YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

19 Aralık 2007 Çarşamba

GENÇ OZANLAR DERSLİĞİ...


Dışarıda çisil çisil yağmur yağmaktadır. Genç adam otobüsün buğulu camlarından dışarıya bakmak ister. Gördüğü tek şey sararmış, gri renkte sonsuz bir düzlüktür. Sonbahar yavaş yavaş Konya ovasına inmektedir ve o "Mecburi Hizmet" yükümlülüğünü yerine getirmek üzere Konya ilinin Ilgın ilçesinin 600 nüfuslu Derbent köyündeki bir meçhule doğru ilerlemektedir.

Yağmur şiddetini arttırmıştır. Artık bardaktan boşanırcasına dökülmektedir gri bulutlu kararmış gökten. İner köy meydanında otobüsten ve ıslanır yağmurda olabildiğince... Artık iki yıl bu kuytu köşede sürdürecektir yaşamını. Bir anda yalnız hisseder kendini. Ama çabuk toparlanır.

Sağlık Ocağına yerleşir ve sağlık dağıtmaya başlar orada pak önlüğü ve de güler yüzüyle... Örnek olur, arkadaş olur köylüyle, ahaliyle. Dert dinler, derman verir elinden geldiğince.

Ve günlerden bir gün bir öneri gelir genç Hekim'e köyün Öğretmeninden. "Gel" der, "gel de Ortaokul öğrencilerime İngilizce öğret" yaşlı eğitmen. Öneri iyidir. Besbelli renk katacaktır genç Hekimin tek düze yaşamına... Tüm gece düşünür ve uykusuz gecenin sabahında bildirir kararını Öğretmene. İngilizce öğretmenin yararı yoktur bu yarının genç çobanlarına. Ama eğer dilerse Eğitmen, pekâlâ Türkçe öğretip, eğitebilecektir onları... Ve vazgeçilip İngilizceden hemen başlanır Türkçe derslerine. Öyküler anlatır onlara günler boyu ve şiirler okur Orhan Veli'den, Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan dolu dolu...

Yaşamlarına renk, umutlarına şevk gelmiştir genç çoban adaylarının. Ve farklı bakmaktadırlar artık köylerinin, toprağına, çınarına, baharına ve kuşlarına...

Günler günleri kovalar. Yoğun bir poliklinik gününde kapısı çalınır Sağlık Ocağının. Üç öğrencisi odaya girer genç Hekimin. Heyecanlıdırlar, sıkılgandırlar. Hekim, steteskopu ile dinlediği hastanın sırtından uzaklaşır , kulaklıklarını çıkartır ve "hayrola çocuklar, hanginiz hastasınız bugün" diye merakla sorar. Başları önde lâstik pabuçlu, sıfır numara traşlı ve geleceğin çoban adayı üç genç sözleşmiş gibi birlikte yanıtlarlar : "Hocam, bir şiir yazdık da size okumaya gelmiştik..."

Oturur köhne masasına genç adam. Yutkunmak ister yutkunamaz. Konuşmak ister konuşamaz... Biraz öncesine kadar ter ve formol kokan muayene odasına pembe, beyaz bahar çiçekleri dolmuştur. Misyon tamamlanmıştır.

........

NOT : Bu bir gerçek öyküdür ve o dönemlerde Ilgın, Derbent Sağlık Ocağı Hekimi olan Dr. Muharrem Yazıcı, halen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi Anabilim Dalı Öğretim Üyesidir.