YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

3 Ocak 2008 Perşembe

ÇAKI GİBİ YAVRUKURT...

İlköğrenimimi Samsun 23 Nisan İlkokulu’nda yaptım.
1952 yılında girdiğim bu okuldan 1957 yılında mezun oldum. İlkokulda iken vasat bir öğrenciydim. Hocalarımı sever, derslerime çalışır ama sosyal yaşantımı da ihmâl etmezdim.. O dönemlerde “İzcilik” kavramı ilkokullar için henüz gelişmemişti. İzcilik, Ortaokul ve Lise yıllarına ait bir faaliyetti. İlkokul öğrencileri “Yavrukurt” olurlar ve resmî geçit törenlerinde boy gösterirlerdi. 23 Nisan İlkokulundaki son iki senemde Yavrukurt’luk işine soyundum.

Yavrukurt’ların görkemli elbiseleri vardı. İlkokul öğrencisi olduğumuz için o dönemlerde zaten kısa pantolon giyerdik. Ama genelde göğsümüzde çift cepli ve düğmeli küf renginde asker gömleği olurdu. Siyah kısa pantolon ve uzun çoraplar ve ayakta gıcır gıcır bir iskarpin buna iştirâk ederdi. Boynumuzda “siyah-yeşil” renkte bir fular bulunurdu. Kemerimizde de her zaman kalın bir çakı vardı. Bir de ne işe yaradığı belli olmayan ve de hiç kullanmadığımız kalın bir ip tomarımız bulunurdu. Kafamızıda da ortasında bir tane yıldızı olan bir asker şapkası bulunurdu. Bu donanım bizlere görkemli bir asker görüntüsü verirdi. Benim o dönemdeki en büyük idealim bir “Jet pilotu" olabilmekti. Belki de askeri üniformaya olan bu özentim nedeniyle bu yavrukurtluk işini seçmiştim.

Yavrukurtlukta en önemli iş, Resmî bayram törenlerinde ortalıkta kendinizi göstermekti. O dönemde Samsunda çok az İlkokul olduğu için, doğal olarak okullar arasında da büyük bir rekabet vardı. Millî günlerdeki törenlerde çakı gibi yürümek çok önemliydi. Bunun için trampet ve borular eşliğinde sıkı bir eğitim görür, derslerden sıyırmış olmaktan da büyük keyif alırdık. Ama geçit törenleri ciddî bir işti. Orada tüm dikkatimizi toplar, uygun adım yürümeye büyük özen gösterir ve çoğu kez de öğretmenlerimiz ve anne-babalarımız tarafından takdir alırdık. Çünkü törenlerde en yakın izleyicilerimiz onlar olurdu.

Törenler bittikten birkaç gün sonra Foto Hasan Soley’in vitrinine gider, minik kartlara basılmış sayısız tören fotoğrafları arasından kendi resimlerimizi bulur, arkasındaki şifreli numaraları Hasan Amca’ya yazdırır -pahalı oldukları için hepsini alamasak da- birkaç tanesinin siparişini verir, bir hafta sonra onları alır ve özenle saklardık.

İlkokuldaki son senemde, herhalde boyum uzun olduğu için beni Yavrukurt Başkanı yapmışlardı. 50 yıl önce, 1957 yılı 23 Nisan'ında Cumhuriyet Meydanındaki geçişimiz sırasında çekilen aşağıdaki fotoğrafta 20 erkek izcinin başında idim. Kızlar her zamanki gibi bizden öndeki sırada bulunuyorlardı.

Bu fotoğrafta görülen arkadaki binaların hepsinin yerinde bugün yeller esiyor.
Muhtemelen arkadaki coşkulu kalabalığın birçoğu da bugün hayatta değil.
Cumhuriyet Meydanının yapısı da tümüyle değişti.
23 Nisanlar artık orta yerde, ailelerle iç içe kutlanmıyor.
Zaten törenlerin konu mankeni “yavrukurtlar” da kalmadı.

Geriye kalan tek şey, Foto Hasan Soley’in siyah-beyaz fotoğraf kartının üzerinde babamın güzel el yazısı ile ve mavi mürekkepli dolmakalemi ile yazdığı “23 Nisan 1957, Samsun” yazısı…