YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

26 Aralık 2014 Cuma

HOCA ALİ RIZA...


Muallim'liğinden.
Yani, öğretmenliğinden kalma.
Hoca lâkabı.
Ressam Ali Rıza'nın...

1858 Üsküdar doğumlu.
Kuleli Askeri Rüştiyesi mezunu.
Mekteb-i Harbiye-i Şahane'de eğitim görmüş.
1884'te Teğmen olmuş...

Daha öğrenci iken Harbiye'de.
Resim yeteneği nedeniyle.
Ödüllendirilmiş Mecidiye Nişanı ile.
Sultan Abdülhamit Han'ın emriyle...

Fausto Zonaro ile tanışmış.
Birlikte resim çalışmaları yapmış.
Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Başkanlığı yapmış.
Asar-ı Antika Müzesi'nin kuruluşunda çalışmış...

1911 yılında Yarbay rütbesiyle.
Askerlikten ayrılmış emekliye.
Tayin edilmiş Resim Muallimliği'ne.
Çamlıca Kız Lisesi'ne...

Karakalem ve suluboya tekniğiyle.
Hızlı çalışma yeteneğiyle.
İstanbul manzaraları çalışmış genellikle.
Ve tablolarının sayısı ulaşmış beş bin'e...

Çok güzel İstanbul manzaraları.
Yağlıboya tabloları.
Suluboya denemeleri.
Karakalem eskizleri...

Bunlardan 144 tanesi.
Sergileniyor iki aydır İzmir'de.
Arkas Sanat Merkezi'nde.
Kaçırmayın, bu sergi son üç gününde...


Hoca Ali Rıza fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/HocaAliRZa#6096896313881752066

.

22 Aralık 2014 Pazartesi

İFOD KUŞADASI GEZİSİ...


İFOD'a,
Ya da tam açılımıyla.
İzmir Fotoğraf Derneği'ne.
Üyeliğim yaklaşıyor neredeyse bir seneye...

Her Perşembe akşamı toplanılıyor.
Güzel aktiviteler yapılıyor.
Fotoğraf konusunda konuşuluyor.
Dost bir ortamda fotoğraf yaşanıyor...

Olduk yine bir arada.
Bu hafta sonunda.
Bu grupla Kuşadası'nda.
Ege Fotoğraf Dernekleri toplantısında...

Kuşadası'na girişte.
Gazibeğendi tepesinde.
Çektirdik bir selfie.
Atatürk'le birlikte...

Gazi Mustafa Kemal Paşa.
Refika-yı muhteremleriyle bir arada.
Teşrif buyurmuşlar Kuşadası'na.
1924 yılı 9 Şubat'ında...

Ayasuluğ harabelerini gezdikten sonra.
Halk, yol boyunca.
Tanımlanamaz bir sevinç ve coşkuyla.
Sevgi göstermiş Reis-i Cumhur'larına...

Kuşadası'nı gördüğü yere.
Cumhur Reisi'nin Kuşadası'na ilk baktığı tepeye.
Kuşadalı'lar "Gazibeğendi Tepesi" ismini vermişler.
Ve oraya Ata'larının bir de güzel heykelini dikmişler...

Çayımızı yudumladık o tepede.
Ata'mızı andık hasretle.
Sonrasında Ege bölgesi Fotoğraf Dernekleri'yle.
Buluştuk eski Tabakhane'de...

Yörenin deri işleme bölgesi.
Tarihî Tabakhanesi.
Bakımsızlıktan, mezbelelikten kurtarılmış.
Muhteşem bir turistik tesise dönüştürülmüş...

Aslına sadık kalınmış.
Çalışanları, emekçileri unutulmamış.
İsimleri, resimleri konulmuş.
Çağdaş bir yapı oluşturulmuş...

Çayhaneler, pastahaneler.
Salonlar, barlar.
Lokantalar, kafeteryalar.
Hilton özeniyle sunuluyorlar...

Marmaris, Aydın, Muğla.
Kuşadası, Bodrum ve Bergama.
Fotoğraf dostlarıyla.
Toplandık Tabakhane'nin avlusunda...

Fotoğraf sergileri gezildi.
Güzel bir panel gerçekleştirildi.
Sorunlar ve çözümleri dile getirildi.
Her bir derneğin fotoğraf sunumları izlendi...

Pazar günü sabahı önce Kuşadası gezildi.
Öğlenden sonra Selçuk'a gidildi.
Bol bol fotoğraflar çekildi.
Güneş fotoğraf için mükemmeldi...

Gezinin sonuna gelinmişti.
Güneş de ufuk çizgisini terketmişti.
Dostlara veda edildi.
Güzel bir hafta sonu bitmişti...


Kuşadası Fotoğraf Birlikteliği'nden:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Kusadasi#6095679839519948482

.

19 Aralık 2014 Cuma

LA PUERTA...


2012 yaz'ı.
St. Petersburg-Pekin arası.
Bir "Trans Sibirya" tren seyahatı.
Sırasında tanıdım Baran'ı...

Genç ve başarılı.
Sevimli ve saygılı.
Becerikli, akıllı ve sohbeti tatlı.
Candan bir arkadaşımızdı...

Gitmediği yer.
Görmediği ülke.
Kalmadı sonrasında.
Tüm dünyada...

Çok sevindim gerçekten de.
8 ay önce.
Baran'ın bir yer açacağını öğrendiğimde.
İzmir'de...

Bugün açıldı sonunda.
La Puerta.
Bar ve lokanta.
Alsancak'ta rengârenk bir binada...

"Giriş" anlamında.
Ya da "kapı" manasında.
İspanyolca'da.
La Puerta...

Gastro-Bar deniliyor.
Bu çeşit mekânlara.
Hem yemek yiyebiliyorsunuz.
Hem de içkinizi yudumluyorsunuz...

Çay-kahve, pasta da var.
Bira-salata da.
Et ve balık da.
Sabah kahvaltısı da...

Güzel bir mekân.
Şirin bir ortam.
Bir yandan kitabınızı okuyun.
Bir yandan da içkinizi yudumlayın...

İzmir'de ilk defa.
Bir Hostel düşünülmüş üst katta.
Sevimli 4 odasıyla.
Gezgincilere uygun fiyatla...

Sıcacık bir ortamda.
Sevdiklerinizle, dostlarınızla.
Günün tadına varın.
La Puerta'da bundan sonra...


La Puerta Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipOTCQzUMo72HYGxZ5gEPZ58N51wwkd19SNpdTxUJYIKXg6qWNqHBlQThQkFFSUhPQ/photo/AF1QipPNqPvB3-Dio5pKysxpgo_H8O6h56MnVx-Wvw-4?key=MmdjSFNJcFdwZ3MyQ2N3eklIN2NWcF9qRi1oRmVB

16 Aralık 2014 Salı

JAPON EL SANATLARI SERGİSİ...


Bir tekerlemedir.
Dilimize girmiştir.
"Çin işi, Japon işi.
Bunu yapan iki kişi..."

Nerede garip bir şey görsek.
Nerede güzel bir şey izlesek.
Bunu yapanın ya Japon.
Ya da Çinli olduğuna inanırız...

İnanmışızdır çok güzel şeyleri.
İnanılmaz eserleri.
Ya Çinliler yapar.
Ya da Japonlar...

Bir sergi açıldı geçenlerde.
İzmir'de.
Ahmet Adnan Saygun.
Sanat Merkezi'nde...

Serginin adı.
"Materyellerle Diyalog" başlıklıydı.
Oluşturulmuş bu sergi çeşitli materyellerle.
Japon sanatçıların eserleriyle...

Metal, kağıt, lake. 
Tekstil ve vernikleme.
Ağırlık pek tabii ki.
Seramiklerde bu sergide...

Biliyorsunuz Çinlilerin.
Ve de Japonların.
4. yüzyıldan beri geleneksel sanatı.
Seramik yapımı...

Çay törenleri malzemeleri.
Çay demliği ve kaseleri.
Göz nuru, el emeği.
Ve bunlar Japonya'da birer sanat eseri...

Çeşitli el sanatları sunulmakta.
Ahmet Adnan Saygun'da.
Geleneksel ve çağdaş anlamda.
Japon sanatçılarının katkısıyla...

İki gün önce bitti.
Bu güzelim el sanatları sergisi.
Çin işi, Japon işi.
Bunu yapan tam 28 kişiydi...


Japon El Sanatları Sergisi Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Japonseramik#6093174109015792418

.



2 Aralık 2014 Salı

ANKARA AMATÖR ATLETİZM KULÜBÜ...


Ekrem Koçak, Mehmet Tümkan, Muharrem Dalkılıç, Şükrü Saban, İsmail Akçay, Hüseyin Aktaş, Hamza Canavar, Tahsin Albayrak, Işıl Özışık, Aşkın Tuna, Aycan Önel, Aydın Onur, Çetin Şahiner, Cahit Önel, Nurullah Candan, Ersin İstanbulluoğlu, Mehmet Terzi, Gül Çiray, Fahir Özgüden, Hüseyin Topsakal, Mehmet Yurdadön, Osman Karol  

..........

Yeni gençler.
Pek bilmezler.
Bu isimleri.
Atletizm'imizin bu değerlerini...

1960 ve 1970'li yılların.
Efsane isimleridir.
Hepsi gerçek bir atlettir.
Türk Atletizm'inin göz bebekleridir...

1952 yılında.
Bir kulüp kurulur Ankara'da.
Ankara Amatör Atletizm Kulübü'dür adı.
Atletizm yaptırmaktır kuruluş amacı...

Akın Altıok, Cüneyt Koryürek.
Avni Bulduk, Ayhan Barmek.
Aycan Onur, Naili Moran.
Kurucularıydı atletlerden oluşan...

Kurucuların tümü amatördü.
Hepsi sporu seviyordu.
Atıyor, atlıyor, koşuyordu.
Pistlerde birbirleri ile yarışıyordu...

Bizler 1960'tan sonra.
Lise yıllarımızda tanıştık  bu sporcularla,
19 Mayıs Stadı'nın dışında.
Müstakil Atletizm Pisti kenarında...

Maçlardan önce giderdik.
Çalışmalarını seyrederdik.
Çalışırlardı basit, toprak bir alanda.
Sözüm ona düzgün bir sahada...

Maçların devre arasını boş geçirmezdik.
Yenimahalle tarafındaki.
Saatli kale arkasından.
Yine çalışmalarını izlerdik...

Stadyumdaki maçların devre aralarında.
Kısa yarışmalar yaparlardı.
Heyecanla izlerdik.
Birinci gelenleri alkışlardık...

Bir de Balkan Şampiyonası.
Ankara'da yapıldı.
1962 yılında.
19 Mayıs Stadında...

Renkli eşofmanları, düzgün vücutları.
Ve de sportmence yarışmaları.
İle çok güzel gelmişti.
O dönemde biz gençlere...

Fahir Özgüden'ler, Çetin Şahiner'ler.
Muharrem Dalkılıç'lar, Veli Ballı'lar.
İsmail Akçay'lar, Şükrü Saban'lar.
Çok sevdirmişti bize Atletizm'i bu sporcular...

Onların başarılarını gazetelerden takip ederdik.
Yarışma sonuçlarını radyodan dinlerdik.
Bizler de onlar gibi olmaya özenirdik.
Ama hiçbir zaman onlar gibi olamayacağımızı da bilirdik...


Ankara Atletizm Fotoğrafları: 
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Atletizm#6088060573816826674 (NOT: Fotoğraflar, Alkan Atletizm Altan Öral'ın Facebook'daki sayfasından alınmıştır:  https://www.facebook.com/al.kan.96?fref=ts)

.

28 Kasım 2014 Cuma

JAPON İMPARATORU'NUN DOĞUM GÜNÜNDE...


23 Aralık 1933'de.
Doğmuş.
Japon İmparatoru.
Akihito...

Japonya'nın ilk kurucusu.
İmparator Cimmu'nun.
125. kuşaktan.
Torunu...

Dün gece.
Japon Büyükelçiliği'nde.
81. doğum gününü kutladık.
İmparator Akihito'nun...

Gerçi doğum günü.
Bir ay sonrası idi.
Ancak Noel ve Yılbaşı nedeniyle.
Alınmıştı bir ay öncesine...

Diplomatik ve Resmî kesimden.
Kalabalık bir davetli vardı.
Dün gece.
Japon Büyükelçiliği'nde...

Ben, 50 yıllık arkadaşımın.
Dr. Sait Kapıcıoğlu'nun.
Davetlisiydim.
Bu Resepsiyona...

Sait Kapıcıoğlu bu yıl Ünye'de.
Türk-Japon Dostluk Anıtı.
Ve Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı'nı..
3 ay önce açmıştı...
(http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2014/09/ertugrul-firkateyni-sehitleri-aniti.html)

Onur Ödülleri veriliyor.
Her yıl Japon Büyükelçiliği'nce.
Seçilmiş kişilere.
İmparator'un Doğum Günü'nde...

Bu yılın.
İki Onur Ödülü'nden.
Birisine seçilmişti.
Sevgili Sait...

Çok sade bir kutlama oldu.
Salonda Japon İmparatoru Akihito.
Ve eşinin birer fotoğrafı.
Ve de bir Japon bayrağı vardı...

Türk ve Japon Millî Marşları çalındı.
Büyükelçi Yutaka Yokoi açılış konuşması yaptı.
İmparator'un doğumunu kutladı.
Sonra da ödül töreni yapıldı...

Japonya'nın Kayseri Fahri Başkonsolosu.
Memduh Boydak.
Ve Ünye Türk-Japon Dostluk Anıtı.
Kurucusu Sait Kapıcıoğlu bu yıl ödülleri aldı...

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı.
Fikri Işık uzun bir konuşma yaptı.
Türk-Japon ilişkilerini anlattı.
Ödüle lâyık görülenleri kutladı...

Bu törende meşalelerle salona girilip.
Çok katlı görkemli bir pasta kesilmedi.
"İyi ki doğdun..." türküsü de.
Hiç söylenmedi...

Japon yemekleri yenildi.
Yeşil çaylar içildi.
Sohbetler edildi, İmparator'a sağlık dilendi.
Ve tören sade bir biçimde sona erdi...

Japon Büyükelçiliği Ödül Töreni Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Sait#6086647131035188834

Tören Videosu:
http://www.haberler.com/japonya-imparatoru-akihito-nun-dogum-gunu-kutlandi-6729327-haberi/

.

25 Kasım 2014 Salı

ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİ...


En güzel Müze’lerden birisiydi.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi.
70’li yıllarda hem Ankara’nın.
Hem de Anadolu’nun…

35 sene önce.
Götürürdüm kızım Tuğba’yı.
Bu Müze’ye.
Eski eserleri görmeye

5-6 yaşındaydı.
Tuğba o zamanlar.
Hem Müze’yi gezerdik.
Hem de bahçesinde fotoğraflar çekerdik...

Tuğba sonra Sanat Tarihi okudu.
Bilkent’te Arkeolog oldu.
Arkeoloji Doktora’sını Boston’da yaptı.
Türkiye’de birçok kazıda çalıştı…

İki kızı var şimdi Tuğba’nın.
Ebru Duru, 4 yaşında.
Ve Çiğdem Papatya da.
8 yaşında…

Tuğba. Ebru ve Papatya.
35 yıl aradan sonra.
Yeniden birlikteydik burada.
Bu hafta sonunda…

Müze’yi yeniden gezdik.
Eski eserleri inceledik.
Kızlar annesinin açıklamalarını dinlediler.
Bazı eserleri çizerek resmettiler…

Oldukça değişmiş.
Güzel bir Müze olmuş.
Atatürk’ün Eti Müzesi.
Şimdinin Anadolu Medeniyetleri sergisi…

1921 yılında.
Hitit eserleri Ankara’ya.
Gönderilmeye başlanınca.
Gerek olmuş geniş bir alana…

15. yüzyıl Fatih dönemi eseri.
Mahmut Paşa Bedesteni.
Ve de Kurşunlu Hanı.
Seçilmiş Müze binası…

Ankara Kalesi’nin hemen altında.
İki büyük tarihi binada.
Geniş bir alanda.
Kurulmuş Atatürk’ün talimatlarıyla…

Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik.
Devirlere ait.
Muhteşem eserler.
Burada sergilenmekte…

Asur, Urartu, Frig ve Hitit.
Osmanlı, Bizans, Lidya ve Roma.
Dönemi asar-ı antikaları da.
Sergilenmekte yine burada…

Yenileme çalışmalarıyla.
Muhteşem bir Müze’ye dönüşmüş.
Avrupa’nın en iyi Müzesi seçilmiş.
Burası 1997 yılında…

Gidilip, görülmeli.
Herkese gururla gösterilmeli.
Anadolu’muzun geçmişi, tarihi.
Ve değerleri mutlaka bilinmeli…


Anadolu Medeniyetleri Müzesi fotoğraflarım:


.

19 Kasım 2014 Çarşamba

KÜBA KRİZİ...


Her şey 1959'da başladı.
Fidel Castro fark etmişti.
Batista’nın Küba’ya minareler yerleştirdiğini.
Ve Amerika kıtasının İslamlaşmaya doğru gittiğini...

Batista rejimini devirdi.
Castro başa geçti.
ABD bunun üzerine  Domuzlar Körfezi çıkartmasını yaptı.
Minarelerin San Cristobal’e yerleştirildiğini kanıtladı...

Müslüman müttefiki ve NATO dostu.
Türkiye ile anlaştı.
O dönemin ABD Başkanı.
J.F. Kennedy

Adana’dan keşif için havalandı.
1960 yılında bir U-2 uçağı.
Böyle bir girişimin olup olmadığını.
Araştırmaktı amacı…

Nikita Kruşçef vurun dedi.
Uçak Rusya’da düşürüldü.
Pilot Gary Powers paraşütle atladı.
Tarih, 1 Mayıs 1960’tı…

Sovyet'lere esir düştü.
Powers, 3 yıl hapis cezası aldı.
21 ay sonra.
Takas edildi bir Rus casusuyla...

Küba’ya daha çok sayıda.
Minareler dikmeye başladı.
Kruşçef Nikita.
Bunun sonrasında…

Kennedy ve ABD korkusundan.
Rus’lardan.
Olan bitenleri dürbünle gözetlemeye başladılar.
Florida kıyılarından…

Minareler peş peşe yükseliyordu.
Küba’daki cümle minareler fotoğraflandı.
Dönemin ABD Savunma Bakanı.
McNamara  bunları Başkana fotoğraflarla  kanıtladı…

Başkan çok kızdı.
Önlemek için İslamiyetin yayılmasını.
Küba’yı denizden ablukaya aldı.
22 Ekim 1962’de ablukayı uygulamaya başladı…

Bu şekilde Amerika Birleşik Devletleri.
Sovyetler’in Türkiye’den getirteceği.
İslam Hocaları'nın Küba’ya girmesini.
Engelleyecekti…

Kruşçef bunun üzerine.
Küba’ya gideceklerin.
Hoca değil Öğretmen olduklarını.
Birleşmiş Milletler’e bildirdi...

Bu arada.
ABD’de  Türkiye ile anlaşmış.
Ve buraya çok sayıda minare gibi.
Bir şeyler yerleştirmişti…

Kuruşçef.
Türkiye’deki  minareler kaldırılmadıkça.
Küba’dakilerin de yerinde.
Kalacağını BM’e bildirdi…

Soğuk savaş başlamıştı.
ABD, 28 Ekim 1962 tarihli bir mektupla.
Türkiye’deki minarelerin.
Zaten Osmanlı döneminden kaldığını.
Ve çok eski olduklarını ve kaldırılacağını bildirdi…

Kuruşçef de.
Zaten imamları olmayan minarelerin de
bir görev yapamayacaklarını” söyledi ve.
Küba’daki minarelerin de kaldırılacağını bildirdi…

Sıcak savaşa dönüşmeden
Soğuk savaş bitmişti.
Aradan.
Yıllar geçti…

TC Başkanı, Küba’nın Kolomb’dan önce 1178’de.
İslam denizcileri tarafından keşfedildiğini.
Hatta orada bir cami bile inşa ettiklerini.
Belgeleriyle söyledi…

Şimdi Türkiye, Castro ile görüşecek.
Küba’da bir cami inşa edecek.
Gökten üç nükleer füze daha düşecek.
Bakalım kimin başında patlayacak…




 .

4 Kasım 2014 Salı

TAKSİYARHİS KİLİSESİ...


Kapısına eşek bağlı.
24X36'lık bir slide'ım vardır.
Taksiyarhis Kilisesinde.
Çekilmiş 30 sene önce...

Bakımsız, harap.
Ve de duvarları çatlak.
Köhne ve tozlu.
Bir kiliseydi burası...

Yıkık duvarlar arkasında.
İçim acırdı her defasında.
Gittiğimde Cunda adasının yukarılarına.
Gördüğümde dar sokakları arasında...

Pazar günü.
Bergama dönüşü.
Uğradım Cunda'ya.
Bu güzel adaya...

Girişte bir uyarı vardı.
Koç Müzesi.
Taksiyarhis Kilisesi.
Yazıyordu bu levhada...

Öğlen yemeğimi yedim.
Adada.
Bir meze lokantasında.
Güzel, güneşli bir havada...

Meraklandım.
Gidip, bu kiliseyi.
Yeni haliyle.
Yeniden görmek istedim...

Dar yokuşu tırmandım.
Kapısına ulaştım.
Kapıdaki boz eşek yoktu.
Kilise, kilise gibi olmuştu...

Yapılmış 1873 senesinde.
Rum Ortodoks cemaatince.
Bu kilise nereden bakılsa.
140 yıllık bir eser aslında...

Dünyanın en büyük çan'ına sahipmiş bu kilise.
II. Dünya savaşında.
Yerinden sökülmüş gizlice.
Şimdilerde Bergama Müzesi'nde...

Koç'lar gerçekten güzel düzenlemişler.
Çok da iyi restore etmişler.
Eskisine benzer bir hale dönüştürmüşler.
İçerisine de birçok nesne yerleştirmişler...

Hem kilise kurtulmuş.
Hem de güzel bir Müze olmuş.
Geziyorsunuz gönül rahatlığıyla.
Kapısında artık bir eşek bağlı olmasa da...


Taksiyarhis Kilisesi Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Taksiyahris#6077596590277275122

Taksiyarhis Kilisesi Koç Müzesi Linki: 
http://www.rmk-museum.org.tr/taksiyarhis/index.html

.

3 Kasım 2014 Pazartesi

BERGAMA FOTOMARATONU...


Bergama Fotomaratonu'nun.
Dördüncüsü de.
Yapıldı bu sene.
29 Ekim'de...

4 yıldan beri tekrarlanıyor.
Bu maraton.
Bergama'da.
Fotoğraf severlerin katılımıyla...

Bergama Amatör Fotoğraf Sanatı Derneği.
Kısa adıyla BEAFSAD.
Başkanı ve üyeleri.
Organize ediyorlar bu günleri...

Beş gün sürdü.
Bu yılki etkinlikler.
Sergiler, eğitimler.
Söyleşiler, gösteriler...

Vardı önemli fotoğraf sanatçıları da.
Bilgi paylaşımları da.
Sevgi ve dostluk da.
Fotoğraf yarışması da, bu katılımda...

Fotoğraflar 4 gün içinde.
Bergama'da çekilebilirdi.
Her bir sanatçı.
Sadece 4 eserle temsil edilebilirdi...

157 kişi kayıt yaptırdı.
Bazıları yarışmaya katılmadı.
Bazıları da eksik fotoğraf verdi.
Toplam 550 eser değerlendirildi...

Futbolcular bahane bulur ya.
Hava yağışlıydı, saha çamurdu diye.
Dört gün hava kapalı ve bulutluydu.
Fotoğraf çekimi için hiç de uygun değildi...

Buna rağmen büyük bir özveriyle.
Ve de zevkle, hevesle.
Çalıştı tüm sanatçılar.
Birinciliği almak için yarıştılar...

Ben yarışmalara zaten karşıyım.
Şimdiye kadar hiç yarışmaya katılmadım.
Bir kere üçüncülük aldım.
Nasıl oldu ben de şaşmıştım...
(açıklaması için: http://yucel-tanyeri.blogspot.com.tr/2012/10/3luk-odullu-fotografim.html)

Fotoğraf çekmek için mi yarışılıyordu.
Yoksa yarışmak için mi fotoğraf çekiliyordu.
Anlıyamıyordum.
Karar da veremiyordum...

Maraton bitti.
Yarışma amaç değildi.
Bence bir araçtı.
Birinciliği sonuçta Koray Ürkmez aldı...

Ben dört günde keyifle gezdim.
Tüm Bergama'yı.
Gördüm ve kendimce görüntüledim.
Bu güzelim beldeyi...

Bu organizasyonun ve maratonun.
En uzun soluklu koşucusu ve kanımca birincisi.
Maratonun organizatörü Levent Karacaoğlu idi.
Ve de kendisi tüm teşekkürleri hak etti...


Bergama Fotoğraflarım:  https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Bergama#6077423455949305570

4. Bergama Fotomaratonu Web Sitesi: 
http://www.beafsad.org/

.


28 Ekim 2014 Salı

BEYDAĞLARI'NDA...


Antalya'ya gideriz.
Senede birkaç kez.
Beş yıldızlı otellerde kalırız.
Çoğu kez...

Bol bol yeriz, içeriz.
Havuzuna gireriz.
Denizinde yüzeriz.
Otelin hamamında terleriz...

Kılımızı kıpırdatmayız.
Otelden hiç çıkmayız.
Gezmeyiz, tozmayız.
Ama Antalya'ya bayılırız...

10 gün önce Antalya'daydım.
Sınıf arkadaşım.
Necati Dedeoğlu'nun.
Kısaca "Neco"nun konuğuydum...

Neco, Hacettepe'de iyi bir öğrenciydi.
Çok iyi bir Hekim oldu.
Toplum Hekimliği'ni seçti.
Pasinler, Hamsiköy ve Tunceli'de hekimlik etti...

Dünya Sağlık Örgütü bursu aldı.
İskoçya'da çalıştı.
Londra'da bir yıl eğitim aldı.
Bir çok yayınlar yaptı...

1984 yılında Antalya'ya geldi.
Akdeniz Üniversitesi'ni seçti.
Halk Sağlığı Başkanlığı yaptı.
41 yıl hizmetten sonra emekli oldu...

Tabipler Birliği Nusret Fişek ödülü.
Füsun Sayek Hizmet ödülü.
Akdeniz Öğretim Elemanları Onur ödülü.
Gibi ödüllerin sahibi oldu...

Neco, ayni zamanda doğa aşığı.
Dağ sevdalısı.
İyi bir tırmanıcı.
Ve iyi bir dağcı...

Öğrenciyken belliydi.
Yerinde duramazdı.
Düz duvara tırmanırdı.
Bizlere hep yukarılardan bakardı...

Akdeniz Üniversitesi Dağcılık Kulübü'nü kurdu.
Uzun yıllar Başkanlığını yaptı.
Lisanslı bir dağ sporcuydu.
Birçok dağlara tırmandı...

Geçen hafta.
Neco'yla.
Güzel bir gezi yaptık.
Beydağları arasında...

Ara yollardan gittik.
Tünektepe, Çalbalı, Sivri dağ.
Arapuçtu, Tunç dağı, Geyik sivrisi.
Kocadağ'ın aralarından geçtik...

Mor dağlar, yeşil ormanlar.
Sarp kanyonlar, bulutlu yaylalar.
Güzelim köyler, meyveli bahçeler.
Bunların arasında nefis tırmanışlar, yürüyüşler...

Önerim, sizler de sadece denizini, tarihini değil.
Dağlarının güzelliğini, doğanın sevimliliğini.
Birlikte yaşayın Antalya'nın dağ yollarında ara sıra.
Neco gibi bir arkadaşınız olmasa da...


Neco ile Beydağları gezi fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Beydaglari#6075016920785065634

.

26 Ekim 2014 Pazar

YAMAÇ PARAŞÜTÜYLE...


Selimiye Batığı dalışlarından almıştık.
Tuğba'yı 1996 senesinde.
Konaklayacaktık bir gece.
Ölüdeniz'de Meri Motel'de...

İlk kez o yıl gördüm.
Babadağ'dan yamaç paraşütüyle.
Atlayanları, uçuşanları.
Sonra da Belcekız sahiline konanları...

Aklım kalmıştı.
Yukarıdan manzara çok güzel olmalıydı.
Sordum, soruşturdum, araştırdım..
Sabah uçacaktım...

Ancak vaktimiz yoktu.
Tuğba'yı Elmalı'ya yetiştirmek gerekiyordu.
Sabah erkenden yola koyulmamız lâzımdı.
Uçuş hevesim yarıda kalmıştı...

Gerçekleşti bu rüya.
18 yıl aradan sonra.
Bu yıl 2014 Ekim ayında.
Fethiye'de konakladığımda...

Temas kurduk Belcekız'da.
Re-action Yamaç Paraşütü firmasıyla.
Uçacaktım pilot Yiğit Yıldırım'la.
Sabahın erken zamanında...

Erkenden gittim Belcekız'a.
Minibüsle intikal ettik Babadağ'a.
1400 metreden birkaç atlayış seyrettik.
Sonra da 1800 m pistimize geldik...

Kalabalık bir yer burası.
Hazırlıklar, tek atlayanlar.
Sıraya girenler.
Tandem atlayış yapanlar...

Pilotumuz genç ve deneyimli.
Üstelik Makine Mühendisi.
Tandem (ikili) uçacağız.
Havada birlikte olacağız...

Sevgili Yiğit bilgilendirdi beni.
Uçuş hakkında önce bilgi verdi.
Tulumu bir güzel giydirdi.
Kaskı da kafama geçirdi...

Sıramızı bekledik.
Bu arada selfie pozlar verdik.
Uygun rüzgârı yakaladık.
Birkaç adım koştuk ve havalandık...

Bir anda boşluktaydık.
Önce biraz yükseldik.
2000 metreye kadar geldik.
Aşağıdaki güzel manzarayı izledik...

Hafif bir rüzgârla.
Güneşli, güzel bir havada.
Yol aldık sohbet ede ede.
Fotoğrafları çeke çeke...

Kuşlar gibi uçmak.
Aşağılara yukarıdan bakmak.
Sessizliğin tam ortasında olmak.
Mutluluk bu, doğayla baş başa kalmak...

30 dakika havada kaldık.
Mavi'nin yeşil'in içinde olduk.
Yavaş yavaş alçaldık.
Sonunda bir kuş misali kumsala konduk...

Hezârfen Ahmet Çelebi gibi.
Hissetmek istiyorsanız kendinizi.
Öneririm.
Siz de yaşayın bu keyifli deneyimi...


Yamaç paraşütü uçuş fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Paragliding#6074363840426256466

.

24 Ekim 2014 Cuma

MAVİ YOL...


Mavi yolculuk bitmişti.
Yarın Antalya'ya gidilecekti.
Ya kısaca Korkuteli üzerinden dağlardan.
Ya da daha uzun yoldan deniz kenarından...

Mavi yolculuktan yeni dönmüştüm.
Bir Mavi yolculuk daha düşünmüştüm.
Kararımı verdim, kıyıdan gidecektim.
Karadan bir mavi yolculuk daha yapacaktım...

Bodrum'dan erken çıktım yola.
Sabah kahvaltısı Güllük limanında.
Ardından Göcek ve Katrancı'da mola.
Fethiye'de durmadan yola koyulma...

Kalkan-Kaş arasında.
Kaputaş plajına.
İnildi tam 187 basamakla.
Mavi'nin güzelini yakalamak amacıyla...

Sonra Üçağız limanı.
Karşıda Kekova adası
Simena yarımadası.
Ve Kaleköy'de Likya mezarları arasında yatılması...

Çayağzı, Finike, Kumluca.
Beydağları arasından.
Kemer, Beldibi, Çamyuva.
Ve sonunda Antalya...

Antalya'da.
Sınıf Toplantısına katılma.
Birkaç gün Neco'da konaklama.
Ardından dönüş yoluna koyulma...

Dönüş yolu da sahilden.
Mavi-yeşil denizden.
Fethiye'de bu kez duraklama.
Gül ve Aybars Turan'da konaklama...

Mavi Yolculuk demişler.
Azra Erhat ve Cevat Şakir.
Gökova'da.
Koylarda tekneyle yapılan yolculuklara...

Kara bir yol değil.
Bu mavi, masmavi bir yol.
Göcek-Kumluca arası.
Görülesi, gezilesi ve de kalınası...


Mavi Yol fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Maviyol#6073331110410473090

.

22 Ekim 2014 Çarşamba

ARASBEY İLE...


Bayram öncesi.
Aytaç Güldamla telefon etti.
Bir "mavi yolculuk" önerdi.
"Gelir misin" dedi...

Kör'ün istediği bir göz.
Tanrı verdi iki göz.
Tabii ki "hayır" demedim.
Kendisini kırmak istemedim...

Aytaç, Ankara'dan.
Lise arkadaşlarımdan.
Elli yıl önce mezun olmuşuz.
Kırk yıl sonra dost olmuşuz...

Aytaç diğerlerini de aradı.
Kurban Bayramı nedeniyle.
Ancak iki kişi.
Daha bulabildi...

Arife günü demir aldık.
"Vira bismillah" dedik.
Bodrum Marina'dan çıktık yola.
Arasbey yatıyla...

Arasbey, 19 m uzunluğunda.
İki tane 825 HP gücünde motoruyla.
30 ton ağırlığıyla.
Ulaşabiliyor 27 mil hıza...

Kos adasını alarak sağımıza.
İstikamet Knidos burnuna.
Gökova Körfezini geçiyoruz.
Rüzgâr hızıyla...

Knidos koyunda.
Kısa bir mola.
İstikamet sonra.
Palamutbükü koyuna...

Burada demirliyoruz.
Beş çayımızı içiyoruz.
Akşam yemeğinde.
Sohbetin tadını çıkartıyoruz...

Sabah erken kalkıyoruz.
Küçük bir camide.
Bayram namazını kılıyoruz.
Köylülerle bayramlaşıyoruz...

Ardından Datça yarımadasında.
Billurkent'e uğruyoruz.
Mustafa Öz ve ailesinin.
Konukseverliğine hayran kalıyoruz...

Akşam artık Hisarönü Körfezindeyiz.
D-Hotel Marin yakınında.
Enfes bir ortamda.
Geceliyoruz Bencik koyunda...

Sabah istikamet Orhaniye.
Kızkumu'nda giriliyor denize.
Ardından bir başka koyda demirleme.
Orman önünde yemyeşil bir denizde dinlenme...

Akşam üzeri ver elini Selimiye.
Burası durgun deniziyle benziyor bir göle.
Akşam yemeği Taşevler'de.
Balık, rakı ve meze ile...

Sabah durgun bir denizde.
Kahvaltı yapıyoruz birlikte.
Geçiyoruz Selimiye kayalıklarını iskelede.
Ardından Kargacık Koyu'nda demirleme...

Burada sualtı fotoğrafçılığı denemesi.
Oltayla balık avlama hevesi.
Eli boş dönülmesi.
Öğlende Nurocan'ın bulgur pilavına talim edilmesi...

Gece dolunay'ın dağların ardından görünmesi.
Mehtapta Lagos ziyafeti.
Urla Şaraplarının tüketilmesi.
Ve doyumsuz sofra muhabbetleri...

Sabahın güzelliği.
Bazlama ekmek yemek isteği.
Bunun için botla iskeleye gidilmesi.
Sonra da sıkı bir kahvaltı edilmesi...

Ardından yola çıkılması.
Yunan karasularına girilmesi.
Pasaportsuz, vizesiz.
Simi adasına çıkartma yapılması...

Legoyla yapılmış izlenimi veren.
Üst üste rengârenk evler.
Mavi-yeşil bir deniz.
Etraf pırıl pırıl, her yer tertemiz...

Öğlen Uzo eşliğinde.
Papalina, ahtapot, karides ve midye.
Yanında Yunan Salatası ile.
İndiriliyor midelere...

Akşam üzeri elveda deme zamanı Simi'ye.
Türk sularına yeniden girme.
İnceburun Koyunda demirleme.
Muhteşem gün batımını görüntüleme...

Akşam yemeği teknede.
Yakamozların eşliğinde.
Kaptanımızın hediyesi meyvelerle.
Ve doyumsuz bir sohbetle...

Sabah gün doğumu kızıl renkte.
Fasıl müziği eşliğinde.
Merhaba güzel bir güne.
Ve yemyeşil bir denize...

Demir alıyoruz.
Kahvaltı sonrası yola koyuluyoruz.
Sağımızda Anadolu kıyıları.
Solumuzda Yunan adaları...

Tekrar Yunan karasuları.
Ve de Kos adası.
Pasaportsuz, vizesiz.
Yine adanın içindeyiz...

Kos Adası.
Mesleğimizin babası.
"Primum non nocere" prensibini.
Belirleyen Hipokrat'ın yaşam yeri...

Altında ders verdiği söylenen.
Çınar ağacını buluyoruz.
Heykelini görüntülüyoruz.
Hipokrat'a saygımızı sunuyoruz...

Osmanlı egemenliğinde.
Kalmış bu ada tam 400 sene.
Kale, cami, hamam ve çeşme.
Kos adasında görülebilir her yerde...

Ayrılıp, hemen karasularımıza giriyoruz.
Turkuaz koyu'na gidiyoruz.
Kısa bir mola veriyoruz.
Ve güneşi batırıyoruz...

Masmavi bir yolculuk sonunda.
Bitiyor Bodrum Marina'da.
Üç dost hemen ayrılıyorlar.
İstanbul uçağına gidiyorlar...

50 yıllık arkadaşlarımı yolcu ediyorum.
Ben geceyi teknede yalnız geçiriyorum.
6 günlük neşe, muhabbet bitiyor.
Ortalığı derin bir sessizlik, yalnızlık kaplıyor...

Yarın otomobilimle yola çıkacağım.
Karayoluyla Antalya'ya gideceğim.
Orada da yine 50 yıllık arkadaşlarımla buluşacağım.
Hacettepe'ye girişimizin 50. yılını kutlayacağım...


Arasbey ile Mavi yolculuk fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Arasbeyile#6072947743704743986

.

20 Ekim 2014 Pazartesi

TIBBÎ ATIKLAR...


Giriş sınavında başarılı.
Tam 100 kişi.
1964 senesinde.
Girmiştik Hacettepe'ye...

Altı yıl okuduk.
Tıp Fakültesini bitirdik.
1970'de mezun olduk.
Tam 68 Hekim idik...

Sonra ayrıldık.
Değişik Bölümlerde Asistan olduk.
Sonra kimimiz Uzman oldu.
Kimimiz de Kariyere kaldı...

Yemedik içmedik.
Gece gündüz demedik.
Mesleğimizi sevdik.
Hep hastalara hizmet ettik...

1964 senesinde başlamıştık.
2014 yılında görevi bitirdik.
Son üyemizi de.
Bu yıl emekli ettik...

1964 nire.
2014 nire.
Dile kolay.
Tam 50 sene...

Hacettepe'64 girişliler.
50 yıl aradan sonra.
Antalya Titreyengöl'de.
Bir araya geldiler...

Tümü emekli idiler.
Hepsi kırmızı renkli.
"Tıbbî Atık" poşetlerini giydiler.
Kameralara poz verdiler...

Hatıraları canlandırdılar.
Eski günleri andılar.
Dostluğun tadını çıkarttılar.
Birlikteliğin keyfine vardılar...

Gezdiler, söyleştiler.
Güldüler, eğlendiler.
Şarkılar, türküler söylediler.
Emekliliğin tadını çıkarttılar...

50 yılın sonunda.
Yaşlansalar da.
Birer Tıbbî Atık olsalar da.
Varmışlardı artık yaşamın tadına...


50. yıl buluşması fotoğrafları:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Http50#6072340186596447058

.

1 Ekim 2014 Çarşamba

SAMSUN REGİE FABRİKASI...


Osmanlı İmparatorluğu.
Dış borç ödemelerini durdurduğunu.
İlân ettiğinin ertesinde.
Ortaya çıktı kısaca Regie ismiyle...

"Memalik-i Osmaniye Duhanları 
Müşterek’ül Menfaa Reji Şirketi".
Yani "Osmanlı İmparatorluğu Tütünleri 
Kazanç Ortaklığı Tekeli Şirketi"...

Regie, kuruldu Osmanlı, Alman ve Avusturya.
Bankaları ortaklığıyla 1883 yılında.
4.5 milyon Osmanlı Lirası sermayeyle.
Osmanlı’nın mali iflasını izleyen dönemde...

Tütün ve sigara vergilendirilecek.
Elde edilen gelirle de.
Dış borçların bir bölümü.
Bununla ödenecekti...

Tütün Fabrikaları kuruldu hızla.
Önce 1884'te İstanbul'da.
Sonra 1887 yılında Samsun'da.
Ve 1895'de de İzmir ve Adana'da...

Hızla üretime başladı.
Bu fabrikalar.
Kısa sürede.
Epey yol aldılar...

Örneğin daha ilk on yılda.
500 işçi ve 12 uzmanla.
Üretilmiştir 60 ton sigara.
Yalnızca Samsun Regie Fabrikası'nda...

Tütün iyi bir gelir kaynağıydı.
1 milyon kilo işlenmişti 1905 yılında.
Ödeniyordu borçlar da.
Büyük bir hızla...

Reji'nin kaldırılması düşünülür.
1911 yılında.
Ancak kalır bu karar yarıda.
Balkan Savaşı'nın çıkmasıyla...

Uzatılır imtiyazlar.
Reji şirketiyle.
1913 tarihli bir protokol ile.
15 yıl süreyle...

Cumhuriyet'in ilanının ertesinde.
13 Haziran 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde.
İmtiyazlar yeniden gözden geçirilir.
Tütün vergisi kaldırılır oy birliğiyle...

1925 senesinde de.
Osmanlı'nın Tütün Reji'si.
Satın alınarak 4 milyon TL'ye.
Reji devletleştirilir yeni Hükümetimizce...

Regie ismi değiştirilir.
İnhisarlar İdaresi'ne çevrilir.
Daha sonraki senelerde de.
Tekel diye bilinecektir...

Cumhuriyet'ten sonra.
Sigara imalâtı devam eder.
Samsun'da.
Samsun Tütün Fabrikası'nda...

Kulüp, Birinci, Bafra,
Bahar, Asker, Yenice.
Samsun filtreli ve filtresiz sigara.
Üretilir yıllarca özenle burada...

Üretim durdurulur.
Bu fabrikada.
1994 yılında.
Tam 107 yıl sonra...

Uzun süre boş kalır.
Tinercilere mekân olur.
Sonra karar alınır.
Buraya bir AVM yapılacaktır...

100 yıllık üretimden sonra.
50 milyon TL'lik bir yatırımla.
45 önemli "marka"sıyla.
Günümüzde bir tüketim alanına.
Dönüşmüştür artık bu fabrika...


Samsun Tütün Fabrikası fotoğrafları:
https://plus.google.com/photos/105371707000908378020/albums/6065157958110698689/6065159334417094818?banner=pwa&pid=6065159334417094818&oid=105371707000908378020
.

16 Eylül 2014 Salı

ERTUĞRUL FIRKATEYNİ ŞEHİTLERİ ANITI...


Ne kardaş kardaşa bakar, ne yoldaş yoldaşa
Denizler çıkdı sefinemizi çaldı şöyle bir taşa
Beş dakika içerisinde vallahi oldu parça parça
Beşyüz yetmiş iki kişiden, altmış dokuz’u halas dediler

-Serdümen Hakkı Efendi’nin Ertuğrul Firkateyni Destanı'ndan-

……………

İki yıl önce.
Yazmıştım blog sitemde.
Bu adreste:
Kırmızı Küre’nin hikâyesini.
Ertuğrul Fırkateyni’ni.
Onun seyahatini.
Ve hazin öyküsünü…

İşte o abide.
Binbir güçlükle.
Tamamlandı Ünye’de.
Ve açıldı dün bir törenle…

Beş yıl önce bir anıt fikri akla gelmişti.
Yerel tarihçi Yaşar Karaduman önermişti.
Arkadaşım Sait Kapıcıoğlu önder olmuştu.
Bu konu için bir Dernek kurulmuştu…

Uğraşıldı, didinildi.
Oşima kıyılarına benzer bir yer seçildi.
Topyanı mevkii belirlendi.
Tahsis için izin istenildi…

Valilik, Kaymakamlık.
Belediye, Bakanlık.
Anıtlar Yüksek Kurulu.
Hepsi çok zor ikna oldu…

Anıt tamamlandı beş yıl'ın hitamında.
Batışının ardından tam 124 yıl sonra.
Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı.
Güzel bir törenle dün açıldı…

Ünye’liler oradaydı.
Kore Gazileri alandaydı.
Oruç Reis Fırkateyni karşımızdaydı.
Ertuğrul Şehitleri de aramızdaydı…

Önce saygı duruşunda bulunuldu.
Oruç Reis Fırkateyni sessizliği bozdu.
Japon ve Türk ulusal marşları dinlenildi.
Bayraklar sembolik gemi direğine çekildi…

Prof. Dr. Sait Kapıcıoğlu.
Açılış konuşmasını yaptı.
Ardından Japonya Ankara  Büyükelçisi.
Yutaka Yokoi bulunanlara seslendi…

Sonra Ünye Belediye Başkanı.
Peşinden Ünye Kaymakamı.
Son olarak da Ordu Valisi konuştu.
Günün anlam ve önemini anlattı…

Sonra tadat (yoklama) töreni yapıldı.
Sekiz Ünye’li Ertuğrul şehidinin ismi.
Tek tek okundu.
Hep bir ağızdan “aramızda” yanıtı alındı…

587 deniz şehidimiz anısına.
Ve Türk-Japon dostluğu adına.
Dört beyaz güvercin uçuruldu.
Anıt alanına ağaç dikimi yapıldı…

Japonya.
Oşima adasında.
Kazadan bir yıl geçmeden 1890 yılında.
Bir anıt yapmıştı şehitlerimiz anısına…

Aynen şöyle yazıyor.
Oşima adasındaki anıtta:

Rüzgâr Tanrısı hiddetlenince koca gemi de güçsüz oldu,
Gemiciler şehit düştülerse de dostluğumuzun temeli oldu,
Hatırasını taşa oyuyoruz taziyemizi sunuyoruz.
Nippon İmparatorluğu kuruluşunun 2551 (1891) yılı

Bizler ise 124 yıl aradan sonra.
Vatanımızda ilk defa.
Şehitlerimizin anısına.
Bir anıt yapabildik sonunda…


Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı fotoğraflarım:
.


8 Eylül 2014 Pazartesi

ALAÇATI...


Rüzgârı.
Sörfü.
Ve de evleri meşhur.
Alaçatı'nın...

Pek bilinmezmiş.
Alaçatı.
20-25 sene.
Öncesinde...

İşinde gücünde.
İnsanlar yaşarmış.
Alaçatı'da.
Uğraşırlarmış tarımla...

Pirî Reis.
Kitab-ı Bahriye'sinde yazar.
"Alaca at limanında".
"Deniz yufkadır" der...

Rüzgârı çok.
Ama denizi sığ.
Ve durgundur.
Alaçatı'nın...

Önce rüzgâr'ı keşfedilmiş.
Sonra sığ koyu.
Rüzgâr Sörfü okulları açılmış.
Alaçatı bir anda sörf merkezi olmuş...

Daha sonra fark edilmiş.
İki katlı taş evleri.
Yel değirmenleri.
Dar sokakları ve geçitleri...

İstanbul'lular gelmiş.
Evleri satın almış.
Bir güzel onartmış.
Yeni bir şehir yaratmış...

Evler çevrilmiş pansiyon'a.
Bir sürü lokanta.
Sayısız çayhane.
Ve arada birkaç meyhane...

Ana yapı bozulmamış.
Evler güzel korunmuş.
Yerli halkı azalmış.
Ama İstanbul'lular da hayli çoğalmış...

Günümüzde geziyorsunuz.
Keyifle yiyip, içiyorsunuz.
Kalabalıkta begonviller arasında.
Alaçatı'nın  dar sokaklarında...


Alaçatı Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Alacati#6056733137972288466

.

2 Eylül 2014 Salı

YAŞ YETMİŞ...


Yiğidin.
Harman olduğu yerden.
Erzurum'dan.
Sevgili Aytaç can...

Erzurum'lu.
29 Ağustos'lu.
1944 doğumlu.
70 yaşını yeni doldurdu...

Lise'den arkadaşımızdı.
Uzun boylu, iri yapılıydı.
Doğru sözlü, gür sesliydi.
Dadaşın önde geleniydi...

Ona  "Baba Aytaç" denilirdi.
Lise'de bile lâkabı böyleydi.
Bu İTÜ'de de devam etti.
Hep bu şekilde bilindi...

Başarılı bir iş adamı.
Cenay Grup AŞ ortağı.
İki bala'nın babası.
Var iki de torun damlası...

Aytaç, sevgi doluydu.
Dost canlısıydı.
Arkadaş delisiydi.
Herkesin sevdiği bir kişiydi...

Çocukları ona sürpriz yapmıştı.
Bir doğum günü partisi hazırlamıştı.
Bodrum'da Türkbükü'nde olacaktı.
Kutlama Granca Evleri'nde yapılacaktı...

Lise'den gardaşları.
İTÜ'den canları.
Site'den komşuları.
Yanında olmuşlardı...

Keyifli bir havada.
Sevgi dolu bir ortamda.
Oturuldu, konuşuldu, sohbet edildi.
Yenildi, içildi, eğlenildi...

Gecenin bir geç vaktinde.
Cahit Sıtkı getirildi dile.
Hem şiirle.
Hem de müzikle...

Haydi Aytaç, vakit tamam,
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı,
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun,
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece,
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana...


Baba Aytaç 70. ad günü kutlaması fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipN1whxdpLZRA0U9iztYZaQB0wjEhZZ_kRq8vbZQxEgnHxaLaM7_LaWf-Y5CqX1YBA/photo/AF1QipNtcVm-b2fD6AiwxAYJuJC1Wm-8u6lHxFr06LlG?key=aFlfY2dORzd0bVFreHJkT1psM0g3MFNaeEQ4MEtR

.

28 Ağustos 2014 Perşembe

TORNET...


Şimdiki bebeler.
Tornet'i pek bilmezler.
Ne şeklini, ne de gürültülü sesini.
Çocukluğumuzun bu muhteşem keşfini...

Ben çocukluğumda tanıdım.
Tornet'i.
Yenimahalle'ye geldiğimizde.
Ankara'ya 1960 senesinde...

Evimiz Dereboyu sokaktaydı.
Semt pazarı kurulurdu.
İvedik caddesinde.
Evimize hayli uzakta bir yerde...

Memurdu Yenimahalle'lilerin hemen hepsi.
Genellikle tümü orta halliydi.
Kimsenin yoktu otomobili.
Yollar uzun uzun yürünürdü...

Semt pazar'ı İvedik'teydi.
Semtin en uç kesimindeydi.
Arazi biraz eğimliydi.
Pazara tornetle gidilirdi...

Sokağın çocukları yapardı.
Tornet'i.
İmeceyle, işbirliğiyle.
Ve de kısıtlı deneyimleriyle...

Önce rulman'lar bulunurdu.
Tahtadan sağlam bir kasa yapılırdı.
Tahtadan bir de direksiyon ayarlanırdı.
Sonra da rulmanlar yerlerine takılırdı...

İki tekerlekli.
Üç tekerlekli.
Ya da dört tekerlekli olabilirdi.
Tornet, modeline ve ihtiyaca göre...

Genellikle binek içindi.
İki ve üç tekerliler.
Dört tekerliler ise.
Yarardı pazardan yük getirmeye...

Hafta içinde tornetlere binilirdi.
Ayak gücüyle itilirdi.
Eğimli arazide.
Oldukça hızlı gidilirdi...

Çocukların tek eğlencesiydi.
Tornet çok sevilirdi.
Tornet yarışları yapılırdı.
Formula-1'e rakip olunurdu...

Yollar boştu.
Ara sokaklar uygundu.
Otomobil hemen hemen hiç yoktu.
Tornet'ler üçlü, beşli koşturulurdu...

Hafta sonlarında.
Gidilirdi annelerle pazar'a.
Kıyıda, köşede beklenir.
Sebzeler, meyveler tornet'e yüklenirdi...

Sonrası daha zordu.
İtmek gerekirdi yukarı doğru.
Dolu kasayla, yüklü ağırlıkla.
Zorlanırdık dik yokuşlarda...

Dizayn edilirdi çocukça.
Yapılırdı büyük bir ustalıkla.
Tornet'imiz hem işe yarardı.
Hem de oyuna...

Bilmez şimdinin bebeleri.
Paten'in, kaykay'ın, scooter'ın.
Hatta asrın buluşu Segway'in prototipini.
El emeğiyle tarafımızdan yapılan şeklini...

O devirde yoktu kimsenin.
Fotoğraf makinesi.
Ama her çocuğun.
Vardı iyi-kötü bir tornet'i...

Yok hiçbirimizin bu nedenle.
Çekilmiş bir resmimiz tornet'le.
Ama en büyük eğlencemiz o dönemde.
Biliniz ki binmekti bir Tornet'e...


Tornet Fotoğrafları (internetten):
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Tornet#6052319046045228578

Tornet yapımı (video)
https://www.youtube.com/watch?v=7FAJS8FTMJ8

.

25 Ağustos 2014 Pazartesi

ÜÇKUYULAR PAZARI...


20 yıldır kuruluyor.
Üçkuyular Pazarı.
Evimin hemen karşısında.
Caddenin ardında...

Ben bir yıldır gidiyorum.
Alış-verişimi yapıyorum.
Yiyeceklerimi alıyorum.
Hemen her Pazar gününde...

Renkli bir pazar.
Ot, sebze, meyve.
Yumurta, peynir, meze.
Her şey taze mi taze...

Urla'dan, Kemalpaşa'dan.
Seferihisar'dan, Torbalı'dan.
Salihli'den, Tire'den.
Menderes'ten, Ödemiş'ten...

Akşam bahçeden kopartılanlar.
Çiçeği daha üstünde olanlar.
Kavun'lar, karpuz'lar.
Semizotu'lar, maydanoz'lar...

Badem'ler, domates'ler, biber'ler.
Kereviz'ler, üzüm'ler, börülce'ler.
Enginar'lar, patlıcan'lar, kızılcık'lar.
Roka'lar, Mandalina'lar, limon'lar...

Kaşarlanmış deneyimli satıcılar.
Bağıranlar, çağıranlar.
Sesi çıkmayan köylü kadınlar.
Tümü mallarını satma çabasındalar...

Yaşlılar, varlıklılar, memurlar.
Gençler, işçiler, orta halliler.
Bireyler, eşler, aileler.
Evlerine bir şeyler götürmek isteyenler...

Bazıları almak sevdasında.
Diğerleri de satmak amacında.
Ama hepsinin amacı.
Karnını doyurmak aslında...

Burası renkli bir yer.
Oldukça güzel bir pazar.
Benden duymuş olmayın ama.
Yakında bir AVM kuracaklar buraya da...


Üçkuyular Pazarı Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/UckuyularPazari#6051177601191131314


.

19 Ağustos 2014 Salı

CAFE DEL MUNDO...


2012 yılında.
Trans Sibirya yolculuğunda.
Tanıdım Murat Fıçıcı'yı.
O gezide baş yoldaşımızdı...

Boğaziçi Üniversitesi mezunu.
Dinamik, hareketli.
Bir Matemetikçi.
Murat Fıçıcı...

10 yıl kadar önce.
Yaptığı gezilerden edindiği deneyimlerle.
Açıyor bir Kafe, Eskişehir'de.
Adı da Varuna Gezgin Kafe...

Gençlerle çıkıyor Murat yola.
Önce Eskişehir, sonra Ankara.
Daha sonra da İstanbul ve İzmir'de.
Geliştiriyor bunu Cafe del Mundo ismiyle...

Gencecik personeliyle.
Bu Kafe'lerde.
Hizmet veriyor.
Yaşlısına, gencine...

Eskişehir'dekine gitmiştim.
Ortamı çok beğenmiştim.
İzmir'e geldiğimden beri.
Arada bir İzmir şubesine de gidiyorum...

Tulga Ozan yönetiyor.
İzmir şubesini.
O da arkadaşım.
Trans Sibirya yolundan...

Kıbrıs Şehitleri caddesini.
Dik kesen sokaklarda.
Birçok eski İzmir evi.
Kafe olarak kullanılır İzmir'de...

Bunlardan birisi.
Kanımca da en iyisi.
Ortamıyla, sunumuyla.
Cafe del Mundo'dur...

Odalar ve salonlar bir Müze gibidir.
Antik objelerle doludur.
Nereye bakacağınızı bilemezsiniz.
Renkli bayrakları, eşyaları incelersiniz...

Samimi bir ortamda.
Gençlerin arasında.
Dilerseniz içersiniz bir kola.
Ya da bira...

Kahvaltı yapabilirsiniz.
Hızla bir şeyler atıştırabilirsiniz.
Ya da çok güzel yemekler yiyebilir.
Veya kitapları karıştırabilirsiniz...

Sunumu güzeldir.
Kalitesi fevkaladedir.
Tüm yiyeceklerin.
Ve de bütün içeceklerin...

Özetle.
Biraz dinlenmek istediğinizde.
Ya da bir arkadaşınızla sohbetinizde.
Uygun bir mekândır bu Cafe...


Cafe del Mundo İzmir fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/CafeDelMundo?noredirect=1#6048968040081877554

.

8 Ağustos 2014 Cuma

OTEL VİLLA RUSTİCA...


Bir restoran açmıştı.
Üç yıl önce Bodrum'da.
Villa Rustica adında.
Gündoğan'da Mustafa...

Öyküsünü yazmıştım.
Bloğumda üç sene önce.
http://yucel-tanyeri.blogspot.co.uk/2011/05/villa-rustica.html
Adresinde...

Mustafa, girdi Otel işine.
Bir yıl kadar önce.
Küçük, şirin bir oteldi.
Tüm düşü, niyeti...

Hazırlıklarını yaptı.
19 Mayıs'ta açacaktı.
Ancak Otel yetişmedi.
Bir ay gecikti...

20 Haziran'da açtı.
Villa Rustica Hotel'i.
Açılışa davetliydim.
Ama bir türlü gidemedim...

Bu Bayrama imiş.
Kısmet.
Ve de görmek.
Bu Oteli...

Otel düz ayakta.
Çimenlerin ortasında.
Havuzun üç yanında.
Üç ana blokta...

İki katlı.
30 odalı.
Şirin bir ortamda.
Son derece rahatlatıcı...

Bodrum'un gürültüsünden uzakta.
Rahat bir ortamda.
Ve de Mustafa'nın içten dostluğuyla.
Güzel bir Otel Villa Rustica...


Villa Rustica Hotel Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/VillaRusticaHotel#6045214392551706978

.

5 Ağustos 2014 Salı

MÜZİĞE YELKEN AÇANLAR...


D-marin marinası.
Bir yat limanı.
Bodrum ilçesinde.
Turgutreis beldesinde...

Kurulmuş.
Doğuş Holding tarafından.
Tam 10 yıl önce.
Yat turizmini geliştirmek düşüncesiyle...

D-marin 550 yat bağlama kapasiteli.
150 kadar da bakım yeri.
İle entegre bir turizm tesisi.
5 altın çıpa ödülü sahibi...

Dört Bodrumlu ünlünün heykeli.
Daha girişte karşılıyor sizi.
Tarihçi Heredot, Neyzen Tevfik.
Cevat Şakir ve Turgut Reis...

Sonrasında ağırlıyor sizi.
AVM'leri, restoranları, butikleri.
Biri birinden alımlı yelkenlileri.
Kuğu benzeri bembeyaz tekneleri...

Klasik Müzik Festivali.
Düzenleniyor burada.
Uluslararası boyutta.
Son 10 yılda...

10 yıl geçmiş.
Tam 70 konser yapılmış.
3 bini aşkın sanatçı katılmış.
140 bin seyirci alkışlamış...

Bir Marina'da gerçekleştirilen.
10 yıldan beri sürdürülen.
Dünyada ilk ve tek Klasik Müzik Festivali.
Olması bu girişimin özelliği...

10 yılın peşinden.
Kenarından, köşesinden.
Yakaladım ben de bu Festivali.
O da 10 yılın son gecesiydi...

Günbatımı Resitali.
Marina içinde.
Nefis bir amfide.
İzlenebiliyor hem de ücretsizce...

Puccini'nin ölümünün.
10. yılında.
Leyla Gencer'in anısına.
Yapıldı son etkinlik günbatımında...

İzmir Devlet Opera ve Balesi'nden.
Piyanist Demet Eytemiz.
Ve Solist soprano Eylem D. Duru.
Tam 8 arya sundu...

Gece konserleri yapılıyor parasıyla.
Yatların çekek alanında.
Açık havada ve yıldızların altında.
5 bin kişilik konser sahasında...

Moskova Filarmoni Orkestrası'ydı son gece.
Şef Sergey Tartarin ile.
Solistleri Arjantin'li tenor Jose Cura.
Ve Mısırlı soprano Said Fatma...

Bu konserlerin biletlerinden.
Elde edilen.
Gelirin tamamı.
Bağışlanıyor sosyal alan kapsamlı...

Bu yıl da Müziğe yelken açıldı..
Tohum Otizm Vakfı.
Ve Bodrum Sağlık Vakfı.
Bu Konserlerden yararlandı...


D-Marin Turgutreis Marinası ve Konser fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/DMarin#6044151344521156242

.


25 Temmuz 2014 Cuma

DATÇA AKTUR...


Marmaris-Datça yolu üzerinde.
Kurulu bir dinlence bölgesi.
Ak-Tur Tatil Sitesi.
Güzel bir dinlenme yeri...

Özer Türk yaratmış bu güzel siteyi.
Bodrum'daki Ak-Tur gibi.
Kuşadası'ndaki Kuş-Tur gibi.
Burhaniye'deki Ar-Tur gibi...

Çalışkan mı çalışkan.
Bir Kaymakam.
Özer Türk.
1960'ların sonunda...

Aklı fikri.
Turizm'in gelişmesi.
Bir öncü, bir turizm elçisi.
Kendisi...

Bir şirket kurar.
1971 yılında.
2500 ortakla.
Vali Özer Türk, Muğla'da...

Şirket ortaklarından.
1275 kişi Datça'da.
633 kişi de Bodrum'da.
Talip olurlar yapılacak konutlara...

Datça Ak-Tur tamamlanmış.
1980 öncesinde.
Çok güzel sahilleriyle..
Ak-Tur hakim iki farklı bük'e...

Hisarönü körfezinde.
Bozburun yarımadasında.
Kurucabük ve Çiftlik koylarında.
Yerleşimi iki ayrı konumda...

6 ayrı villa tipi var.
Çiğdem, Yasemin, Orkide.
Papatya, Nilüfer ve Menekşe.
Tümü de ayrı güzellikte...

Masmavi bir sahilde.
Sarıçam ormanı içinde.
Dağıtılmış bu evler.
Çok güzel bir biçimde...

Hepsi temiz.
Hepsi bakımlı.
Bahçeleri düzenli.
Çiçeklerle bezeli...

Her taraf temiz.
Her yer sessiz.
Her şey huzurlu.
Tatilciler mutlu...

Tertemiz sahili.
Mavi bayraklı denizi.
Devamlı esen imbatıyla.
İnsan çok güzel dinleniyor Ak-Tur'da...

Yıllardır giderim.
Datça Aktur'a
Mahir ağabeyime.
Ve Saliha ablama...

Ağırlarlar.
Koyacak yer bulamazlar.
Beslerler, yedirirler, içirirler, gezdirirler.
İkisine de sonsuz sevgiler, teşekkürler...


Datça Ak-Tur Fotoğraflarım: 
https://photos.google.com/share/AF1QipMAZSAiNJnp6SHitYLtPupqLfi886TKFgx0eoopNdo1TQPeMfS-zlyfyJbWupoItg/photo/AF1QipMGWBz767ZvKlro1dWZpxdZ0ao2WqOezb8yyoNT?key=RFVBSjk5aTZ3M1pKQXNESlE2UDlhRjdhRGxhN1ZR
.

17 Temmuz 2014 Perşembe

WASHINGTON'UN ÇİÇEKLERİ...


Tüm meyve çiçekleri patlamıştı.
Portakallar, mimozalar çiçeklerini açmıştı.
Yaseminler, hanımeliler mis gibi kokuyordu.
İzmirMart ayımın sonunu yaşıyordu...

Dondum kaldım Nisan başında.
Kanada'ya ulaştığımızda.
Uçaktan aşağıya baktığımda.
Buzul çağını yaşıyordu halâ Amerika...

Aynisiydi, kaplı karla.
Michigan filân da.
Neyse ki göründü kara.
Gittiğimizde güneye biraz daha...

Washington'da kar yoktu.
Ama hava oldukça soğuktu.
Çiçekler açmamış.
Doğa henüz uyanmamıştı...

7-10 gün böyle geçti.
Sonra güneş yüzünü gösterdi.
Havalar ısındı.
Nisan ortasında doğa kıpırdadı...

Önce erikler açtı.
Sonra da kirazlar.
Ve ardından çiçekler.
Laleler, menekşeler, sümbüller...

Ağaçlar giydi gelinliğini.
Parklar takıştırdı çiçeklerini.
Bahçeler bezendi renklerini.
Ve çevre aniden güzelleşti...

Çektiğim ekteki çiçek resimleriyle.
Teşekkürler ediyorum sevgili Şebnem'e.
Beni yürekten ağırladığı için evinde.
Washington'da kaldığım 20 gün süresince...


Washington'un Çiçekleri Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/WashingtonunCicekleri#6035808856020328466

.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

PIMMIT HILLS...


Çoğunuz tanımazsınız.
Şebnem'i.
Şebnem benim yeğenimdir.
Ablamın kızıdır...

Dağcı Tunç Fındık'ın.
Kız kardeşidir.
Şebnem uzun yıllardır ABD'de dir.
Ve Washington'da ikamet etmektedir...

Son Washington ziyaretimde.
20 gün süresince.
Kaldım Şebnem'in evinde.
Hem de büyük bir keyifle...

Washington'un çok yakınında.
Yaşıyor Virginia'da.
Pimmit Hills mahallesinde.
Şebnem küçük bir evde...

Tarım arazisi.
Ve çiftlik alanı imiş.
Pimmit Hills bölgesi.
1940'ların bitiminde...

II. Dünya Savaşı.
Ve Kore Savaşı gazilerini.
Barındırmak amacıyla.
Tasarlanmış bu arazi...

Kocaman bir sahada.
Geniş bir alanda.
Ortalama birer dönüm bir bahçe.
Ve tüm evler 80 metrekare...

Evler küçük ebatta.
Tek katta.
İki oda.
Ve bir sofa...

1950 senesinde.
Yaklaşık 9 bin USD'ye.
Satılmış bu evler.
Savaş gazilerine...

Yapılanma benziyor biraz da.
Ankara'da.
1950 senesinde.
Kurulan Yenimahalle'ye...

Yenimahalle'nin aksine.
Çok fazla şekil değiştirmemiş.
Olduğu gibi korunmuş.
Bu mahalle...

Evler belki biraz genişletilmiş.
Bazılarına bir kat daha çıkılmış.
Ama ana plân hiç değişmemiş.
Ve olduğu gibi korunmuş...

6500 kişi.
Yaşıyor.
Günümüzde.
Pimmit Hills'te...

Sakin, sevimli bir mahalle.
Bakımlı evleriyle.
Çiçekli bahçeleriyle.
Sevecen fertleriyle...

Yaşıyor Şebnem de bu mahallede.
Mütevazi bir evde.
İki köpeğiyle.
Ve de 4 kedisiyle...


Pimmit Hills evleri Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/PimmitHills?noredirect=1#6036315363853163074
.

15 Temmuz 2014 Salı

KORSANLAR...


Pittsburgh'da idik.
2 Nisan Çarşamba günü.
Bütün gün gezmiştik.
Gezilecek her yerini görmüştük...

Ziyaret etmiştik.
Andy Warhol Müzesini.
Günün sonunda.
Keyif almıştık oldukça...

Aheste aheste yürüyorduk.
Artık otele dönüyorduk.
Koca çelik bir stadyum.
Duruyordu sağ cenahımızda...

Önü hafif kalabalıktı.
Işıkları hafiften yanmıştı.
Seyirciler yavaş yavaş geliyordu.
Anlaşılan bir oyun başlayacaktı...

Sorduk, soruşturduk.
Beyzbol maçı varmış.
Bu akşam bu stadyumda.
Başlayacakmış saat  19.00'da...

Aklımızdan geçen bir şey değildi.
Bir beyzbol maçı izlemek.
Ama bir anda istedik.
O atmosferi yaşamak...

Beyzbol'u sevmezdim.
Kaidelerini de hiç bilmezdim.
Bir beyzbol maçı da.
Hiç izlememiştim...

"İlginç olur" diye düşündük.
Karar verdik.
"Hadi girelim" dedik.
Biletleri tedarik ettik...

Bir sürü kafe ve restoran var.
Stadyumun altında.
Oturduk birine.
Açlığımızı giderdik önce...

Pittsburgh Pirates.
Beyzbol takımının adı.
Pirates (korsanlar) ünvanı.
Sarı-siyah forması...

1882'de kurulmuş.
Beş kez Şampiyon olmuş.
Pittsburgh'lular tarafından.
Çok sevilen, çok da ilgi gören.
Bir Beyzbol takımı Pirates...

PNC Bankası tarafından yapılmış.
Çelik konstrüksiyon bir stad.
40 bin kişi kapasiteli.
İnanılmaz güzel Pittsburgh manzaralı...

Erkenden yerimizi aldık.
Bu güzel stadyumda.
Güzel bir havada.
Pittsburgh gökdelenleri tam karşımızda...

Kızlı, erkekli.
Yaşlısı, genci.
Yavaş yavaş geliyorlar.
Keyifle yerlerini alıyorlar...

Giderek kalabalık artıyor.
Tribünler yavaş yavaş doluyor.
Bağırmak, çağırmak yok.
Herkes işin keyfini çıkartıyor...

Ben tam bir şaşkınlık içindeyim.
İnanılmaz bir sevgi ortamındayım.
Stadyumun her köşesini geziyorum.
Gördüklerimi görüntülemeye çalışıyorum...

Oynayacaklar Korsanlar bu gece.
Chicago Cubs ile.
İki takım da iddialı herhalde.
Anlıyorum pek ilgilenmesem de...

Neyse.
Maç başlıyor hakemin düdüğüyle.
Benim gözüm değil yeşil çimlerde.
Tümüyle tribünlerde...

Herkes sakin.
Herkes ilgili.
Herkes neşeli.
Herkes çıkartıyor maçın keyfini...

Oyuncular topu atıyorlar.
Sopayla vuruyorlar.
Kaçıyorlar.
Topu yakalamaya çalışıyorlar...

Ne oluyor.
Puanlar nasıl alınıyor.
Bilgim yok.
Zaten ilgim de yok...

Güzel bir akşam geçiriyoruz.
Güzel bir stadyumda.
Yemyeşil bir sahada.
Nefis bir kent panoraması ile karşı karşıya...

Maç daha bitmeden.
Saat daha 23.00 olmadan.
Millet maçı heyecanla izlerken.
Biz ayrılıyoruz stadyumdan...

Gece.
Saat 01.00'de.
Bitmiş çekişmeli maç.
4-3 Korsanlar'ın galibiyetiyle...

Eğri oturalım.
Doğru konuşalım.
Oyundan pek tat almadım.
Ama orada olmaktan çok mutluydum...


PCN PARK Stadyumu Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Pirates#6036018699682878354
.