YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

27 Şubat 2012 Pazartesi

50 YIL SONRA...



Yenimahalle’de okudum.
1960-1963 yıllarında.
Mustafa Kemal Lisesi'nde.
Ankara’da…

Ayrılmıştık biri birimizden.
Sıra arkadaşlarımızdan.
Can dostlarımızdan.
Yaklaşık 50 yıl önce…

Hiç görüşmemiştik.
Bu dostlarla.
Gençlik arkadaşlarımızla.
Geçen yarım asır’da...

Bir aradaydık.
Onlarla.
Bu hafta sonunda.
50 yılın ardında…

Buluştuk İstanbul’da.
Güzel bir bahar akşamında.
Bağlarbaşı’nda.
Abdülmecit Efendi korusunda…

Kiminde saç kalmamış.
Kalanında da saçlar ağarmış.
Göbekler hafiften yağ bağlamış.
Zaman bunlardan hiçbir şey alamamış.

Hasretle sarıldık.
Sevgiyle kucaklaştık.
Geçmiş günleri andık.
Her birimiz ayrı bir keyif aldık…

Yemekler yenildi.
İçkiler içildi.
Hâl, hatır soruldu.
Dostluklar yeniden kuruldu…

Rakı’nın sulusu.
Sevgi’nin dolusu.
Sohbet'in sonsuzu.
Gırgır’ın, şamata'nın koyusu…

Döndük bir anda.
Yenimahalle’deki gençlik yıllarımıza.
Dert, tasa dışlandı.
Kimsede yaşlılıktan eser kalmadı…

Eğlendik, hasret giderdik.
Hayat hikâyelerimizi dinledik.
Bir anda.
Gençlik yıllarımıza gittik…

66 yaşında 30 adam.
Geçse de yarım asır aradan.
Değişseler de biraz fiziksel açıdan.
Mustafa Kemal’likleri değişmemiş hiçbir zaman…


YMKL buluşması fotoğrafları:
http://picasaweb.google.com/105371707000908378020/50yil#5713778176712158114

.

21 Şubat 2012 Salı

SAMSUN FUARI...

Vali olarak atandı.
Samsun’a.
1960’ların başında.
Hamdi Ömeroğlu

Titizdi, çalışkandı.
Heyecanlıydı, atılımcıydı.
İleri görüşlüydü.
Gerçek bir Cumhuriyet Valisiydi…

Yeni bitmişti.
Henüz işletmeye açılmıştı.
Onun döneminde.
Samsun Limanı

Bir ticaret kentiydi.
Hareketliydi.
Ve de dinamikdi.
Samsun o dönemlerde…

Bir Fuar düşündü.
Limanın dolgu alanında.
Ticareti arttırmak maksadıyla.
Turizmi geliştirmek amacıyla…

Çalışmalara hızla başlandı.
40 dönümlük alanda.
Getirilen İzmir Fuarı ndan.
Mimar Ferruh Örel Başkanlığında…

Sonunda açıldı.
Samsun 19 Mayıs Karadeniz Fuarı” adıyla.
Türkiye’nin ilk Millî Fuar’ı olarak.
1963 yılının 29 Haziran'ında…

Sonrasında her yıl açık tutuldu.
Yaz aylarında.
1-31 Temmuz arasında.
Liman dolgu sahasında…

Zengin bir alan oluşmuştu.
Kamu Kurumlarının pavyonlarıyla.
Stant’larıyla, satış reyonlarıyla.
Geniş sergi alanlarıyla…

Çeşitli sosyal alanları vardı.
Atatürk Müze’si, Kuğulu Havuz’u, Lunapark’ıyla.
Çaybahçe’si, Açıkhava Tiyatro’su, Gazino'suyla.
Kafeterya’sı, Sergi Sarayı ve Sinema’sıyla…

Zamanla Fuar gelişti.
150 dönüme kadar büyüdü.
Halkın ilgisi olağanüstüydü.
Günde 30 bin ziyaretçiyi gördü…

Renkli bir yerdi.
Gidilir, gezilirdi.
Eğlenilir, yenilir, içilirdi.
Sanat, ticaret ve kültür öncelikliydi…

Sonra bakımsız kaldı.
Giderek ilgi azaldı.
İhtisas Fuarları’na dönüştü.
1986’da da kapandı…

Şimdi yeni bir proje başlatıldı.
Temeli de atıldı.
Şehrin dışında, Tekkeköy kavşağında.
Samsun Fuar ve Kongre Merkezi” olarak...

Muhakkak ki çok modern olacak.
Önemli bir gereksinimi karşılayacak.
Ama ismim gibi eminim.
Samsun’lular eskisini çok arayacak…


Samsun Fuarı eski resimleri:
http://picasaweb.google.com/105371707000908378020/SamsunFuari#5711193356737353842

.

12 Şubat 2012 Pazar

TİRİDİNE BANDIK...


Kaz'ın yağıdır.
Tirit...
Önce bir kaz alınır.
Güzelce beslenir.
Sonra bir tahta kutu içerisine konulur.
Hiç kımıldayamayacak biçimde...

Kutunun önüne bir delik açılır.
Başı buradan çıkartılır.
Buradan da birkaç ay bolca beslenir.
Yalnızca başı hareket edecek biçimde...

Kış aylarında yapılır.
Tüm bunlar.
Kaz iyice yağlansın diye.
Soğukta ve hareketsiz bir ortamda...

Önündeki su donmadan da kesilmez.
Bu kaz.
Soğukta yağlanmayı sağlamaktır.
Tüm amaç...

Kavak, Ladik ve Vezirköprü'de yapılır.
Tirit.
Soğuk iklime sahip yörelerinde.
Samsun'un...

Vezirköprü'de idik.
İki hafta önce.
Akyol ailesinin davetlisi olarak.
Kaz ve Tirit yemeye...

Beslemişlerdi.
Usulüne uygun biçimde.
Ve de soğukta.
İki tane kaz'ı...

Sabahın 06.00'sında asılmıştı.
İki tane kaz.
Tüyleri yolunduktan ve boynundan bağlandıktan sonra.
Bir şöminenin karşısına...

Eraslan Bey başına oturmuştu.
Nar gibi pelit odunu ateşinin.
Habire çeviriyordu.
Ayaklarından asılmış kazları...

Etleri pişiyordu kazların.
Yüksek hararette.
Ve yağları damlıyordu.
Bir tepsinin içine...

6-7 saat ateşin karşısındaydı.
Pişirildi bu iki kaz.
Kor bir ateşin karşısında.
Yağının son damlasına kadar...

Toplanmıştı.
Altın suyu renginde.
Ve kristal berraklığında.
Tepside birikmiş olan yağ...

Kor ateş üzerine konuldu.
Fokurdayarak kaynatıldı.
Ta ki içindeki sudan.
Tümüyle arıtılana kadar...

Yufkalar bandırıldı.
Bu saf tirit'in içerisine.
Ve birer ikişer tadıldı.
Hep birlikte...

Konuldu.
Bulgur pilavının üzerine.
Bu yağın.
Geri kalanı...

Servis edildi lokum gibi kaz etiyle.
Tirit'li bulgur pilavı.
Ve hep birlikte yenildi.
Mis gibi köy ekmeğiyle...

Sonrasında sazlar, sohbetler.
Rakılar, kahveler, şiirler...

Nasıl geçtiğini anlamadık.
Bu dost meclisinde.
Ayrıldık doyamadan sohbete.
Gecenin 8'inde...

Dile getirmişti.
Aşık Kâzım Akay amcamız.
Ertesi günü olayı.
"Misafir Sohbeti" başlıklı şiirinde:


Ocakta harlı ateş yanıyor
Asılı çifte kazlar dönüyor
Kazın serid’i tavaya iniyor
Bunu tarih yazar bir gün...

Tatlı, tatlı, sohbet oldu
Kazlar pişti sofraya geldi
Âşık er aslan sazını aldı
Dile destan dizer bir gün...

Resmiyet ortadan kalktı
Yücel hocam fıkra anlattı
İçen çayını alan kadehini tuttu
Anlayanlar çözer bir gün...

İçen aslan sütü içti
Çok güzel bir zaman geçti
Âşık aslan saz faslı açtı
Hatırlarda gezer bir gün...

Hacı Kâzım der ki yazarım
Ben bu dostları severim
Uyur, uyanık gezerim
Bu dünyadan geçer bir gün...



Tirit daveti
fotoğraflarım:
http://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Tirit#5708228227738145938
.

6 Şubat 2012 Pazartesi

MANTİKA PALAS...


Büyük Nutuk’a şöyle başlar :
Yüce Atatürk.
1919 yılı Mayıs’ın 19’uncu günü
Samsun’a çıktım…”.

İstanbul’dan yola çıkmıştır.
16 Mayıs Cuma günü.
Pandarme” adlı gemi ile.
Beraberinde 55 kişi ile birlikte…

Samsun’a ulaştıklarında fırtına vardır.
Vapur’a yanaşır, Karakaş Mustafa’nın sandalı.
Reji iskelesinde karaya çıkartır.
Mustafa Kemal ve arkadaşlarını...

O sıralarda Samsun’da bir tütün fabrikası (Reji) vardır.
Bu Fabrikada sigara üretilmektedir.
Fransızlar tarafından.
Çıkılan iskele Fransızlara ait Tütün İskelesi’dir.

O dönemlerde Samsun’da birkaç otel bulunmaktadır.
Bunlardan bir tanesi de “Mantika Palas”tır.
Burası bir Rum vatandaşımıza aittir.
Otelin sahibi, Jean İonnis Mantika’dır.

Otelin ismi uzun süre yanlış kullanılmıştır.
Mıntıka Palas” denilmiştir.

19 Mayıs 1919’da burası boş bir binadır.
Yatak, yorgan aceleyle evlerden temin edilmiştir.
Askerî Hastaneden masa, sandalye, koltuk getirtilmiştir.
Mustafa Kemal bu binanın ikinci katına yerleştirilmiştir.
Günümüzde Mecidiye caddesine bakan köşe odasına…

Mustafa Kemal burada 6 gün kalmıştır.
Günümüzde Müze olan binada.
Ve 25 Mayıs 1919’da buradan ayrılmıştır.
Havza ve Amasya’ya gitmiştir.

Kurtuluş hareketini başlatmak üzere…

.