YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

7 Şubat 2008 Perşembe

981 NUMARALI UÇUŞ...


1974 yılı Hacettepe KBB’da Asistanlığımın son senesi idi.
Mart ayında bir Pazar günü Nenehatun caddesindeki evimizde “Tez” hazırlıklarım ile meşguldüm. Siyah-Beyaz TV açıktı ve göz ucuyla da TRT’de Tansu Polatkan’ın sunduğu “Telespor” programını izliyordum. Saat 15.00 civarında iken yayın birden kesildi ve “şimdi aldığımız bir haberi veriyoruz” denilerek Paris’te THY’nın bir uçağının düştüğü duyuruldu. Başlangıçta haberin ayrıntıları yoktu. İlerleyen zamanda haberin ayrıntıları belirginleşti.
THY’nın 3 Mart 1974 Pazar günü Paris-Londra seferini yapmak üzere Paris’ten havalanan TK 981 sefer sayılı DC-10 uçağı 335 yolcusu ve 11 mürettebatı ile düşmüş ve kazada 346 kişi yaşamını yitirmişti. Bu kaza o zamana kadar sivil havacılık tarihinde en fazla insan kaybı ile sonuçlanan bir sivil havacılık felâketiydi.

Kaptan Pilot benim de çocukluğumdan tanıdığım, Pilot eniştemin arkadaşı Nejat Berköz idi. Nejat Ağabey, Marlon Brando görünümlü yakışıklı, espritüel bir Kaptandı. Bildiğim kadarı ile de çok iyi bir pilottu. Kolay kolay hata yapmazdı. Büyük deneyim kazandığı Türk Hava Kuvvetlerinden birkaç yıl önce ayrılmış ve THY’na yeni alınan dev DC-10 uçaklarını uçurmaya başlamıştı. Genç yaşta onu da kaybetmemiz nedeniyle üzüntüm sonsuzdu...

O sıralarda Eti Bisküvilerinin reklâmında kullanılan ve herkes tarafından kolaylıkla hatırlanabilen “acaba nedir, nedir?” diye bir sloganı vardı.
Nejat Ağabey, o Pazar günü British Airways’in grevde olması nedeniyle, açıkta kalan Paris-Londra yolcularının tümünü almış, Türk, İngiliz ve Japon yolcularla birlikte tam dolu olarak Paris Orly Havaalanından yerel saatle 12.30 da havalanmıştı. 4 dakika sonra uçak 7000 metre yüksekliğe tırmanırken bir patlama duyuldu. Yardımcı pilot “bir patlama var Kaptan” dediğinde Nejat Ağabey her zamanki neşesiyle “acaba nedir, nedir …” diye espiriyle yanıtlamıştı. Bu sözler uçağın CVR’inde (Cockpit Voice Recorder, Kara Kutu) kayıtlıydı. Bunlar Nejat Ağabeyin ağzından çıkan son sözcükler olmuştu. Uçağın burnu bu sözlerden hemen sonra 12 derece eğimle yere doğru yönelmiş ve uçak 77 saniye içerisinde saatte 960 km süratle Paris’in 47 km kuzeyindeki Ermenonville Ormanında yere çakılarak çok geniş bir alanda parçalanarak dağılmıştı. Kazadan sonra CVR’nin incelenmesinde, Kaptan Pilotun -hidrolikleri olmamasına rağmen- uçağı maksimum sürate alarak yere 100 metre kala son anda burnunu yukarı çevirebildiğini ancak çarpmayı engelleyemediği kayıtlıydı.

Kazadan sonra yapılan teknik incelemeler sonunda, uçağın kargo kapağının İngilizce bilmeyen Tunuslu bir yer görevlisi tarafından yanlış kapatıldığı ve bu yanlışlık için pilotu uyaran bir mekanizmanın olmadığı belirlendi. Uçak belli bir yüksekliğe gelince yük kapağı yerinden koparak, hidrolikleri parçalamış ve bu da uçağın kontrolünü artık imkânsız bir hale getirmişti.

Kazadan 30 yıl sonra, 2004 yılında arkadaşım Mustafa Karaltı’nın konuğu olarak iki günlüğüne Paris’te bulunuyordum. Mustafa, yıllardan beri Paris’te Moda sektöründe çalışıyordu. Bir Pazar günü “bugün nereye gitmek istersin Yücel” diye sorunca hiç tereddütsüz, “Ermenonville Ormanlarına gidelim, Mustafa…” diye yanıtladım. Mustafa, yıllardır Paris’te yaşamasına rağmen buranın ismini bile bilmiyordu. “Abi, ne yapacaksın orada” diye sorunca da kazayı anlattım. Amacım Nejat Ağabeyi ziyaret etmekti. Mustafa beni kırmadı. Birlikte o ormana gittik. Kaza yerine ulaşımı gösteren tabelâları izledik. Huzur dolu bir ormanın içerisinde kazanın olduğu yerde mütevazi bir sütun dikilmişti. Uzunlamasına iki blok granit levhalar üzerine de kazada ölenlerin tek tek isimleri yazılmıştı. En başta da “Nejat Berköz” ve diğer uçuş personelinin isimleri bulunuyordu. Sonrakileri tek tek okumak bile insanı yoruyordu. O kadar çok isim vardı...

30 yılda uçağın parçalandığı alan genç ağaçlarla örtülmüş, farklı bir doku oluşmuştu. Kazadan sonra uçaktan 20.000 i aşkın parça toplandığı yazılmıştı.
30 yıl aradan sonra hala yerde uçağın minik kalıntılarını bulmak mümkündü.
Ancak, 346 kişinin soğuk bir granite kazınmış isminden başka hiçbir şey kalmamıştı geride.

Hepsine birden dua ederek ayrıldım Ermenonville’in artık huzur dolu olan ortamından...

Kaptan Pilot Nejat Berköz

Kaza Fotoğrafları için lütfen tıklayınız :