YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

28 Şubat 2014 Cuma

UCUBELER ARASINDA...

Mehmet Aksoy.
53 yıldır sanatla iç içe.
Bir sanatçı.
Bir heykeltraş...

İstanbul DGSA'dan mezun oldu.
8 yıl Londra ve Berlin'de yaşadı.
Devlet Resim Heykel Sergilerinde.
3 kez birincilik ödülü aldı...

Mehmet Aksoy, Kars'ta "insanlık anıtı" yaptı.
Başbakan beğenmedi, ucube'ye benzetti.
24.5 m yüksekliğindeki heykel yıkıldı.
Daha bitmeden ortadan kaldırıldı...

Mehmet Aksoy İzmir'de yeni bir sergi açtı.
"Heykelin aksi, zaman..." başlıklı.
Modern bir sergi evinde.
Decazon Sanat Galerisi'nde...

Bugün işte onun yaptığı.
Ucubelerin arasındaydım.
Keyifle dolaştım.
Hepsini fotoğrafladım...

"Işık heykelin damarlarında dolaşan kandır.
Formlar ışık taşırlar.
Heykel sonuçta.
Mekân içinde 3 boyutlu bir ışık kompozisyonudur.

Işık, anlamlı bir senfoniye dönüşür.
Mekân içinde.
Etrafında döndükçe.
Değişen bir ışık senfonisi...

Zamanın kaydedildiği bir taş plâk.
Heykelin üstündeki her murç, her tarak.
Her keski izi.
Zamanın şahitleri gibidir.

Akan.
Geçip giden.
Tutulamayan.
Zamanın izleri...

Heykelimde benim zamanımın aksi.
İşte o izlerdir".

Diyor Mehmet Aksoy...
Kime?
Bakana.
Tabii ki anlayana...


"Heykelin aksi, zaman..." heykel sergisi fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/MehmetAksoy#5985192629290662178

.

25 Şubat 2014 Salı

EZLN...

-25 Ekim 2013 Cuma-

Uyandık sabah 03.30'da.
Sımsıcak yataklarımızda.
Bugün yolumuz çıkışlı, inişli.
Biraz da tehlikeli...

Palenque'den ayrılacağız.
Dağ yollarına vuracağız.
Karanlıkta yol alacağız.
San  Cristobal'e ulaşacağız...

Gerillaların olduğunu öğreniyoruz.
Yollarda.
Yol kestiklerini de biliyoruz.
Sıklıkla...

04.00'de yola çıkıyoruz.
Karanlıkta yol alıyoruz.
Sisli yollardan geçiyoruz.
Neyse sabahı ediyoruz...

İçinde bulunduğumuz.
Chiapas eyaleti.
En yoksul bölgesi.
Tüm Meksika ülkesinin...

EZLN hakim Chiapas'ta.
"Ejército Zapatista de Liberación Nacional".
Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu manası.
Tam tercümesi kısacası...

Viva Zapata filmini bilirsiniz.
Emiliano Zapata'yı oradan tanırsınız.
Sene 1910-1920'dir.
Meksika bağımsızlık hareketinin lideridir...

İşte o Zapata'dan alır EZLN ismini.
500 yıl süren halkın direnişinin simgesi.
İstemektedirler yeniden şimdi.
Köylünün özgürlüğünü, istiklâlini...

Liderleri Marcos'tur.
Üniversite mezunudur.
Marcos, bir Felsefeci'dir.
Ve de Üniversite Profesörü'dür...

Commandante olarak bilinir.
1920'lerdeki Devrimci Zapata.
Günümüzün Marcos'u ise Subcomandante'dir.
Zapata'ya saygısından bir adım daha geridedir...

EZLN 1983'te kurulmuştur.
1994'te silahlı ayaklanma başlatmış.
Demokrasi, özgürlük, adalet istemişler.
San Cristobal'i işgal etmişlerdir...

"Ya Basta".
"Artık Yeter".
Ve "Hasta la Victoria Siempre"
"Zafere Kadar Daima"dır sloganları...

Chiapas'ta EZLN oldukça hakimdir.
Sıklıkla yol kesmektedir.
Yolu kesip halkı bilgilendirmektedir.
Ve onları eğitmektedir...

Sabah 10.00'a yaklaşıyordu.
Yola çıkalı 6 saat olmuştu.
Yolun büyük bölümü tamamlanıyordu.
Sonrasının iyi olacağı sanılıyordu...

Tam Ocosingo'ya gelmiştik.
Bir rampadan inişte idik.
İlk kez orada gördük onları.
Yolu kesmek için hazırlanıyorlardı...

Minibüsümüzle.
Girdik aralarına.
Sıyrıldık yavaşça.
Aralarından düşük bir hızla...

Son anda kurtardık diye sevinirken.
İnişi tam bitirmişken.
Yokuşu tam tırmanmaya başlamışken.
Durdurulmuş araçlar gördük birden...

Yol tümüyle tıkalıydı.
Ortalık kalabalıktı.
Yol kapatılmıştı.
Geçiş imkânsızdı...

Çapulistler çok sakindi.
Ortamda bir şiddet belirtisi yoktu.
Kimseye zor uygulanmıyordu.
Askeri araçlar bile sakince bekliyordu...

Kenarda bir arabadan.
İspanyolca olarak bir mikrofondan.
Canlı propagandalar yapılıyordu.
Hiç durmadan...

Biz de biraz bekledik.
Ne yapacağımızı bilemedik.
Sonradan anladık.
Yürüyerek barikatı geçebilecektik...

Minibüsü bıraktık orada.
Bir başka minibüs bulduk.
Yolun karşı tarafında.
Barikatın ardında...

Yeni minibüse taşındık.
Yalnızca sırt çantalarımızla.
Tekrar koyulduk yola.
San Cristobal'e vardık sonunda...

Barikatı kaldırmışlar daha sonra.
Saat tam 19.00'da.
Boş minibüsümüz çıkmış yola.
Saat 21.30 da ulaştı San Cristobal'a...

Biz bu arada.
Çıkıp, yerleşmiştik odalarımıza.
Dolaştık sonra da sokaklarında.
Kolonial kent San Cristobal'da...


EZLN ve enterne ediliş fotoğraflarımız:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/EZLN#5982021044536405618

.

23 Şubat 2014 Pazar

ŞATOMET...


Hacettepe'den arkadaşımdır.
Dr. Metin Güner.
Tıp Fakültesi'nden.
Tam 50 yıllık...

İnce, uzun bir oğlandı.
Öğrenciliğinde.
Sonra Nöroşirurji yaptı.
Hacettepe'de...

Çok iyi bir Hekim'di.
Öğretim Üyesi'ydi.
Kayseri ve 9 Eylül Üniversite'lerinde.
Emekli oldu 3 yıl önce...

Şarapçılığa merak saldı.
Urla'da 30 dönüm üzüm bağı aldı.
Epey uğraştı.
Sonunda bu işi de başardı...

Butik şarap üretiyor.
Şimdilerde.
İzmir'in Bademler yöresinde.
Kızı Meltem ile birlikte...

İmalâthane'nin ismi.
Şatomet.
Şato şarap üretilen yermiş.
Met de Metin'in kısaltılmışı imiş...

Şatomet güzel bir yerde.
Dağların, yeşilliğin içinde.
Şarap üretiliyor zeminde.
Tadım salonu da üstte...

Dün.
Tüm gün.
Misafirleri idim.
Metin ve Meltem'in...

Gezdirdiler.
Yedirdiler.
İçirdiler.
Bana güzel bir gün geçirttiler...

Cabernet Sauvignon.
Syrah, Merlot.
Chardonnay ve Bornova Misketi.
Ürettikleri şaraplardan bir bölümü...

Bu şarapları tattırdılar.
"Bundan daha güzeli olamaz" dedirttiler.
İnanın bana.
Her tadımdan sonra...

Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
Yaşamak yani ağır bastığından...

Demiş ya ulu şair.
Metin, zeytin ağaçları dikti.
Çok sayıda bahçesine.
Geçen sene...


Şatomet Fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/SatoMet#5983393063147848098
.

20 Şubat 2014 Perşembe

OSMAN ARPACIOĞLU İLE...


Çocukluğumun Samsun'unu.
Anlatmıştım.
Geçen hafta.
Bloğumda...

Anlattıklarım.
60 yıllık anılarımdı.
Mahallemizden hatırladıklarımdı.
Çoğu da çocukluk arkadaşlarımdı...

Osman Arpacıoğlu'ndan bahsetmiştim.
Fenerbahçe'de oynadığını söylemiştim.
Sonradan gol kralı olduğuna değinmiştim.
Kız kardeşinin ondan güzel oynadığını iletmiştim...

Hiç karşılaşmamıştım Osman'la.
Geçen 60 yılda.
Onu uzaktan izlemiştim ama.
Gazetelere yansıdığı kadarıyla...

Yazımı okuyan müşterek bir arkadaşım.
Yememiş, içmemiş.
Yazımı sevgili Osman'a iletmiş.
Telefonumu Osman'a vermiş...

Sevgili Osman aradı beni.
Heyecanla görüşelim dedi.
O da İzmir'e yerleşmiş.
Evi Karşıyaka'da imiş...

Dün buluştuk Osman'la.
60 yıl aradan sonra.
Sarıldık, kucaklaştık onunla.
Bostanlı'da...

Önce hasret giderdik.
Sonra 60 yıl öncesine gittik.
Eski günleri yad ettik.
Çok keyifli bir gün geçirdik...

Mahallede top oynardık Osman'la.
O amatör olarak başladı  futbola.
Oynadı önce Akınspor'da.
Sonra da Samsun Yolspor'da...

Ankara'ya geldi daha sonra.
Profesyonel oldu burada.
Oynadı önce Hacettepe futbol takımında.
Sonra da geçti Mersin İdmanyurdu'nda...

Mersin'de gol kralı oldu 23 golle.
Sonrasında transfer oldu Fenerbahçe'ye.
Futbol oynadı 1971-1977 yıllarında.
Tam 6 yıl  sarı-lacivert formayla...

Didi'nin antrenörlüğünde.
Birlikte oynadı Datcu, Ziya, Şükrü ile.
Yavuz, Ogün, Yılmaz, Ender'le.
Alpaslan, Ercan ve Cemil'le...

İki kez Süper Lig Şampiyonluğu.
Bir Türkiye Kupası.
Bir Başbakanlık Kupası.
Bir Cumhurbaşkanlığı Kupası idi başarısı...

13 kez A Milli Takım forması giydi.
Milli forma ile 3 gol attı.
1978 yılında tekrar Gol Kralı oldu.
Toplamda 107 gol attı...

Veda etti çok sevdiği futbola.
1980 yılında.
Balıkesirspor forması altında.
Fenerbahçe ile oynadıkları Jübile maçında...

Osman başarılı bir sporcuydu.
Yönetici olarak çalıştı.
Futbolu bıraktığında Eczacıbaşı'nda.
İzmir'e yerleşti sonunda...

Bir beyin kanaması geçirdi.
Geçen sene.
Neyse ki tam şifaya kavuştu.
Hekimlerin üstün becerisiyle...

Bundan sonra sık sık beraber olacağız.
Eski günleri anacağız.
Osman'la.
60 yıllık çocukluk arkadaşımla...


Osman Arpacıoğlu Fotoğrafları:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/OsmanArpacioglu#5982337470154703538

.

19 Şubat 2014 Çarşamba

PALENQUE...

-24 Ekim 2013 Perşembe-

Geç giriş yapmıştık.
Hemen yatmıştık.
Karanlık bir gecede Palenque'ye..
Villas Kin-Ha otelimize...

Tüm gece yağmur yağdı.
Hem de şakır şakır.
Sabah yağış durdu.
Ama yerler kuruydu...

Gezeceğimiz yer yakındı.
Palenque Milli Parkı'ndaydı.
Hemen yola çıkıldı.
Kısa sürede Palenque'ye varıldı...

Burası da.
Ait Maya'lara.
Tarihi uzanıyor MÖ 226'dan.
MS 799 'a...

Kentin Maya dilindeki adı "Lakam-Ha".
"Yüce Sular" anlamında.
Veya "Büyük Sular" Maya lisanında.
Palenque'nin manası bu aslında...

Palenque.
Usumacinta nehri yakınında.
Meksika'nın.
Chiapas eyaleti sınırlarında...

Orta büyüklükte.
Bir yerleşim yeri Palenque.
Daha küçük Tikal'den, Copan'dan.
Ve de Chichen Itza'dan...

Palenque'de 2.5 km kare bir alan.
Sadece 2005 yılına kadar ortaya çıkartılan.
Ancak bu, kentin % 10 kadarı.
Orman altında hala yapıtların % 90'ı...

Bu kadarcık bir alanda bile.
Muhteşem yapılar, tapınaklar.
Saraylar, kabartılar, mezarlar.
Oyun sahaları ve hiyeroglif yazıtlar...

"Pacal" en meşhur hükümdarı.
Bu görkemli medeniyetin.
Onun mezarı da zaten hemen içinde.
Yazıtlar Piramidi'nin...

Gezdikten sonra bu ören yerini.
Ziyaret ettik bir de müzesini.
Gördük 150 yıldır süren kazılarla çıkartılan.
Maya eserlerini...

Ardından gittik gezmeye.
Misol-Ha şelalesine.
Amacımız aslında.
Bir süre geçirmek şelalenin ardında...

Yürüyerek geçilebiliyor.
Şelalenin arkasına.
Ama biz ıslandık daha fazla.
Şiddetle yağan yağmurun altında...

Döndük odalarımıza.
Otelimiz Villas Kin-Ha'ya.
Yağmurdan sırılsıklam olsak da.
Sabah 03.30'da koyulacağız yola...


Palenque fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Palenque#5981668641077327954
.

17 Şubat 2014 Pazartesi

UXMAL...

-23 Ekim 2013 Çarşamba-

Sabahleyin ayrıldık.
Meridia'dan.
Önce uğrayacağız Uxmal'e.
Sonra da gideceğiz Palenque'ye...

Uxmal yazılıyor.
Ama Uş-mal diye okunuyor.
Bu antik kent Meridia'nın.
70 km güneyinde bulunuyor...

Colomb öncesi kentlerinden birisi.
Maya medeniyetinin.
MS 500'lerde kurulmuş.
MS 1200'lerde terkedilmiş...

En önemli yerleşim yerlerinden.
Maya mimarisinin güzel örneklerinden.
Caracol, Tikal ve Chichen İtza gibi.
Antik kentlerden...

Kahin Tapınağı denilen piramit.
35 m yüksekliğiyle Büyük Piramit.
1.5 dönümlük Yönetici Sarayı.
Ve dört duvarlı Rahibeler Manastrı...

Hepsi de görkemli eserler.
Büyüleyici güzellikler.
Kesme taş yapılar.
Üzerinde müthiş kabartmalar...

Yapıların öncelikleri.
Büyüklükleri.
Güzellikleri.
Ve de süslemeleri...

Yapıların alt cepheleri.
Düzenlenmiş sade biçimde.
Üst bölümleri ise.
İşlenmiş halde...

Dolaşıyoruz uzun uzadıya.
Bu büyük yapıların arasında.
Oturuyoruz, dinleniyoruz ara sıra.
Doyamıyoruz bu taş yapıtlara...

Yola koyuluyoruz.
22.30'da Palenque'ye varıyoruz.
Yağmur altında ıslanıyoruz..
Villas Kin-Ha oteline yerleşiyoruz...


Uxmal fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Uxmal#5981122807260190050
.

13 Şubat 2014 Perşembe

ÇOCUKLUĞUMUN SAMSUN'U...


1950 yılında babamın görevi nedeniyle Sivas’taydık.
Onun 1952 yılında tayini çıktığı için Samsun’a taşındık.
Uçsuz bucaksız görünen masmavi denizle ilk tanışmam bu şehirde olmuştur.

O yıllarda Samsun bu denli büyük değildi.
Bırakın ayni mahallede oturanları, şehirdeki herkes biri birini tanırdı.
Dünya tatlısı, yaşaması kolay, şirin bir şehirdi Samsun.

Asfalt sokak veya cadde hiç yoktu.
Taşları özenle döşenmiş sokaklar biri birini diklemesine keserdi.
Hemen çoğu ahşap olan bir-iki katlı evlerin tümü bahçe içerisinde idi.
Bahçelerde manolya, palmiye, akasya ve incir ağaçları çoğunlukta idi.
Narenciye başta olmak üzere her çeşit meyve ağacı baharda çiçeklerini açar zamanı gelince de meyvelerini verirdi.
Başka evlerin bahçelerine girip, bunları aşırmak en keyifli yaptığımız yaramazlıklardandı.

Şehrin oldukça güzel bir bölgesinde kiralık bir evde kalıyorduk.
Çiftlik caddesi ile Ağabali caddesi’nin kesiştiği köşede, Zafer Fırını’nın çaprazında.
Kristal Bakkalı’nın hemen yanında…
Şimdiki ismi İstiklal caddesi olan sokaktan günde birkaç tane otomobil geçtiği bile olurdu.

Kira evimiz bağdadi tipte ve üç katlıydı.
Çorum’lu demir tüccarı Mustafa Uslu’nun eviydi.
Üst iki katta ev sahipleri kalırlardı.
Alt katta da biz konaklardık.
Evsahibesi Zehranım Teyze annemiz gibiydi.
İki ailenin hemen hemen ayni yaşlardaki 7 çocuğu da kardeş gibiydik.
Özden ve Yaşar Uslu ağabeyler bizden büyüklerdi.
Genellikle kızlardan ayrı oynardık.
Benim akranım Osman’dı. 
Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi.
Evin üçüncü katından yazlık Ferah Sineması görünürdü.
Yaz aylarında her gece buradan sinema seyrederdik Osman'la...

Cadde tarafında Kereste tüccarı Mehmet Göçmen’lerin evi vardı.
İki katlı, kagir, girişi sütunlu ve saray gibi bir evdi.
O evin çocukları Tekin ve İnci Göçmen de çok yakın arkadaşlarımızdı.
Arka bahçesinde sayısız ağaç ve fıskiyeli bir havuzu vardı.
Yolu kullanmaz, bahçe demirlerinin arasından geçip, duvarları tırmanarak buluşurduk.
Sonra başka duvarları aşarak öbür bahçelere geçer incir, erik, mandalina ne bulursak yerdik.
Paftanın diğer köşesinde tütün tüccarı Tuksal’ların evi vardı.
Görkemli bahçe demirleri, muhteşem görünümü ve koca bahçesiyle…
Ama orada çocuk bulunmazdı.
Biz de pek girmezdik zaten o bahçeye.
Onların hemen çaprazında da sinemacı Tarhan’ların evi yer alırdı.
Mayısta açan koyu kırmızı güllerin giriş merdiveni ve balkonunu süslediği…
Arka sırada ise Emine hanım ve oğlu deli Oktay’ların evi vardı, bordo renkli çıplak tuğlalarıyla.
Onların yanında da kararmış tahtalarıyla yıkılacakmış gibi duran Buğra amca’ların evi bulunurdu.
Buğra Bey amca çok sanatkârane kafesler yapardı.
Penceresinin ardında, beyaz atletiyle bıkmadan usanmadan...
Oğulları Haluk ve Faruk ile çok yakın arkadaştık.
Onların evi Küşayiş geçidine açılırdı.
Yanlarındaki bahçede Avukat Sabri Emirlioğlu’nun evi vardı.
Koca bahçeyi ve iki katlı evi yalnızca onlar kullanırdı.
Avukat amcanın bizlerle yaşıt iki çocuğu vardı.
Gülden ve Ferruh.
Bütün bu tayfa her gün bu arastada içtima eylerdik.
Ağabali caddesi’nin diğer tarafında geniş bir arsa vardı.
Yamuk yumuk eğimine aldırmaksızın maçlar yapardık burada.
Patlak  ve pörsümüş meşin toplarla.
Sonradan Fenerbahçe’de gol kralı olacak Osman Arpacıoğlu da bu arsadan yetişmiş bir arkadaşımızdı.
Ama kız kardeşi Ayşe ondan çok daha güzel oynardı kim ne derse desin…

Sonra bu arsanın bir bölümüne apartman inşa edilmeye başlandı.
İzmirli Apartmanı”…
Sevinmiştik.
Çok güzel bir bina olacak diyorlardı.
O yaşlarda tabii ki farkında olamazdık bozulmanın başladığının.

1960 yılında Samsun’dan ayrıldığımızda halâ güzeldi bu kent…
Hatta 20 yıl sonra tekrar geldiğimde bile kısmen güzelliğini koruyordu.
Top oynadığımız yamuk arsada İzmirli Apartmanı’na 6-8 katlı kardeşler gelmiş olsa bile…
Sonra, zaman içinde iki katlı güzelim evler de birer birer yıkıldı.
Önce Tuksal’ların evi yok oldu.
Bahçelerindeki ağaçlar kesildi.
Sonra Göçmenler’inki gitti…
Buğra Bey amca’ların, Deli Oktay’ların evleri zaten çoktan gitmişti.
Emirlioğulları’nın güzelim evi ne zaman yok oldu hatırlamıyorum bile.
En sonra Uslular’ın evi de ortadan kalktı.
Bunların yerine ardaşık düzende, sıra sıra apartmanlar dikildi.
İzmirli Apartmanı ile başlayan furya bir kanser gibi güzelim kenti sarmıştı.

Şimdilerde o eski mahalleden kalan sinemacı Tarhan’ların satıldıktan sonra “Elmas Hanım Konağı” ismini alan lokantaya dönüştürülmüş yapı da olmasa, kimse bana buranın 60 yıl önce yaşadığım mahalle olduğuna inandıramaz.

Mümkün değil inandıramaz...

Eski Samsun Fotoğrafları:
.



11 Şubat 2014 Salı

MERİDİA...

-23 Ekim 2013 Çarşamba-

Meridia'ya gece ulaşmıştık.
Şöyle bir çıktık.
Plaza Principal'i gezdik.
Tacos'larımızı yedik...

Yucatan eyaletinin.
Başkenti.
Meridia.
Kurulmuş 1540'larda...

Meridia'yı T'ho isimli.
Eski bir Maya kenti.
Üzerine kurmuş İspanyollar.
Buradaki 5 piramidin taşlarını da bazı yapılarda kullanmışlar...

Kolonial yapıda.
Güzel bir şehir aslında.
1 milyon civarında.
Bir nüfus yaşıyor burada...

Tüm şehrin kalbi.
Kentin merkezi.
Plaza Principal'da.
Küçük bir park etrafında...

San Ildefonso Katedrali de.
Belediye binası da.
Vilayet Sarayı da.
Burada Plaza Principal'da...

Anlatılmış dev tablolarla.
Yucatan'ın tarihi.
Fernando Castro isimli ressamca.
Vilayet Sarayının duvarlarında...

Sergileniyor ayrıca.
Kentin kaldırımlarında.
Sanatçıların çok renkli kübik heykelleriyle.
Birçok Maya insanı, görüntüleriyle...

Sabahleyin kenti kısaca gördükten sonra.
Çıkıyoruz tekrar yolculuğa.
Bu kez amacımız ulaşmak.
Uxmal'a...


Meridia fotoğraflar:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Meridia#5974223227860982258

.




5 Şubat 2014 Çarşamba

CAMIN ŞAİRLERİ...


Zor bir sanattır.
Cam ile uğraşmak.
Onu eritmek.
Sonra da onu şekillendirmek...

Güzel bir sergi açıldı.
İzmir'de.
Arkas Sanat Merkezi'nde.
"Camın Şairleri" isminde...

Üç sanatkâr.
Cam eserleriyle.
Birlikteler.
Bu sergide...

Cam sanatındaki
Yenilikçi sanat anlayışının.
Öncü bir temsilcisi.
Emile Galle...

Ayrıca Nancy ekolünden.
Daum kardeşler ve Rene Lalique de.
Eserleriyle katılmışlar.
Bu sergiye...

Cam sanat eserleri var.
Bu sergide 160 kadar.
Vazolar, bardaklar.
Tabaklar, çanaklar...

Hepsi biri birinden güzel.
Hepsi bir birinden renkli.
Gittiğinizde görüyorsunuz.
Art Nouveau cam eserlerini...

Gerçekten camın şiirleri.
Gerçekten camın şekilleri.
Gerçekten camın renkleri.
Bu sergi...

Camın Şairleri sergisi fotoğraflarım:
 https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/CaminSairleri#5976498727236433410
.

3 Şubat 2014 Pazartesi

CHİCHEN İTZA...

-22 Ekim 2013 Salı-

Playa del Carmen'den 05.00'te yola koyulduk.
Tam 130 km yol aldık.
Valladolid'de gözümüzü açtık.
Kahvaltımızı burada aldık...

Valladolid, aslında bir İspanya kentinin ismi.
Hem de İspanya'nın Başkenti.
1560 senesinde.
Şimdiki Madrid'den önce...

Valladolid ismini vermiş.
İspanyol işgalciler buraya geldiğinde.
Kolonial bir şehir inşa etmiş.
Burayı İspanyol kentlerine benzetmiş...

Kısaca kahvaltımızı ediyoruz.
Şehri şöyle bir geziyoruz.
Belediye binasını ziyaret ediyoruz.
Plaza Municipal parkında biraz dinleniyoruz...

Sonrasında bir Tekila fabrikasına gidiyoruz.
Tekila imalatını yerinde izliyoruz.
Tekila'larımızı limon ve tuzla tadıyoruz.
Ardından da kafaları buluyoruz...

Neşe içinde tekrar yola koyuluyoruz.
40 km kadar gidiyoruz.
Yine bir Maya antik kentine geliyoruz.
Kendimizi Chichen Itza'da buluyoruz...

Bilim ve kutsal inanç alanı.
Chichen Itza, Yucatan yarımadasının.
Dünyanın yeni 7 harikasından birisi.
Chichen Itza'nın mimari eserleri...

Gezmeye geliyor Chichen Itza'yı.
Her yıl.
1.5 milyon turist kalabalığı.
Görmeye bu arkeolojik kalıntıları...

El Castillo dinsel bir yapı.
Diğer adı Kukulkan Tapınağı.
En yüksek ve en görkemli yapısı.
Chichen Itza'nın...

Tam 91 basamak merdiven var.
Tapınağın dört bir yanında da.
365 tane ediyor toplamda.
En üstteki platformu da koyduğunuzda...

365,2420 gün olarak.
Tam doğru hesaplamışlar.
Mayalar.
Güneş yılını...

Tüylü bir yılan var Maya'larda.
Kukulkan adında ve tanrısal anlamda.
İkişer de Kukulkan yontusu var.
Tapınak merdivenlerinin en alt kısmında...

Ekinoks denilen 21 Mart ve 23 Eylül'de.
Yani günlerin eşitlendiği dönemde.
Yılan başının gövdesi oluşuyormuş.
"S" şeklindeki gölgelerle...

Geçip merdivenlerin karşısına.
Ve alkış sesleri çıkarttığınızda.
Dinsel kuş Quetzal'ın.
Ötüş sesi yankılanıyor ayrıca...

Gezdik günün sıcağında.
Güneşin altında.
Turist kalabalığında.
Chichen Itza'yı...

Büyük bir obruk var.
Hemen yakında, İk kıl parkında.
60 metre çapında.
Masmavi bir su tabanında...

Merdivenle ineceğiz 24 m aşağıya.
Yüzüp serinleyeceğiz burada.
40 m derinliğiyle dinsel bir yer aslında.
Adanmış yağmur tanrısına, Maya inanışında...

Günü bitiriyoruz.
Minibüsümüze dönüyoruz.
Tekrar yola koyuluyoruz.
Akşam üzeri  Meridia'ya ulaşıyoruz...


22 Ekim fotoğraflarım:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/ChichenItza02#5973819016927002130

.



1 Şubat 2014 Cumartesi

LOKMA...


Tatlıyı severim.
Şerbeti çok olursa hele.
O tatlıyı daha çok severim.
Bu nedenle Lokma'ya biterim...

Un, şeker, tuz ve maya ile hazırlanan.
Yağda kızartılan.
Şerbetle tatlandırılan.
Güzel bir tatlımızdır Lokma...

Küre biçiminde.
Ya da ortası delikli.
İki farklı şekli.
Vardır Lokma'nın...

Vazgeçilmez bir ögesidir.
Lokma İzmir kültürünün.
Bu nedenle İzmir Lokması.
Olarak da bilinir...

İzmir'in bir geleneğidir.
Değişmez bir adetidir.
Hayır için Lokma dağıtılması.
Yıllardan beridir...

Bir bakarsınız.
Sokağın başında kazanlar.
Beyaz önlüklü amcalar.
Lokma dağıtırlar...

Dini günlerde de yapılır.
Hayır için dağıtılır.
Ölünün anısına da yapılır.
Hayır duaları alınır...

Görebilirsiniz bu ritüeli.
Her yerde.
İzmir'de.
Ve İzmir'in caddelerinde...

Bugün de yerine getirildi bu gelenek.
Sınıf arkadaşımız Süheyla için.
Umur ve Bölükbaşı ailelerince.
Mithatpaşa caddesinde...

Hacettepe'den arkadaşımızdı.
Süheyla ve Ahmet Bölükbaşı.
Kadın Doğum Uzmanıydı Süheyla.
Tam dört yıl önce verdik onu toprağa...

Bugün Lokma dağıtıldı onun anısına.
İki saatte tam 400 kişiye.
Yaşadığı evinin önünde.
Aile fertlerince...

İzmirliler aşina.
Yapılan bu hayıra.
Lokma dağıtımına.
Gördüklerinde hemen giriyorlar kuyruğa...

Zengin, fakir, küçük, büyük.
Kadın, erkek kuyruğa girerek.
Bir yandan Lokma'sını yiyor.
Ardından da hayır duasını ediyor...

Öylesine anlamlı bir aktivite.
Lokmanın paylaşılması, bilmediklerinle.
Onların Lokmayı orada yemesi.
Ve ardından "Allah kabul etsin" demesi...

Bizler de yedik Süheyla'nın Lokma'sını.
Anıp 50 yıllık güzel anısını.
Ardından da ziyaret edip mezarını.
Okuduk bu güzel kardeşimize hayır dualarımızı...


Süheyla Bölükbaşı Lokma ikramı fotoğrafları:
https://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Lokma#5975464193674186098

.