YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

19 Aralık 2014 Cuma

LA PUERTA...


2012 yaz'ı.
St. Petersburg-Pekin arası.
Bir "Trans Sibirya" tren seyahatı.
Sırasında tanıdım Baran'ı...

Genç ve başarılı.
Sevimli ve saygılı.
Becerikli, akıllı ve sohbeti tatlı.
Candan bir arkadaşımızdı...

Gitmediği yer.
Görmediği ülke.
Kalmadı sonrasında.
Tüm dünyada...

Çok sevindim gerçekten de.
8 ay önce.
Baran'ın bir yer açacağını öğrendiğimde.
İzmir'de...

Bugün açıldı sonunda.
La Puerta.
Bar ve lokanta.
Alsancak'ta rengârenk bir binada...

"Giriş" anlamında.
Ya da "kapı" manasında.
İspanyolca'da.
La Puerta...

Gastro-Bar deniliyor.
Bu çeşit mekânlara.
Hem yemek yiyebiliyorsunuz.
Hem de içkinizi yudumluyorsunuz...

Çay-kahve, pasta da var.
Bira-salata da.
Et ve balık da.
Sabah kahvaltısı da...

Güzel bir mekân.
Şirin bir ortam.
Bir yandan kitabınızı okuyun.
Bir yandan da içkinizi yudumlayın...

İzmir'de ilk defa.
Bir Hostel düşünülmüş üst katta.
Sevimli 4 odasıyla.
Gezgincilere uygun fiyatla...

Sıcacık bir ortamda.
Sevdiklerinizle, dostlarınızla.
Günün tadına varın.
La Puerta'da bundan sonra...


La Puerta Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/LaPuerta#6094580900082990930

.

16 Aralık 2014 Salı

JAPON EL SANATLARI SERGİSİ...


Bir tekerlemedir.
Dilimize girmiştir.
"Çin işi, Japon işi.
Bunu yapan iki kişi..."

Nerede garip bir şey görsek.
Nerede güzel bir şey izlesek.
Bunu yapanın ya Japon.
Ya da Çinli olduğuna inanırız...

İnanmışızdır çok güzel şeyleri.
İnanılmaz eserleri.
Ya Çinliler yapar.
Ya da Japonlar...

Bir sergi açıldı geçenlerde.
İzmir'de.
Ahmet Adnan Saygun.
Sanat Merkezi'nde...

Serginin adı.
"Materyellerle Diyalog" başlıklıydı.
Oluşturulmuş bu sergi çeşitli materyellerle.
Japon sanatçıların eserleriyle...

Metal, kağıt, lake. 
Tekstil ve vernikleme.
Ağırlık pek tabii ki.
Seramiklerde bu sergide...

Biliyorsunuz Çinlilerin.
Ve de Japonların.
4. yüzyıldan beri geleneksel sanatı.
Seramik yapımı...

Çay törenleri malzemeleri.
Çay demliği ve kaseleri.
Göz nuru, el emeği.
Ve bunlar Japonya'da birer sanat eseri...

Çeşitli el sanatları sunulmakta.
Ahmet Adnan Saygun'da.
Geleneksel ve çağdaş anlamda.
Japon sanatçılarının katkısıyla...

İki gün önce bitti.
Bu güzelim el sanatları sergisi.
Çin işi, Japon işi.
Bunu yapan tam 28 kişiydi...


Japon El Sanatları Sergisi Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Japonseramik#6093174109015792418

.



6 Aralık 2014 Cumartesi

HEKİMOĞLU OPERASI...


"Ünye Fatsa arası ordu kuruldu
Hekimoğlu dediğin o da vuruldu"
..........

Türküyü hepimiz biliriz.
"Hekimoğlu derler benim aslıma" diye başlayan.
"Ünye Fatsa bir oldu baş edemedim" diye süren.
Ve "Hekimoğlu dediğin o da vuruldu" diye biten...

Dün Samsun'a gittim.
Sabahın erinde.
Yalnızca bir günlüğüne.
"Hekimoğlu"nu konu alan operayı seyretmeye...

Ünye-Fatsa dolaylarında yaşar.
Yaklaşık bir asır öncesine kadar.
Hekimoğlu lâkaplı.
İbrahim adında bir delikanlı...

Aşık olur Hekimoğlu.
Ayşa adlı bir genç kıza.
Bir Gürcü Beyi'nin yavuklusuna.
Ama Ayşa da gönül vermiştir Hekimoğlu'na...

Bey, Hekimoğlu'nu pusuya düşürür.
Kahramanımız Bey'in yeğenini öldürür.
Hekimoğlu aynalı mavzerini kuşanır.
Ondan sonra da dağlarda konuşlanır...

Köylüler.
Hekimoğlu'nun öyküsünü öğrenirler.
Onu çok severler.
Ona destek verirler...

Hekimoğlu, "aynalı martini"siyle ünlenir.
Birçok tuzaktan kurtulur.
Çatışmalarda Bey'in adamlarını öldürür.
Sonunda askeri müfreze üzerine gönderilir...

Bundan tam yüz sene önce.
Fatsa'nın Yassıtaş köyünde.
1913 senesinde.
Öldürülür, Nisan'ın 27'sinde...

Bu gerçek öykü yüz yıl sonra.
Sahneye konulur Samsun Operası'nca.
Bu, Samsun Opera ve Balesi'nin.
Dünya Opera'sına kazandırdığı ilk eser'dir...

Hekimoğlu türküsüne ve de öyküsüne.
Sadık kalınarak ortaya konulan.
Güzel bir oyun.
Bu eser Samsun Operası tarafından...

Oyun'da Yassıtaş köylülerine de rol verilir.
Hekimoğlu'nun aynalı martini'si sergilenir.
Köylüler gibi Hekimoğlu'na sahip çıkılır.
Ve Dünya Operası'na bir eser kazandırılır...

Hekimoğlu Operası Fotoğrafları: 
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Hekimoglu#6089450604477385010

Hekimoğlu Operası Özet Videosu:
http://www.izlesene.com/video/hekimoglunun-operasi-izleyiciyle-bulustu/7827558

.

.

2 Aralık 2014 Salı

ANKARA AMATÖR ATLETİZM KULÜBÜ...


Ekrem Koçak, Mehmet Tümkan, Muharrem Dalkılıç, Şükrü Saban, İsmail Akçay, Hüseyin Aktaş, Hamza Canavar, Tahsin Albayrak, Işıl Özışık, Aşkın Tuna, Aycan Önel, Aydın Onur, Çetin Şahiner, Cahit Önel, Nurullah Candan, Ersin İstanbulluoğlu, Mehmet Terzi, Gül Çiray, Fahir Özgüden, Hüseyin Topsakal, Mehmet Yurdadön, Osman Karol  

..........

Yeni gençler.
Pek bilmezler.
Bu isimleri.
Atletizm'imizin bu değerlerini...

1960 ve 1970'li yılların.
Efsane isimleridir.
Hepsi gerçek bir atlettir.
Türk Atletizm'inin göz bebekleridir...

1952 yılında.
Bir kulüp kurulur Ankara'da.
Ankara Amatör Atletizm Kulübü'dür adı.
Atletizm yaptırmaktır kuruluş amacı...

Akın Altıok, Cüneyt Koryürek.
Avni Bulduk, Ayhan Barmek.
Aycan Onur, Naili Moran.
Kurucularıydı atletlerden oluşan...

Kurucuların tümü amatördü.
Hepsi sporu seviyordu.
Atıyor, atlıyor, koşuyordu.
Pistlerde birbirleri ile yarışıyordu...

Bizler 1960'tan sonra.
Lise yıllarımızda tanıştık  bu sporcularla,
19 Mayıs Stadı'nın dışında.
Müstakil Atletizm Pisti kenarında...

Maçlardan önce giderdik.
Çalışmalarını seyrederdik.
Çalışırlardı basit, toprak bir alanda.
Sözüm ona düzgün bir sahada...

Maçların devre arasını boş geçirmezdik.
Yenimahalle tarafındaki.
Saatli kale arkasından.
Yine çalışmalarını izlerdik...

Stadyumdaki maçların devre aralarında.
Kısa yarışmalar yaparlardı.
Heyecanla izlerdik.
Birinci gelenleri alkışlardık...

Bir de Balkan Şampiyonası.
Ankara'da yapıldı.
1962 yılında.
19 Mayıs Stadında...

Renkli eşofmanları, düzgün vücutları.
Ve de sportmence yarışmaları.
İle çok güzel gelmişti.
O dönemde biz gençlere...

Fahir Özgüden'ler, Çetin Şahiner'ler.
Muharrem Dalkılıç'lar, Veli Ballı'lar.
İsmail Akçay'lar, Şükrü Saban'lar.
Çok sevdirmişti bize Atletizm'i bu sporcular...

Onların başarılarını gazetelerden takip ederdik.
Yarışma sonuçlarını radyodan dinlerdik.
Bizler de onlar gibi olmaya özenirdik.
Ama hiçbir zaman onlar gibi olamayacağımızı da bilirdik...


Ankara Atletizm Fotoğrafları: 
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Atletizm#6088060573816826674 (NOT: Fotoğraflar, Alkan Atletizm Altan Öral'ın Facebook'daki sayfasından alınmıştır:  https://www.facebook.com/al.kan.96?fref=ts)

.

28 Kasım 2014 Cuma

JAPON İMPARATORU'NUN DOĞUM GÜNÜNDE...


23 Aralık 1933'de.
Doğmuş.
Japon İmparatoru.
Akihito...

Japonya'nın ilk kurucusu.
İmparator Cimmu'nun.
125. kuşaktan.
Torunu...

Dün gece.
Japon Büyükelçiliği'nde.
81. doğum gününü kutladık.
İmparator Akihito'nun...

Gerçi doğum günü.
Bir ay sonrası idi.
Ancak Noel ve Yılbaşı nedeniyle.
Alınmıştı bir ay öncesine...

Diplomatik ve Resmî kesimden.
Kalabalık bir davetli vardı.
Dün gece.
Japon Büyükelçiliği'nde...

Ben, 50 yıllık arkadaşımın.
Dr. Sait Kapıcıoğlu'nun.
Davetlisiydim.
Bu Resepsiyona...

Sait Kapıcıoğlu bu yıl Ünye'de.
Türk-Japon Dostluk Anıtı.
Ve Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı'nı..
3 ay önce açmıştı...
(http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2014/09/ertugrul-firkateyni-sehitleri-aniti.html)

Onur Ödülleri veriliyor.
Her yıl Japon Büyükelçiliği'nce.
Seçilmiş kişilere.
İmparator'un Doğum Günü'nde...

Bu yılın.
İki Onur Ödülü'nden.
Birisine seçilmişti.
Sevgili Sait...

Çok sade bir kutlama oldu.
Salonda Japon İmparatoru Akihito.
Ve eşinin birer fotoğrafı.
Ve de bir Japon bayrağı vardı...

Türk ve Japon Millî Marşları çalındı.
Büyükelçi Yutaka Yokoi açılış konuşması yaptı.
İmparator'un doğumunu kutladı.
Sonra da ödül töreni yapıldı...

Japonya'nın Kayseri Fahri Başkonsolosu.
Memduh Boydak.
Ve Ünye Türk-Japon Dostluk Anıtı.
Kurucusu Sait Kapıcıoğlu bu yıl ödülleri aldı...

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı.
Fikri Işık uzun bir konuşma yaptı.
Türk-Japon ilişkilerini anlattı.
Ödüle lâyık görülenleri kutladı...

Bu törende meşalelerle salona girilip.
Çok katlı görkemli bir pasta kesilmedi.
"İyi ki doğdun..." türküsü de.
Hiç söylenmedi...

Japon yemekleri yenildi.
Yeşil çaylar içildi.
Sohbetler edildi, İmparator'a sağlık dilendi.
Ve tören sade bir biçimde sona erdi...

Japon Büyükelçiliği Ödül Töreni Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Sait#6086647131035188834

Tören Videosu:
http://www.haberler.com/japonya-imparatoru-akihito-nun-dogum-gunu-kutlandi-6729327-haberi/

.

25 Kasım 2014 Salı

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ...


En güzel Müze’lerden birisiydi.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi.
70’li yıllarda hem Ankara’nın.
Hem de Anadolu’nun…

35 sene önce.
Götürürdüm kızım Tuğba’yı.
Bu Müze’ye.
Eski eserleri görmeye

5-6 yaşındaydı.
Tuğba o zamanlar.
Hem Müze’yi gezerdik.
Hem de bahçesinde fotoğraflar çekerdik...

Tuğba sonra Sanat Tarihi okudu.
Bilkent’te Arkeolog oldu.
Arkeoloji Doktora’sını Boston’da yaptı.
Türkiye’de birçok kazıda çalıştı…

İki kızı var şimdi Tuğba’nın.
Ebru Duru, 4 yaşında.
Ve Çiğdem Papatya da.
8 yaşında…

Tuğba. Ebru ve Papatya.
35 yıl aradan sonra.
Yeniden birlikteydik burada.
Bu hafta sonunda…

Müze’yi yeniden gezdik.
Eski eserleri inceledik.
Kızlar annesinin açıklamalarını dinlediler.
Bazı eserleri çizerek resmettiler…

Oldukça değişmiş.
Güzel bir Müze olmuş.
Atatürk’ün Eti Müzesi.
Şimdinin Anadolu Medeniyetleri sergisi…

1921 yılında.
Hitit eserleri Ankara’ya.
Gönderilmeye başlanınca.
Gerek olmuş geniş bir alana…

15. yüzyıl Fatih dönemi eseri.
Mahmut Paşa Bedesteni.
Ve de Kurşunlu Hanı.
Seçilmiş Müze binası…

Ankara Kalesi’nin hemen altında.
İki büyük tarihi binada.
Geniş bir alanda.
Kurulmuş Atatürk’ün talimatlarıyla…

Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik.
Devirlere ait.
Muhteşem eserler.
Burada sergilenmekte…

Asur, Urartu, Frig ve Hitit.
Osmanlı, Bizans, Lidya ve Roma.
Dönemi asar-ı antikaları da.
Sergilenmekte yine burada…

Yenileme çalışmalarıyla.
Muhteşem bir Müze’ye dönüşmüş.
Avrupa’nın en iyi Müzesi seçilmiş.
Burası 1997 yılında…

Gidilip, görülmeli.
Herkese gururla gösterilmeli.
Anadolu’muzun geçmişi, tarihi.
Ve değerleri mutlaka bilinmeli…


Anadolu Medeniyetleri Müzesi fotoğraflarım:


.

19 Kasım 2014 Çarşamba

KÜBA KRİZİ...


Her şey 1959'da başladı.
Fidel Castro fark etmişti.
Batista’nın Küba’ya minareler yerleştirdiğini.
Ve Amerika kıtasının İslamlaşmaya doğru gittiğini...

Batista rejimini devirdi.
Castro başa geçti.
ABD bunun üzerine  Domuzlar Körfezi çıkartmasını yaptı.
Minarelerin San Cristobal’e yerleştirildiğini kanıtladı...

Müslüman müttefiki ve NATO dostu.
Türkiye ile anlaştı.
O dönemin ABD Başkanı.
J.F. Kennedy

Adana’dan keşif için havalandı.
1960 yılında bir U-2 uçağı.
Böyle bir girişimin olup olmadığını.
Araştırmaktı amacı…

Nikita Kruşçef vurun dedi.
Uçak Rusya’da düşürüldü.
Pilot Gary Powers paraşütle atladı.
Tarih, 1 Mayıs 1960’tı…

Sovyet'lere esir düştü.
Powers, 3 yıl hapis cezası aldı.
21 ay sonra.
Takas edildi bir Rus casusuyla...

Küba’ya daha çok sayıda.
Minareler dikmeye başladı.
Kruşçef Nikita.
Bunun sonrasında…

Kennedy ve ABD korkusundan.
Rus’lardan.
Olan bitenleri dürbünle gözetlemeye başladılar.
Florida kıyılarından…

Minareler peş peşe yükseliyordu.
Küba’daki cümle minareler fotoğraflandı.
Dönemin ABD Savunma Bakanı.
McNamara  bunları Başkana fotoğraflarla  kanıtladı…

Başkan çok kızdı.
Önlemek için İslamiyetin yayılmasını.
Küba’yı denizden ablukaya aldı.
22 Ekim 1962’de ablukayı uygulamaya başladı…

Bu şekilde Amerika Birleşik Devletleri.
Sovyetler’in Türkiye’den getirteceği.
İslam Hocaları'nın Küba’ya girmesini.
Engelleyecekti…

Kruşçef bunun üzerine.
Küba’ya gideceklerin.
Hoca değil Öğretmen olduklarını.
Birleşmiş Milletler’e bildirdi...

Bu arada.
ABD’de  Türkiye ile anlaşmış.
Ve buraya çok sayıda minare gibi.
Bir şeyler yerleştirmişti…

Kuruşçef.
Türkiye’deki  minareler kaldırılmadıkça.
Küba’dakilerin de yerinde.
Kalacağını BM’e bildirdi…

Soğuk savaş başlamıştı.
ABD, 28 Ekim 1962 tarihli bir mektupla.
Türkiye’deki minarelerin.
Zaten Osmanlı döneminden kaldığını.
Ve çok eski olduklarını ve kaldırılacağını bildirdi…

Kuruşçef de.
Zaten imamları olmayan minarelerin de
bir görev yapamayacaklarını” söyledi ve.
Küba’daki minarelerin de kaldırılacağını bildirdi…

Sıcak savaşa dönüşmeden
Soğuk savaş bitmişti.
Aradan.
Yıllar geçti…

TC Başkanı, Küba’nın Kolomb’dan önce 1178’de.
İslam denizcileri tarafından keşfedildiğini.
Hatta orada bir cami bile inşa ettiklerini.
Belgeleriyle söyledi…

Şimdi Türkiye, Castro ile görüşecek.
Küba’da bir cami inşa edecek.
Gökten üç nükleer füze daha düşecek.
Bakalım kimin başında patlayacak…




 .