YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

16 Temmuz 2018 Pazartesi

DOĞU KARADENİZ GEZİSİ...



- 2-7 Temmuz 2018 -

Sevgili İlter Turan.
50 yıllık sınıf arkadaşımız Lise'den.
Doğumu Artvin ili.
Şavşat ilçesi...

6 ay kadar önce.
E-mail ile.
Bulundu bir öneride.
"Artvin'e gider misiniz" diye...

9 Lise arkadaşımızla.
Geçen hafta.
Uçakla.
Koyulduk yola...

Modern Kars Havaalanı'nda.
Temmuz ayı başında.
Bahar yeni yeşermekteydi.
Etraf rengârenk çiçeklerle döşeliydi...

Kars Kalesi.
Kafkas Cephesi Müzesi.
Kars Evleri ve Ani Harabeleri.
Bir çırpıda gezildi...

Gün batımında yola koyulduk.
Gece saat 22.00'de Şavşat Laşet'e ulaştık.
Günün yorgunluğunu attık.
Sabah kuş sesleriyle uyandık...

Güzel bir sabah yürüyüşü.
Ardından inanılmaz bir Şavşat-Karagöl gezisi.
Balıklıgöl'de balık yenilmesi.
Sonrasında Şavşat'ın görülmesi...

Ardından Tibet Kilisesi'nin gezilmesi.
Sakin Şehir Şavşat'a gidilmesi.
Seyir terası, Efkâr Tepesi ve Şavşat Evi'nin görülmesi.
Günbatarken tekrar Laşet'e geri dönülmesi...

Sabah yine uzun bir doğa yürüyüşü.
Şavşat Kalesi'nin görülmesi.
Ardından sevgili İlter'in köyü.
Çavdarlı Köyü'ne gidilmesi...

Burada nefis köy yemekleri ile.
Öğlen yemeğinin yenilmesi.
Yaylada uzun bir doğa yürüyüşü.
Ve ardından Ardanuç'a gelinmesi...

Hava kararmadan Ardanuç Kalesi.
Ve Cehennemderesi Kanyonu gezisi.
Ardından Artvin'e gelinmesi.
Ve Deriner Barajı'nın kuşbakışı seyri...

Sabah eski bir hastamın.
Guinness Dünya Rekortmeni.
Büyük Burun Şampiyonu.
Mehmet Özyürek'in beni ziyareti...

Ardından Çoruh Nehri.
Artvin Kalesi ve kentin görülmesi.
Hatila Vadisi gezisi ve 220 m yükseklikteki.
Cam platformdan vadinin kuşbakışı izlenmesi...

Sonrasında Borçka.
Serin, sisli ve yağmurlu bir havada.
Borçka-Karagöl bu defa.
Sis sebebiyle iyi bir görüş olmasa da...

Yine sisli, puslu bir havada.
Gidiyoruz Gürcistan sınırına.
Macahel'e.
Yeni ismiyle Camili'ye...

Sabah ahmak ıslatan bir yağmurda.
Yürüyorum Maral Şelaleleri yolunda.
Daha önce görmüştüm burayı ama.
Sisten görmek mümkün olmuyor bu defa...

Tehlikeli Cankurtaran virajları dönüşte.
Geçiliyor 5 dakikada yeni yapılan tünelle.
Hopa, Fındıklı, Ardeşen.
Sola dönüp yol alıyoruz Fırtına Deresinden...

Çamlıhemşin üzerinden varıyoruz Ayder'e.
Siyah çarşaf ve peçeleriyle.
Çok sayıda Suudilerle.
Oluyoruz birlikte yoğun bir kalabalık içinde...

Sonra Fırtına Vadisi.
1699 yapımı Çinçiva Köprüsü.
Şenyuva Kahvehanesi'nde.
Kısa bir dinlenme...

Geceleme Mollaveyis köyünde.
Şirin bir Otelde.
Dostluklar pekişiyor koyu sohbetle.
Güzel yemekler eşliğinde...

Son sabah yürüyüşüm.
Fırtına Deresi boyunca.
Kahvaltı ertesinde de.
Gidiliyor Zil Kalesi'ne...

Başlıyoruz dönüşe.
RizeSürmene, Yomra.
Trabzon, Maçka yoluyla.
Geliyoruz Sumela'ya...

Taş düşme tehlikesi nedeniyle.
Sumela  kapalı ziyarete.
Uzaktan izliyoruz Sumela'yı beğeniyle.
Ve bitiyor gezi Altındere vadisinde...

Ayrılacağız dostlarla.
Trabzon'da.
Hava alanında.
Herkes gidecek farklı bir rotayla...

Benim gezi bitmedi.
Gece Atatürk Hava limanında'yım.
Sabahleyin ilk uçakla.
Gidiyorum Saraybosna'ya...


Doğu Karadeniz gezisi Fotoğraflarım:

.


1 Temmuz 2018 Pazar

SATRANÇ MÜZESİ...



Hayat da tıpkı bir satranç gibi. Bazı hamleleri kazanmak için yaparsın. Bazı hamleleri de sırf oyunun akışı bunu gerektirdiği, doğrusu bu olduğu için yapar, yenilirsin.                                          Elif Şafak     
...............

Hint İmparatoru bir mektup yazar.
Ve Satranç oyununu Pers İmparatoruna gönderir.
Mektubunda satranç oyununun özelliklerini anlatır.
Ve şu notu ekler:

Kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor.
Ve kim daha iyi ileriyi görüyorsa.
O kazanır Satrançta.
İşte Hayat budur...

Pers İmparatorunun Veziri haftalarca çalışır.
Her taşın hareketini irdeler ve oyunu çözer.
Daha sonra da Tavla oyununu icat eder.
Ve İmparatoruna sunar.

Pers İmparatoru da.
Satranca karşı. 
Tavla oyununu Hint İmparatoruna.
Gönderir yazdığı bir bir mektupla:

Evet, kim daha çok düşünüyor,
Kim daha iyi biliyor.
Kim daha iyi ileriyi görüyorsa.
O  kazanır Tavlada da.
Ama biraz da şans gerekir.
İşte Hayat budur...


Satranç ile ilgili ilk kanıtlara.
MS 3-5 yüzyılda.
Chaturanga adlı Sanskritçe oyunda.
Rastlanılmakta...

MS 531-579'da.
Hindistan'dan İran Şahı'na.
Bir Satranç takımı gönderildi.
Ve oyuna İran'da Çatrang adı verildi...

Çatrang adı İslam dünyasında.
Şatranj olarak tanındı.
Çin'de de Sat-Ran-Çu adıyla.
Oynanmaya başladı...

Satranç zor bir oyundu.
Belirli kaideleri vardı.
Ancak çok sevildi, çok tutuldu.
Tüm dünyada oynanır oldu...

Satranç tahtası üzerinde.
Piyon, fil, at, vezir, şahkale ile.
Ve belirli kaidelerle.
Oynanır Satranç düşüne düşüne...

Satranç tahtası.
Ve satrancın taşları.
Birlikte oluştururlar.
Satranç takımını...

Çok çeşitli boyda.
Ve çok çeşitli şekillerde.
Tasarlanmıştır Satranç taşları.
Ve Satranç Takımları...

Dostumuz, arkadaşımız.
Akın Gökyay kardeşimiz.
Başlamış 40 sene önce.
Satranç Takımlarını biriktirmeye...

Akın Gökyay'ın geçen 40 senede.
100'ün üzerindeki ülkeden.
700'den çok Satranç Takımı birikmiş elinde.
Ve bunlarla kurmuş olağanüstü bu Müze...

Satranç Müzesi adını vermişler.
Bir Ankara evini restore etmişler.
Bir de güzel düzenlemişler.
Hepsini burada sergilemişler...

Bu Müze'de biri birinden ilginç.
Biri diğerinden daha güzel.
Biri birinden daha renkli, alımlı.
Sergilenmekte yüzlerce Satranç Takımı...

Çin'den, Hindistan'dan.
İtalya'dan, Fransa'dan.
Almanya'dan, Madagaskar'dan.
Eserler var dünyanın dört bir yanından...

Ahşap, metal, kemik.
Sabun, lüle taşı, seramik.
Kristal, gümüş, plastik.
Her çeşit malzeme kullanılmış...

Tüm dünyada sadece.
İki tane.
Satranç Müzesi.
Var yeryüzünde...

Bu iki Müze'den de.
Sadece.
Ankara'daki  sahip.
Guinness Dünya Rekorları Sertifikası'na...

Bu muhteşem Müze.
Üç yıl önce.
Açılmış sessizce.
Hamamönü'nde...

Tavlayı iyi bilseniz de.
Satranç oynamayı bilmeseniz de.
Gidin, birkaç saatinizi geçirin bu Müze'de.
İlginç yüzlerce Satranç Takımı içerisinde...


Satranç Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipO6BtQmcnc2BOGKdkTVCjmf2KqnXdgLSeQLppPEklRR94IKvSzVQTUujpSVWh2bYw/photo/AF1QipPn8FmQa3G-OqIhDrC071WynwUm4ODatjm26hQc?key=RUNnTTg4d1hucWNlbDBxbVd4cl9sbzI4YjFVeU1B&hl=tr
.

22 Haziran 2018 Cuma

THYATEİRA...



Thyateira yazılır.
Tiyatira diye okunur.
Tiyatro ile hiç ilişkisi yoktur.
Günümüzdeki Akhisar'ın antik dönemdeki ismidir...

Pelopia isimli.
Eski bir Yunan kenti.
Üzerine Büyük İskender'in komutanı.
Nikator tarafından İÖ 281'de kurulmuştur...

Lidya ülkesinin.
Ve Pergamon Krallığının.
Helen ve Roma dönemlerinin.
Önemli yerleşim yerlerinden biridir...

Hıristiyanlığın yayılma döneminde.
Aziz Pavlus tarafından.
Batı Anadolu'da kurulan.
İlk 7 kiliseden birisi buradadır...

Diğer 6 kilise ise bulunmakta.
Efes'de, Bergama'da.
Smyrna (İzmir) ve Sart'da.
Philadelphia (Alaşehir) ve Laodicea'da...

Hz. İsa'nın.
"Allahın oğlu" olduğu.
Sözünün kullanıldığı.
İlk yer Thyateira'dır...

Antik dönemlerde.
Oldukça büyük ve görkemli.
Bir yerleşim yeriydi.
Thyateira kenti...

O dönemlerde.
Bergama ile Sardes kentlerini birleştiren.
Kral yolu üzerinde.
Olması zenginlik vermişti bu kente...

Tarihte ilk kez Lidyalılar.
Para'yı buldular.
Para da ilk defa.
Kullanıldı burada, Thyateira'da...

Lidya Kralı Kroissos zamanında.
En parlak günlerini yaşar Thyateira.
13. yy'da Arap akınlarıyla.
Thyateira uğrar büyük zararlara...

Günümüzde büyük bir kaza.
Çok gelişmiş Sanayi yatırımlarıyla. 
Üzüm, Zeytin ve Tütün tarımıyla.
Akhisar, 200 bin nüfusuyla...

Akhisar, aktif bir kent zamanımızda.
Otelleri, iş yerleri ve  modern yapılarıyla.
Kentin ortasında, apartmanlar arasında.
Thyateira'dan kalan küçük bir yıkıntı alanıyla...


Thyateira Fotoğraflarım:

.

2 Haziran 2018 Cumartesi

OVACIK...





Göçer gider Munzur dağı dumanı
Yavaş yavaş erir karın Ovacık
Çayır çimen olmuş bahar zamanı
Allı Turnaları gelir Ovacık...

...............

Ülkemizin birçok yerinde.
Çankırı'da, İzmir'de, Fethiye'de.
İstanbul'da, Karabük'te, Gebze'de.
İlçeler var Ovacık isminde...

Ama bunların içinde.
En güzeli belki de.
Doğasıyla, insanıyla Tunceli'de.
Munzur vadisi içinde...

Türkiye'de tek TKP'li Belediye.
Tunceli'nin Ovacık ilçesinde.
İşte bu Belediye.
Bir FotoMaraton düzenlemiş kendince...

"Gelin" demiş fotoğrafçılara.
"Gelin, tanış olalım"
"İşin kolay kılalım"
Barışı, kardeşliği, sevgiyi yayalım tüm vatana...

Gittik, gördük hem de çok sevdik.
Hem bu güzel yöreyi.
Hem Komünist Belediye Reisini.
Hem de Ovacık'lı tüm kardeşlerimizi...

Doğu-Batı doğrultusunda.
Muhteşem Munzur dağları arasında.
Masmavi Munzur nehri akan ortasında.
Ovacık, yemyeşil bir ova aslında...

Toplam 3000 nüfusuyla.
Ovacık, küçücük bir kasaba.
Tüm canlar burada.
Biri birini ismiyle tanımakta...

4 gün kaldık Ovacık'ta.
Sevgi ve dostluk ortamında.
Yurdun dört bir yanından gelen.
Fotoğraf sanatçılarıyla...

Gündüzleri yörenin güzellikleri keşfedildi.
Geceleri Fotoğraf Söyleşileri gerçekleştirildi.
Belediye Başkanı inanmazsınız her gece en erken geldi.
Arka sıralardan her gece tüm gösterileri ilgiyle izledi...

Ovacık Belediyesi'nin girişi.
İki taraflı bir Kütüphane sanki.
3 bin nüfusa, 10 bin kitabıyla.
Doğan Avcıoğlu'suyla, Lev Tolstoy'uyla...

Belediye Başkanı'nın odası da.
Belediye Meclisi toplantıları da.
Halka açık inadına.
Belediyenin mali tablosu da asılı duvarda...

Belediye Otobüsü ücretsiz burada.
Suyun tonu 50 kuruş Ovacık halkına.
Yoksul öğrenciye burs da burada.
İşsizlere tarım imkânı da Ovacık'da...

Her neyse.
Komünizm propagandası.
Yapmayalım şimdi burada.
Önümüz kış ne de olsa !..

Ovacık'ın doğal güzellikleri de.
Anlatmayla bitmez gerçekte.
Dağlarıyla, kuşlarıyla, dereleriyle.
Yaylalarıyla, meralarıyla, çiçekleriyle...

Fırat'ın en önemli kolu.
Munzur suyu.
Çıkıyor buradan.
Ovacık'tan, Munzur dağlarından...

Bembeyaz kaynaklar, çağlayanlar.
Masmavi, tertemiz sular Gözeler'de.
Ovacık'a 15 km mesafede.
Cennet gibi yemyeşil bir yerde...

Bir su kaynağı Munzur Baba gözeleri.
Hayat veren Ziyaret deresine.
Burası, Alevî kardeşlerimizce.
Kutsal kabul edilen bir ziyaret merkezi de...

Mercan Vadisi bir başka doğa güzelliği.
Mavi köpüklü suyu, turuncu gelincikleri.
Solda Haramintepe 3250 m yüksekliği.
Gidebildiğimiz en uç nokta Şahverdi...

Dünyanın belki de en güzel ayranı burada.
Koca bardak bir Türk lirası yalnızca.
Bozuk paran yoksa.
Üretici canımızın ikramı o da...

Ovacık'ın ne başarılı Belediye Başkanı.
Ne de inanılmaz dağları, suları, doğası.
Ovacık ve çevresinin en önemli varlığı.
İnsanı ve canları...

Ovacık'ın tüm güzelliği.
Buluşmuş tüm insanlarıyla.
Berrak suları kadar temiz, sevecen.
Yüce dağları kadar gururlu halkıyla...

Bir toplum bu kadar mı içten.
Bu kadar mı sevgi dolu olur.
Bu kadar mı konuksever.
Bu kadar mı hoşgörülü olur...

FotoMaraton'a katılan.
Fotoğraf sanatçısı arkadaşımız.
Metin Savaş Güleç kardeşimiz.
Ordu'dan gelmiş, yazmış:

Bazı insanları sebepsiz seversin.
Bazılarına bin sebep arar, yine sevemezsin.
Biz Ovacığı sebepsiz sevdik.
Dağda, bayırda ışık kollarken.
Karşımıza samimiyet çıktı.
Tenha bir köye girdik, hoşgörü çıktı.
Bir damın altında çay ikram edildi.
Sonunda keder çıktı, dram çıktı.
Hepimiz bu ülkenin çocuklarıyız.
Kader birliği yaptığımız bu topraklarda,
Neden keder birliği yapmayalım ki!..

Ali Haydar Güçlü'nün.
"Özlerim Seni Ovacık" türküsünün.
Dizeleriyle başlamıştık yazımıza.
Bitirelim yine ayni türküyle:

Gözümde tütüyor o ak gözelerin
Munzur Baba sende kaldı tüm dileğim
Bırakıp gideyim varmıyor elim
Her zaman özlerim seni Ovacık...
          

Ovacık Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipNAJ3DBv19Q4GC9r6T8ISSOOJK8Fr1fVGIQBZPg1gTZ5nSopUwF1mJqTovqP1bciQ/photo/AF1QipNfE5h78dELjSttM0is3u_lhjKWD-PR-QL37RIZ?key=TUlxQjV4MENiUUZ1a1Fod0ZQSG1WZ09hamg1VnNR


.

21 Mayıs 2018 Pazartesi

PARŞÖMEN...




Pergamini veya Pergamos; Bergama demek Yunanca'da.
Per-gamun Arapça'da, Pergament Rusça ve Almanca'da.
Parchement İngilizce'de, Pergamino İspanyolca'da.
Pergamena İtalyanca ve Parchemin Fransızca'da...

Membrana deri anlamında.
Membrana Pergamena. 
Veya Charta Pergamena.
Pergament, Perchament de parşömen demek aslında...

Parşömen kağıdının yapımına.
Başlanmış Bergama'da.
MÖ 190 yılında.
Bergama Kralı II. Eumenes zamanında...

Antik çağlarda.
İsa'dan önceki yıllarda.
İki önemli Kütüphane vardı dünyada.
Biri İskenderiye'de, diğeri Bergama'da...

Parşömen ile ilgili hikâye.
Dayanıyor Milat'tan öncelere.
Mısır Firavunu ile.
Bergama Kralı arasındaki rekabete...

Papirüs, Nil nehri kökenli
Cyperus papyrus isminde bir bitki.
Eski Mısırlıların üzerine yazı yazdıkları.
Daha sonra Yunan ve Romalıların kullandığı...

İskenderiye Kütüphanesi'nde.
Tüm belgeler yazılıyordu Papirüs'lere.
Tabii Bergama Kütüphanesi de.
Kullanıyordu Papirüs'ü büyük ölçüde...

Mısır Kralı Epiphane'nin.
MÖ 200'lerde.
Bergama'ya Papirus sevkini engellemesiyle.
Bergamalılar başladılar farklı yöntemleri denemeye...

Bergama Kütüphanesi papirüssüz kalmıştı.
II. Eumenes, Bergama Kralı.
İstemişti yeni bir yöntem bulunmasını.
Yazıların onun üzerine yazılmasını...

Bergama Kütüphanesi Müdürü Krates.
Ve Bergamalılar oğlak derisini soydular.
Kıllarından arındırıp, gerip, inceltip kuruttular.
Sonunda Perchament'i buldular...

Bergama Kütüphanesi.
Zamanla keçi derisi.
El yazması kitaplarla büyüdü, gelişti.
Parşömen de giderek değerlendi...

Parşömen 7. yy'ın sonunda.
Başlandı geniş biçimde kullanılmaya.
15. yy'a kadar da.
Yazılar yazıldı Parşömen'e tüm dünyada...

Parşömen işinde çalışan kişilere.
"Pergaminari" denilmekteydi.
Parşömen, daha nitelikliydi.
Papirüs'e göre çok daha kullanışlıydı...

Papirüs rulo halinde kullanılmalıydı.
Dayanıklı değildi.
Bükülemiyordu, kırılamıyordu.
İki tarafına birden yazı yazılamıyordu...

Parşömen ise oldukça dayanıklıydı.
Kolay kolay yırtılmıyordu.
İki tarafına yazı yazılabiliyordu.
Yazılanlar gözü yormuyordu...

Parşömen üretimi zordu, yetersizdi.
Ancak, papirüs'e oranla çok nitelikliydi.
1500 yıl kullanıldı beğeniyle.
Onun da önemi kalmadı kağıt'ın geliştirilmesiyle...

500 yıldır kağıt kullanılıyor her yerde.
Kitaplarda, defterlerde.
Unutulup gitti Parşömen üretimi bir yerlerde.
Kimse kullanmıyor artık Parşömen'i günümüzde...

500 yıl aradan sonra.
Parşömen yapımına.
Yeniden başlandı Bergama'da.
İsmail Araç adında bir deri ustasınca...

İsmail Araç.
Son Deri Ustası'ydı.
Bergama'lıydı.
Yılların karatabağı'ydı...

İki yıl önceki bir yazımda.
Bu emek ustasını anlatmıştım.
60 yıllık uğraşısını.
Dile getirmeye çalışmıştım:
http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2016/01/son-karatabak.html

İşte bu İsmail Araç usta Bergama'da.
Nesrin Ermiş ve Demet Sağlam Tokbay adında.
Öğretti mesleğinin inceliklerini iki kadına.
Tam iki yılda...

İsmail Usta.
Bu iki genç hanımla.
Çalıştı tozlar, kirler, kokular arasında.
Onlar da oldular birer deri ustası sonunda...

Bu iki hanım kardeşimiz.
Peştemal kuşandılar Bergama'da.
Törenle Bergama Arastası'nda.
Geçen sene ustalarının duasıyla...

Ve bunlar 21. yüzyılda.
Parşömenin icadından 2200 yıl sonra.
Başladılar Parşömen üretmeye Bergama'da .
Ayni yöntemlerle ve ayni inançla...


Bergama Parşömen yapımcıları ve Peştemal Kuşanma Töreni:
https://photos.google.com/share/AF1QipMMXEhghljCyen4eDsQpOMVrrj9RAFfyTX9WeB_dJ42_QGOASJiJ8Id2VJHRBAeew/photo/AF1QipMcXrPWbAgT57wf0AmOUsK-2u02imeXSE4cdXDt?key=Q1BfdTNVcmhrQ1Y2M0VlRzhjX1lmS0dWZ044NEdB&hl=tr

.

18 Mayıs 2018 Cuma

NEPAL'İN KUŞLARI...



İki yıl önce.
Bugünlerde.
Gezideydik Nepal'de.
Annapurna dağı çevresinde...

Zorlu bir Trekking yaptık.
Pokhara'dan yola çıktık.
NayapulUlleri ve Ghorepani'ye vardık.
Poonhill'e tırmandık...

3210 m yükseklikte.
Çıktık Poonhill zirvesine.
7-8 bin metre yükseklikte.
Himalayaları panoramik seyreylemeye...

Ardından geçtik inişe.
Tadapani'ye.
Yeşillikler, rhododendronlar içinde.
Vardık Ghandruk'ta Tibetliler köyüne...

Ghandruk'tan ayrıldık.
Saulibazar'a ulaştık.
Burada otomobile bindik.
Yeniden Pokhara'ya geldik...

Beş günde güzel bir yürüyüş rotası izledik.
Kâh indik, kâh çıktık.
Dere-tepe hep eğimli gittik.
Ormanlar geçtik, güzel yerler gördük...

Tüm bu gezdiğimiz yerleri.
İki yıl önceki.
Blog sayfalarımda.
Çalıştım sizlere anlatmaya...

Bu yürüyüşlerimiz sırasında.
Rastladık Nepal'in kuşlarına.
Hepsi biri birinden gösterişli.
Hepsi biri birinden renkli ve sevimli...

Kuş fotoğrafı çekmek.
Kuş avcılığı gibi zor bir emek.
Önce kuşu görebileceksin.
Sonra da onu ürkütmeyeceksin...

Avcıların nasıl etkili silahları varsa.
Fotoğrafçı da sahip olmalı iyi bir makinaya.
Avcılar nasıl gez-göz-arpacık yapıyorsa.
Vizör'ünden nişan alır Fotoğrafçı da...

Avcı nasıl kuşun göbeğine nişan alıyorsa.
Odaklanmalı kuşun tam gözüne Fotoğrafçı da. 
Avcı nasıl hızla tetiği çekiyorsa.
Fotoğrafçı da basmalı deklanşörüne hızla...

İşte tam bundan sonra.
Fark çıkar avcı ile fotoğrafçı arasında.
Birisi gönderirken kuşu sonsuzluğa.
Diğeri ise kaydeder onu sonsuza kadar bloğuna...


Nepal'den Kuş Fotoğraflarım:

12 Mayıs 2018 Cumartesi

ALS'PER KAYA...



Yazacaklarımı okumadan önce.
Alper Kaya'nın yaşam öyküsüne.
Ve onun 57 yıllık geçmişini öğrenmeye.
Hele bir izleyelim aşağıdaki videoyu dikkatle:

...............

Amiyotropik Lateral Skleroz.
Ya da baş harfleri ile.
ALS.
Bir Motor Nöron Hastalığı...

Vücudumuzdaki tüm adalelerin.
Hareket ettirilmesi için.
Emir getiren sinirlerin.
Yavaş yavaş yok olması hastalığıdır...

100 bin'de bir.
Sıklıkla görülür.
Yavaş ilerler.
Kaslar hareket kabiliyetini kaybeder...

Hastalığa tutulanlar.
Giderek güçsüz kalırlar.
Hareket edemezler.
Nefes alamazlar, yiyemezler, içemezler...

ALS, yalnızca hareketlerimizle ilgili.
Motor sinirleri.
Eritir, yavaş yavaş yok eder.
Sonuçta her çeşit kas hareketini engeller...

ALS, kas hareketlerinin dışında.
Beyin fonksiyonlarında.
Bilinçte ve düşünmede.
Yol açmaz herhangi bir değişikliğe...

Stephen Hawking'i herkes bilir.
ALS hastalığı için bilinen bir örnektir.
Hareketleri tümüyle kaybolan.
Ancak beyin fonksiyonları  normal olan...

Alper Kaya.
Çok başarılı bir Hekim aslında.
Uzmanlığı Göz Hastalıkları dalında.
Hastalığı başladı 1990 yılında...

Alper, çocukluğundan beri.
Müzikle uğraşıyordu.
Klasik Gitar çalıyordu.
Birçok gruplarla müzik yapıyordu...

Ancak hastalığı ilerlediğinde.
Adalelerini kullanamaz hale geldiğinde.
Solunum adaleleri de yetmezliğe girdiğinde.
Son verdi çok sevdiği müziğe...

Günümüzde solunum makinasına bağlı.
Alper'in hareketleri çok kısıtlı.
Yalnızca başını çok az hareket ettirebiliyor.
Güçlükle konuşabiliyor...

Sevgili Alper yakın tarihlerde.
Tanışıyor bir Bilgisayar Program yazılımcısı ile.
Barcelona'dan Zacharias Vamvakousis ile.
Birlikte çalışıyorlar Eye-Harp projesi üzerinde...

Eye-Harp programı.
Göz kontrollü bir müzik yazılımı.
Bilgisayarda görünen notalara, şekillere.
Hakim olabiliyorsunuz göz hareketleriyle...

Alper ve Zacharias kafa kafaya verdiler.
Program üzerinde çalıştılar, geliştirdiler.
Haydi bir Konser düzenleyelim dediler.
Dünyada ilk olsun istediler...

30 Nisan'da ALS/MNH Derneği öncülüğüyle.
Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde.
Bir ALS hastasının Dünya Prömiyeri'nde.
Alper Kaya çıktı seyircinin önüne...

Salon hınca hınç doluydu.
Bir tek boş yer yoktu.
Ayakta seyredenler de vardı.
Alper tekerlekli sandalyesiyle sahne aldı...

Eye-Harp programı eşliğinde.
Elektronik Flüt ve göz hareketleriyle.
Başladı Alper Konserine.
J.S. Bach'ın Air on G String suiti ile...

Derin bir sessizlikle.
İçten bir hayranlıkla.
Dinlenildi ilk parça.
Ve bir alkış tufanı koptu sonunda...

Ardından diğer dinletiler.
Alper'in kusursuz performansları.
Her seferinde ayakta dakikalarca alkışlanması.
Ve gözlerden dökülen yaşların saklanması...

Konserin başlığı.
"Nefes varsa, umut vardır"dı...

Alper, 20 yıldır ALS hastasıydı.
Hareketleri son derece kısıtlıydı.
Tekerlekli sandalyeye bağlıydı.
Solunum cihazına bağımlıydı...

Alper, 20 yıldır umutluydu.
Nefes bile alamıyordu.
Bir Dünya Prömiyeri'ne çıktı.
Hak ettiği alkışları yüreklerden aldı...

Teşekkürler Alper Kaya'ya.
Umut oldun tüm ALS hastalarına.
Nerede nefes varsa.
Umut da vardır orada...


Alper Kaya Konseri Fotoğrafları:
(fotoğraflar için sayın Vehbi Moğol'a teşekkür ediyorum)
https://photos.google.com/share/AF1QipMRCkJJUyfTukvZiKr_-Re8PZRuBxs04634WpasHlvtiXSdMYkkNpzc2Ifbz4wlPA/photo/AF1QipPfvi4zGTqkn1_I70TuS6Cq3G1TwbvrU_OK82oz?key=OUEzbkVwRlNUWHd4aWVGQkl4MlUyUm5BZDJHODhn


Alper Kaya, Air on G String:
https://theeyeharp.org/performances-of-users/


The Eye-Harp Programının tanıtımı:
https://theeyeharp.org/


Fark Yaratanlar: Alper Kaya:
https://vimeo.com/206408923

Alper'in Konser'inden video:
https://www.youtube.com/watch?v=sK_weHkgt6o&feature=youtu.be

.