YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

28 Mayıs 2015 Perşembe

ÇİÇEK BAHÇESİNDE...


Kötü bir şehirleşme.
Berbat bir yerleşme.
Ve kötü bir yapılanma.
Vardı hatırlarsanız Gangtok'ta...

Gangtok'ta Otelimize ulaştığımızda.
"The Hidden Forest".
Yani "Gizli Orman".
Tabelası vardı duvarda...

Yatacaktık mutlaka.
Ağaçların arasında, bir ormanda.
Kapıdan girdiğimizde ise.
Çiçekler vardı her yerde...

Tertemiz bir Otel.
Bakımlı, düzenli.
Her şey özenli.
Bahçesi de bol bol çiçekli...

Trip Advisor'dan.
Ve Lonely Planet'in.
Otel değerlendirmesinden.
Tam not almış gerçekten...

Etrafta ağaçlar.
Bambular, manolyalar.
Aralarında zambaklar.
Papatyalar, açelyalar...

Bahçede rengârenk çiçekler.
Güller, begonviller.
Ama özellikle de .
Orkideler, orkideler...

Geziniyorsunuz sanki. 
Bir Orkide bahçesinde.
Envaî çeşit renkte.
Orkideler içerisinde...

Bir Orkide bahçesi burası.
Sarısı, kırmızısı, beyazı.
Biri öbüründen farklı.
Biri diğerinden alımlı...

Yolunuz düşerse günün birinde.
Sıkkım'ın başkentine.
Öneririm konaklayın bu otelde.
Çiçeklerin, orkidelerin içinde...


Hidden Forest Otel çiçekleri Fotoğraflarım:
.



26 Mayıs 2015 Salı

GANGTOK...


Nepal, Tibet ve Bhutan arasında.
Himalayalar’ın en doğu ucunda.
Hindistan’ın kuzeyinde dağlık bir alanda.
Küçücük bir eyalet Sıkkım aslında…

Sıkım Eyaleti’nin Başkenti.
Gangtok şehri.
Yüz bin kadar nüfuslu.
1650 m rakımlı…

1840 yılında.
Enchey Manastırı’nın yapımına kadar.
Küçücük bir köymüş.
Gangtok

Manastır’ın yapımından sonra.
1840 yılında.
Önemli bir Budist merkezi.
Oluvermiş Gangtok şehri…

20. yüzyılın başına kadar da.
Tibet’deki Lhasa ile.
İngiliz yönetimindeki Kalküta arasında.
Önemli bir ticaret yolu oluşmuş burada…

Sıkkım, yönetilen bir bölgeymiş Krallıkla.
1947 yılında.
Hindistan bağımsızlığını kazandığında.
Bağımsız kalmış Sıkkım da…

1975 senesinde.
Hindistan ile birleşmesiyle.
Olmuş Hindistan’ın 22. Eyaleti.
Gangtok ta bu Eyaletin Başkenti…

% 60-70 eğimli bir alana.
Gangtok dağlar arasına.
Kurulmuş karmaşık bir yapıda.
Yüksek binalar üst üste, alt alta…

Mühendis'lere, Mimar'lara.
Şehir Plânlamacıları’na.
Gangtok, iyi bir örnek kanımca.
Şehircilikte “kötü bir uygulama”ya…

Bu kötü yapılanmalar arasında.
İki ayrı deprem yaşadık Gangtok’ta.
5.4 şiddetinde ve bizden 200 km uzakta.
Birisi otelimizde, diğeri de bir Manastır’da…

Gangtok Fotoğraflarım:


23 Mayıs 2015 Cumartesi

TUMLİNG...


Darjeeling’den ayrılıyoruz.
Tumling’e gidiyoruz.
İki günlüğüne.
Kanchenjunga’yı görmeye…

Biniyoruz 50 yıllık jiplere.
Land Rover’lere.
Dağcı bir rehber eşliğinde.
Ön Himalayalar’da yürümeye…

Hindistan’dan çıkacağız.
Yürüyerek Nepal’e geçiş yapacağız.
3000 metrelere tırmanacağız.
Kanchenjunga’yı göreceğiz…

İyi de hava kötü.
Sisli, puslu.
Zaman zaman yağışlı.
Görüş alanı da kapalı…

Neyse, biz koyuluyoruz yola.
Uğruyoruz bir Budist Manastırı’na.
Yürüyoruz Singalila Milli Parkı'nda.
Sisler, ağaçlar ve orman gülleri arasında…

Yükseldikçe soğuyor hava.
Uzun bir yürüyüşten sonra.
Nepal’e sınırını geçmemizle.
Ulaşıyoruz Tumling’e…

Ufacık bir köy burası.
3000 metre rakımda 10-15 nüfuslu.
Kalacağız burada bir konuk evinde tek katlı.
Ve rengarenk çiçekler içinde, taş yapılı…

Gelmişiz buraya Kalküta’dan.
40 derece sıcaklıktan.
Sıfır derece soğuğa.
Kanchenjunga’ya bakmaya…

Şöminenin karşısına geçiyoruz.
Önce şöyle bir ısınıyoruz.
Yorgunluğumuzu atıp.
Özel yapım Nepal Bira’sını tadıyoruz…

Müthiş bir görünümü olduğu söyleniyor buradan.
Kanchenjunga ve Doğu Himalaya’ların.
Görebiliyorsunuz buradan 5 tane +8 binliğini.
Makalu’yu, Cho Uyo’yu, Lhotse’yi ve Everest’i…

Ama yüz görümlüğü istiyor.
Koca dağlar.
Ortamda yoğun bir sis.
Ve zaman zaman yağış var…

Bekliyoruz epeyce.
Soğukta uzun bir süre.
Sonra nazlı nazlı yüzünü gösteriyor bize.
Gün batımında bulutlar çekildiğinde gizlice…

Ertesi gün yine hava kapalı.
Tekrar göremiyoruz Doğu Himalaya’ları.
İzleyerek Singalila Milli Parkı’nın sınırını.
Terk ediyoruz artık 3000 metrelik rakımı…


Tumling Fotoğraflarım:
.

20 Mayıs 2015 Çarşamba

HİMALAYA TREN YOLU...


Nüfusu 100 kadardı.
Ve sadece 20 kadar çadır vardı.
1830 senesinde.
Darjeeling’de…

İngilizler burayla ilgilendiler.
Çin’den çay fideleri getirdiler.
Çay bahçeleri gelişiyordu.
Bölgenin nüfusu hızla artıyordu…

Ulaşım gerekliydi.
Ancak bölge engebeliydi.
Buralar Himalayalar’ın etekleriydi.
Yükseklik 2000 metrelerdeydi…

Buharlı trene karar verdiler.
1879'da plânladılar.
Yolları döşediler.
1881'de bitirdiler…

Darjeeling Himalayan Railway.
İsmini verdiler.
Kısaca D.H.R. dediler.
Yıllarca bu trenle gidip geldiler…

134 yıldan beri çalışıyor.
Jalpaiguri-Darjeeling arasında.
2000 metrelik bir kot farkıyla.
78 km uzunluğunda bir yolda…

61 cm ray aralığı olan.
Dar bir hatta.
Yolculuk ediyorsunuz buhar gücüyle.
İki vagon taşıyan minik bir lokomotifle…

Düdük, gürültü, şamata.
Su’yu bitince veriliyor mola.
Kurum’u, is’i de caba.
Geçersiniz onu hızlı bir yürüyüş temposuyla…

Binerdik küçüklüğümüzde.
Bizler de Samsun-Çarşamba trenine.
O da dar hat, buharlı bir tren yoluydu.
Buna benzer bir Cumhuriyet mirasıydı…

Unesco.
Himalaya treni ve yolunu.
Dünya Kültür Mirası’na.
Almış 1999’da…

Biz de bindik bu trene.
Sırf şamata olsun diye.
Kısa bir mesafede.
Büyük bir keyifle…

Üzüldük onca yolu.
Otomobille hızla geldiğimize.
Aslında gelmek varmış Darjeeling’e.
Jalpaiguri’den 8 saatte, bu trenle…


D.H.R. Fotoğraflarım:

.

18 Mayıs 2015 Pazartesi

DARJEELİNG...


Batı Bengal’in en güney’inden.
Ganj nehrinin döküldüğü yerden.
En kuzey’ine 24 saatte.
Gidecektik, taa Darjeeling’e…

Veda edip Ganj’ın döküldüğü yere.
Bindik teknemize.
3 saatlik bir seyahatle.
Ulaştık ancak, otomobilimize…

Kalabalık bir trafikte otomobilimizle.
4 saat mücadele ettiğimizde.
Bu kez Kalküta’daydık.
Sanki evimizdeydik…

Trenle bundan sonra.
Koyulacağız yola.
Gecenin saat 10.00’unda.
Sealdah istasyonundan Kalküta’da…

Kalabalık, karmaşık bu istasyonda.
Zorlukla ulaşıyoruz kompartımanımıza.
Geceyi burada geçireceğiz.
Yataklı vagonda 4-4-2 seyahat edeceğiz…

10 saat yol aldıktan sonra karanlıkta.
Sabah 08.00’de ulaştık Jalpaiguri’de son durağa.
Sonra tırmandık 2100 m’ye arabalarımızla.
Kıvrımlı virajlarla bulutların arasında…

Batı Bengal Eyaleti'nin.
Kısmen otonom bir bölgesinin.
Yönetim Merkezi.
Darjeeling kenti…

19. yüzyılın ortalarında.
Darjeeling küçük bir kasaba.
Hızla gelişiyor İngilizlerin bir sanatoryum.
Ve tren yolu yapmalarıyla…

Tam 100 yıl önce.
1915’te savaştığımız, Çanakkale’de.
Gurka’ların da vatanı.
Burası…

Gorkhaland veya Gorkhastan.
Diyorlar buraya.
Bağımsızlık amacıyla.
1907 yılından bu yana…

Himalayalar’ın başlangıç yerleri.
Buraları Himalayalar'ın en doğu etekleri.
Dağlık, tepelik.
Engebeli her yeri…

Yer yer % 60-70’e varan eğimli tepeleri.
Yağmurlu, nemli iklimi.
Darjeeling, çayı ve çay bahçeleri ile.
Dünyaca ünlü…

Yapılar kötü bir biçimde.
Sırt sırta, üst üste.
Düzensiz bir görünümde.
Darjeeling’de…

En güzel panoramik görüntüsü.
Darjeeling’de imiş
3. büyük yükseltisi olan dünyamızın.
Kanchenjunga dağının…

Bulutlardan, sislerden.
Fırsat bulabilirsek göreceğiz bu 3 günde.
Gördüğümde de bile tırmanmış kadar olacağım.
Kanchenjunga’nın 8586 m’lik zirvesine…


Darjeeling Fotoğraflarım:

16 Mayıs 2015 Cumartesi

GANJ'IN DELTASINA...


Gürültüden, patırtıdan.
Kalküta'nın insan kalabalığından.
3 günde sıkılmıştık.
Bir şekilde doğaya çıkmalıydık…

Sunderbans’a gidecektik.
Dünyanın en büyük deltasını görecektik.
Mangrov Ormanları’nda gezecektik.
Bengal Kaplanı’nı resimleyecektik…

Ganj deltası.
Ya da Ganj-Brahmaputra deltası.
Veya Sunderbans deltası.
Ya da Bengal deltası hepsi ayni şey…

Temelde Bengal Körfezi’nin kuzeyinde.
Ganj ve Brahmaputra nehirlerinin denize açıldığı yerde.
354 km genişliğinde.
Burası bir büyük delta halinde…

100 bin dönümlük bir sulak alan burası.
Kanallar, göller, çamurlar ve bataklıklarla kaplı.
Ancak dünyanın en verimli toprakları.
Özelliği de tarıma son derece uygun olması…

Bir bölümünde tarım yapılıyor ama.
Unesco Dünya Mirası alanı da burada.
Mangrov Ormanları’yla.
Bengal Kaplanları’yla…

Üç saatte karayoluyla iskelesine geldik.
Ayni sürede de tekneyle otelimize ulaştık.
Öğlende geldiğimiz nehir.
Akşama 3-4 metre alçalmıştı…

6 saat aralıklarla.
Günde tam 4 defa.
Med-Cezir oluyor buralarda.
Su alçalıp yükseliyor her defasında…

Ulaşım teknelerle.
Tekneler yanaşıyor 3-4 seviyeli iskelelere.
Karaya oturduğunu sandığınız teknelere.
Bir de bakıyorsunuz ki öğlenden sonra yüzmekte…

Sular çekildiğinde.
Çamurların içinde.
Birçok canlı çıkıyor yüzeye.
Sonra giriyorlar deliklerine, sular yükseldiğinde…

Kuşlarıyla, bitkileriyle.
Ağaçlarıyla, çiçekleriyle.
Böcekleriyle, sürüngenleriyle.
Benziyor bu delta tam bir cennete…

Kaplanlar korunuyor burada özenle.
Belli bir sınırda, iki kat gerilmiş filelerle.
Çok geniş bir alanda.
Bengal Deltası’nda…

Çok istesek de.
İki gün kanallarda gezsek de.
Beslenme yerlerine gitsek de.
Bengal Kaplanı göremedik, bir tane bile…


Ganj Deltası Fotoğraflarım:

Ganj Deltası Belgesel Videosu (BBC):


.

14 Mayıs 2015 Perşembe

KALKÜTA'DAN PORTRELER...


Ne sokakları, ne tapınakları.
Ne de İngilizler'den kalan binaları.
Kalküta’da en çok etkileyen beni.
Kalküta’nın insanları…

Kalabalık mı kalabalık.
Bir kent Kalküta.
Dolu her yaştan, her inanıştan.
İnsanlarla…

Kadını, erkeği.
Yaşlısı, genci.
Zengini, fakiri.
Giyimlisi, elbisesizi…

Toplu ulaşım araçlarında.
Sokaklarda, pazarlarda.
Parklarda, bahçelerde.
İbadethanelere, evlerde…

İnsan, hepsi biri birinden güzel.
Hepsi sevecen, her biri özel.
Güler yüzlü, güzel gözlü.
İyi niyetli, hoşgörülü…


Kalküta’dan İnsan Portreleri Fotoğraflarım:

.

12 Mayıs 2015 Salı

KALKÜTA'DAN İNSAN MANZARALARI...


Meydanda bir kalabalık vardı, kardaşım, 
                    uyy... aman kalabalık!
Rüzgârlı bir orman gibi uğuldardı, kardaşım, 
                    bu yaman kalabalık. 
Kalkütalı tornacılar, Keşmirli dokumacılar, 
                                   Bombay gemicileri, 
yetmiş yedi denizin getirdiği 
                                   kum gibi
…  

Nazım Hikmet
“Benerci Kendini Niçin Öldürdü” romanından, 1932

…………….

Şairin dediği gibi.
Yetmiş yedi denizin getirdiği.
Kum gibi.
Kalabalıklar, insanlar…

Sokağı süpürenler, kürek çekenler.
Çişini edenler, parkta gezinenler.
Yemek yiyenler, dedikodu edenler.
Avare gezenler, okula yetişenler…

Otobüs bekleyenler, trene binenler.
Elbise dikenler, tavuk kesenler.
İbadet edenler, ortalık süpürenler.
Yolcu bekleyenler, bisikletle gezenler…

Oturanlar, konuşanlar, gezenler-tozanlar.
Çamaşır yıkayanlar, gazete okuyanlar.
Buz kıranlar, kaldırımda uyuyanlar.
Meyve satanlar, balık tutanlar…

Çöpleri ayıklayanlar, taş kıranlar.
Hamallar, yük taşıyanlar, sokakta traş olanlar,
Alıcılar, satıcılar, nehirde yıkananlar.
Bu insanların hepsi de Kalküta’dalar…


Kalküta’dan İnsan Manzaraları Fotoğraflarım:
.

10 Mayıs 2015 Pazar

KALKÜTA PAZARLARI...


Sokakda kuruluyordu.
Çok yakındı.
Kalküta Tavuk Pazarı.
Kaldığımız otele…

Otelimizin hemen yakınında.
Hogg Market vardı.
Kapalı bir Pazar’dı.
Yaklaşık 150 yıllıktı…

1874’te açılmıştı.
İngiliz Sir Stuart Hogg yaptırmıştı.
Onun adına Hogg Market adını almıştı.
Eskiydi ama çok güzel bir mimarisi vardı…

Rengârenk sebzeler, meyveler.
İpekler, sariler, giyecekler.
Envaî çeşit yiyecekler, içecekler.
Kasaplar, balıkçılar bu markette idiler…

Gürültü, pislik, kirlilik.
Karanlık, karmaşa, renklilik.
Gün boyu bitmez bir hareketlilik.
Bu Pazar’a has bir özellik…

Çiçek Pazarı daha uzakta.
Howrah Köprüsü’nün hemen altında.
Tren yolunun kenarında.
Renk renk çiçekler arasında…

Akla gelebilecek birçok mallar.
Alınıyor, satılıyorlar.
Çok da hijyenik olmayan ortamlarda.
Kapalı mekânlarda, sokaklarda…

Gelişmiş, modernleşmiş belki zamanla.
Kalküta.
Ama bu pazarlar halâ.
100 yıl öncesini yaşamakta…


Kalküta Pazarlarından Fotoğraflarım:
.

8 Mayıs 2015 Cuma

KALKÜTA TAVUK PAZARI...



Gecenin üç'ünde.
Karanlıkta.
İnmiştik uçakla.
Kalküta’ya…

Sarı renkte.
Hillman bir taksiye.
Atladık hava alanında.
Ve koyulduk yola…

Otelimize yaklaştığımızda.
Pek anlamadık ama.
Bir sürü tavuk gördük sokaklarda.
O karanlıkta…

Tavuk pazarı olduğunu.
Her gün kurulduğunu.
Anlattı.
Taksi şoförü…

Otele girdim.
Kısa bir süre dinlendim.
Merak etmiştim.
Bu ilginç yeri görmeliydim…

Ben gidene kadar.
Hemen hemen bitmişti pazar.
Arta kalan tek tük satıcılarıyla.
Ve birkaç tavuğuyla…

Ertesi gün.
Gün doğmadan.
Erkenden kalktım.
Pazar'a doğru yola koyuldum…

İnanılmaz bir kalabalık.
İnanılmaz bir hareketlilik.
İnsan ve tavuk sesleri arasında.
Anlatılmaz bir canlılık…

Sepetlerde, kutularda.
Binlerce tavuk.
Kamyonlar, motosikletler.
Hareketli alış-verişler

Sepetlerle bisikletlerle.
Alınıyor tavuklar, civcivler.
Üçer-beşer.
Veya yüzer, yüzer…

Alan gidiyor.
Ortalık yavaş yavaş boşalıyor.
Sonra temizlik başlıyor.
Pazar bitiyor…

Ertesi gün tekrar başlıyor.
Bu olay her gün tekrarlanıyor.
Hayli renkli bu pazar.
Sabah 08.00’de sonlanıyor…

Bir günde.
800.000 civarında.
Tavuk el değiştiriyormuş.
Kalküta Tavuk Pazarı’nda…

Sonra bu tavuklar.
Kesiliyorlar.
Parçalarına ayrılıyorlar.
Ve soslanıp, bizlere sunuluyorlar…


Kalküta Tavuk Pazarı Fotoğraflarım:
.





5 Mayıs 2015 Salı

KALKÜTA...


Calcutta veya Kalküta.
Ya da yeni adıyla Kolkata.
Başkenti Hindistan Devletinin.
Batı Bengal Eyaleti’nin…

1911 yılına kadar.
Koca Hindistan’ın.
Başkentiydi.
Bugün ise küçük bir Eyaletin

91 milyon’un üzerinde.
Batı Bengal Eyaletinin nüfusu.
Yüzölçümü ise.
Türkiye’nin 6’da 1’i ölçüsünde…

Kalküta.
Onbeş milyonluk nüfusuyla.
En kalabalık şehirler arasında.
Dünyada 8. sırada…

Ganj’ın büyük bir kolu.
Hoogly nehrinin.
İki yakasında kurulu.
Kalküta metropolü…

Bugünkü Kalküta.
Kolkata ya da Kalikata.
İnanılır adını ana Tanrıça.
Kali’den aldığına…

17. yüzyılda.
Yalnızca.
Üç  ev vardı.
Hoogly nehri kıyısında…

Sonra İngilizler geldiler.
Liman ağzı dediler.
Tren yolu döşediler.
Kenti geliştirdiler…

Günümüzde.
Bu büyük Metropol'de.
Hemen hemen her yerde.
Rastlanıyor Koloni dönemi eserlerine…

Kalabalık, karmaşık.
Gürültülü, hareketli, renkli.
Ticari açıdan bereketli.
Bir kent burası besbelli…

Fakir görüntüsüne karşın.
Bir kültür kenti burası.
1913 yılı Nobel Ödüllü şair.
Tagore, Kalküta’lı…

1902 yılı Nobel Tıp Ödüllü.
Sir Ronald Ross.
Sıtma parazitini burada keşfetti.
Ve hastalığın tedavisini sağladı…

1930 Nobel Fizik Ödülü sahibi.
C.V. Raman da.
Bir Üniversite Profesörüydü.
Kalküta’da…

1979’da Nobel Barış Ödülü.
Sahibi Rahibe Teresa da.
Yine yaşamıştı.
Kalküta’da…

Doğumunda Tagore’un ismini verdiği.
1998 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi.
Amartya Sen de.
Kalküta kökenliydi…

Anlatmak yetmez.
Bu koca kenti kelimelerle.
Gelin şöyle bir görelim dilerseniz.
Kalküta’yı benim resimlerimle…


Kalküta fotoğraflarım:
.





4 Mayıs 2015 Pazartesi

BHARAT ÜLKESİNDE...


İlk ismi Bharat.
Şimdiki Hindistan’ın.
Ama hiç ilgisi yok acı'yla da.
Ya da baharat'la da…

Efsanevî  İmparatorunun adı.
Bharat ya da Bharata.
Bharat, Sanskritçe lisanında.
Vatan” anlamında…

Hindustan.
Temelde Farsça bir kelime.
Verilen bir isim Hindus ülkesine.
Bunun kökeni de İndus nehrinde…

Kelimenin kökeni Sindhu.
Bu da İndus nehri kaynaklı.
Sanskritçe İndus,nehir” anlamlı.
Ama günümüzde Pakistan’da kaldı.
Bu İndus ırmağı…

İsmi biraz karışık olsa da.
Hindistan yarı bir kıta aslında.
Dünyada yedinci büyüklükte coğrafyasıyla.
Ve ikinci sırada nüfus çoğunluğuyla…

Hinduism, Budizm, Jainizm ve Shizmin.
Yani 4 büyük dinin.
Doğum yeri.
Hindistan ülkesi…

Hindistan ünlü, 28 eyaletiyle.
Dünyanın 7. büyük ekonomisiyle.
1.5 milyara varan nüfusuyla.
Ve dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olmasıyla…

Türkçe dahil.
23 dil konuşulmakta.
7 ana din ile iç içe, yan yana.
Kardeş kardeşe Hindistan’da…

İşte bu ülkeye.
Gittik gezmeye.
Sadece 15 günlüğüne.
Yalnızca 2 eyaletini görmeye…

Hindistan ülkesinde.
Batı Bengal’de.
Ve Sıkkım eyaletinde.
Kaldık kısa bir süre…

Kısa bir zaman diliminde koca bir ülkeyi tanımak.
Onun hakkında yorum yapmak.
Onu övmek veya yargılamak.
Tabii ki yanlış olacak…

Gelin biz yine.
Yetinelim dilerseniz.
Gördüklerimizle.
Ve de renkli resimlerimizle…


Hindistan’dan bazı fotoğraflarım:
.