YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

16 Kasım 2018 Cuma

LAİKA...



Bir sokak köpeğiydi Laika.
3 yaşında.
Dolaşıyordu Moskova sokaklarında.
Tek başına...

Şans aniden yüzüne güldü.
Uzaya gitmek için seçildi.
Eğitimlerden geçirildi.
Özel bir macunla beslenmeyi bile öğrendi...

İki köpek daha.
Vardı adaylar arasında.
Muşka.
Ve Albina...

Muşka, üzerinde çeşitli uzay testleri yapıldı.
Albina ise Laika'nın yedeği oldu.
Sovyetler'in amacı uzaya insan göndermekti.
Ancak önce bir canlının gitmesi gerekti...

Laika, 3 Kasım 1957 tarihinde.
Ekim Devrimi'nin 40. yıldönümünde.
Götürüldü Baykonur Uzay üssüne.
Yavrularıyla buluşturuldu uçuştan önce.
Sonra da yerleştirildi Sputnik-2'ye...

Uzay çağının ilk öncüsüydü.
Bileti tek yönlüydü.
Öleceği kesindi.
Ama Laika bunların farkında değildi...

Sputnik-2 küçük bir uyduydu.
Tüm ağırlığı 83 kiloydu.
R-7 Roketiyle uzaya çıktı.
Yerden 230-942 km uzakta yörüngeye oturdu...

Laika.
Kalkıştan 5-7 saat sonra.
Kapsülün aşırı ısınmasıyla.
Veda etti hayata...

Uzaya ilk canlı çıkışı büyük bir alakayla.
İzlendi tüm dünyada.
Büyük bir prestij kazandı Sovyet Rusya.
Uzay yarışında bir anda...

Ardından da.
4 yıl sonra.
Yuri Gagarin gönderildi uzaya.
1961 yılı Nisan ayında...

Onun uzaya gidişi de.
İzlendi büyük bir ilgiyle.
İlk insanın uzaydan dönüşü de.
Konuşuldu günlerce...

Başlatmıştı canlıların gidişini uzaya.
Üç yaşındaki sevimli köpek Laika.
Şimdi bu öncü köpek sahip bir anıta.
Uçuşa hazırlandığı Moskova'da...


Laika ile ilgili fotoğraflar (internet'ten) :
https://photos.google.com/share/AF1QipP6NWJHZXJAIa3E76xuFpGMyJRxAwv3x9d5kW7pOWaRSFvwvCyCN6XXQqSa1l9VZQ/photo/AF1QipPeIhMgkHZYFi8dgXSpHUA1hEs11K4F-gnpCvip?key=UlJkRVJsOE9xc0YyZzdvSjdESGtFMEVlMjl1X1hB

.

12 Kasım 2018 Pazartesi

AYRANCI ANTİKA PAZARI...



Eskiye rağbet olsaydı.
Bit pazarına nur yağardı.
İşte böyle bir yer Ayrancı.
Antika Pazarı...

Her ayın ilk Pazarında.
Ankara'da.
Tam 10 yıldır bu pazar Ayrancı'da.
Kuruluyor çok geniş bir mekanda...

Ne ararsanız.
Daha doğrusu ne aramazsanız.
Var bu pazarda.
Ayrancı Antika Pazarı'nda...

Eski dergiler, gazeteler, kalemler.
Gümüşler, şekerlikler, rozetler.
Tespihler, giysiler, porselenler.
Eski albümler, saatler, gözlükler...

Eski kitaplar, plaklar, fincanlar.
Taslar, tabaklar, bardaklar, lambalar.
Daktilolar, telefonlar, şapkalar.
Fotoğraflar, çakmaklar hepsi buradalar...

Gidiyorsunuz, geziyorsunuz.
Geçmişi yaşıyorsunuz.
Albümlerdeki fotoğraflara bakıyorsunuz.
Eski anıları görüyorsunuz, üzülüyorsunuz...

Yaşı bizim gibi geçkinler.
Eskilerde kullandığımız birçok nesneler.
Telefonlar, radyolar, LP'ler, dergiler.
Anılarınızda canlanıyor geçmiş günler...

İlgili alıcılar, boş boş dolaşanlar.
Sıkı pazarlık yapan satıcılar.
Objenin ne olduğunu soranlar.
Onları sabırla yanıtlayan antikacılar...

Stand sayısı oldukça fazla.
Daracık geçişler arasında.
Dolanıyorsunuz o kalabalıkta.
Antikaları görebiliyorsunuz zorlukla...

Hızlı bir döngü var burada.
Birçok mal el değiştiriyor hızla.
Eskiye rağbet oldukça fazla.
Nur yağıyor Ankara'daki Bitpazarı'na...


Ayrancı Antika Pazarı fotoğraflarım:  
.

4 Kasım 2018 Pazar

EĞİN MANİLERİ...



Kırmızı gül has bahçede tez biter
Özledim yarimi  gözümde tüter
Şu dünyada hiç bir derdim olmasa
Yarin hasretliği hepsinden beter
...............

Maniler.
Halk edebiyatımızın nazım türüdür.
Genellikle 7 heceli ve dört dizeli(mısralı)dir.
Mesaj son iki dizede verilir...

Maniler; çeşitli sosyal olayları.
Kişilerin ruhsal durumlarını.
Hasretleri, aşkları.
İçten ve özentisiz anlatır... 

Eğin ya da yeni ismiyle Kemaliye.
Günümüzde de.
Geçmiş dönemlerde de.
Ulaşılması zor bir belde...

Burası Fırat nehrinin iki tarafında.
Yükselen dik dağlar arasında.
Sahip çok kısıtlı miktarda.
Verimli topraklara...

Eğin.
Bu nedenle geçmişte.
Geçim derdi nedeniyle.
Göndermiş erkeklerini gurbete...

Dağları aşmışlar katırlarla.
Ulaşmışlar zorlukla Giresun'a.
Oradan da deniz yoluyla.
Geçmişler İstanbul'a...

Bırakmışlar sevdiklerini arkada.
Çalışmışlar gurbette yıllar boyunca.
Görmemişler eşlerini, analarını.
Bacılarını, çocuklarını...

Gelmemiş gidenler.
Gencecik gelinler.
Anneler, kardeşler.
Duygularını manilere dökmüşler :

"Kurban olam gözlerinin içine 
Ayrı düştüm o gidiyor gücüme
Elâ gözlerini sevdiğim ağam
Sığamadın mı bir Eğin'in içine" demişler...

Eşi, genç gelini yanıtlamış:

"Eğin yolu düz olsun
İçi dolu kız olsun
Doksan dokuz yarem var
Bir de sen vur yüz olsun..."

Bunun gibi çok sayıda Maniler yakılmış.
İmecede, dağda, bağda, hamamda.
Uzun kış gecelerinde, Ramazanda.
Manilerle dışa vurulmuş :

"İstanbul postası bana mı haram
Bağladı yüreğim dert ile verem
Yok mu ki orada mürekkep kalem
Yaza yollayasın bir kuru selam..."

Eğin Manileri.
Çoğunlukla 11 heceli.
Hemen hemen hepsi.
Kadın, ayrlık ve özlem kökenli :

"Gemim teknesini vurmuş kayaya
Merhem yok mu sinemdeki yaraya
Ne sen benden doydun ne de ben senden
Değer vermem kazandığın paraya..."

Eğin Manileri'nin yaşatılması amacıyla.
Kemaliye'nin yukarısında.
Bir "Mani Yolu" yapmışlar.
Yüzlerce Eğin Manisi'ni buraya koymuşlar...

Gitmeli, görmeli.
Mani Yolu'ndaki bu manileri okumalı.
Eğin'in geçmişini anlamalı.
Güzelliğinin yanında kültürünü de tanımalı...


Kemaliye Mani Yolu fotoğraflarım:

.

2 Kasım 2018 Cuma

KEMALİYE...



İki kez gittim Kemaliye'ye.
İlki 2017 senesinde.
Haziran ayında.
Geçen İlkbahar'da.

İkincisi geçtiğimiz hafta.
Ekim ayı sonunda.
Elazığ'daki bir KBB Toplantısından sonra.
Bu Sonbahar'da...

Kemaliye15. yüzyılda.
Çelebi Mehmet zamanında.
Eğin ismini aldı.
Bağ ve bahçeler arasında bir yer olarak anıldı...

Eğin uzun süre Diyarbekir'in bir kazasıdır.
19. yy'da Harput'a bağlıdır.
1926'da Malatya'ya bağlanır.
1938'de Erzincan iline katılır... 

500 yıldır buranın ismi Eğin'dir.
Mustafa Kemal'e başvurur Eğin'liler.
Bu ismin değiştirilmesini isterler.
1922'de  Kemaliye olarak değiştirirler...

İsmini böylece Mustafa Kemal'den alır.
Ondan beri hep Kemaliye diye anılır.
Kayalık dağlara sırtını dayamıştır.
Ortasında da Fırat nehri akmaktadır...

Taşyol'uyla gelmiştim Kemaliye'ye.
İlk gelişimde.
Divriği yolundan.
Fırat'ın kıyısından...

Son 8-10 kilometresi.
Dağları delen kaya tünelleri.
İnanılmaz görselleri.
İle muhteşem bir güzellikteydi...

1800'lü yıllarda.
Başlanmış bu geçidin yapımına.
Tüm zorluklarla ve el yordamıyla
Tamamlanmış bu yol tam 130 yılda...

Çok yakın bir zamanda.
Vali Recep Yazıcıoğlu zamanında.
Fırat üzerine demir köprü yapılmasıyla.
Bağlanmış Erzincan'a güzel bir yolla...

Çok güzeldir doğal güzellikleri.
Dağları, akar suları, yeşilliği.
Yöresel mimarisi.
Ve Kemaliye evleri...

Kemaliye'nin dağınık yerleşmiş evleri.
Mahalleleri ve köyleri.
Bol akarsuları, kapı tokmakları, değirmenleri.
Mani yolu, Lökhanesi, Müzeleri görülmeli...

Ben bu güzel yere gittim iki defa.
Hem ilkbahar'da hem de sonbahar'da.
Gideceğim yine fırsat bulduğumda.
Hem kışında, hem de yazında...


Kemaliye ilk ve sonbahar fotoğraflarım:
.

29 Ekim 2018 Pazartesi

GAZİ MUSTAFA KEMAL...



10 gün önce.
Açıldı bir sergi İzmir'de.
Folk Art Galeri'de.
Gazi Mustafa Kemal ismiyle...

Atatürk'ün belgeleriyle.
Resimleriyle.
Kullandığı eşyalarla.
Kendi el yazılarıyla...

Görülesi bir sergi fotoğraflarıyla.
Hiç görülmemiş eşyalarıyla.
Saatleri, tabancalarıyla.
Madalyaları, fincanlarıyla...

Sergi, denk gelmiş.
Hem 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'na.
Hem de 10 Kasım'a.
Açık kalacak 4 ay boyunca...

Muhakkak gezilmeli.
Beğeni ile görülmeli.
Dikkatle incelenmeli.
Bu gerçekten görkemli sergi...


Gazi Mustafa Kemal Sergisi fotoğraflarım:

.

9 Ekim 2018 Salı

9 KATLI TAPINAK...



- 22 Ağustos 2018 Çarşamba, Chiang Rai -

Phuket'ten Chiang Rai'ye.
Uçtuk dünyanın en ucuz havayolları ile.
Air Asia uçağı ile.
İki saati aşkın bir sürede...

Puslu bir havada.
Chiang Rai'ye inişe geçtiğimiz sırada.
Uçağın penceresinden bakarken manzaraya.
Kocaman beyaz bir heykel gördüm bir anda...

Birkaç kare fotoğraf aldım.
Heykelin etkisinde kaldım.
Oldukça büyük bir heykeldi.
Onu yakından görmeliydi...

Gezi programında.
Böyle bir heykel yoktu.
Beyhan Bey'e heykelden bahsettim.
Vakit olursa gidelim dedim...

Araştırdık, soruşturduk.
Merkezden uzak.
Bir Tapınak olduğunu öğrendik.
Vakit bulursak gidecektik...

Gün bitimine yakın.
Vaktimizi ayarladık.
Wat Huai Pla Kung'a.
Doğru yol aldık...

Bir Tapınak burası.
Tam dokuz katlı.
Çin mimarisi yapılı.
24 dönüm araziye yayılı...

Nispeten yeni bir yapı.
Başlangıcı 2001 yılı.
Bir tepe üzerinde kurulu.
Çevresi bol ağaçlıklı...

Yanındaki bir tepe üzerinde..
100 metre yüksekliğinde.
Beyaz bir Buhdha heykeliyle.
Tapınak heybetli bir görünümde...

9 katlı Tapınağın yanında.
Var beyaz bir Tapınak daha.
İç düzeni ve dış oymalarıyla.
Başka bir güzellikte o da...

Her iki Tapınağın girişinde.
Geniş merdivenler.
Merdivenlerin iki yanında da.
Görkemli ejderhalar...

9 katlı tapınağın.
İçi oldukça sade.
Salonun ortasında.
Guan Yin heykeli ahşaptan oyma...

Çıkıyorum merdivenlerle 9. kata.
Her katta 360 derece manzara.
Bakıyorum etrafa.
Yemyeşil dağlara, ormanlara...

Dev Budha heykelinin içine de.
Çıkmak mümkün asansörle.
Taa Budha'nın her iki gözü seviyesine.
Ve oradan bakmak Budha'nın gözüyle çevreye...


9 Katlı Tapınak Fotoğraflarım:

.

7 Ekim 2018 Pazar

ŞAPKA MÜZESİ...



Atatürk, 1925 senesinde.
24 Ağustos gününde.
Kastamonu'ya gitti.
Başına da beyaz bir şapka giydi...

Kastamonu'lular.
Ata'yı ilk kez görecekti.
Atatürk ya üniformalı ya da kalpaklı.
Bir görünüm vermişti...

Diledi ki.
Kastamonu'lular kendisini.
Modern bir giysiyle.
Şapka'yla görsün, tanısın istedi...

Ertesi gün İnebolu'ya geçti.
25 Ağustos 1925 günü idi.
Türkocağı'nda halka hitap etti.
"Bunun adına şapka derler" dedi...

Beş gün sonra da.
30 Ağustos'ta.
Cumhuriyet Halk Fırkası balkonunda.
Hitap etti bu kez de Kastamonu halkına...

Değindi "Türk halkının tamamen asrî.
Bütün manâ ve eşkali ile.
Medeni bir heyet-i içtimai'ye.
Haline irsal etmenin" önemine...

3 ay geçtiğinde.
25 Kasım 1925 tarihinde.
671 No'lu Şapka Kanunu.
Kabul edildi Millet Meclisi'nde...

Öncülük eden Şapka İnklabına.
Kastamonu'da.
Önderlik edilmiş Şapka'yla.
İlgili bir Müze açılmasına...

Yalnızca 3 adet şapka varmış başlangıçta.
İstenilmiş şapkalar bağış yoluyla.
Şapkaların sayısı çoğaldığında da.
Açılmış bu Müze Kastamonu'da...

Türkiye'de. 
İlk ve tek Müze.
Açılan "Şapka" konseptiyle.
Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Külliyesi'nde...

Bu Sanat Merkezi'nde.
Bulunmakta ayrıca bir Cumhuriyet Evi
Silah ve Dantel Müzesi.
Atatürk Sergisi, Bebek evi ve Galeri bölümleri...

Ama bunların içinde en güzeli.
Şapka Müzesi.
Toplamda 600 şapka hepsi.
Eskisi ve yenisi...

Burası ülkemizin tek Şapka Müzesi
Bunun önemi.
Şapka Devrimi'nin yapıldığı.
Kastamonu'da gerçekleştirilmiş olması...


Şapka Müzesi Fotoğraflarım:
.