YÜCEL TANYERİ
Ben, Yücel TanyeriDuydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...
Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
25 Ekim 2026 Pazar
HACETTEPE'DE MİMARLIK...
13 Kasım 2025 Perşembe
AMERİKALI GENERAL...
Walter Reed Army Hospital.
Army Reserve'deki görevim nedeniyle Walter Reed de çalışıyorum.
Tatildeki Physical Med&Rehabilitasyon Bölüm Başkanına vekâlet etmekteyim.
Asistanlardan biri yanıma gelip, bir VIP konsültasyonu geldiğini, hastane kumandanının bu hastayı bölüm başkanının görmesini emrettiğini bildirdi.
Dolayısıyla bu işi ben üstlendim.
Hastanın dosyasına şöyle bir göz attım, akut bel ağrısı ile yatan bir hasta.
Hastanın önemi nedeniyle bizde de olduğu üzere kendisine görkemli bir bölüm açılmış, her taraf çiçeklerle donanmış, oldukça iri yarı bir zat yatakta ve NY Times okuyor...
Kendimi takdim edip, geçici görevle Walter Reed de çalıştığımı, biraz öz geçmişimi özetledim.
Adam TÜRKİYE/TÜRK lâfını duyunca birden değişti.
Hemşire de ben de şaşkın vaziyetteyiz...
General bana dönüp;
"Ben Kore'de Türk askeri ve kumandanları ile birlikte savaştım. Ben öylesine dürüst, kahraman ve güvenilir bir ordu ve asker görmedim, hayatım boyunca bir Türk'ü selâmlamak istedim bu şans ve şerefi bana verdiğiniz için size minnettarım" dedi.
O zamanlar, ben Army Reserv'de Yüzbaşı olarak görev yapıyordum.
Bu anımı hiçbir zaman unutmadım ve unutamam...
Bu güzel anıyı yaşamımın ve mesleğimin en anlamlı ve duygusal anısı olarak hep hatırlarım ve hatırlayacağım...
Bu güzel anımı kahraman Mehmetçiklere, özellikle Amerikalıların "The Forgotten War" diye adlandırdıkları fakat bizlerin hiç unutmayacağı Kore'de kaybettiğimiz Mehmetçiklerin anısına ithaf ediyorum...
Dr. Pınar Atakent, NY-ABD
7 Kasım 2025 Cuma
EVLİYA ÇELEBİ ve HEKİM TİMUR...
10 Ekim 2025 Cuma
HACETTTEPE AMBLEMLERİ...
9 Şubat 2025 Pazar
MİRO SERGİSİ
12 Ekim 2024 Cumartesi
HACETTEPE 60. YIL...
25 Temmuz 2024 Perşembe
Dr. ŞEVKET UĞURLU...
1945 yılında
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitime başladığımda annem “Samsun’da iş
mi bulamadın?” diye serzenişte bulunmuştu ama o zamanlar İstanbul Üniversitesi
Tıp Fakültesi ülkenin tek Tıp Fakültesiydi. Ağabeylerim içinde mühendis olan
vardı, hatta DSİ (Devlet Su İşleri),
Çarşamba’daki baraja, vefatından sonra mühendis olan ağabeyim Hasan
Uğurlu’nun adını vermişti. O zaman
ki inanışa göre ya Mühendis çıkacaksın
ya da Doktor. Ben de Mühendis olamadığım için Doktor oldum. Bizim zamanımızda
kendi imkânlarınla okumak mümkün değildi. Devlet babanın okuttuğu
öğrencilerdenim.
Okul bitince
mecburi hizmetle Trabzon Tonya’ya, oranın ilk Tabibi olarak atandım. Kurada
çıkınca hiç unutmam, hemen Sağlık Bakanlığında Müsteşarın odasında haritayı
önüme alıp “Tonya nerede” diye bakmıştım. Sonradan öğrendim ki Malatya
Pötürge’den sonra ülkede kan davasının en çok görüldüğü yer Tonya imiş.
Samsun'dan oraya 2 günde gittim. Yarı yolu kamyonla, yarısını ise yürüyerek
sisli puslu bir havada, tam kurt havasında Tonya’ya vardım. Tonya’nın ilk Hükümet Tabibiyim ya krallar gibi karşıladılar, şaşırdım açıkçası. Ama sonra
yaylalarda gördüm ki, o zamana kadar devlet oralara sadece seyyar tahsildar Ali
Efendi ve Jandarma eri ile gitmiş. Devletin D’si yok. Köylerde Türkçe bilen pek
yoktu, askerde Türkçe öğreniyorlardı. Hatta doğru dürüst Okul da yoktu. Bana
“Sen Devletin misyoneri olacaksın” demişlerdi.
İlk hastamı
da çok iyi hatırlıyorum. 10-12 yaşında ateşler içinde yanan bir çocuktu. Daha
bavulum kamyonun sırtındayken köylüler aldılar, götürdüler beni. Hikaye ve
bulgularına göre antibiyotik tedavisine başladım. Sonra bu çocuk iyileşip,
elimi öptü. Gittiğimde Tonya’da Hükümet Tabipliği için yer yoktu. Kapatılmış
bir kahveyi 180 lira tamiratla Hükümet Tabipliği yaptık. Ben de yer olmadığı
için aynı yerde yatıyorum, binanın altı da ofis, buğday deposu. Göreve
başladım; ama bu arada bir Doktor Salih adı söyleniyor ortalarda, kendisini
buldurtup çağırttım, konuştuk. Askerde sıhhiye neferiymiş, hastalara ilacını
verip, iğnesini yapıyor. “Söz, seni yakalatmayacağım; ama tedavi edemediğin
hastaları bana gönder” diye anlaşma yaptım ki hastalar gelsin.
Kaymakamla
birbirimize kenetlenmiş, çalışıyorduk. Yol yapımında vergisini ödeyecek güçleri
olmadığı için köylüler işçi gibi çalışırdı. Dört saatlik mesafeden yürüyerek
gelir, dört saat çalışıp, aynı yolu yürüyerek dönerlerdi. Biz de Kaymakamla
birlikte bazen kasketleri takıp, yolda çalışmaya giderdik. Köylüler karınca
gibi çalışıyorlardı. Sorduğumda, “Müsaade et de çalışalım, sadece vergi için
değil, Allah rızası için de çalışıyoruz. Bu yolları bizler kullanacağız”
derlerdi.
Bir gün
köylüler kapıma geldiler. “Tonya-Kozyatağı arasındaki yolu lütfen siz
belirleyin, çok “kıvrışık” geliyor” dediler. Hakimden de söz almışlar. “Ben Doktorum ne anlarım" dediysem de dinletemedim. "Siz gelip çizerseniz şu yoldur
diye kimse ses çıkaramaz. Ama mühendis falan gelse 70-80 kafadan ses çıkacak,
ortalık karışacak” dediler. Hakim ve Doktora olan bu güven belki de dünyanın
başka hiçbir yerinde yoktur.
Yıllar sonra sorduğumda, “Hâlâ sizin çizdiğiniz yol kullanılıyor” dediler. Kan davaları yüzünden çok fazla Otopsi yapıyordum. Can o kadar bedavaya gidiyordu ki… Hiç unutmam Osman diye askerden yeni gelen bir çocuğu, kendi amcazadeleri akan suya kestirmeden gideyim derken akrabaların mısır tarlasını çiğnedi diye vurmuşlardı. Rapor hazırlarken gözdağı veriyorlardı bana. Ama benim gözümü hiç yıldıramıyorlardı. İki sene Tonya’daki mecburi hizmetimden sonra Trabzon Belediye Tabipliğine atandım. Bir seferinde 3 ayrı Partinin adamları toplanıp gelmişti, o Raporu öyle yazma böyle yaz diye. “Şu an durduğunuz yerde hakkında konuştuğunuz adamın kanını çiğniyorsunuz” dedim. Celal Bayar’dan, Cumhurbaşkanlığından hakkımda dilekçe yazılmış Kaymakamlığa, beni sürdürmek için. Kaymakam Bey gülerek getirdi verdi dilekçeyi, “ister yırt at, ister hatıra olarak sakla. Onun cevabı verilmiştir” diye de ekledi. Tonya Kaymakamlığından 30 yıl sonra bir mektup geldi. Bir teşekkür mektubu… “Siz nasıl çalıştınız ki halk hâlâ sizi hatırlıyor” diye yazmış. Vatan çok önemlidir, vatan için tabii ki çalışmalıyız. Vatan anamdan da ötedir. Vatan olmazsa, ne anam olur ne de ben olurum. Biz bu bilinçle çalıştık. Gençlerimizin de böyle çalışması lazım".
Tonya’dan sonra Sıtma ile Mücadele ve Belediye Doktoru
olarak Samsun ve Ankara’da çalıştı. Uzmanlık eğitimi için 1958 yılında ABD’ne
gitti. İlk olarak 1958-1959 yıllarında New York’da Radyoloji asistanı olarak
sonra Minneapolis Minnesota ve sonra Virgina eyaletlerinde Dahiliye sonra yan
dal olarak Kardiyoloji eğitimlerini tamamladım.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinin kuruluşu nedeni ile 1966
yılında ABD’deki Uzmanlık tekliflerini kabul etmeyerek Türkiye'ye “Vatanıma
borcum var diyerek” dönerek Hacettepe Hastanesinin İç Hastalıkları bölümü ve
Kardiyoloji Ünitesinin kurucuları içinde yer aldım. ABD’de kalması için teklif edenler vatana
olan borcunu ödemeyi önerdikleri zaman “Bu borç öyle para ile ödenecek borç
değil” demiştir. Kardiyoloji Ünitesi'nin kurucularından biri olarak Türkiye’ye
ilk olarak kalp kateterizasyon (invazif kardiyoloji /kardiyak anjiografi) Laboratuvarını da kurarak Türkiye’deki “Girişimsel Kardiyoloji'nin ilk kurucusu
olarak Kardiyak Anjiografi ve diğer invazif kardiyolojik işlemleri tüm
Türkiye’ye verdiği özverili eğitimler ile yayılmasını sağladı. Öğretim görevlisi olarak 1968-1972 yılları
arasında çalışarak 1972 yılında Doçentlik ünvanını kazandı. ABD’den gelen davet
ile Üniversiteden 1976-1977 yılları arasında St. Louis Üniversitesi Tıp
Fakültesi Kardiyoloji Bölümü'nde misafir Öğretim Üyesi olarak çalıştı. 1978
yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Kardiyoloji Profesörlüğüne yükseldi.
Profesör Mahmut Şevket Uğurlu, kolay sinirlenmez, olaylara hep olumlu tarzda yaklaşan, sakin, sabırlı, hoşgörülü ve alçakgönüllü tavrıyla Türk Kardiyoloji camiasına büyük hizmetler vermiş, çok sayıda öğrenci ve asistan yetiştirmenin gayreti içinde olmuştur. Özverili çalışmalarını 1994 yılında emekli olduktan sonra bir süre daha hizmet vermiş ve 5 Kasım 2016 tarihinde aramızdan ayrılmıştır. Dr. Uğurlu, evli ve 3 çocuk babası idi...
16 Mayıs 2024 Perşembe
MANTARLI YILLARIM...
12 Mayıs 2024 Pazar
CİDDİYET...
13 Mart 2024 Çarşamba
Dr. TAHSİN TUNCALI...
1970 yılında Türkiye’de Üniversite sayısı, iki elin
parmakları toplamından fazla değildi. O dönemlerde Ankara’da 3, İstanbul’da 2,
İzmir ve Erzurum’da da bir tane Üniversite bulunuyordu. 1967 yılında Ankara’da
Hacettepe Üniversitesi, Dr. İhsan Doğramacı tarafından büyük güçlükler ve
uğraşılar sonrasında kurulabilmişti. Dr. Doğramacı, Hacettepe’nin kuruluşunu
tamamladıktan sonra Üniversitelerin diğer illerde de kurulabilmesi için yoğun
bir çalışma içerisine girdi. 1975 yılında Samsun’da “Ondokuz Mayıs” isminde bir
Üniversite kurulması kararı TBMM’den geçti ve Resmî Gazete’de yayınlandı.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Kardiyoloji Bölümünden Prof. Dr.
Mustafa Tahsin Tuncalı, Kurucu Rektör olarak atandı.
Dr. Tahsin Tuncalı, 21 Ağustos 1927 tarihinde Samsun’da mübadil bir ailenin çocuğu olarak doğmuştu. İlkokul, Ortaokul ve Lise eğitimini de Samsun’da almıştı. Tıp
Fakültesini İstanbul Üniversitesi’nde ve Devlet Tıp Talebe Yurdunda okumuş ve Tıp Doktoru olmuştu. Askerlik
görevini Siirt Seyyar Jandarma Alayında yapmış ve 4 yıllık mecburi hizmetinin son yılını da yine Samsun’da Sıtma Savaş Tabipliğinde yapmıştı.
Sonrasında ABD’e gitmiş ve orada 1956-1962 yılları arasında 6 yıl Pediatri ve
Çocuk Kalp Hastalıkları konusunda Asistan olarak görev yapmış ve ”Yılın Asistanı”
belgesini almıştı. 1962 yılında Türkiye’ye dönen Dr. Tuncalı, İhsan Doğramacı
Hoca’nın teklifiyle Hacettepe Çocuk Hastalıkları Bölümünde işe başlamış, Doçent
ve Profesör olduktan sonra 1973-75 yılları arasında Hacettepe Üniversitesinde
Rektör Yardımcılığı görevinde bulunmuş, 1975-1980 yılları arasında da Samsun,
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kurucu Rektörlüğüne getirilmişti.
Hiçbir altyapının olmadığı kentte bir Üniversite kurulması
çok zordu. Her şeye sıfırdan başlanması gerekiyordu. İlk 2-3 yıl, Samsun’da
hazırlıkların yapılması, idari kadronun seçilmesi ve ilk Öğretim Üyelerinin
belirlenmesi ile geçti. Kadıköy semtinde Göğüs Hastalıkları Hastanesinin bir
bölümünün Tıp Fakültesi Hastanesi ve -o dönemlerde adı Matasyon olan-
bölgedeki Öğretmen Okulunda da diğer Fakültelerin konuşlanması kararı verildi.
O dönemler ülkenin 70 sente muhtaç olduğu senelerdi. Çok büyük zorluklara
rağmen Üniversitenin ilk çekirdekleri Dr. Tahsin Tuncalı tarafından belirlendi
ve büyük bir plânla bunlar başarıldı. Tüm mali imkansızlıklara rağmen, şehrin o
zamanlar için çok ücra bir köşesinde Kurupelit’de orman içerisinde ve denizi
yüksekten gören çok güzel bir konumda ve geniş bir arazi belirlenerek
Üniversite yerleşkesi için alan seçildi ve hızla bu alanda Üniversite
binalarının yapımına başlandı. Bu arada Üniversitenin idari ve akademik
kadroları hızla belirleniyor ve Üniversite yavaş yavaş şekilleniyordu. Üniversitenin
yapılanması açısından büyük adımların atıldığı bu dönemden sonra Dr. Tuncalı, beş yıllık Kurucu Rektörlük görevinden ayrılarak tekrar Hacettepe’ye döndü ve
1986 yılında da Emekli olarak Hacettepe’den de ayrıldı.
Dr. Tahsin Tuncalı, çok iyi bir Hekim, çok iyi bir eğitmen
ve çok iyi bir idareci idi. Doğduğu ile büyük hizmetlerde bulunduktan ve doğduğu kente çok
güzel bir Üniversite kazandırdıktan sonra, 13 Ocak 2019 tarihinde ve 92 yaşında
aramızdan ayrıldı.
Dr. Tuncalı’nın yerini belirlediği bugünkü Üniversite
kampüsü bittikten sonra, kentin gelişimi, bilinen yerinden Bafra istikametine
doğru gelişerek geçen zaman içerisinde kentin yeni yerleşimi bu bölgeye kaydı
ve yepyeni ve devasa boyutta bir kentsel alan ortaya çıktı.
Günümüzde Ondokuz Mayıs Üniversitesi; 18 Fakülte, 5 Enstitü, bir Yüksekokul, bir Konservatuar, 24 Araştırma Merkezi ve 2400 Akademik personeli,
4000 çalışanı ve 58 bin öğrencisi ile büyük ve köklü bir kuruluştur.
Kuruluşundan bu yana geçen 40 yıl içerisinde 150 bin öğrencinin mezun olduğu bu
Üniversite, Samsun doğumlu Prof. Dr. Tahsin Tuncalı’nın kentimize kazandırdığı
önemli bir Eğitim yuvasıdır.
Değerli Hocamız Dr. Tahsin Tuncalı’yı Tıp Bayramımızda bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyorum.
Dr. Tahsin Tuncalı Fotoğrafları:










.jpg)

