YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

26 Kasım 2007 Pazartesi

SON YAYLACI...








Yaylanın çimenine
Kuzu yayılır kuzu...


"Vargit çiçeği" ya da Latince isimi ile Colchicum speciosum Karadeniz yaylalarında sonbahar mevsiminde açan çiğdemgiller türünden soğansı bir bitki...Yöresel ismi "Şaşort kovan". Şaşort' da "çoban" anlamına kullanılan yöresel bir adlandırma. Yani “Çoban kovan”. Baharda açan pembe-mor renkte benzeri var ve onun ismi de "vargel"...

Vargel'ler açtığında artık yayla mevsiminin başladığı, yani yaylaya çıkış yapılabileceği anlamına geliyor. Vargit'ler sökün ettiğinde ise önce çobanlara, sonra da yaylacılara sarı kart gösteriliyor ve uyarı geliyor “havalar soğuyacak, yayladan göç zamanı geldi” diye...

Bayram tatilinde yine Kaçkar yaylalarında idim.

İki ay önce aşırı sıcakta yürüdüğümüz Kavron ve Samistal yaylalarını bu kez Ekim'in ortasında bunaltıcı bir sıcak eşliğinde yeniden dolaştık.

Vargitler sökün etmiş, yaylacılar malzemelerini toparlamış ve çoktan aşağılara köylerine inmişlerdi bile... Bize de beyaz vargitlerin boy attığı bu boş yaylalarda ılgıt esen dağ rüzgarları eşliğinde yürümek kalmıştı. İki ay önce yemyeşil zeminde ve milyonlarca rengarenk çiçeğin içinde yürüdüğümüz yaylalar sararmış, kızarmış doğa bu kez bambaşka bir örtüyle karşımıza çıkmıştı.

Ayder yöresinde sararmış, kızıllaşmış kayın ağaçları koyu yeşil Ladin çamları arasında inanılmaz bir tablo oluştururken, yüksek kesimlerdeki orman gülleri kırmızı-mor-kahverengi tonları ile bambaşka bir renk cümbüşü oluşturmuştu.

Önce Yukarı Kavron yaylasına çıktık.

Yazın konuğu olduğumuz Yalçın Şahin, belki bizim gibi birkaç kişi gelir diye çayhanesini açık tutmuş, çay suyunu çoktan kaynatmıştı bile…

Her zaman çok kalabalık olan bu yaylanın yaşlı sakinleri ise çekilmiş, yayla bom boş kalmıştı.

Yalçın Bey ile özlem giderip bir sıcak çayını içtikten sonra koyulduk aşağı doğru yürümeye...

Önce, Aşağı Kavron sonra Galer düzü yoluyla uç saat yürüdük. Bu yürüyüşün karşılığını doğa bize Frambuazlar, Böğürtlenler sunarak çoktan ödemişti bile. İçtiğimiz mis gibi kaynak suları da cabası...

Sonra yol ayrımından yukarı vurup, bu kez yaşlı çam ağaçları arasından yürüyerek Çaymakçur'a ulaştık.

Burası Transkaçkar yürüyüşü için bir başka rota. Körahmet geçidi’ni aşarsanız yazın ziyaret ettiğimiz Dobe yaylası’na ve Dilberdüzü'ne ulaşıyorsunuz. Sonrası biliyorsunuz Kaçkar dağının 3937 metrelik zirvesi… "Çur" eki yörede "su" anlamına geliyor. "Çaymakçur" da "beyazsu" anlamında... Ama "rakı" yı da ifade ediyor bu kelime. Bu yayla da tümüyle boşaltılmış, tamamen metruk ve ıssız bir halde kış uykusuna başlamıştı bile...

Yazın torun-dede, nine-gelinlerin seslerinin yükseldiği, koyun-davar çıngıraklarından çıkan melodilerin kulaklarda yankılandığı yaylada, gürleyerek akan Çaymakçur deresinin dışında hiçbir ses duyulmuyordu bu kez. Kalın lamalı kahverengi damarlı yayla evlerinin tahta zeminli balkonlarında güzelim manzaranın tadını çıkarıp, biraz soluklandıktan sonra yine dere boyu yürüyerek Ayder'e döndük.

Geceyi Fora Pansiyon'da geçirdikten sonra ertesi sabah erkenden jiple Avusor yaylasına ulaştık. Yörenin tek Laz Yaylası burası... Tüm nüfus Lazlardan oluşuyor. Buradan zorlu bir tırmanışla Kemerli Kaçkarların tabanındaki cam göbeği mavisi muhteşem Avusor buzul gölü kıyısında soluklanıp doğanın ikramı ve ayıların çok sevdiği Frenk üzümlerini toplayıp mideye indirdikten sonra kıpkırmızı dağların doyumsuz yalın güzelliklerini seyrederek ve orman içerisindeki bir patika yolu izleyerek ve de yüce Ladin çamları arasından geçerek tekrar Ayder’e ulaştık. O geceyi
Çamlıhemşin’deki Kodanitap denilen ve ekolojik tarım üretimi de yapılan Ekodanitap kulübelerinde geçirip tümü doğal ürünlerden
yapılmış kahvaltımızı yaptıktan sonra dönüş yoluna koyulduk.

Yolda Bolaman dolaylarında yoğun bir yağmur karşıladı bizi. “Bu yağmur şimdi Kaçkarların yaylalarına kar olarak düşüyordur” ve "vargit çiçeklerinin boynu bükülmüştür" diye düşünerek gezimizi tamamladık.

Bu güzelim yaylalar bu sezon bizi son kez "son yaylacılar" olarak konuk etmiş ve karların altındaki sarı-turuncu örtüsü ile dinlenmeye çekilmişti.

Taa ki yeni baharda "vargel"ler açana kadar...