YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

30 Eylül 2016 Cuma

ERDEBİL...


Kapudan çıkınca köşe gözetme
İçin karartıp da dışın düzetme
Şah Hatâyî ötesini uzatma
Mü’min isen bir ikrârda dura sen
  
                              Hatayî  (Şah İsmail)
………………….

12 Eylül 2016 Pazartesi, Erdebil

Sabah erkenden Tebriz’den yola koyuluyoruz.
Dağlık, tepelik kıraç ovalardan geçiyoruz.
Orta Anadolu’ya benzer coğrafyada yol alıyoruz.
200 km sonra Erdebil’e ulaşıyoruz…

Bu bölge İran’ın 31 eyaletinden birisi.
Güney Azerbaycan Eyaleti.
Eyalet nüfusu yaklaşık 1.5 milyon kişi.
Ve de nüfusunun % 98’i Azerî

Erdebil sahip 5000 yıla yakın bir geçmişe.
MÖ 600’lerde Pers İmparatorluğu döneminde.
Dünyanın ilk, "tek Tanrılı" dini.
Zerdüştlük doğdu bu bölgede…

İslam’dan sonra buraya geldi Abbasiler.
Onlar Erdebil’i Başkent ilan ettiler.
Sonrasında Şah İsmail çıktı sahneye.
Safevi Devleti ile 1501 senesinde…

Şah İsmail’in büyük dedesi.
Şeyh Safiyüddin İshak Erdebilî.
Safevi Devleti’ne ismini veren kişi.
Ve İran’da Şii’liğin lideri…

Bugünkü Erdebil ilgilendiriyor tüm Safevileri.
Çünkü, başta Şeyh Safiyüddin, Şah İsmail.
Ve tüm Safevi hanedanlarının türbesi.
Süslüyor Erdebil’i…

Şeyh Safiyüddin’in Türbesi’ni geziyoruz.
Şah İsmail’in kabrini görüyoruz.
Firuze çinilerin güzelliğini keyifle izliyoruz.
Yapının ihtişamına hayran kalıyoruz…

Sonra tekrar otobüsümüze biniyoruz.
Heyran dağlarını tırmanıyoruz.
Ormanda sis ve yağmura giriyoruz.
Sanki Doğu Karadeniz’den geçiyoruz…

Heyran karayolundan iniyoruz.
Azerbaycan sınırında paralel ilerliyoruz.
Çay, fındık ve zeytin bahçeleri görüyoruz.
Astara’da Hazar Denizi’ne kavuşuyoruz...

Burada “Bahri Hazer” şiiri ile.
Nazım Hikmet’e.
Selam veriyoruz.
Onu özlemle anıyoruz:

Ufuklardan ufuklara
Ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu
Hazer rüzgârların dilini konuşuyor balam
Konuşup coşuyordu…

Bu akşam Hazar Denizi kıyısındayız.
Ufuklardan ufuklara koşan.
Rüzgârların dilini konuşan
Köpüklü, mor dalgalarla yan yanayız…


Hatayî’den (Şah İsmail) "Özün eğri ise..." :  https://www.youtube.com/watch?v=5txGlhQLhyU
.



27 Eylül 2016 Salı

İZMİR'İN SÜSLÜ KADINLARI...


Birkaç senedir yapılıyor.
Bu şölen.
İzmir’de.
Bisikletle…

Kadınlar önce bi güzel süsleniyorlar.
En güzel, en renkli elbiselerini giyiyorlar.
Takıyorlar, takıştırıyorlar.
Bisikletlerine atlıyorlar…

Ver elini Konak Meydanı.
Burada toplanıyorlar.
Hasret gideriyorlar.
Lâf aramızda, biraz da dedi-kodu yapıyorlar…

Sonra biniyorlar bisikletlerine.
Yumuşak, sakin bir biçimde.
Çıkıyorlar Cumhuriyet caddesi'ne.
İstikamet Atatürk heykeli'ne…

Meydanda tekrar toplanıyorlar.
Kocaman bir kalp şekli oluşturuyorlar.
Atalarına saygılarını sunuyorlar.
Sonra da eğlenip, gülüp, dans ediyorlar…

Tekrar yapıldı bu şölen bu sene.
25 Eylül Pazar gününde.
İzmir’de.
Türkiye’nin 28 kentiyle birlikte…

Amaçları ortak.
Türkiye’de bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak.
Kadın haklarına sahip çıkmak.
Ve farkındalık yaratmak...

Ben de katıldım bu geziye.
Fotoğraf makinemle.
Görüntüledim rengârenk güzellikleri.
İzmir'li kadınların sevgi içindeki birlikteliklerini…


.



26 Eylül 2016 Pazartesi

ŞEHRİYAR...


Sen yatalı men gözume
Ulduzları say demişem

Her kes sene ulduz deye
Özüm sene ay demışem

Senden sora heyate men
Şirindise zay demişem

Her gözelden bir gul alıb
Sen gözele pay etmişem

                            Tebriz’li Şair Şehriyar’dan

……………

İran bütünüyle.
Bir şairler ülkesi.
Tebriz de.
Bir şairler kenti…

İlk ve tek olan yeryüzünde.
Şairler Mezarlığı da Tebriz’de.
Khagani, Şirvani, Tebrizi, Nahcuvani.
Ve 400’ü aşkın Şair yatıyor bu tarihi yerde…

Şairler kutsaldır Tebriz’lilerce.
Büyük öneme sahip burası bu nedenle.
Burada toplanır Tebriz’liler akşam vaktinde.
Şiir okur, atışırlar kendilerince…

Şehriyar mahlaslı.
Bir büyük Şair de burada yatar.
Şehriyar’ın Farsca’da anlamı.
"Padişah" veya "Hükümdar"

Muhammed Hüseyin, esas ismi.
1906 senesi.
Tebriz doğumlu bir Azeri.
Türkçe ve Farsça yazmış tüm şiirlerini…

1921’de Tahran Tıp Fakültesine girer.
Aşkı nedeniyle öğrenimini son yılda terk eder.
1929 senesinde ise.
İlk Şiir Kitabını neşreder…

1951 senesinde.
Heyder Babaya Selam” şiiriyle.
Kavuşur çok büyük bir üne.
Türkiye ve Sovyetler’de…

Haydar Baba.
Bir dağ’dır aslında.
Oturdukları köyün arkasında.
Çocukluğunda…

Başlar şu satırlarla:
Heyder Baba, ıldırımlar şakanda
Seller, sular şakkıldayıb akanda
Ve devam eder tam 125 kıtayla…

Bu büyük şair.
18 Eylül 1988’de Tahran’da.
82 yaşında.
Kavuşur ulu Tanrısına…

Ölüm günü.
O’nun anısına.
Her sene İran’da.
"Millî Şiir Günü" olarak kutlanmakta…

Şehriyar, İran’da çok sevilir.
Türkiye’de de çok beğenilir.
Şiirleri sık sık okunur.
Tüm Türkî ülkelerde çok tutulur…

Büyük bir Türkiye sevgisi vardır.
Şehriyar, Türkiye sevdalısıdır.
Türkiye özlemi şiirlerine de yansır.
Ayrıca Atatürk'ün de hayranıdır:

Gelmişem nazlı hilal ölkesine
Fikret’in ince heyal ölkesine
Akif’in marşı yaşardıp gözümü
Bahıram Yahya Kâmal ölkesine

Bura Jön Türkiyye’nin paytahtı
Atatürk intihabı Ankara’dır
Sabiġ İslambul idi, çoh da gözel
Amma serhed bura nisbet aradır

O gözeller gözeli İslambul
O denizler gızı, derya gelini
Sanki derya çiçeyi nilüfer
Gol açıp sahile atmış elini…



Şehriyar'ın "Getma Tersa" şiiri (seslendiren Serdar Tuncer):  https://youtu.be/H9vaGuMHRKs

Şehriyar'ın sesinden "Haydar Baba" şiiri:
https://www.facebook.com/73019345728/videos/10154515522110729/

.

23 Eylül 2016 Cuma

TEBRİZ...


Su geler akar gider
Deryanı yıkar gider
Bu dünya bir penceredir
Her gelen bakar gider...
                               Tebriz’li Şair Şahriyar
……………

11 Eylül 2016, Pazar

Tebriz kenti.
Mevlâna’nın gözdesi.
Şems-i Tebrîzi’nin doğum yeri.
İran’ın D. Azerbaycan Eyaleti yönetim merkezi…

Coğrafyası.
Sanki Orta Anadolu toprakları.
Çevresi kıraç dağlarla kaplı.
Eyalet bayrağı da ay-yıldızlı…

1350 metre rakımıyla.
Tahran, Meşhed ve İsfahan’dan sonra.
2 milyonu aşan nüfusuyla.
Dördüncü büyük kent İran’da…

Nüfusun ekseriyeti.
Azerî Türkleri.
Birçok kişiyle yahşi biçimde.
Anlaşabiliyorsunuz Anadilinizle…

Tebriz, Yavuz Sultan Selim zamanında.
Çaldıran Savaşı’ndan sonra.
Safaviler’le Osmanlılar arasında.
El değiştirdi, birçok defa…

Önce iniyoruz şehir merkezine.
1934 yapımı Saat Kulesi ile.
Belediye Sarayı’nı görmeye.
Ve içindekileri incelemeye…

Ardından Azerbaycan (Arkeoloji) Müzesine.
İmam Humeyni Caddesinde.
Pers, Selçuklu ve Safavi buluntularını incelemeye.
Porselenler ve çağdaş bronz heykelleri görmeye…

Sonrasında 15. yüzyıla gidiyoruz.
Karakoyunlular, Cihan Şah eseri.
Gök Mescid’i (Mavi Cami) görüyoruz.
Büyüklüğü ve muhteşemliği karşısında eziliyoruz…

Sonra gidiyoruz Unesco Kültür Mirası.
Gezmeye dünyanın en büyük Kapalıçarşı’sı.
32 km uzunluklu, 7 bin dükkânlı çarşıyı.
Ne ararsan bulunan, derde devadan gayrı…

Ardından gidiyoruz Tebriz Kala’sına.
Gün batımında, 14. yüzyıl İlhanlı yapısına.
Depremlerle çoğu yok olmuşsa da.
Mihrabı halâ ayakta…

Gece gidiyoruz Tebriz’in en yüksek yerine.
Yeşillikler içinde bir havuz olan Şah Gölü’ne.
Güzel bir Arife gecesinde.
İç içeyiz Azeri soydaşlarımızla birlikte…

Hayran kalıyoruz Tebriz’in güzelliğine.
Ama ille de kardeşlerimize.
Tüm sevgisiyle gülen gözlerine.
Ve de hep “yahşi misen” diyen dillerine…


Tebriz Fotoğraflarım: 
.

20 Eylül 2016 Salı

KUZEY İRAN...


Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?
Fars, Çin, Urustan yoldaş olar mı?
Yılandan, çiyandan yoldaş olar mı?

                                Tebriz'li Şair Şehriyar’dan…
…………

Yakışırken giyin!
Öğütürken yiyin!
Ayaklar taşırken gezin!”.
Mottosu’dur Kültür Gezginleri’nin…

Kültür Gezginleri.
Ankara Üniversitesi.
Bir gezi.
Birlikteliği…

Giderler, gezerler.
Görülecek yerleri görürler.
Üyelerini bilgilendirirler.
40 senedir Kültür Gezileri düzenlerler…

Aykut Hocamız bu gezilerde.
Yılların tecrübesiyle.
Önderlik eder gidenlere.
Erişirsiniz lokum gibi, duyulmadık bilgilere…

İşte bu Kültür Gezginleriyle 10 Eylül’de.
İstanbul’dan THY ile.
Uçtuk Tebriz’e.
Buradan başladık Kuzey İran gezimize…

Önce Arkeoloji Müzesi'ne gidildi.
Ardından Çelo Kebap afiyetle yenildi.
Gök Medrese, Kapalı Çarşı görüldü.
Şair Şahriyar’ın evi gezildi…

Sonra, Erdebil’e gidildi.
Şeyh Seyfeddin Erdebili Türbesi gezildi.
Şah İsmail’in kabri ziyaret edildi.
Hazar Denizi kenarında Anzali’ye geçildi…

Ertesi gün dağ ve orman içinde.
İlginç bir gezi yaptık Masouleh köyünde.
Ardından Zeytin bölgesi Rudbar tarıkiyle.
Elbruz dağları aşıldı bütün görkemiyle…

Zancan’a varıldı gece.
Buradan geçildi Sultaniye’ye.
Bir eşi daha olmayan yerküremizde.
Olcayto Camisi gezildi büyük beğeniyle…

Tahran’a gelindi.
Azadi Anıtı’ndan şehre girildi.
Arkeoloji Müzesi, Ulucami gezildi.
Gülistan Sarayı’nın çinileri çok beğenildi…

Mahan Air ile Meşhed’e uçuldu.
Şii’lerin Kâbesi İmam Rıza Külliyesi.
Altın kubbeli ve minareli.
Dünyanın en görkemli Türbe’si gezildi…

Firuze’leriyle meşhur Nişabur’da.
Ömer Hayyam’ın mezarında.
Şarap içilmedi ama.
Rubaileriyle anıldı büyük usta…

Tous kentinde.
İran’ın milli Şairi Firdewsi’yle.
Tanıdık onu 60 bin beyitlik Şahname’si.
Ve öyküleriyle…

Muhteşem Camiler, inanılmaz yapılar.
Büyük alanlar, görkemli mekânlar.
Ama en önemlisi Kuzey İran’da insanlar.
Bir görseniz nasıl candan, nasıl sevgi dolular…

Ne Almanya’da ne Hollanda’da.
Ne Özbekistan’da, ne Moğolistan’da.
Dünyanın hiçbir yanında.
Türkiye sevgisi yok bu oranda…

Hemen herkes Türkçe konuşuyor.
Gülen yüzleriyle halinizi, hatırınızı soruyor.
Gelip sarılıyor, öpüyor, kokluyor.
Yardımcı olmak için can atıyor…

Özetle böyle.
Teşekkürler, başta liderimiz Aykut Bey’e.
Çok değerli Rehberimiz sevgili Farhad Şekip’e.
Ve de 45 kişilik tüm gezginlere…

Şimdilik yüzeysel bir bakışla Kuzey İran Fotoğraflarım:

.

8 Eylül 2016 Perşembe

ÖMER HAYYAM'A...


Hepimiz biliriz, tanırız.
Ömer Hayyam'ı.
Rubaileriyle.
Ve de şiirleriyle...

Çoğunda konu şarap'dır.
Çoğu kişi de sanır ki.
Hayyam.
Şarapcı ve ayyaş bir adamdır...

Halbuki.
Hiç de öyle değildir.
Hayyam, Matematik ve Astronomi alimidir.
Ve de bir şair'dir...

"Baharlar yazlar geçer sonbahar gelir
Ömrümün yaprakları dökülür bir bir
Şarap iç, gam yeme, bak ne demiş bilge
Dünya dertleri zehir, şarap panzehir..."

Der amma.
Ömer Hayyam aslında.
Yaşadığı çağda Bilim alanında
Kabul edilir bir deha...

İran'dayız Bayramda.
Kısmetse Nişabur'da.
Okuyacağız bir Fatiha.
Onun mezarında...

Ama gitmeden önce.
Gelin bir kere de.
Onun ilimine ve bilimine.
Bir kez göz atalım birlikte:


Asıl ismi, Ömer bin İbrâhim’dir. Şiirlerinde Hayyam (çadırcı) mahlasını kullandığı için, bu mahlas ile meşhûr oldu. 1044-1132 seneleri arasında yaşadı. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Önce Nasîrüddîn Şeyh Muhammed Mansûr’dan, daha sonra meşhûr âlim ve hekim Muvaffaküddîn Abdüllatîf ibni Lubad ile matematikçi Hâce Ali’den ilim öğrendi. Ömer Hayyam, Selçuklu Sultânı Melikşâh’ın ve Karahanlı sultânı Şemsül-Mülûk’un iltifatına kavuştu. Çalışmalarında Nihavendi, Mahanî, Mervezî, Sabit bin Kurra, Ebü’l-Kâmil Suca’, Bettânî, Neyrîzî, Ebü’l-Vefâ, İbn-i Yûnus, İbn-i Heysem, Bîrûnî ve İbn-i Sînâ gibi İslâm âleminde yetişmiş fen âlimlerinin eserlerinden faydalandı. Uzun bir ömür süren Ömer Hayyam, 1132 senesinde Nişâbûr’da öldü. Kabri bu şehrin Hira mezarlığındadır.

Ömer Hayyam, matematik alanında yaptığı çalışmalar ile meşhûr oldu. Cebirde ikinci dereceden denklemlerin geometrik ve cebirsel çözümleriyle, üçüncü dereceden denklemlerin geniş bir tasnifini yapmıştır. Bu tasnif, o zamana kadar yapılmamıştı. Üç kökü pozitif olan bir üçüncü derece denkleminin üç kökünü tâyin etmiştir. Bugünkü cebir ile matematik analizde seri ve dizi konusunda yeni bir uygulama alanı olan; formülünü ortaya koymuştur. Bu formül, zamanımız cebir kitaplarında Binom formülü veya Newton formülü olarak bildirilmektedir. Bu formülün terimlerin açılımlarının katsayılarını pratik olarak veren tablo bugün aritmetik üçgen veya Paskal Üçgeni adını almaktadır. Binom formülü ve aritmetik üçgeni, matematik târihinde ilk defa Ömer Hayyam tarafından ortaya konulduysa da, ondan asırlar sonra yaşamış batılı ilim adamları bunlara sâhip çıkarak kendi buluşları imiş gibi ilim dünyâsına açıklamışlardır.

Ömer Hayyam, denklemler üzerinde çok önemli çalışmalar yapmıştır. Birçok cebir denklemlerinin çözümünü, geometrik olarak açıklamıştır. Kübik denklemlerin kısmî çözüm şekillerini sistematik bir şekilde tarif ve tasnif etmiştir. Hayyam, Fransız Matematikçi Descartes’dan ortalama altı asır önce, analitik geometrinin Harezmî’den sonra ikinci önderidir. Bugün matematikte önemli bir yer tutan, on yedinci asır Fransız matematikçisi Pierre Fermat’ın adına atfen, Fermat Teoremi’nin özel bir durumu olan x3+y3=23 denkleminin tam sayılarla çözülemeyeceğini, büyük bir ustalıkla Fermat’tan beş buçuk asır önce göstermiştir. Bu konudaki çalışmaları kendinden sonra gelen matematikçiler tarafından temel kural olarak kabul edilmiştir.

Ömer Hayyam’ın geometrideki çalışması, Oklid elemanları üzerine yaptığı araştırmayı ihtiva etmektedir. Oklid’in yaptığı çalışmaları geliştirmiş, genişletmiş ve mükemmel bir hâle getirmiştir. Bugünkü cebirsel geometriye ilk adımı atanlardan birisidir. Ömer Hayyam’ın matematikdeki şöhreti, özellikle üçüncü dereceden denklemleri mükemmel bir surette tasnif etmesinden ve bunları sistematik olarak çözmüş olmasından ileri gelmektedir. Hayyam, kullandığı denklemlerin hepsinde, nümerik veya cebirsel çözümleri geometrik metodlara bağlamakla bu işi kânunlaştırdı.

Ömer Hayyam, matematiğin yanında astronomi ilmi ile de meşgul olmuştur. Nizâm-ül-mülk’ün yardımı ile Nişâbûr” da eski bir astrolojik rasad kulesinde rasadlar yapmıştır. Daha sonra 1074 senesinde Bağdâd Dâr-ür-Rasad’ına müdür tâyin edilerek Zîc-i Melikşâh’ı hazırlamakla görevlendirildi. Bir süre sonra tekrar Nişâbûr’a dönen Hayyam, Sultan Melikşâh tarafından Fars takviminin ıslâhına me’mûr edildi. Hayyam, bunun üzerine Melikşâhî veya Celâlî takvimi adı ile anılan güneş takvimini hazırladı. Bu takvimde hatâ, 5000 senede takriben bir gündür. Zîyc-i Melikşâh’ı Batlemyüs’ün astronomik tablolarını esas alarak hazırlamıştır. Bu cetveller adlarıyla birlikte yüz yıldızın enlem ve boylamını ihtiva eder.

Ömer Hayyam, astronomi, cebir ve geometri ile ilgili bir çok eser yazmıştır. Bunlardan en önemlisi Fil-berâhin âlâ mesâil-il-Cebr vel-Mukâbele’dir. Aslı elli iki sahîfeden ibaret olan eser muhtevası bakımından beş ana bölüme ayrılmıştır. Birinci bölüm; önsöz, cebirin esas rasyonlarının tarifleri ve denklemlerinden ibarettir. İkinci bölüm; birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözümünü ihtiva eder. Üçüncü bölüm, kübik denklemlerin teşkilinden bahseder. Dördüncü bölüm, paydalarında bilinmeyenin kuvvetleri bulunan kesirli terimli denklemlerin münâkaşasını ihtiva eder. Beşinci bölüm ise, Cebire dâir bâzı ek ilâveler hakkındadır. Eser, 1851 senesinde F.Woepcke tarafından Fransızcaya tercüme edilmiştir. Eserin Leiden, Paris ve İndia Office kütüphanelerinde yazma nüshaları mevcuttur.

(Kaynak;Türkiye Gazetesi, İslam Tarihi Ansiklopedisi)

Öldürmek de, yaşatmak da senin işin
Bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin
Ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?
Beni böyle yaratan sen değil misin?

.

5 Eylül 2016 Pazartesi

MAVİ YOLCULUK...


Hacettepe'den arkadaşlarımla.
Buluşmuştuk iki hafta önce Arsuz'da.
Şimdi sırada Lise'den arkadaşlarla.
Buluşmak vardı Mavi Yolculuk'ta...

Tam 14 gün sonra.
Buluştuk Lise'den beş arkadaşımızla.
Ben, Ali, Ahmet, Danyal ve Aytaç'la.
Bodrum Marina'nın A port'unda...

Aytaç Güldamla.
Hazırlanmıştı biz gelmeden daha.
Arasbey teknesiyle Marina'da.
Bekliyordu bizleri heyecanla...

Biraraya gelindi, demirler çekildi.
"Vira Bismillah" denildi.
Motora yüklenildi.
Ve Bodrum'a veda edildi...

Nefis bir havada.
Rotamız Gökova.
Karaada bir anda.
Kaldı sancak'ta...

Motorlar hızlandı.
Süratle yol alındı.
Orak adası'na varıldı.
Demirler atıldı...

Masmavi bir koyda.
Yemyeşil bir kıyıda.
Sessiz ve huzurlu bir ortamda.
Varıldı sohbetin doyumsuzluğuna...

Yedik, içtik, neşelendik.
Eski günleri yad ettik.
Kristal mavisi sularda.
Denize girdik...

Güvertede açık havada.
Gecenin zifiri karanlığında.
Milyonlarca yıldızın altında.
Çalıştık uyumaya...

Kıpkızıl güneşin doğması.
Sabah kahvaltısı ve deniz sefası.
Sonra demirin alınması.
Ve tekrar yola koyulması...

Mazı koyu'na gidilmesi.
İnceyalı'da demirlenmesi.
Lise arkadaşımız Ayhan Bozkurt'un. 
Evinin ziyaret edilmesi...

Çökertme koyuna geçilmesi.
Halil'in türküsünün söylenmesi.
Fesleğenbükü'nün gezilmesi.
Tekrar tekrar denize girilmesi...

Ertesi gün Çökertme'de kalınması.
İstanbul'dan üç arkadaşımızın bize katılması.
Aytaç ve Hızal'ın doğum günlerinin.
Muhteşem bir törenle kutlanması...

Sonraki gün teknede 8 arkadaşla.
Güle oynaya.
Çökertme koyuna vedayla.
Başlanılması dönüş yoluna koyulmaya...

Mazı, Kargıcık bükü ve Pabuç koyu'nda.
Verilen molalarla.
Ulaşılması Bodrum'a.
Gün batımında...

Marinada teknenin güvertesinde.
Elde viskilerimizle.
Veda edip güzel bir birlikteliğe.
Ayrılıyoruz tekrar buluşmak üzere seneye...


Mavi Yolculuk 2016 Fotoğraflarım:
.