YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

24 Ekim 2017 Salı

DALGALARLA DANS...



Her sene yaz aylarında.
Çıkarız Gökova'da Mavi bir yolculuğa.
Lise arkadaşımızla.
Aytaç Güldamla'nın Arasbey isimli motor yatıyla...

19 m boyuyla.
5 m eniyle.
6 kişilik yolcu kapasitesiyle.
Arasbey güzel bir tekne...

Her biri 825 HP gücünde.
İki İVECO motoruyla.
Gücü 1650 HP toplamda.
Ulaşabiliyor maksimum 27 Knot hıza...

Motorun kontağı açıldığında.
Demir aldığınızda.
Limandan açık denize çıkıldığında.
Motorlar başlıyor hızlanmaya...

Koyuluyorsunuz yola.
Büyük bir hızla.
Lacivert denizin ortasında.
Bembeyaz köpükler arkanızda...

İşte bu sırada.
Başlıyorsunuz şahit olmaya bir dansa.
Masmavi dalgalarla.
Bembeyaz köpüklerin arasında...

Motorun denizde oluşturduğu kabartılarla.
Ve denizin kendi dalgaları arasında.
Başlıyor kopmalar, sarılmalar.
Kırılan sularla, dağılan damlacıklar...

Seyrine doyum olmuyor.
Bu güzel birlikteliğin.
Dalgalarla köpüklerin.
Biteviye dansını seyretmenin...

Hiç bitmeyecek gibi gelen.
Sonsuza kadar devam edecek izlenimi veren.
Bu mücadele, bu dans eriyor sona.
Tekneniz Turkuaz bir koya demir attığında...


Dalgalarla Dans fotoğraflarım:


Dalgalarla Dans videom:

video

.

19 Ekim 2017 Perşembe

MAVİ... MAVİ...




Aytaç Güldamla.
Arkadaşımızdır Lise'den.
50 yıl öncesinden.
Yenimahalle'den...

Her sene gruplar halinde.
Gökova Körfezi'nde.
Lise'li kardeşlerini Arasbey teknesiyle.
Çıkartır Mavi bir geziye...

Bodrum'dan binilir tekneye.
Vira Bismillah diye.
Yol alınır büyük bir süratle.
Gecelenir masmavi bir körfezde...

Burada hasretler giderilir.
Sohbetler edilir.
Gülünür, yüzülür, eğlenilir. 
Yenilir, içilir...

Gece teknede geçirilir.
Sabah kahvaltı edilir.
Demir çekilir.
Bir başka koya gidilir...

Herif herife bir olaydır.
5-6 gün bir arada olunur.
Türküler çığrılır, fıkralar anlatılır.
Gençlik günleri hatırlanır...

Hoş bir aktivitedir.
Güzel bir birlikteliktir.
Sevgi dolu bir güzelliktir.
Dostlukların güncellenmesidir...

Bu yıl da Gökova'da.
Yeni bir Mavi Yolculuk'ta.
Birlikte olduk eski arkadaşlarla.
Eskimeyen dostlarla...

Çilekliköy'ün mavi sularında.
Yedi Adalar'da.
İngiliz Limanı'nda.
Okluk Koyu'nda....

Çökertme bükü'nde.
Mazıköy'de.
Orak Adası'nın mavi denizinde.
Beş gün beraber olduk keyifle...

Seneye Lise'li kardeşlerimizle.
Olacağız yine birlikte.
Ege'nin mavi denizlerinde.
Tanrı sağlık verirse...


2017 Mavi Yolculuk Fotoğraflarım:
.

9 Ekim 2017 Pazartesi

İRAN HALILARI-2...


İran Halıları'nı yazmıştım.
Özelliklerini anlatmıştım.
Fotoğraflarımı paylaşmıştım.
Önceki bir blog yazımda:

İnsan bir ülkeye gittiğinde uzun kalamıyor.
Her yeri gezemiyor.
Her şeyi haliyle göremiyor.
Ve birçok şey eksik kalıyor...

İran'da da öyle oldu.
Gezdik Kaşan'ı, İsfahan'ı.
Gezebildik ancak.
Birkaç Halı dükkânı'nı...

Gördüğümüz halılar çok güzeldi.
Çok da renkliydi.
Değişik desenliydi.
Kaliteleri de üst düzeydi...

Bir bölümünüz gördünüz.
İran Halıları fotoğraflarımı.
Belki de çok beğendiniz.
Size gösterebildiğim kadarını...

Bu arada internette biraz dolaştım.
Diğer İran Halıları'na baktım.
Onları kopyaladım.
Görmediklerinizi de sizlerle paylaşayım istedim...

Şimdi bağlantıyı tıklayın. 
Güzelliklerini görün, zevkle izleyin.
Bir kez daha İran Halıları'nın.
Keyfine varın:

İnternet'ten İran Halı Fotoğrafları:

.

7 Ekim 2017 Cumartesi

MAÇ SEYRİ...



Aslında.
Bu yeni açılan Arena'larda.
Maç seyretmenin tadı da.
Tuzu da kalmadı...

Eskilerde.
50 sene öncelerinde.
Futbol maçına girmenin bile.
Bir kıymet-i harbiyesi vardı...

Bilet almak zordu girilecek stada.
Sabah horoz ötmeden daha.
Gişe önlerinde olunurdu.
Hatta yatağıyla gelenler bile olurdu...

Güneşte, yağmurda, soğukta.
Giderek artan kalabalıkta.
Üçerli, beşerli.
Sıraya girilir ve beklenirdi...

Arkadaşını bulanlar.
Araya kaynak yapanlar.
Dövüşler, bağıranlar, kavgalar.
Yine de mutluydu biletini alanlar...

Stad çevresinde turşucular, simitçiler.
Lahmacuncular, tükrük köfteciler.
Bir lira'ya ekmek arası balıklar.
"Fazla bilet, fazla bilet" diye gezinen karaborsacılar...

Acıkan karınlar doyurulurdu.
Taş betonda oturmak için gazete bulundurulurdu.
Yavaş yavaş stada duhul olunurdu.
Kale arkasında bile güzel bir yere oturulurdu...

Giriş kuyruğunda ezilenler, dövülenler.
Turnikelerden içeriye beleş girebilenler.
Sanki dünyanın.
En mutlu insanları gibiydiler...

Uzun süre beklenirdi stadyumda.
Sıcakta, soğukta hatta yağmurun altında.
Hoparlörlerden gelen cızırtıyla.
Ve de "ne günah etse açılmaz" şarkısıyla...

Seyircilerin dörtte bir'i ayrıcalıklıydı.
Kapalı tribünde keyif yaparlardı.
Dörte üç'ü ise zavallıydı.
Güneşte pişer, yağmurda ıslanırdı...

Gazete kağıdından şapkalar yapılırdı.
Naylon torbalarla yağmurdan korunulurdu.
Gazoz içilir, ay çekirdeği çıtlatılırdı.
Maça tam konsantre olunurdu...

Maçlara alınmayan taraftar olmazdı.
Taraftar tribünü filan bilinmezdi.
Gassaraylısı, Fenerlisi, Hacettepelisi.
Karışık oturur, maçını izlerdi...

Takımların ayrı ayrı.
Koşarak sahaya çıkışları.
Ayrı bir olaydı.
İşte o an heyecan ve coşku başlardı.

Sahaya çıkarken takımlar alkışlanırdı.
"Ya, ya, ya-şa, şa, şa" en büyük tezahürattı.
Oyuncuların sırt numaraları 1'den 11'e kadardı.
Formalara reklam filan da alınmazdı....

Metin'ler, Kadri'ler, Lefter'ler.
Turgay'lar, Varol'lar, Basri'ler.
Can'lar, Necmi'ler, Recep'ler. 
Fikri'ler, Hayri'ler, Zeynel'ler...

Cumartesi ve Pazar günlerinde.
Oynanırdı iki maç peş peşe.
Örneğin ilk gün Gençlerbirliği-Vefa'yla.
Ankaragücü de Galatasaray'la...

Ertesi gün Pazar'da.
Ankaragücü oynarken Vefa'yla.
Gençlerbirliği de karşılaşırdı.
Galatasaray'la... 

150 kuruş verilirdi.
İki maç üst üste seyredilirdi.
Genellikle İzmir Bölgesi hakemleri.
Ve Hakkı Gürüz maçı yönetirdi...

Sevgi vardı tüm futbolculara.
Hepsi izlenirdi saygıyla.
Üzülünürdü gol kaçtığında.
Ya da beğenilirdi kaleci topu kurtardığında...

Maçlarda kötü tezahürat olmazdı.
En fazlası.
Hakemin cinsel tercihi.
Dile getirilirdi...

Maçlarda oturanlar arasında.
Zaman zaman kavga çıkardı.
Herkes maçı bırakıp oraya bakardı.
Olay hemen kapatılırdı... 

Kaleciler simsiyah forma giyer, kasket takardı.
Altı pas içinde ayağıyla orta yeri ayarlardı.
Elle değiştirilen skor tabelaları vardı.
Görevli bazen hata da yapardı... 

Ne maçlar seyredilirdi.
Metin'in kafa golü, Lefter'in frikiği.
Turgay'ın uzun degajı.
Can Bartu'nun ara pası... 

Ne goller seyrederdik keyifle.
Transistörlü radyolar ellerde.
Golün tekrarı olamadan.
Golün tadını bir kez daha yaşayamadan...

Bir bakın yukarıdaki resme.
Girmeye çalışanlara Dolmabahçe'ye.
Ya da aşağıda Beleştepe görüntüsüne.
Maçın ancak 1/3'ini seyretmeye gelenlere...

Anlarsınız.
Futbol sevgisini.
Can, TurgayMetin, Lefter özlemini.
Maçların güzelliğini, keyfini...

Ben yıllardır artık maça gitmiyorum.
TV'dan seyretmekten de keyif almıyorum.
Şimdi ya yıllık kombine bilet alıyorsun.
Ya da Biletiks'ten PasoLig'den alıp maça giriyorsun...

Toyota Jip'le Arena'ya gidiyorsun.
Girmeden önce Storelar'a uğruyorsun.
Pahalı formalar alıyor, üzerine giyiyorsun.
Lüks Lokantalarda yemek yeyip, içiyorsun...

Anlamlı renkli; anlı-şanlı formaları.
Takımının geçmişini bilmeyen paralı.
Bir sürü Yeni Zelanda'lı. Afrika'lı.
Kolombiya'lı, Uganda'lı, Zambiya'lı...

Eski çam'lar bardak oldu.
Ya da tam tersi.
Eski maç'lar.
Hayâl...

Dolmabahçe Stadı'nda Beleştepe'den maç seyredenler
.

4 Ekim 2017 Çarşamba

ANNAPOLİS...


Annapolis şehri.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki.
Maryland Eyaleti'nin başkenti.
Nüfusu da yalnızca 40 bin kişi...

Kurulmuş Severn nehri'nin ağzında.
Chesepeake Körfezi'nin kıyısında.
Baltimore'a da, Washington'a da.
50 km uzaklıkta...

Amerika'nın kuruluşunun başlangıcında.
1783-1784 yıllarında.
Başkentlik yapmış olmakla Amerika'ya.
Annapolis'liler övünüyorlar halâ...

1783 Kongresi sırasında.
İlk Amerikan bayrağı da.
Düzenlenmiş John Shaw adında.
Annapolis'li bir marangozca...

Annapolis, uygun körfeziyle.
Ve büyük bir nehir ağzında olması nedeniyle.
1700'lü, 1800'lü senelerde.
Dönüşmüş önemli bir Liman kenti'ne...

Afrika'dan taşınan köleler o yıllarda.
Getirilirmiş Annapolis Limanı'na.
Ve sonra da kaynak olmak üzere Tütün tarımına.
Satılırmış Maryland ve Virginia'ya...

Televizyonda "Kökler" dizisinde.
Öyküsünü izlediğimiz Kunta Kinte de.
1767 senesinde.
Karaya çıkmış burada Annapolis'de...

Annapolis, önemli bir Liman kentiymiş.
Köle ticareti nedeniyle gelişmiş.
Ancak Baltimore'un öne geçmesiyle.
Yitirmiş bu özelliğini ilerki senelerde...

Ama.
Amerika'nın yine önemli bir Liman kenti halâ.
Zira.
Amerika'nın en önemli Askeri Deniz üssü burada...

1845 yılı kökenli.
Amerikan Deniz Akademisi.
Her sene üstlenerek eğitimini. 
Burada yetiştiriyor 1200 denizciyi...

Annapolis, bir açık hava müzesi gibi.
Körfezde biri birinden güzel tekneleri.
Tarihi binaları, kiliseleri, eski evleri.
Ama bence en önemlisi Mavi Yengeci...

Bu körfezin bir güzelliği.
İlle de bu Mavi Yengeci.
Annapolis kıyı şeridi.
Yemeye gelenlerle dolu bu Mavi Yengeci...

Annapolis Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipO9kV0jLoorxEtR8aXBqVeroEGW_CXsFLgP0FSuDOjfde37myd-aRJiJpgpkxDtlQ/photo/AF1QipPW5C-_2LKRhpCOyAeVB6KzBL9kfSveKHLZX0_c?key=TzEzT00xSk1RZVNTUnFpVG5hVE5NWDBid2dtZjFR

.

28 Eylül 2017 Perşembe

WALTERS SANAT MÜZESİ...


Walters Sanat Müzesi.
Amerika Birleşik Devletleri.
Maryland Eyaleti.
Baltimore şehri merkezli...

W. Thompson Walters.
Ve oğlu Henry Walters.
Baltimore'da sıkı birer zengin ve kolleksiyoner.
19. yy ortalarından beri eski eserler biriktirirler...

Bu antik eserleri nereden bulurlar.
Kaç para  öderler.
Okyanus ötesinden nasıl getirirler.
Nerede biriktirirler bilinmez...

Ama ellerindeki bu eserler.
O kadar fazla sayıda birikir ki.
Bir yerlere sığmaz olurlar.
Onlar da Belediye'ye bağışlarlar...

Baltimore'un merkezî bir yerine.
Belvedere mahallesinde.
1934 senesinde.
Yapılan bir binada başlarlar sergilemeye...

Bu Müze'de.
Günümüzde.
35 bin'in üzerinde.
Çok değerli Antik eserler sergilenmekte...

Walters Sanat Müzesi'nde Antik Mısır'dan.
Antik Yunan'dan, Antik Roma'dan.
Ortaçağ'dan, Mezopotamya'dan, Ortadoğu'dan.
Yakındoğu'dan çok değerli objeler bulunmakta...

Heykeller, Resimler.
Seramikler, Porselenler.
Mücevherler, Rölyefler.
Tümü de inanılmaz güzellikteler...

Baltimore'a gitmeli.
Bu Müze'yi görmeli.
Bu kadar asar-ı antika'ya bakıp bakıp.
"Bunlar buraya nasıl geldi" diye düşünmeli...


Walters Sanat Müzesi Fotoğraflarım:
.

26 Eylül 2017 Salı

KKTC...



Kıbrıs adası.
Akdeniz'in üçüncü büyük adası.
Sicilya.
Ve Sardunya'dan sonra...

Akdeniz'de Ortadoğu, Asya.
Afrika ve Avrupa arasında.
Bir geçit yolu aslında.
Asırlardır bu Yeşilada...

Tarih boyunca.
Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular.
Persler, Romalılar, Bizanslılar.
Sonra da Venedikliler ve Osmanlılar.
Bu adada cirit atmışlar...

1570 senesinde.
Sultan II. Selim döneminde.
Lala Mustafa Paşa Vezirliğinde.
Girmiş Osmanlı hakimiyetine...

300 yıl sonra, 93 Harbi'nde.
Osmanlı, Ruslar'a yenilince.
Ada 92.799 Sterlin'e.
Kiralanıyor İngilizler'e...

36 yıl sonra da, 1914 yılında.
I. Dünya Savaşı sırasında.
İngilizler'in adayı ilhakıyla.
Adanın yönetimi geçer Büyük Britanya'ya...

1931 yılında.
Rumların ENOSİS için ayaklanmasıyla.
Birleşik Krallık sert tedbirler aldı.
Birçok milliyetçi ögeler yasaklandı...

II. Dünya Savaşı sonrasında.
1950'li yıllarda.
İngilizler'in Kıbrıs'tan ayrılmasıyla.
Gerginlikler yaşanmaya başladı bu ada'da...

1955 yılında.
Enosis (Yunanistan'a bağlanma) amacıyla.
Kuruldu EOKA adında.
Kıbrıs Milli Mücadele Örgütü Rumlarca...

Çıkan çatışmalardan.
Yapılan antlaşmalardan.
Sonra 1960 yılında, iki toplumlu.
Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu...

21 Aralık 1963'te.
Rumlar, adada yaşayan Türkler'e.
Karşı bir katliam başlattı.
Plâna göre ada Yunanistan'a bağlanacaktı...

Aradan geçen sıkıntılı yıllardan sonra.
Yunanistan'daki faşist Cunta.
1974 yılında.
Saldırdı adanın bağımsızlığına...

Türkiye Hükümeti.
Londra ve Zürih antlaşmaları gereği.
Havadan ve karadan.
Kıbrıs'a askerî müdahele etti...

15 Ağustos'ta Türk birlikleri.
Adanın % 37'sini işgal etti.
Birleşmiş Milletler devreye girdi.
Ateşkes ilan edildi...

170 bin Kıbrıs'lı Rum.
Güney'e göç ettirildi.
50 bin Kıbrıslı Türk de.
Kuzey'e yerleştirildi...

1974'deki Barış Harekatı'ndan sonra.
40 yılı aşkın geçen zamanda iki toplum da.
Tellerle ayrılan sınırların ardında.
Kendi bölgelerinde yaşamakta...

En iyi çözüm aslında, iki toplumun bir arada.
Bağımsız ve yan yana.
Bu adada, birlikte yaşamasında.
Ama politikacılar nedense buna pek yanaşmamakta...


Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti fotoğraflarım:
.