YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

15 Temmuz 2008 Salı

O GEMİDE OLMAK...

Pazar günü Sinop’da idik.
Bir deniz sefası yapalım istedik.
Hafiften bir poyraz esiyordu.
Liman tarafı durgundu.
Tarakçı teknesine bindik.
Adayı dönüp Hamsaros’a gidecektik.

Liman dışında dalgalar arttı.
Tekne’yi sallamaya başladı.
Adabaşı’nda dalgalar daha da çoğaldı.
Rüzgâr Karayel’e çevirdi.
Tam bu sırada karşılaştık onunla.
Koca bir turist gemisiydi.
Cruise dediklerinden, bilmem kaç katlı.
Mağrur, alımlı seyrediyordu.
Dalgalar bizim tekneyi sallıyordu.
Onunsa tındığı bile yoktu.
Yavaşça açığımızdan geçti.
Sinop’a en az 750 paralı turist getiriyordu.
Biraz sonra Sinop Limanına demirleyecekti.
Bizlerse minicik teknenin içindeydik.
Ceviz kabuğu gibi sallanmaya devam ediyorduk.

Şimdi o gemide olmak vardı…