YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

12 Eylül 2008 Cuma

BULUTLARIN ÜSTÜNDE...


Bu yayla iyi yayla
Üstü duman olmasa…



"Evdeki hesap, pazara uymaz".
Dağda da öyledir.
Düzde yaptığınız hesap çoğu kez dağa hiç uymaz…


Ağustosta Marsis dağına tırmanmayı plânlamıştık.
Marsis dediğin heybetli bir dağ.
Kaçkar’ların en doğu ucunda.
3334 metre yükseltide.
Uygun çıkışı Yusufeli’nden.
Bizlerse çıkışı ters yönden, Arhavi’den deneyeceğiz.
Tümüyle farklı bir rota’dan…

Birinci gün Salikvan yaylasına ulaşmayı plânlıyoruz..
İkinci gün de zirve yapacağız.
Ama harita üstünde yaptığımız plân, dağa uymuyor.

Dağda yol yapımı var.
Kullanacağımız patika, Demirkapı geçidinde uçmuş.

Mecburen rotayı değiştiriyoruz.
Zorlu bir yürüyüş yapıyoruz.
Yağmurda kapağı Kayadibi yaylasına zorlukla atıyoruz.
Geceleme burada.

Sabah güç bir parkurdan Sırtyayla’ya ulaşabiliyoruz.
Kampımızı kuruyoruz ama öğlen oluyor.
Bundan sonra zirve yapıp dönmek olası değil.

Manzara muhteşem.
Sıradağlar arasındaki Abu vadisi’ni bulutlar basmış.
Sırtyayla’da ise hava günlük güneşlik.

Hacca gidemese de yolunda ölmeyi göze alan karınca misali koyuluyoruz yola.
Amacımız, çıkamayacağımızı bildiğimiz Marsis dağı.
Hiç olmazsa onun eteklerine kadar ulaşmak istiyoruz.
Bulutlarıyla öylesine ihtişamlı ki…

Yolda bulutlar bize eşlik ediyor.
Ayağınızı atsanız üzerinde yürüyeceğiniz bulutlar.
O denli yakınlar bize.
Bembeyaz giysileriyle altımızda dans ediyorlar.

3 saatte Salikvan’a ulaşıp, soluklanıyoruz.
Sonrasında kayaların üzerinde sekiyoruz.
Küçük Marsis dağına varıyoruz.
Çivit rengindeki buzul gölünde duman basıyor.
Dönüşe geçiyoruz.

Bulutlar bu kez yanımızda salınıyorlar.
Kâh altımızda, kâh üstümüzde.
Bazen de kol kola giriyoruz onlarla.
Sanki bizi daha yakından tanımak istiyorlar.
Bulutların rapsodisini izleyerek yürüyüşü sürdürüyoruz.
Marsis dağları ile bir olup inanılması güç bir gösteri sunuyorlar.
Sanki dans ediyorlar.
Sessiz, müziksiz…

Sahne, dekor ve ışık muhteşem.

Gün batı yönünde ağarıyor.
Akşam serinliğinde tekrar ulaşıyoruz kampımıza.
Gün batımı ile ısı 10 dereceye kadar düşüyor.
Çadırımıza yerleşiyoruz.
Sıcak kaz tüyü uyku tulumlarımıza giriyoruz.
Duman yeniden bastırıyor.
Yoğun sisin içerisinde uykumuza dalıyoruz.

Bu kez de bulutlarla koyun koyuna…



"Bulutların Üstünde" videomu seyretmek icin lütfen tıklayınız :