YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

10 Ocak 2008 Perşembe

BİR PERİ KIZI...


Yurdumuzun en kuzey ucundaki güzel kentimiz Sinop! Küçük, şirin ama öylesine temiz ve güzel ki… Tarih, doğa ve insanların sıcaklığıyla dopdolu.
Otelimiz limanın hemen karşısında. Pencereye vuran yaramaz sabah güneşi bizi dışarıya davet ediyor. Bu davet karşısında çaresiziz. Fırlıyoruz dışarıya.
Gözlerimizin önünde parıl parıl yanan dalgalar. Mevsim kış, ancak ortalık bahar havasını aratmayacak kadar güzel. Limanda sıralanmış bir dizi tekne. Bu tekneler yazın turistik geziler yapmak için kullanılırmış. Çevremdekiler denizin güzelliğini öve öve bitiremiyorlar. Kış mevsiminde bile üzerinde uçuşan beyaz martıları ile o kadar canlı görünüyor ki... Martıların derdi ise başka, onlar balıkçıların verecekleri balıklardan pay kapabilmek için çırpınıyorlar.
Bir tarafımda denize paralel uzanan Atatürk Caddesi, öte yanda Şehir Kulübü ve Sinop Kalesi. Atatürk Caddesi gençliğin cıvıl cıvıl kaynadığı, insanların, çocukların yürüyüşe çıktıkları bir cadde. Bir taraf denizin mavisi öte taraf parkın yeşili. İnsanlar hep mutlu.
Kaleye ulaşmak için Şehir Kulübü ve etrafındaki yeşil parkın içinden geçiyoruz. Kulüp binası ilginç çatısıyla, beyaz duvarları, ahşap pencere ve kapısıyla eski ve görülmeye değer bir yapı. Park ise Atatürk heykelini çevreleyen yaşlı ağaçlarla dolu.
Kale, Sinop’un en heyecan verici yapılarından birisi. Bu duvarlar yüzyıllardan günümüze ulaşan bir ses, sanki bir ışık. Daha önce ne zaman bir kale gezmeye kalksam hep hevesim kursağımda kalırdı. Bana kale diye gösterilen şeyler genellikle yıkılmış, parçalanmış taş yığınları olurdu. Ama burası farklı. Bu kale gerçekten yaşıyor! Surları, merdivenleri sapasağlam. Tepesine, burçların arasına çıkabilmek insana bir mutluluk veriyor. Fazla yüksek değil belki ama yine de limanı, çevreyi, denizi daha bir güzel görüyorsunuz. Belki de yüzyıllara dokunmanın verdiği zevk…
Sinop’un her köşe bucağında tarih ve yeşili bulmak mümkün. Her sokağında korunmuş ahşap evler, her tarafta canlı yeşil.
Sinop’a geldiyseniz müzeyi de gezmeyi unutmayın. Zengin tarihin anıları müzede saklanıyor. Balatlar Kilisesinden getirilmiş freskler, eski kitaplar ve biri birinden değerli bir sürü tarihsel parça.
Efsaneye göre Sinop, Amazonlar tarafından kurulmuş. Şehri kuran kraliçesinin adı Sinope imiş. Belki de adı gibi, güzelliğini de Sinope’den almış Sinop. Bir peri kızı kadar parlak, yeşil, yumuşak, canlı ve eski. Bu periyi Karadeniz’e hediye ettiğin için teşekkürler Sinope!...

Tuğba Tanyeri, 26 Mart 1989 - Sinop
NOT : Bu satırların yazarı kızım Tuğba, bu yazıyı bir hafta sonu Sinop’a yaptığımız bir gezimiz sonrasında yazdı. Bu yazıyı kaleme aldığı 1989 yılında 15 yaşında ve bir Ortaokul öğrencisi idi. Tuğba, daha sonra Bilkent Üniversitesinde Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümünde okudu. Oradan, Arkeolojide “Master” derecesini aldıktan sonra da Boston’da Arkeoloji “Doktora”sı yaptı. Halen ODTÜ’nde Öğretim Üyesi olarak görev yapıyor.