YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

26 Kasım 2007 Pazartesi

TANRILARIN TAHTINA YOLCULUK...


Everest'e tırmanan yeğenim Tunç Fındık'ın Everest tırmanışı anılarını anlattığı "Tanrıların Tahtına Yolculuk" kitabı için yazdığım Önsöz :


Gideceği limanı bilmeyene, hiçbir rüzgar yardım etmez...
Montaigne

Aslında, Tanrıların Tahtına Yolculuk 1980 yılının yaz aylarında başlamıştı. O yıllarda henüz 8 yaşında olan Tunç ile birlikte Samsun’un güneyinde ve 1000 m. yükseklikte, doğa harikası bir yer olan Kocadağ’a birlikte küçük bir tırmanış yapmıştık. Bu tırmanışta Tunç’un gözündeki sevgiye ve duyduğu heyecana yakından tanık olmuştum. Ertesi gün Tunç’un ısrarları ile o dağa yeniden birlikte tırmandık. O tırmanışların 20 yıl sonra Tanrıların Tahtına yapılacak uzun bir yolculuğun, kısa bir başlangıcı olduğunu kuşkusuz ikimiz de bilmiyorduk.
Daha sonraları Tunç’u uzaktan gözlemleme olanaklarım olmuştu. Attığı her adımı, yaptığı her işi çok büyük bir ciddiyetle ve önemseyerek yaptığını izliyordum. “Cahil cesurdur" derler. Ama bu her cesur’un cahil olduğu anlamına da gelmez. Yakından tanıdığım Tunç aynen bir Bilim Adamı gibi, “bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunamayacağına” inanıyor, okuyor, planlıyor, kendinden öncekilerin deneyimlerinden yararlanıyor, teorik olarak edindiği bilgileri laboratuarı olan doğada defalarca deniyor ve en önemlisi de bunları yazarak, bir yerlere kaydediyordu. Aralıklarla görüştüğümüzde de bunları bana büyük ciddiyetle ve sanki önemli bir şey yapmamışçasına ve abartısız bir biçimde iletiyor ve ben de onun fiziksel ve becerisel gelişmelerinin yakın bir tanığı oluyordum. Dağcılık, artık onda Tanrısal bir içgüdü halinde kendini belli ediyordu...
Yönetmen Eric Vali’nin Himalaya filminde yaşlı ve deneyimli oba Reisi Timle, genç ve deneyimsiz Karma’ya yola çıkış zamanının geleneklere göre yıldızlara bakılarak belirleneceğini ve bu emrin tanrılardan geleceğini anlatır. Dünyanın en yüksek noktasına tırmanmak için, bedenin kuvvetinden daha güçlü olanın aklın gücü olduğunu bilen Tunç’a emir bir yerlerden iletilmişti... Zihinsel ve bedensel olarak hazırdı ve 7500 metrede önündeki tek engel artık doğa koşullarıydı. Yıldızları izledi ve aldığı emri yerine getirdi... 20 yıl önce Kocadağ’da çocukluk çağında minik adımlarla başlayan yolculuk, Tanrıların Tahtı’nda güçlü adımlarla sona ermişti.
 
Goethe, “düşünmek kolay, yapmak zordur. Ancak dünyada en zor şey düşünüleni yapmaktır” der. Tunç yıllardır düşlediği, planladığı bu zor olayın gerçekleşme öyküsünü, bu kitabında sanıyorum sanki hiçbir şey yapmamışçasına ve çok mütevazı bir biçimde bizlere sunacaktır. Sizler gibi ben de merakla bekliyorum Tanrıların Tahtına Yolculuğu...
Bütün girişimlerinde tüm tanrıların senin yanında, rotanın sürekli açık ve dağ rüzgârlarının da sana hep yardımcı olmasını dilerim.

Dr. Yücel Tanyeri,