YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

10 Ekim 2013 Perşembe

ABBAS YOLLARDA...


Hep ayaktaydım.
Diken üstündeydim.
Bloğuma hiç yazamadım.
Son 7 aydır...

Önce emeklilik.
Sonrasında bir boşluk.
Samsun'dan ayrılma kararı.
İzmir'deki evin onarıma alınması...

Sonra evin toparlanması.
Eşyaların kutulanması.
Onarımın uzaması.
Uzunca bir süre beklenmesi...

25 yıl aradan sonra.
Yeğenim Şebnem'in.
Amerika'dan gelmesi.
Birlikte tatile gidilmesi...

Bu arada.
Gaziantep'te bir toplantıya hazırlanması.
Orada açılış konuşmasının yapılması.
Ardından torunlara bakılması...

Samsun'daki dostlara hüzünlü veda.
Eşyaları koyup kamyona.
Koyulmak.
İzmir'in yollarına...

İzmir'deki evin yerleştirilmesi.
Eksiklerinin giderilmesi.
Muhtarla, belediyeyle, elektrikle, suyla.
Meydan savaşları verilmesi...

Tam rahat bir nefes alacakken.
"Artık yerleştim" derken.
Önceden plânlı bir gezinin çatması.
Orta Amerika'ya doğru yola koyulması...

Aslında bloğa yazacaklarım vardı.
Ama bir türlü fırsat olmadı.
Toparlanma, taşınma, yerleşme derken.
Biliyorum, yazılarım hayli aksadı...

Bu akşam yola çıkıyoruz.
Orta Amerika'ya gidiyoruz.
Meksika'ya, Guatemala'ya, Honduras'a.
Doğru yola koyuluyoruz...

Bu sayfalar yine boş kalacak.
Ayrılık bir ay kadar olacak.
Maya'ları inceleyeceğiz.
Onların taşa işlediği medeniyetleri göreceğiz...

Yolumuz uzun.
Haydi, biz gidelim
...


.

8 Ekim 2013 Salı

ATAKÖY...


1950'li yılların sonunda yapılmıştı.
İstanbul Ataköy.
Düzenli bir plânlamayla.
Düzgün bir şehircilik anlayışıyla...

Huriye ablam.
Ve öğretmen Mehmet eniştem.
Ataköy'e yerleşmişlerdi.
1964'te üç çocukları ile...

Ataköy, 1. kısım.
G Blok
.
57 taksim 2 numarada.
Otururlardı Aydın ailesi...

Burada geçirdim.
Lise yıllarımdaki.
Delikanlı çağımdaki.
Her yaz tatilimi...

Şirin, sessiz.
Ve düzgün bir yerdi.
O dönemdeki.
Ataköy ve sahili...

11. ve 12. kısımlar yoktu.
1. ve 2. kısımlar vardı sadece.
Ataköy'de.
O dönemlerde...

Binalar son derece modern.
Yollar, parklar bakımlı ve düzenli.
İnsanları saygılı, sevimli.
Ve de plajı çok güzeldi...

Her sabah plaja giderdik.
Yeğenim Vahit ile.
Akşamları kafeler çevresinde dolanırdık.
Geceleri de açık hava sinemasına geçirirdik...

Nadiren giderdik.
Bakırköy'e.
Trenle inmek için.
Belki tarihî kente...

Şimdiki gibi büyük değildi.
Galleria açılmamıştı.
Marinası yoktu, Dünya Göz kurulmamıştı.
Sheraton Oteli de yapılmamıştı...

En büyük eğlencemizdi.
Ataköy Plaj'ına gitmek.
Bu plaj İstanbul'un o dönemdeki.
En büyük ve en modern plajı idi...

Sonraları plaj kapatıldı.
Güneş Motelleri yapıldı.
Ataköy'ün tadı-tuzu kalmamıştı.
Güzel anılar çok gerilerde kalmıştı...

Uzun yıllar uğramadım.
Bir daha.
Buralara.
Çoktan veda etmiştim gençlik anılarıma...

Bu  plaj.
TOKİ'ye verilmiş.
Bu güzelim kumsala duydum ki.
Yeni gökdelenler yerleştirilecekmiş...


Ataköy eski fotoğrafları:

https://plus.google.com/photos/105371707000908378020/albums/5932341907317159585/5932341917919732818?banner=pwa&pid=5932341917919732818&oid=105371707000908378020

.