YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

22 Ocak 2008 Salı

İKİ RESİM ARASINDAKİ 7 FARK...


Babam bir PTT çalışanıydı.
Memurluk yıllarını hep Güneydoğu Anadolu’da geçirmişti.
Buranın yoksul kasabalarında hizmet vermişti.
Bu nedenle doğru düzgün bir aile resmimiz hiç olmamıştı.
O dönemlerde fotoğraf çektirmek pek de kolay bir iş değildi.
Hele de böylesine gözden ırak ve ufak kasabalarda...

1949 yılında babam Elazığ’ın Maden ilçesinde görevliydi.
Maden, bakır madeni üretimi yapılan küçük bir işçi kasabasıydı.
Ulaşım yalnızca tren yoluyla yapılırdı.
İlk aile resmimiz orada çekilmişti.
Bu, beş kişilik ailemizin ilkfotoğrafı” idi. Çok sevinmiştik.
Nihayet, yıllar boyu saklayacağımız bir aile fotoğrafımız olmuştu.
Ben henüz 3 yaşında iken kerpiç evimizin damında çekilen bu siyah-beyaz resimde Gülümser ablam 13, Esra ablam ise 6 yaşlarında olmalıydılar.
Sonraki yıllarda tek tek annemle, babamla ya da kardeşlerimle çektirdiğimiz resimler olmuştu.
Ama başkaca bir “aile fotoğrafı”mız hiç olmamıştı.
Ta ki 1964 yılına, yani onbeş yıl sonrasına kadar…

1964 yılında evimiz Maden’de değil, Başkentimiz Ankara’daydı.
O yıl ablam Esra, Mersin’den Yıldırım Fındık ile evlenmişti.
Aileye yeni bir katılım olmuştu.
1964 yılı Haziran ayında yeni bir aile fotoğrafımız olsun denildi.
Artık kerpiç evin damında fotoğraf çektirmek olmazdı.
Kravatlar seçildi, güzel elbiseler kuşanıldı. Saçlar özenle tarandı.
Bahçelievler’de bir Fotoğraf Stüdyosuna gidildi.
Spot ışıklar altında, körüklü bir makineyle 6X6 fotoğraf çektirildi.
O dönemde Gülümser ablam Türk Hava Kurumunda çalışıyordu.
Esra ablam Ticaret Yüksek Öğretmen Okulunu bitirmiş, Mersin’de öğretmendi.
Ben Lise son sınıf öğrencisi idim.
Anne ve babam 60’lı yaşlarını geride bırakmışlardı.
Babam çoktan emekli olmuştu.
Yıldırım ağabey’in de katılımıyla aile fertlerinin sayısı altıyı bulmuştu.
Dikkatle objektif’e bakıldı, nefesler tutuldu.
Birkaç gün sonra ikinci aile fotoğrafımız elimizdeydi.
15 yıl önce çekilen ilk resimle bu ikinci resim arasında en azından 7 fark vardı.

Bu, ailemizin hep birlikte çekilmiş son resmiydi.
Sonraki yıllarda bu 6 kişi bir daha hiçbir zaman bir araya gelemeyeceklerdi.
Bir yıl geçmeden Gülümser ablamı yitirdik.
Annemi, babamı ve Yıldırım ağabeyi kaybetmemiz daha sonraki yıllara rastlar.
Bizlerin yaşlanması, çoluk-çocuğa, torun-torbaya kavuşmamız sonraki yıllardadır.
Sözün kısası 1949 yılında Maden’de çekilen ilk aile fotoğrafımızdan bu yana köprünün altından çok sular aktı.

İlk çekilen fotoğraftan beri değişiklikler şimdi belki de 177 yi aşmıştır.