YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

2 Eylül 2014 Salı

YAŞ YETMİŞ...


Yiğidin.
Harman olduğu yerden.
Erzurum'dan.
Sevgili Aytaç can...

Erzurum'lu.
29 Ağustos'lu.
1944 doğumlu.
70 yaşını yeni doldurdu...

Lise'den arkadaşımızdı.
Uzun boylu, iri yapılıydı.
Doğru sözlü, gür sesliydi.
Dadaşın önde geleniydi...

Ona  "Baba Aytaç" denilirdi.
Lise'de bile lâkabı böyleydi.
Bu İTÜ'de de devam etti.
Hep bu şekilde bilindi...

Başarılı bir iş adamı.
Cenay Grup AŞ ortağı.
İki bala'nın babası.
Var iki de torun damlası...

Aytaç, sevgi doluydu.
Dost canlısıydı.
Arkadaş delisiydi.
Herkesin sevdiği bir kişiydi...

Çocukları ona sürpriz yapmıştı.
Bir doğum günü partisi hazırlamıştı.
Bodrum'da Türkbükü'nde olacaktı.
Kutlama Granca Evleri'nde yapılacaktı...

Lise'den gardaşları.
İTÜ'den canları.
Site'den komşuları.
Yanında olmuşlardı...

Keyifli bir havada.
Sevgi dolu bir ortamda.
Oturuldu, konuşuldu, sohbet edildi.
Yenildi, içildi, eğlenildi...

Gecenin bir geç vaktinde.
Cahit Sıtkı getirildi dile.
Hem şiirle.
Hem de müzikle...

Haydi Aytaç, vakit tamam,
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece,
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana...


Baba Aytaç 70. ad günü kutlaması fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Aytac70#6054418344325479874

.

28 Ağustos 2014 Perşembe

TORNET...


Şimdiki bebeler.
Tornet'i pek bilmezler.
Ne şeklini, ne de gürültülü sesini.
Çocukluğumuzun bu muhteşem keşfini...

Ben çocukluğumda tanıdım.
Tornet'i.
Yenimahalle'ye geldiğimizde.
Ankara'ya 1960 senesinde...

Evimiz Dereboyu sokaktaydı.
Semt pazarı kurulurdu.
İvedik caddesinde.
Evimize hayli uzakta bir yerde...

Memurdu Yenimahalle'lilerin hemen hepsi.
Genellikle tümü orta halliydi.
Kimsenin yoktu otomobili.
Yollar uzun uzun yürünürdü...

Semt pazar'ı İvedik'teydi.
Semtin en uç kesimindeydi.
Arazi biraz eğimliydi.
Pazara tornetle gidilirdi...

Sokağın çocukları yapardı.
Tornet'i.
İmeceyle, işbirliğiyle.
Ve de kısıtlı deneyimleriyle...

Önce rulman'lar bulunurdu.
Tahtadan sağlam bir kasa yapılırdı.
Tahtadan bir de direksiyon ayarlanırdı.
Sonra da rulmanlar yerlerine takılırdı...

İki tekerlekli.
Üç tekerlekli.
Ya da dört tekerlekli olabilirdi.
Tornet, modeline ve ihtiyaca göre...

Genellikle binek içindi.
İki ve üç tekerliler.
Dört tekerliler ise.
Yarardı pazardan yük getirmeye...

Hafta içinde tornetlere binilirdi.
Ayak gücüyle itilirdi.
Eğimli arazide.
Oldukça hızlı gidilirdi...

Çocukların tek eğlencesiydi.
Tornet çok sevilirdi.
Tornet yarışları yapılırdı.
Formula-1'e rakip olunurdu...

Yollar boştu.
Ara sokaklar uygundu.
Otomobil hemen hemen hiç yoktu.
Tornet'ler üçlü, beşli koşturulurdu...

Hafta sonlarında.
Gidilirdi annelerle pazar'a.
Kıyıda, köşede beklenir.
Sebzeler, meyveler tornet'e yüklenirdi...

Sonrası daha zordu.
İtmek gerekirdi yukarı doğru.
Dolu kasayla, yüklü ağırlıkla.
Zorlanırdık dik yokuşlarda...

Dizayn edilirdi çocukça.
Yapılırdı büyük bir ustalıkla.
Tornet'imiz hem işe yarardı.
Hem de oyuna...

Bilmez şimdinin bebeleri.
Paten'in, kaykay'ın, scooter'ın.
Hatta asrın buluşu Segway'in prototipini.
El emeğiyle tarafımızdan yapılan şeklini...

O devirde yoktu kimsenin.
Fotoğraf makinesi.
Ama her çocuğun.
Vardı iyi-kötü bir tornet'i...

Yok hiçbirimizin bu nedenle.
Çekilmiş bir resmimiz tornet'le.
Ama en büyük eğlencemiz o dönemde.
Biliniz ki binmekti bir Tornet'e...


Tornet Fotoğrafları (internetten):
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Tornet#6052319046045228578

Tornet yapımı (video)
https://www.youtube.com/watch?v=7FAJS8FTMJ8

.

25 Ağustos 2014 Pazartesi

ÜÇKUYULAR PAZARI...


20 yıldır kuruluyor.
Üçkuyular Pazarı.
Evimin hemen karşısında.
Caddenin ardında...

Ben bir yıldır gidiyorum.
Alış-verişimi yapıyorum.
Yiyeceklerimi alıyorum.
Hemen her Pazar gününde...

Renkli bir pazar.
Ot, sebze, meyve.
Yumurta, peynir, meze.
Her şey taze mi taze...

Urla'dan, Kemalpaşa'dan.
Seferihisar'dan, Torbalı'dan.
Salihli'den, Tire'den.
Menderes'ten, Ödemiş'ten...

Akşam bahçeden kopartılanlar.
Çiçeği daha üstünde olanlar.
Kavun'lar, karpuz'lar.
Semizotu'lar, maydanoz'lar...

Badem'ler, domates'ler, biber'ler.
Kereviz'ler, üzüm'ler, börülce'ler.
Enginar'lar, patlıcan'lar, kızılcık'lar.
Roka'lar, Mandalina'lar, limon'lar...

Kaşarlanmış deneyimli satıcılar.
Bağıranlar, çağıranlar.
Sesi çıkmayan köylü kadınlar.
Tümü mallarını satma çabasındalar...

Yaşlılar, varlıklılar, memurlar.
Gençler, işçiler, orta halliler.
Bireyler, eşler, aileler.
Evlerine bir şeyler götürmek isteyenler...

Bazıları almak sevdasında.
Diğerleri de satmak amacında.
Ama hepsinin amacı.
Karnını doyurmak aslında...

Burası renkli bir yer.
Oldukça güzel bir pazar.
Benden duymuş olmayın ama.
Yakında bir AVM kuracaklar buraya da...


Üçkuyular Pazarı Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/UckuyularPazari#6051177601191131314


.

19 Ağustos 2014 Salı

CAFE DEL MUNDO...


2012 yılında.
Trans Sibirya yolculuğunda.
Tanıdım Murat Fıçıcı'yı.
O gezide baş yoldaşımızdı...

Boğaziçi Üniversitesi mezunu.
Dinamik, hareketli.
Bir Matemetikçi.
Murat Fıçıcı...

10 yıl kadar önce.
Yaptığı gezilerden edindiği deneyimlerle.
Açıyor bir Kafe, Eskişehir'de.
Adı da Varuna Gezgin Kafe...

Gençlerle çıkıyor Murat yola.
Önce Eskişehir, sonra Ankara.
Daha sonra da İstanbul ve İzmir'de.
Geliştiriyor bunu Cafe del Mundo ismiyle...

Gencecik personeliyle.
Bu Kafe'lerde.
Hizmet veriyor.
Yaşlısına, gencine...

Eskişehir'dekine gitmiştim.
Ortamı çok beğenmiştim.
İzmir'e geldiğimden beri.
Arada bir İzmir şubesine de gidiyorum...

Tulga Ozan yönetiyor.
İzmir şubesini.
O da arkadaşım.
Trans Sibirya yolundan...

Kıbrıs Şehitleri caddesini.
Dik kesen sokaklarda.
Birçok eski İzmir evi.
Kafe olarak kullanılır İzmir'de...

Bunlardan birisi.
Kanımca da en iyisi.
Ortamıyla, sunumuyla.
Cafe del Mundo'dur...

Odalar ve salonlar bir Müze gibidir.
Antik objelerle doludur.
Nereye bakacağınızı bilemezsiniz.
Renkli bayrakları, eşyaları incelersiniz...

Samimi bir ortamda.
Gençlerin arasında.
Dilerseniz içersiniz bir kola.
Ya da bira...

Kahvaltı yapabilirsiniz.
Hızla bir şeyler atıştırabilirsiniz.
Ya da çok güzel yemekler yiyebilir.
Veya kitapları karıştırabilirsiniz...

Sunumu güzeldir.
Kalitesi fevkaladedir.
Tüm yiyeceklerin.
Ve de bütün içeceklerin...

Özetle.
Biraz dinlenmek istediğinizde.
Ya da bir arkadaşınızla sohbetinizde.
Uygun bir mekândır bu Cafe...


Cafe del Mundo İzmir fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/CafeDelMundo?noredirect=1#6048968040081877554

.

8 Ağustos 2014 Cuma

OTEL VİLLA RUSTİCA...


Bir restoran açmıştı.
Üç yıl önce Bodrum'da.
Villa Rustica adında.
Gündoğan'da Mustafa...

Öyküsünü yazmıştım.
Bloğumda üç sene önce.
http://yucel-tanyeri.blogspot.co.uk/2011/05/villa-rustica.html
Adresinde...

Mustafa, girdi Otel işine.
Bir yıl kadar önce.
Küçük, şirin bir oteldi.
Tüm düşü, niyeti...

Hazırlıklarını yaptı.
19 Mayıs'ta açacaktı.
Ancak Otel yetişmedi.
Bir ay gecikti...

20 Haziran'da açtı.
Villa Rustica Hotel'i.
Açılışa davetliydim.
Ama bir türlü gidemedim...

Bu Bayrama imiş.
Kısmet.
Ve de görmek.
Bu Oteli...

Otel düz ayakta.
Çimenlerin ortasında.
Havuzun üç yanında.
Üç ana blokta...

İki katlı.
30 odalı.
Şirin bir ortamda.
Son derece rahatlatıcı...

Bodrum'un gürültüsünden uzakta.
Rahat bir ortamda.
Ve de Mustafa'nın içten dostluğuyla.
Güzel bir Otel Villa Rustica...


Villa Rustica Hotel Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/VillaRusticaHotel#6045214392551706978

.

5 Ağustos 2014 Salı

MÜZİĞE YELKEN AÇANLAR...


D-marin marinası.
Bir yat limanı.
Bodrum ilçesinde.
Turgutreis beldesinde...

Kurulmuş.
Doğuş Holding tarafından.
Tam 10 yıl önce.
Yat turizmini geliştirmek düşüncesiyle...

D-marin 550 yat bağlama kapasiteli.
150 kadar da bakım yeri.
İle entegre bir turizm tesisi.
5 altın çıpa ödülü sahibi...

Dört Bodrumlu ünlünün heykeli.
Daha girişte karşılıyor sizi.
Tarihçi Heredot, Neyzen Tevfik.
Cevat Şakir ve Turgut Reis...

Sonrasında ağırlıyor sizi.
AVM'leri, restoranları, butikleri.
Biri birinden alımlı yelkenlileri.
Kuğu benzeri bembeyaz tekneleri...

Klasik Müzik Festivali.
Düzenleniyor burada.
Uluslararası boyutta.
Son 10 yılda...

10 yıl geçmiş.
Tam 70 konser yapılmış.
3 bini aşkın sanatçı katılmış.
140 bin seyirci alkışlamış...

Bir Marina'da gerçekleştirilen.
10 yıldan beri sürdürülen.
Dünyada ilk ve tek Klasik Müzik Festivali.
Olması bu girişimin özelliği...

10 yılın peşinden.
Kenarından, köşesinden.
Yakaladım ben de bu Festivali.
O da 10 yılın son gecesiydi...

Günbatımı Resitali.
Marina içinde.
Nefis bir amfide.
İzlenebiliyor hem de ücretsizce...

Puccini'nin ölümünün.
10. yılında.
Leyla Gencer'in anısına.
Yapıldı son etkinlik günbatımında...

İzmir Devlet Opera ve Balesi'nden.
Piyanist Demet Eytemiz.
Ve Solist soprano Eylem D. Duru.
Tam 8 arya sundu...

Gece konserleri yapılıyor parasıyla.
Yatların çekek alanında.
Açık havada ve yıldızların altında.
5 bin kişilik konser sahasında...

Moskova Filarmoni Orkestrası'ydı son gece.
Şef Sergey Tartarin ile.
Solistleri Arjantin'li tenor Jose Cura.
Ve Mısırlı soprano Said Fatma...

Bu konserlerin biletlerinden.
Elde edilen.
Gelirin tamamı.
Bağışlanıyor sosyal alan kapsamlı...

Bu yıl da Müziğe yelken açıldı..
Tohum Otizm Vakfı.
Ve Bodrum Sağlık Vakfı.
Bu Konserlerden yararlandı...


D-Marin Turgutreis Marinası ve Konser fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/DMarin#6044151344521156242

.


25 Temmuz 2014 Cuma

DATÇA AKTUR...


Marmaris-Datça yolu üzerinde.
Kurulu bir dinlence bölgesi.
Ak-Tur Tatil Sitesi.
Güzel bir dinlenme yeri...

Özer Türk yaratmış bu güzel siteyi.
Bodrum'daki Ak-Tur gibi.
Kuşadası'ndaki Kuş-Tur gibi.
Burhaniye'deki Ar-Tur gibi...

Çalışkan mı çalışkan.
Bir Kaymakam.
Özer Türk.
1960'ların sonunda...

Aklı fikri.
Turizm'in gelişmesi.
Bir öncü, bir turizm elçisi.
Kendisi...

Bir şirket kurar.
1971 yılında.
2500 ortakla.
Vali Özer Türk, Muğla'da...

Şirket ortaklarından.
1275 kişi Datça'da.
633 kişi de Bodrum'da.
Talip olurlar yapılacak konutlara...

Datça Ak-Tur tamamlanmış.
1980 öncesinde.
Çok güzel sahilleriyle..
Ak-Tur hakim iki farklı bük'e...

Hisarönü körfezinde.
Bozburun yarımadasında.
Kurucabük ve Çiftlik koylarında.
Yerleşimi iki ayrı konumda...

6 ayrı villa tipi var.
Çiğdem, Yasemin, Orkide.
Papatya, Nilüfer ve Menekşe.
Tümü de ayrı güzellikte...

Masmavi bir sahilde.
Sarıçam ormanı içinde.
Dağıtılmış bu evler.
Çok güzel bir biçimde...

Hepsi temiz.
Hepsi bakımlı.
Bahçeleri düzenli.
Çiçeklerle bezeli...

Her taraf temiz.
Her yer sessiz.
Her şey huzurlu.
Tatilciler mutlu...

Tertemiz sahili.
Mavi bayraklı denizi.
Devamlı esen imbatıyla.
İnsan çok güzel dinleniyor Ak-Tur'da...

Yıllardır giderim.
Datça Aktur'a
Mahir ağabeyime.
Ve Saliha ablama...

Ağırlarlar.
Koyacak yer bulamazlar.
Beslerler, yedirirler, içirirler, gezdirirler.
İkisine de sonsuz sevgiler, teşekkürler...


Datça Ak-Tur Fotoğraflarım: 
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/25Temmuz2014#6039968925603559154

.