YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

21 Nisan 2008 Pazartesi

GİRLAN KÖYÜ...

Son iki haftadır şansım “köprü”lerden açıldı.
Geçen hafta Taşköprü’de idim.
Bu hafta da Vezirköprü’de…


Yolculuk bu kez Vezirköprü’nün tek Alevi köyü, eski ismi ile Girlan yeni ismi ile Güldere’ye.
Can dostumuz Eraslan Akyol’un davetlisi olarak.
Sabahın kuşluk vaktinde Eraslan kardeşimizin evinde köy ekmeği, köy yumurtası, köy sütü ve karakovan balı ile kahvaltımızı yaptık.
Sonra ailece Girlan köyü’nün yaylağı Kızılibik mesire yerine vardık.


Burası çam ağaçları arasında dağ manzaralı serin bir yükselti.
Bir kaynak suyunun yanında ve kızılcık ağacı altında yerimizi aldık.
Yer sofrası hazırlanırken bizler kısa süreli bir dağ yürüyüşü yaptık.
Dönüşte fırında nar gibi kızartılmış bir kuzu bizi bekliyordu.
Yanında da buz gibi kadehlerde aslan sütü…
Yer minderleri üzerinde mis gibi yemekleri hallettik.
Bizler nefis yemekleri yerken genç torunlar Yusuf ve Mesut hepimizi mest eden bir saz konseri verdiler.
Sonrasında saz ve söz ustası Eraslan kardeşimiz bağlamayı aldı eline ve vurdu sazın beline. Önce bize sazıyla ve de güzel sesiyle öyle içten bir “Hoşgeldiniz” dedi ki bu kadar olur :

Seyyahtan gelen mihmanlar
Fakurallar hoş geldiniz

Bize mihman olan canlar
Canlar bize hoş geldiniz

Mihmanlara canım kurban
Dillerde okuruz her an

Bu cemale oldum hayran

Mihman canlar hoş geldiniz

Mürşide yeter elimiz
Ol nazlı dosttan dokumuz
Kâbe’den gelir yolunuz

Mihman canlar hoş geldiniz

Demanım der yollar gözler
Meydanda bir olsun özler
Nasip verici ol sizler

Yeşil eller hoş geldiniz

Sonra da -söz verdiğimiz halde iki yıldır gelemediğimiz için- o kadar incesine taşladı ki bizi.
Tabii ki anlayana...

Ceylân gözlerine kurban olduğum
Tanrı selâmı almaz mısınız
Mevlâm sizi süs için mi
yarattı
Siz gel demeyince gelmez misiniz

Gurbete gidenler azığını alır
Kimisi döner de kimisi kalır

Kimi tavaf için Kâbe’ye
varır
Kâbe kapusundan bilmez misiniz

Sümmaniyem ben bu derdi niderim
Başım alır diyar diyar
giderim
Sizi Atatürk’e dava ederim

Siz mahşer yerine gelmez misiniz

Yemek sonrası söz, sohbet sazla şiirle sürdü gitti.

Peşinden 83 yaşındaki ozan Hacı Kâzım Akay büyüğümüz “Bak Şu Yaşlının Haline” şiiri ile yaşlı kişileri öyle bir anlattı ki :


Bak şu yaşlının haline
Dizinde dermanı yok

Ahirete gidecek amma
Elinde fermanı yok

Üstünde ceketi var
Altında gömleği yok
Dört oğlu iki kızı var
Bakacak evlâdı yok

Saçı sakalı karışmış
Berbere parası yok
Üç yüz koyunu var ama

Gütmeye merası yok

Baba oğul arasında
Yirmi yaş var ya da yok

Gücendirme o babayı
Sana cennette yer yok

Ey oğul sen bak babana
Sözüm gitmesin yabana
Koyunu kurt kapar ise

Ücret vermezler çobana

Sen ne dersin Hacı Kâzım
Bu sözlere karnımız tok
Bakmadı isen atana
Sana da cennette yer yok

Sonrasında da yine kendisinin “Ulan Yalan Dünya” şiiri ile 83 yıllık deneyimlerini öyle bir dile getirdi ki :

Ulan yalan dünya senden usandım
Sen gencecik kaldın kocalttın beni

Sözüne inandım da sana bağlandım

Bir daha doğarsam bağlanır mıyım

Yüzlerce sene yaşarım sandım
Samimiyim dedin de sözüne kandım
Pusuya düşürdün de sana
avlandım
Bir daha doğarsam avlanır
mıyım

Cilvene inandım da sarıldım sana
Ne hünerin var ise oynadın bana

Yürek dayanır mı bu kadar cana

Bir daha doğarsam aldanır mıyım

Dedemi aldın ebemi de aldın

Annemi aldın babamı da aldın

Doymadın bir de hanımı aldın

Bir daha doğarsam güvenir miyim


Hacı Kâzım ne diye bağlandın böyle
Bu yalan dünyanın hüneri öyle

Çıkar yol var ise o yolu
söyle
Bir daha doğarsam inanır mıyım

Sonrasında Eraslan kardeşimiz sazıyla, türküsüyle köyü Girlan’ı öyle bir anlattı ki :

Töresine hayran kaldım
Ne güzelmiş Girlan köyü
Kültüründen ibret aldım

Bir okulmuş Girlan köyü

Gardaş benim aklım durdu
İnsanlar hep gülüyordu
Bu köy bana çok şey verdi

Bir alemmiş Girlan köyü

Tarikatı, şeriatı
Yürür gider verdim notu
Karışıktır siyaseti

Bir politik Girlan köyü

Sahte yarım hacılar var
Cana yakın bacılar var

Görülmemiş öcüler var
Bir alemmiş Girlan köyü

Kocaslan’ın karakteri
Güldere’yi temsil eder
Yusuf Akay diye biri

Rakıyı hap diye yutar

Karaböcek sen bu işi
Çözemezsin böyle kalsın
İnsanları aydın kişi

Herkes ondan ibret alsın

Peşinden yine Hacı Kâzım Akay, “Bir Kefenle” şiiriyle yine yaşam felsefesini yansıttı :

Bir sualim var yazara
Bizi uğratmaya nazara
Ana rahminden geldik
pazara
Bir kefenle döneceğiz mezara

Ahiret tarlasını ektik mi
Hayır fidanını diktik mi
Benlik kütüğünü yıktık mı

Parasız pulsuz döndük mezara

Bir yoksulu gözettik mi
Dik yokuşu düzelttik mi

Kış gününü yaz ettik mi
Yorgansız, çulsuz döndük
mezara

İnsanlığı yaşadık mı
Yalan sözü boşadık mı

Ahiret yolunu döşedik mi
Çiçeksiz, gülsüz döndük
mezara

Hacı Kâzım der yazarım
Kendimden şüphe sezerim

Divane gibi gezerim
Bir kefenle döndük mezara


Daha neler, neler...
Ne şiirler, ne türküler, ne içten sohbetler.
Ne hikâyeler, ne anılar.
Bitmesini hiç istemediğimiz sevgi dolu, şiir, müzik, dostluk ve keyif dolu Pazar günü geç saatlerde can dostlara, bu güzel insanlara, insan gibi insanlara “eyvallah” diyerek sonlandı.


Girlan Köyü fotoğrafları için :

http://picasaweb.google.com/tanyeri/Girlan