YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

12 Şubat 2012 Pazar

TİRİDİNE BANDIK...


Kaz'ın yağıdır.
Tirit...
Önce bir kaz alınır.
Güzelce beslenir.
Sonra bir tahta kutu içerisine konulur.
Hiç kımıldayamayacak biçimde...

Kutunun önüne bir delik açılır.
Başı buradan çıkartılır.
Buradan da birkaç ay bolca beslenir.
Yalnızca başı hareket edecek biçimde...

Kış aylarında yapılır.
Tüm bunlar.
Kaz iyice yağlansın diye.
Soğukta ve hareketsiz bir ortamda...

Önündeki su donmadan da kesilmez.
Bu kaz.
Soğukta yağlanmayı sağlamaktır.
Tüm amaç...

Kavak, Ladik ve Vezirköprü'de yapılır.
Tirit.
Soğuk iklime sahip yörelerinde.
Samsun'un...

Vezirköprü'de idik.
İki hafta önce.
Akyol ailesinin davetlisi olarak.
Kaz ve Tirit yemeye...

Beslemişlerdi.
Usulüne uygun biçimde.
Ve de soğukta.
İki tane kaz'ı...

Sabahın 06.00'sında asılmıştı.
İki tane kaz.
Tüyleri yolunduktan ve boynundan bağlandıktan sonra.
Bir şöminenin karşısına...

Eraslan Bey başına oturmuştu.
Nar gibi pelit odunu ateşinin.
Habire çeviriyordu.
Ayaklarından asılmış kazları...

Etleri pişiyordu kazların.
Yüksek hararette.
Ve yağları damlıyordu.
Bir tepsinin içine...

6-7 saat ateşin karşısındaydı.
Pişirildi bu iki kaz.
Kor bir ateşin karşısında.
Yağının son damlasına kadar...

Toplanmıştı.
Altın suyu renginde.
Ve kristal berraklığında.
Tepside birikmiş olan yağ...

Kor ateş üzerine konuldu.
Fokurdayarak kaynatıldı.
Ta ki içindeki sudan.
Tümüyle arıtılana kadar...

Yufkalar bandırıldı.
Bu saf tirit'in içerisine.
Ve birer ikişer tadıldı.
Hep birlikte...

Konuldu.
Bulgur pilavının üzerine.
Bu yağın.
Geri kalanı...

Servis edildi lokum gibi kaz etiyle.
Tirit'li bulgur pilavı.
Ve hep birlikte yenildi.
Mis gibi köy ekmeğiyle...

Sonrasında sazlar, sohbetler.
Rakılar, kahveler, şiirler...

Nasıl geçtiğini anlamadık.
Bu dost meclisinde.
Ayrıldık doyamadan sohbete.
Gecenin 8'inde...

Dile getirmişti.
Aşık Kâzım Akay amcamız.
Ertesi günü olayı.
"Misafir Sohbeti" başlıklı şiirinde:


Ocakta harlı ateş yanıyor
Asılı çifte kazlar dönüyor
Kazın serid’i tavaya iniyor
Bunu tarih yazar bir gün...

Tatlı, tatlı, sohbet oldu
Kazlar pişti sofraya geldi
Âşık er aslan sazını aldı
Dile destan dizer bir gün...

Resmiyet ortadan kalktı
Yücel hocam fıkra anlattı
İçen çayını alan kadehini tuttu
Anlayanlar çözer bir gün...

İçen aslan sütü içti
Çok güzel bir zaman geçti
Âşık aslan saz faslı açtı
Hatırlarda gezer bir gün...

Hacı Kâzım der ki yazarım
Ben bu dostları severim
Uyur, uyanık gezerim
Bu dünyadan geçer bir gün...



Tirit daveti
fotoğraflarım:
http://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Tirit#5708228227738145938
.