YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

21 Mayıs 2018 Pazartesi

PARŞÖMEN...




Pergamini veya Pergamos; Bergama demek Yunanca'da.
Per-gamun Arapça'da, Pergament Rusça ve Almanca'da.
Parchement İngilizce'de, Pergamino İspanyolca'da.
Pergamena İtalyanca ve Parchemin Fransızca'da...

Membrana deri anlamında.
Membrana Pergamena. 
Veya Charta Pergamena.
Pergament, Perchament de parşömen demek aslında...

Parşömen kağıdının yapımına.
Başlanmış Bergama'da.
MÖ 190 yılında.
Bergama Kralı II. Eumenes zamanında...

Antik çağlarda.
İsa'dan önceki yıllarda.
İki önemli Kütüphane vardı dünyada.
Biri İskenderiye'de, diğeri Bergama'da...

Parşömen ile ilgili hikâye.
Dayanıyor Milat'tan öncelere.
Mısır Firavunu ile.
Bergama Kralı arasındaki rekabete...

Papirüs, Nil nehri kökenli
Cyperus papyrus isminde bir bitki.
Eski Mısırlıların üzerine yazı yazdıkları.
Daha sonra Yunan ve Romalıların kullandığı...

İskenderiye Kütüphanesi'nde.
Tüm belgeler yazılıyordu Papirüs'lere.
Tabii Bergama Kütüphanesi de.
Kullanıyordu Papirüs'ü büyük ölçüde...

Mısır Kralı Epiphane'nin.
MÖ 200'lerde.
Bergama'ya Papirus sevkini engellemesiyle.
Bergamalılar başladılar farklı yöntemleri denemeye...

Bergama Kütüphanesi papirüssüz kalmıştı.
II. Eumenes, Bergama Kralı.
İstemişti yeni bir yöntem bulunmasını.
Yazıların onun üzerine yazılmasını...

Bergama Kütüphanesi Müdürü Krates.
Ve Bergamalılar oğlak derisini soydular.
Kıllarından arındırıp, gerip, inceltip kuruttular.
Sonunda Perchament'i buldular...

Bergama Kütüphanesi.
Zamanla keçi derisi.
El yazması kitaplarla büyüdü, gelişti.
Parşömen de giderek değerlendi...

Parşömen 7. yy'ın sonunda.
Başlandı geniş biçimde kullanılmaya.
15. yy'a kadar da.
Yazılar yazıldı Parşömen'e tüm dünyada...

Parşömen işinde çalışan kişilere.
"Pergaminari" denilmekteydi.
Parşömen, daha nitelikliydi.
Papirüs'e göre çok daha kullanışlıydı...

Papirüs rulo halinde kullanılmalıydı.
Dayanıklı değildi.
Bükülemiyordu, kırılamıyordu.
İki tarafına birden yazı yazılamıyordu...

Parşömen ise oldukça dayanıklıydı.
Kolay kolay yırtılmıyordu.
İki tarafına yazı yazılabiliyordu.
Yazılanlar gözü yormuyordu...

Parşömen üretimi zordu, yetersizdi.
Ancak, papirüs'e oranla çok nitelikliydi.
1500 yıl kullanıldı beğeniyle.
Onun da önemi kalmadı kağıt'ın geliştirilmesiyle...

500 yıldır kağıt kullanılıyor her yerde.
Kitaplarda, defterlerde.
Unutulup gitti Parşömen üretimi bir yerlerde.
Kimse kullanmıyor artık Parşömen'i günümüzde...

500 yıl aradan sonra.
Parşömen yapımına.
Yeniden başlandı Bergama'da.
İsmail Araç adında bir deri ustasınca...

İsmail Araç.
Son Deri Ustası'ydı.
Bergama'lıydı.
Yılların karatabağı'ydı...

İki yıl önceki bir yazımda.
Bu emek ustasını anlatmıştım.
60 yıllık uğraşısını.
Dile getirmeye çalışmıştım:
http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2016/01/son-karatabak.html

İşte bu İsmail Araç usta Bergama'da.
Nesrin Ermiş ve Demet Sağlam Tokbay adında.
Öğretti mesleğinin inceliklerini iki kadına.
Tam iki yılda...

İsmail Usta.
Bu iki genç hanımla.
Çalıştı tozlar, kirler, kokular arasında.
Onlar da oldular birer deri ustası sonunda...

Bu iki hanım kardeşimiz.
Peştemal kuşandılar Bergama'da.
Törenle Bergama Arastası'nda.
Geçen sene ustalarının duasıyla...

Ve bunlar 21. yüzyılda.
Parşömenin icadından 2200 yıl sonra.
Başladılar Parşömen üretmeye Bergama'da .
Ayni yöntemlerle ve ayni inançla...


Bergama Parşömen yapımcıları ve Peştemal Kuşanma Töreni:
https://photos.google.com/share/AF1QipMMXEhghljCyen4eDsQpOMVrrj9RAFfyTX9WeB_dJ42_QGOASJiJ8Id2VJHRBAeew/photo/AF1QipMcXrPWbAgT57wf0AmOUsK-2u02imeXSE4cdXDt?key=Q1BfdTNVcmhrQ1Y2M0VlRzhjX1lmS0dWZ044NEdB&hl=tr

.

18 Mayıs 2018 Cuma

NEPAL'İN KUŞLARI...



İki yıl önce.
Bugünlerde.
Gezideydik Nepal'de.
Annapurna dağı çevresinde...

Zorlu bir Trekking yaptık.
Pokhara'dan yola çıktık.
NayapulUlleri ve Ghorepani'ye vardık.
Poonhill'e tırmandık...

3210 m yükseklikte.
Çıktık Poonhill zirvesine.
7-8 bin metre yükseklikte.
Himalayaları panoramik seyreylemeye...

Ardından geçtik inişe.
Tadapani'ye.
Yeşillikler, rhododendronlar içinde.
Vardık Ghandruk'ta Tibetliler köyüne...

Ghandruk'tan ayrıldık.
Saulibazar'a ulaştık.
Burada otomobile bindik.
Yeniden Pokhara'ya geldik...

Beş günde güzel bir yürüyüş rotası izledik.
Kâh indik, kâh çıktık.
Dere-tepe hep eğimli gittik.
Ormanlar geçtik, güzel yerler gördük...

Tüm bu gezdiğimiz yerleri.
İki yıl önceki.
Blog sayfalarımda.
Çalıştım sizlere anlatmaya...

Bu yürüyüşlerimiz sırasında.
Rastladık Nepal'in kuşlarına.
Hepsi biri birinden gösterişli.
Hepsi biri birinden renkli ve sevimli...

Kuş fotoğrafı çekmek.
Kuş avcılığı gibi zor bir emek.
Önce kuşu görebileceksin.
Sonra da onu ürkütmeyeceksin...

Avcıların nasıl etkili silahları varsa.
Fotoğrafçı da sahip olmalı iyi bir makinaya.
Avcılar nasıl gez-göz-arpacık yapıyorsa.
Vizör'ünden nişan alır Fotoğrafçı da...

Avcı nasıl kuşun göbeğine nişan alıyorsa.
Odaklanmalı kuşun tam gözüne Fotoğrafçı da. 
Avcı nasıl hızla tetiği çekiyorsa.
Fotoğrafçı da basmalı deklanşörüne hızla...

İşte tam bundan sonra.
Fark çıkar avcı ile fotoğrafçı arasında.
Birisi gönderirken kuşu sonsuzluğa.
Diğeri ise kaydeder onu sonsuza kadar bloğuna...


Nepal'den Kuş Fotoğraflarım:

12 Mayıs 2018 Cumartesi

ALS'PER KAYA...



Yazacaklarımı okumadan önce.
Alper Kaya'nın yaşam öyküsüne.
Ve onun 57 yıllık geçmişini öğrenmeye.
Hele bir izleyelim aşağıdaki videoyu dikkatle:

...............

Amiyotropik Lateral Skleroz.
Ya da baş harfleri ile.
ALS.
Bir Motor Nöron Hastalığı...

Vücudumuzdaki tüm adalelerin.
Hareket ettirilmesi için.
Emir getiren sinirlerin.
Yavaş yavaş yok olması hastalığıdır...

100 bin'de bir.
Sıklıkla görülür.
Yavaş ilerler.
Kaslar hareket kabiliyetini kaybeder...

Hastalığa tutulanlar.
Giderek güçsüz kalırlar.
Hareket edemezler.
Nefes alamazlar, yiyemezler, içemezler...

ALS, yalnızca hareketlerimizle ilgili.
Motor sinirleri.
Eritir, yavaş yavaş yok eder.
Sonuçta her çeşit kas hareketini engeller...

ALS, kas hareketlerinin dışında.
Beyin fonksiyonlarında.
Bilinçte ve düşünmede.
Yol açmaz herhangi bir değişikliğe...

Stephen Hawking'i herkes bilir.
ALS hastalığı için bilinen bir örnektir.
Hareketleri tümüyle kaybolan.
Ancak beyin fonksiyonları  normal olan...

Alper Kaya.
Çok başarılı bir Hekim aslında.
Uzmanlığı Göz Hastalıkları dalında.
Hastalığı başladı 1990 yılında...

Alper, çocukluğundan beri.
Müzikle uğraşıyordu.
Klasik Gitar çalıyordu.
Birçok gruplarla müzik yapıyordu...

Ancak hastalığı ilerlediğinde.
Adalelerini kullanamaz hale geldiğinde.
Solunum adaleleri de yetmezliğe girdiğinde.
Son verdi çok sevdiği müziğe...

Günümüzde solunum makinasına bağlı.
Alper'in hareketleri çok kısıtlı.
Yalnızca başını çok az hareket ettirebiliyor.
Güçlükle konuşabiliyor...

Sevgili Alper yakın tarihlerde.
Tanışıyor bir Bilgisayar Program yazılımcısı ile.
Barcelona'dan Zacharias Vamvakousis ile.
Birlikte çalışıyorlar Eye-Harp projesi üzerinde...

Eye-Harp programı.
Göz kontrollü bir müzik yazılımı.
Bilgisayarda görünen notalara, şekillere.
Hakim olabiliyorsunuz göz hareketleriyle...

Alper ve Zacharias kafa kafaya verdiler.
Program üzerinde çalıştılar, geliştirdiler.
Haydi bir Konser düzenleyelim dediler.
Dünyada ilk olsun istediler...

30 Nisan'da ALS/MNH Derneği öncülüğüyle.
Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde.
Bir ALS hastasının Dünya Prömiyeri'nde.
Alper Kaya çıktı seyircinin önüne...

Salon hınca hınç doluydu.
Bir tek boş yer yoktu.
Ayakta seyredenler de vardı.
Alper tekerlekli sandalyesiyle sahne aldı...

Eye-Harp programı eşliğinde.
Elektronik Flüt ve göz hareketleriyle.
Başladı Alper Konserine.
J.S. Bach'ın Air on G String suiti ile...

Derin bir sessizlikle.
İçten bir hayranlıkla.
Dinlenildi ilk parça.
Ve bir alkış tufanı koptu sonunda...

Ardından diğer dinletiler.
Alper'in kusursuz performansları.
Her seferinde ayakta dakikalarca alkışlanması.
Ve gözlerden dökülen yaşların saklanması...

Konserin başlığı.
"Nefes varsa, umut vardır"dı...

Alper, 20 yıldır ALS hastasıydı.
Hareketleri son derece kısıtlıydı.
Tekerlekli sandalyeye bağlıydı.
Solunum cihazına bağımlıydı...

Alper, 20 yıldır umutluydu.
Nefes bile alamıyordu.
Bir Dünya Prömiyeri'ne çıktı.
Hak ettiği alkışları yüreklerden aldı...

Teşekkürler Alper Kaya'ya.
Umut oldun tüm ALS hastalarına.
Nerede nefes varsa.
Umut da vardır orada...


Alper Kaya Konseri Fotoğrafları:
(fotoğraflar için sayın Vehbi Moğol'a teşekkür ediyorum)
https://photos.google.com/share/AF1QipMRCkJJUyfTukvZiKr_-Re8PZRuBxs04634WpasHlvtiXSdMYkkNpzc2Ifbz4wlPA/photo/AF1QipPfvi4zGTqkn1_I70TuS6Cq3G1TwbvrU_OK82oz?key=OUEzbkVwRlNUWHd4aWVGQkl4MlUyUm5BZDJHODhn


Alper Kaya, Air on G String:
https://theeyeharp.org/performances-of-users/


The Eye-Harp Programının tanıtımı:
https://theeyeharp.org/


Fark Yaratanlar: Alper Kaya:
https://vimeo.com/206408923

Alper'in Konser'inden video:
https://www.youtube.com/watch?v=sK_weHkgt6o&feature=youtu.be

.

30 Nisan 2018 Pazartesi

ÇOBAN HEYKELTRAŞ...



- 28 Nisan 2018 Cumartesi, Kozak Yaylası -

Mustafa Yılmaz.
Bergama'dan.
Bergama'ya 40 km uzaktan.
Kozak Yaylası'nın Çamavlu Köyü'nden...

Yaşı 80'e gelmiş.
Ama daha iş bitmemiş.
Yetimoğlu lakabıyla tanınır.
Heykelci Mustafa olarak bilinir...

8 yaşında, 1947 senesinde.
Çamavlu köyüne yıllığı 5 TL'ye.
Çobanlık yapmak üzere.
Evlâtlık olarak verilmiş...

18 yaşına geldiğinde.
Evden atmışlar dışarıya.
Sığınmış Ünzile kızın ana evine.
Çobanlığa devam etmişler birlikte...

Okuma-yazma'yı Ankara'da.
Askerlik yaptığı sırada.
Zırhlı Birlikler'de Etimesgut'da.
Öğrenmiş Ali Okulu'nda...

Diploma Töreni'nde.
Varmış Celal Bayar da.
Adnan Menderes de.
Amerikan Elçileri de...

Ünzile kızla evlenmişler.
Mutlu bir yuva kurmuşlar.
İki kız, iki oğul yapmışlar.
8 torun sahibi olmuşlar...

Köyde Çeşme başları.
Mezar taşları.
Yapmakla işe başlamış.
1990'dan beri de heykel yontmuş...

Kozak Yaylası'nda.
Fıstık Kozalağı kadar olmasa da.
Granit taş.
Çok bol buralarda...

Granit, yontması da. 
İşlemesi de.
Çok zor bir taş.
Daha doğrusu taş gibi bir taş... 

Buna rağmen.
Mehmet Yılmaz.
Yılmadan, üşenmeden.
Kaçınmıyor bu taşı işlemekten...

Çalışıyor, çabalıyor.
Bıkmadan, üşenmeden üretiyor.
Heykeller, desenler yapıyor.
Evinde, bahçesinde bunları sergiliyor...

Bu yeteneğini köyün çevresinde.
3-5 kişi biliyor.
Sergi filan açmıyor.
Felsefik sanatsal yorumlar yapmıyor...

Mustafa Yılmaz, mütevazi.
80 yaşında ve renkli.
Bir heykelci.
Sözün özeti...


Çoban Heykeltraş Fotoğraflarım:
.

16 Nisan 2018 Pazartesi

BİR KÖY ENSTİTÜSÜ ÖĞRENCİSİ...



İlyas Kalay.
1925 yılında.
Manisa'da.
Dünyaya geldi Demirci kazasında...

Kalaycılık dede mesleğiydi.
Soy ismi.
Oradan derlendi.
İlkokula Demirci'de gitti...

1938 senesinde.
Atatürk öldüğünde.
İlkokuldan birincilikle mezun oldu.
İçi okuma ateşiyle doluydu...

Ortaokul Simav'daydı.
Yaptırmak için kaydını.
13 yaşında 40 km uzağa.
Tek başına gitti Simav'a eşeğin sırtında...

Evrakları eşeğin heybesindeydi.
Domates koymuştu anneciği.
Eşeğin heybesine.
Acıktığında yesin diye...

Okul Müdürüne çıktı.
Müdür istedi Diplomasını.
Heybe içindeki domatesler ezilmişti yolda.
Ve zarar görmüştü Diploma...

Okul Müdürü Diplomayı kabul etmedi.
Demirci'ye dönmek gerekti.
Vakit gecikmişti.
İlyas, eşeğe binip geri dönecekti...

Gecenin zifiri karanlığında.
13 yaşında.
Eşeğin sırtında, korkuyla.
Gece yarısı döndü evine o soğukta...

Babası "nasibin yokmuş oğlum" dedi.
"Ya nalbant, ya da demirci".
"Olursun" diye yol gösterdi.
O da Dayısının yanında işe girdi...

O artık bir nalbant çırağıydı.
Arkadaşları Ortaokul'a başlamıştı.
Onları her gün şapkalarıyla görüyordu.
Ve bu duruma çok üzülüyordu...

Okul Öğretmenine gitti.
"Hocam, okumak istiyorum" dedi.
Kendisine bir okul bulmasını istedi.
Öğretmeni "peki" dedi...

Bir ay sonra Öğretmeni geldi.
Kızılçullu Köy Enstitüsü'nün.
Öğrenci alacağını söyledi.
"Orada sınava gir" dedi...

Çok sevindi.
Demirci'den İzmir'e yük kamyonu üzerinde gitti.
Sınavlara girdi.
1 Haziran 1940'da sınavı kazandı...

Kızılçullu'ya kaydını.
Müdür Zekeriya Tonguç yaptı.
Eski elbiseler çöpe atıldı.
Yeni elbise, çorap, havlu, iç çamaşırı dağıtıldı...

Hepsinin saçları kesildi.
Tümü önce hamama gönderildi.
Pijama ve terliği.
Yaşamında ilk kez burada gördü.

Okulda 300 kişi oldular.
6 şubeye ayırdılar.
Sınıflar karmaydı.
Kız-erkek ayni sınıftaydı...

Halk oyunları öğrendiler.
Çiftliklerde çalıştılar.
Bahçe ziraatı yaptılar, meyvecilik öğrendiler.
Arı ve tavukçuluk yapıp bal, yumurta ürettiler...

Her gün 8 saat eğitim yapılırdı. 
Cumartesi-Pazar arazide çalışılırdı.
Türkçe ve Edebiyata önem verilirdi.
Oyunlar, piyesler gerçekleştirilirdi...

Spor önemliydi.
Her sabah 2 saat spor çalışılırdı.
Halk oyunları oynanırdı.
Spor yarışmaları yapılırdı...

Her öğrenci en az bir müzik aleti çalardı.
Müzik, Matematik kadar önemliydi.
Öğretmenin, öğrencisiyle iletişimi.
Ancak Müzikle gerçekleşebilirdi...

Okulun zengin bir Kütüphanesi vardı.
Tüm Klasik eserler burada bulunurdu.
Yurt ve Dünya Dergisi gelirdi.
Her hafta bir gün Kitap tanıtım saatiydi...

İlyas Kalay, bu Okulda 4.5 yıl eğitim aldı.
II. Dünya Savaşı sıkıntılarını yaşadı.
1944'de Hırkalı İlkokulu'nda göreve başladı.
20 yıl Mecburi Hizmet yapacakdı...

29 yıl görev yaptı.
Birçok köyde çalıştı.
Öğretmenlikten başka.
Köylülerle, çiftçilerle yan yanaydı...

1950'lerde Köy Öğretmenler Derneği'ni kurdu.
1960'larda Salihli TÖS Şubesini örgütledi.
1970'lerde TÖB-DER'de çalıştı.
1969'da Kayseri'de canını zor kurtardı...

1973 yılında emekliye ayrıldı.
65 yaşında Ehliyet aldı.
66 yaşında Üniversite bitirdi.
Halk Eğitim Merkezinde Bilgisayar öğrendi...

İlyas Kalay, 90 yaşında.
Tam 3 kitaba.
Attı imza.
Üçü de eğitim konusunda...

3 gün önce.
Salihli'de.
Birlikteydik.
İlyas Öğretmenimizle...

1958 senesinde.
Salihli'de, aldığı 8000 TL krediyle.
Kendisinin bizzat yaptığı evinde.
Kütüphanesindeki kitaplarıyla birlikte...

O anlattı.
Biz dinledik.
Yazdıklarım bunların yalnızca kısa bir özeti.
Belki de ancak yüz binde birisi...

93 yaşındaki İlyas Kalay Öğretmen.
Cumhuriyetin yaktığı.
Aydınlanma ışığının.
Günümüzdeki canlı bir tanığı...


İlyas Kalay Fotoğraflarım:
.

13 Nisan 2018 Cuma

4300 METREYE TRENLE...


1991 yılında.
Gitmiştik Colorado'ya.
Colorado'daki Kayalık Dağlar'a.
Ve onun tabanına...

Garden of the Gods'dan.
Yani "Tanrıların Bahçesi"nden.
Bakmıştık karlı tepelerine.
Kayalık Dağlar'ın zirvelerine...

4000 metreden yüksekte.
Tam 62 zirve var Rocky Mountains'de.
Pikes Peak zirvesi de.
20. sırada bu listede...

Pikes Peak.
Ya da Zirvelerin Tepesi.
4307 m yüksekliği ile.
Görkemli bir zirve...

İşte bu zirveye.
1891 yılında.
İnşa edilen bir tren yoluyla.
Gidilebilmekte...

Bizim orada olduğumuz zamanda.
Yani 1991 yılında.
Tren yolunun açılışının.
100. kuruluş yıldönümü kutlanmaktaydı...

Cog Railway deniliyor bu yola.
Dişlilerle çekilen vagonların yoluna.
Dünyanın en yüksek zirvesine çıkılmakta.
Trenle 2 saatlik bir yolculuğun sonunda...

Tek kanallı bir tren hattı üzerinde.
İki tren hareket ediyor birlikte.
Biri tabandan zirveye.
Diğeri de zirveden taban yönüne...

Colorado Springs'den biniyorsunuz.
Kırmızı vagonları dolduruyorsunuz.
Tırmanmaya başlıyorsunuz.
Dere, tepe yokuş çıkıyorsunuz...

Yolun yarısında mola veriyorsunuz.
Aklimatizasyon yapıyorsunuz.
Oksijen azalmasına.
Vücudunuzu alıştırıyorsunuz...

Sonra tekrar tırmanma.
Kavak ve çam ağaçları arasında.
3000 metreden sonra da.
Tamamen karlarla...

Sonunda 4300 metreye geliyorsunuz.
Trenden iniyorsunuz.
Karlar, buzlar arasında dolaşıyorsunuz.
Zirvedeki Kafede birşeyler içip, ısınıyorsunuz...

Bu tren yolculuğu yalnızca.
Başlıyor Nisan ayı ortasında.
Ve bitiyor Kasım sonundada.
Seferler yapılmıyor kış aylarında...

Bizim bu trene bindiğimiz sene.
1991'de.
100. kuruluş yıl dönümüne.
Denk geldi tesadüfle...

Birer küçük Rozet.
Verdiler herkese.
1891'in 100. senesinde.
Pikes Peak Cog trenine binenlere...


Pikes Peak Tren Yolculuğu Fotoğraflarım:

.

6 Nisan 2018 Cuma

TANRILARIN BAHÇESİ...



1991 yılıydı.
Ziyaret etmiştik Amerika'yı.
Önce Samsun'dan İstanbul'a gelmiştik.
Ardından İstanbul'dan New York'a gitmiştik...

New York'tan Chicago'ya uçmuştuk.
Chicago'dan sonra da.
Colorado'da.
Denver'e ulaşmıştık...

Bir hafta sonunda.
Gittik Rocky Mountains yakınlarında.
"Garden of the Gods" adında.
Tanrıların Bahçesi isimli bir  Ulusal Park'a...

Bir yılda.
2 milyon turist geliyor buraya.
Colorado Springs'e.
Doğal güzellikleri görmeye...

Amaç 5500 dönümlük bir arazide.
Kızıl renkli ve değişik şekillerde.
Kayalık doğal bir alan içinde.
Birlikte olmak bu güzelliklerle...

Gerçek bir Jeoloji merkezi.
Tanrıların Bahçesi.
300 milyon yıllık Kızıl Kayalıklarıyla.
Kumtaşı yapılanmalarıyla...

Kayalara tırmananlar, yürüyenler.
Bisiklete binenler.
Kuşları seyredenler.
At sırtında gezinenler hep bu bahçedeler...

Gerçekten güzel bir yer gezmesi, görmesi.
Tanrıların Bahçesi'ni.
Ben de ilk gün akşam üzeri Fotoğraf Makinemle.
Koyuldum yola bu ilginç Bahçeyi gezmeye...

Tanrıların Bahçesi'ne.
Ulaşmadan önce.
Colorado Springs'de.
Yürümek gerekiyor kent içinde bir süre...

Kaldırımda yürüyorum akşam üzeri.
Sağda-solda tek katlı, çim bahçeli.
Ağaçlı evler.
Yolda da tek tük yürüyenler...

Karşıdan gelen.
Tanrıların Bahçesi'nde yaptıkları geziden dönen
9-10 kişilik bir atlı grubu görüyorum.
Zoom'layıp tek kare bir fotoğraf çekiyorum...

İşlem bitip, kafamı makinemden ayırdığımda.
Görüyorum 2-3 yaşlarında.
Bir kız çocuğunun fırladığını yola.
Gelen atlılara sevinçle yakından bakmaya...

Tam bu sırada.
Koca bir de Jip fark ediyorum ayni anda.
Hızla gelmekte olan yolda.
Jip, hızla yaklaşıyor kız çocuğuna...

Fazla zaman yok o anda.
Fırlıyorum bir anda yola.
Kız çocuğunu kaptığım gibi kucağıma.
Birlikte geçiyoruz karşı kaldırıma...

Kız şaşırıyor neye uğradığına.
Evinin bahçesindeki çimlere bastığında.
Başlıyor koşmaya kıçını sallaya sallaya.
Bir anda doğru evinin kapısına...

Bu arada atlılar da gelmiş oluyor yanıma.
Atlılar başlıyorlar bağırmaya, çağırmaya.
Bana fırça atmaya.
Çocuğumu bırakıp, fotoğraf çekmeye çalışmama...

Çocuğu ilk kez görüyordum.
Adını bile bilmiyordum.
Annesini, babasını tanımıyordum.
Ama fırçayı yine de ben yiyordum...

Samsun-İstanbul 700 km.
İstanbul-New York 8700 km.
New York-Chicago 1270 km.
Chicago-Denver 1610 km uçmuştum...

Toplamda 12 bin km'den fazla yol katetmiştim.
Türkiye'den kalkıp ABD'nin ortalarına gelmiştim.
Hiç tanımadığım küçük bir kızın.
Belki de hayatını kurtarmıştım...

Ne küçük kız farkındaydı.
Bu durumdan ne annesi, ne de babası.
Yalnızca atların üzerindeki 8-10 atlı.
Onlar da beni yanlış anlamıştı...


Garden of the Gods Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPKIcrg6O-X1qfIZYXHx3NfAjrLHe70qH_PQfkC0EJKnc4xnD1S0ES9Q_uEH_6mLQ/photo/AF1QipMY3jhaGkwRromNHcxwCMpX65A1wWJsnxkVsUUY?key=Zlc0anZzQXpqcjFuX19rUXdGaUkwcDljdExaQ09R

.