım da.
Müzenin avlusunda.
Ayrılmış Stalin’in.
Yeşil vagonuna…

83 tonluk, zırhlı bu vagonla.
Stalin çıkmış uzun yolculuklara.
1941 yılından sonra.
Tahran’a, Potsdam’a, Yalta’ya…

Rus egemenliğinde iken Gürcistan.
Bu Müze önemli bir mekânmış.
Özgürlükten sonra gözden düşmüş.
Bahçedeki Stalin’in dev heykeli de yok edilmiş…


Stalin Müzesi Fotoğraflarım:
.

17 Ağustos 2015 Pazartesi

BATUM...



23 sene önce.
Batum’a gittiğimizde.
Konaklamıştık bir gece.
İnturist Otel’de…

Minare yıkılmış ama mihrap yerinde
Diye güzel bir söz vardır dilimizde.
Otel belki yıkık döküktü o dönemde.
Ama mimarisi besbelli ki çok güzeldi 1992’de…

Dünyaca ünlü Rus Mimar.
Alexey Shchysev.
1939 senesinde.
Yapmıştı bu güzel oteli…

II. Dünya Savaşı bitiminde.
Müttefik Devletler’in üç lideri.
Churchill, Stalin ve Rosevelt’i.
Buluşturacaklardı Batum’da bu güzelim otelde…

Ancak son anda alınan bir kararla.
Konferans alındı Yalta’ya.
İnturist Otel üç konuğunu ağırlayamadan daha.
Bizleri konuk etmişti 1992 yılında…

Gürcistan yeni bağımsızlığını kazanmıştı.
O dönemde her tarafta büyük bir karmaşa vardı.
Otel tozlu, harap ve bakımsızdı.
Bırakın elektriği, suyu bile yoktu…

23 yıl sonra.
Konakladık yine burada.
İsmi değişmiş Hotel İntourist Palace olmuştu.
Discosu, Casinosu ile beş yıldıza kavuşmuştu…

Batum kenti de öyleydi.
Çağdaş bir görünümle önümüzdeydi.
Her şey yeniydi.
Her köşe düzenliydi…

Batum, 23 yıl geçtiğinde.
İnturist Otel gibi büyük aşama kaydetmişti.
Eli, ayağı, görünümü düzelmişti.
Gençleşmiş, güzelleşmişti…

Sokaklar, meydanlar daha sevimliydi.
Herkes neşeli, mutlu ve sevinçliydi.
Yeni yeni heykeller, çağdaş binalar dikilmişti.
Batum’a yeni bir çeki-düzen verilmişti…

Kent kendine gelmişti.
Daha bir zenginleşmişti.
Altın Post’u bulmadıysa bu Batum’lular.
23 yılda acaba nasıl bu hale gelmişti…

Batum Fotoğraflarım:


.

13 Ağustos 2015 Perşembe

SİGHNAGHİ...


19 Temmuz Pazar.
Bugün Kahketi’ye yolculuk var.
Kahketi Bölgesi.
Gürcistan’ın şarap merkezi…

100'den fazla.
Üzüm çeşidi üretiliyor burada.
Gürcistan’da.
Şarabın ana vatanında…

Telavi’de.
Bir şarap üretim merkezinde.
Şaraplarımızı tadıyoruz.
Ardından Akhmeta’ya kadar uzanıyoruz…

Dönüş yolu uzun.
Yorgun yorgun.
Ulaşıyoruz bir beldeye.
Sighnaghi’ye…

Uzaktan bile.
Hoş geliyor göze.
Ovaya bakan bir tepede.
Mola veriyoruz Sighnaghi’de…

İnanılmaz güzel bir kasaba.
Tarihi yapısıyla.
Taş sokaklarıyla.
5 km’lik  çepeçevre surlarıyla…

Bu surlar inşa ettirilmiş 18. yy’da.
Dağıstan saldırılarından korunmak amacıyla.
Kent buraya sığınmış kalmış.
İsmini de Sighnaghi’ yani “sığınak” kelimesinden almış…

Küçücük bir kasaba.
Sighnaghi, 2000 kadar nüfusuyla.
Geçimi tümüyle turizm yoluyla.
Biraz da şarap üretimi ve halıcılıkla

İnişli çıkışlı taş döşeli yollarında.
Keyifle dolaşıyorsunuz eski evler arasında.
Orijinal yapısı korunarak yapılan restorasyonlarla.
Sighnaghi, bir “sevgi kenti” ayni zamanda…

Önde dümdüz Alazani ovası.
Arkada Kafkas dağları.
Sighnaghi de özgün yapısıyla.
Huzur veriyor ziyarete gelen yabancılara...

Dağıstanlardan 300 yıl sonra.
Bizler de sığındık buraya.
Dostluk ve barış ortamında.
Sıcak bir havada soluklanmaya…

Kahketi bölgesi Fotoğraflarım:


.

11 Ağustos 2015 Salı

MESTİA...


22 Temmuz Çarşamba.
Sabah erkenden koyuluyoruz yola.
Kutaisi ziyareti sonrasında.
Mestia’ya ulaşıyoruz akşam karanlığında…

Mestia, Svaneti bölgesinde bulunmakta.
Svaneti de Gürcistan’ın kuzey-batısında.
Rus sınırında.
Batı Kafkaslarda…

Burası 3000-5000 m yükseklikte.
Avrupa’nın en yüksek yerleşim yeri olarak bilinmekte.
Kafkas dağlarının en yüksek on zirvesi de.
Bu bölgede…

Svaneti bölgesi karlı dağları, yeşil vadileri.
Dağ yamaçlarına yerleşmiş küçük köyleri.
Dereleri, nehirleri, orta çağdan kalma taş kuleleri.
Ve dağ geçitleri ile bilinmekte…

Mestia bölgenin en önemli.
Yaz ve kış turizm merkezi.
Küçük pansiyonları ile, minik otelleriyle.
Ve de Unesco Kültür Mirası taş kuleleri ile…

Svan halkı.
Gürcülerden farklı.
Özgün kültürleri, dilleriyle.
Onurlu, gururlu kişilikleriyle…

Geçit vermemişler, direnmişler, savaşmışlar.
İstilacılara her defasında engel olmuşlar.
Svanlar savaşçı kimlikleriyle.
25 m yükseklikteki savunma kuleleriyle…

Svaneti bölgesi günümüzde turistlerce.
Yavaş yavaş işgal edilmekte.
Taş kuleler ise.
Buna artık şahitlik etmekte…

Gerçekten çok güzel bir yöre.
İlginç kuleleriyle.
Çayırları, ormanları, nehirleriyle.
Ve başı her zaman karlı dağları ile…

Dağ tırmanışları, kış sporları.
Yayla yürüyüşleri, at binişleri.
İle tam bir turizm merkezi.
Svaneti bölgesi ve Mestia beldesi…

Bizler de çıktık Zuruldi’ye.
1407 metre uzunluktaki teleferikle.
2340 m yüksekliğe.
Manzarayı seyretmeye…

Muhteşem bir yeşillik.
İnanılmaz bir güzellik.
Güzel bir havada, iyi bir restoranda.
Kafkas dağları etrafımızda…

4700 m zirvesiyle.
Ushba tepesi önümüzde.
Zaman zaman bize yüzünü gösterse de.
Bulutlar hep çevresinde…

Tırmanılması en zor dağlardan birisi.
Ushba zirvesi.
Yeğenim Tunç Fındık da bu dağa.
2008 yılında denedi, tam çıkamadı ama…

Mestia Fotoğraflarım:

.

6 Ağustos 2015 Perşembe

KAZBEGİ...



Sabahın erinde koyulduk yola.
Yolculuk Kaf Dağı’nın ardına.
Olmasa da.
Ulaşacaktık Kafkaslar'a sonunda…

Terek nehrini izleyerek.
Yemyeşil ovalardan geçerek.
Karlı dağlardan aşarak.
Gudauri’ye ulaştık…

Osetya’ya ait bir yerleşim yeri.
Gudauri.
Çok modern bir.
Kış sporları merkezi…

Burada muhteşem manzaralı.
2000 m yükseklikte Rus-Gürcü Barış Anıtı.
Simgeliyor 1883-1983 arası.
Yüz yıllık Rus-Gürcü dostluğunu…

Toplam 157 km sonra.
TIR’larla dolu.
Askerî bir yolla.
Ulaştık Rus sınırına en sonunda…

Stepantsminda bir belde burada.
Doğu Kafkasya dağlarının kenarında.
Burası yalnızca 10 km uzaklıkta.
İnguş-Çeçen-Osetya sınırına…

Bu yerleşimin resmî adı Stepantsminda ama.
Yüzyıllardan beri gelen bir alışkanlıkla.
Kazbegi olarak biliniyor.
Ve Kazbegi deniliyor buraya…

Bu topraklarda hüküm sürmüş.
Kazı Bey ve ailesi yıllarca.
Ve bu bölgeye Kazbegi adı verilmiş.
1925 yılında Rus Ordusu’nca…

Kazı Bey’in torunu.
Meşhur Gürcü edebiyatçı.
Ve romancı.
Alexander Kazbegi

A. Kazbegi’nin “Baba Katili” isimli romanı.
Anlatır Kafkasların Robin Hood’u, “Koba”yı.
Gürcistan doğumlu Stalin de daha sonraları.
Bu romandan esinlenerek "Koba" takma adını aldı…

Günümüzde muhteşem dağları.
Yemyeşil ova ve yaylaları.
İle bir yürüyüş ve dağcılık sporları alanı.
Alpin bir bölge, Kazbegi ve dolayları…

Jiplerle ve kıvrımlı yollarla.
Tırmanıyoruz 2170 m irtifaya.
Gergeti Kilisesi civarında vererek bir mola.
Kaf dağlarını seyrediyoruz doya doya…

Kazbegi dağı.
Bunların en anlamlısı.
5047 m yüksekliğiyle.
Zirvesi her zaman karla kaplı…

Dağcı yeğenim Tunç Fındık.
2000 yılında tırmandı bu dağa.
Öyküsü de burada:

Kazbegi gezisi Fotoğraflarım:


.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

TİFLİS'İN MÜZELERİ...


İnanmayacaksınız ama.
1.5 milyon nüfuslu Tiflis’te.
Tamı tamamına 67 tane.
Müze bulunmakta…

Kukla Müzesi, İpek Müzesi.
Dendroloji Müzesi, Paleobiyoloji Müzesi.
Kütüphane Müzesi, Tipografi Müzesi.
İletişim Müzesi bunlardan yalnızca birkaç tanesi…

Tümünü dolaşmaya.
Vaktimiz olmasa da.
Birkaçını gezdik.
Birazcık bilgi edindik…

Önce.
Gittik Arkeoloji Müzesi’ne.
Sonrasında da.
Ulusal Galeri’ye…

Her ikisi de.
Rustaveli Caddesi’nde.
Peş peşe.
İki tarihi yapı içerisinde…

Arkeoloji Müzesi.
Yüksek tavanlı.
Ama biraz karanlık.
Ve eski bir yapı…

Kültür ve etnografik.
Eserler yanında.
Hayli zengin.
Arkeolojik buluntular burada…

Ulusal Galeri’de ise.
Birçok resim ve heykel sergilenmekte.
Gürcü sanatçılar Pirosmani, Kakabadze. 
Ve Gudiasvili’nin eserleri gösterimde…

Ressam Yura Berishvili.
Renkli resimleri.
İle yine.
Ulusal Galeri’de gösterimde…

Aslında pas geçmemeli.
Her şehirdeki müzeleri.
Müzeler  farklı bilgileri, kültürleri.
Öğrenmenin belki de en güzel yeri…

Tiflis Müzelerinden Fotoğraflarım:
.