YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

5 Eylül 2010 Pazar

DÜNYADA VAN...


Giderem Van’a doğru
Yolum İran’a doğru
Kes başım kanım aksın
Kadir bilene doğru

Ereg’in karı menem
Gün vursa erimenem
İstersen gücen bana
Men sana gücenmem


*******

Van, en doğudaki 6 ilimizden bir tanesi.
Ülkemizin en büyük gölü ile ünlü.
Turkuaz renkli Van gölü'yle…

Geçen hafta buraya bir gezi yaptık.
Üç günlük bir gezi.
Doğal olarak tüm Van’ı görmek için yeterli değil.
Bunca kısa bir süre…

Yüksek bir rakıma sahip burası.
Biri birinden güzel dağlara.
Ve görülesi bir coğrafyaya.

4000 yıl önce Hurri’ler yerleşmişler buraya.
Sonra Urartu’lar, Med’ler, Pers'ler, Sasani’ler.
Emevi’ler, Abbasi’ler, Selçuklu’lar, Osmanlı’lar.
Ve en sonunda da Türk'ler…

Tarihe tanık oluyorsunuz.
Issız bir coğrafyada.
Nefis bir iklimde.
Ve dünya iyisi insanlarıyla…

Görkemli dağlar, gürül gürül akarsular.
Yemyeşil ovalar, masmavi bir deniz.
Lacivert bir gök, bembeyaz bulutlar.
Sarı bir toprak ve kıpkırmızı bir gün batımı.

Tüm renkleri görüyorsunuz.
Sessizliği yaşıyorsunuz.
Serinliği hissediyorsunuz.
Tarihle iç içe oluyorsunuz.

Canavarıyla, çayıyla ve nefis kahvaltısıyla,
Otlu peyniri, inci kefali ve mavi deniziyle,
Camisi, türbesi ve ünlü kalesiyle,
Kilimi, kilisesi, ve renkli gözlü kedisiyle…

Ne kadar anlatsak anlatamayacağız Van’ı.
Ama bakın Evliya Çelebi de anlatmış.
400 yıl kadar önce bu diyarları:
Sanki bu günkü gibi :

Van Deryasının vasıfları

Bir göldür ki hiçbir denizle bağlantısı yoktur. Suyu zehirden acı olup, doğudan batıya uzunluğu altmış sekiz mildir. Kışın çok şiddetli dalgalanır. Etrafında dokuz aded kale vardır. İçinde iki büyük ada vardır. Birine “Ahdimvar” adası dirler ki sağlam bir kalesi ile eski bir kilisesi vardır. Diğerine “Ahtamar” adası derler. Güzel bir limanı vardır. Göle her taraftan küçük, büyük yetmiş kadar nehir dökülür.

Kuzeyden “Bendi mâhi” nehri Van gölüne girer. Bir boğaz içinde akar. Aşağı kısımda acı olur. Ama yukarı kısımları tatlıdır. Yılda bir gün Allah’ın emri ile Van gölünün balıkları bu dereden yukarıya, tam bir ay binlerce büyük, küçük balıklar geçip (Bendi mâhi ziyareti) denilen ziyaret yerinde balıklar birikir. Oranın su otlarından, eğri köklerinden otlayıp, güya o zatı ziyaret ederler.

Allahın hikmeti göle bu kadar sular karışır da ne bir katre çoğalır, ne de azalır. Suyu zehir gibi acıdır. İnsan taharet etse abdest yerini yakar. Değme kimse acısına dayanamaz. Garip bir sudur ki bu gölün etrafında oturanlar, bu suda giyeceklerini yıkadıklarında asla sabun kullanmaya ihtiyaç duymazlar. Suyunda o kadar saf, beyaz ve temiz olarak çamaşır yıkanır ki bezler pamuk gibi olur.

Süphan dağı, kuzeyde göğe yükselmiş bir dağdır. Filozof Batlamyos’un dediğine göre yeryüzündeki kırk sekiz büyük dağdan biri de budur. Bu yüksek dağ üzerinde Yahudi kavmi çıksa Allahın emri ile ödleri patlar. Bu dağda otlayan hayvanların çoğu çift kuzular.

Van Kayası’nın güneyi, batısı ve kuzeyi Van gölü ile çevrilidir. Kıble, doğu ve yıldız tarafı irem bağı gibi bir sahranın ortasındadır ki kale bu ortada yüklü olarak çökmüş deve gibi durur.

Bu kaya, çökmüş bir deveye benzetilirse başı doğu tarafında olup, asla top ermez gülle gibi kayalar vardır. Devenin kıç tarafı Van gölü tarafına ve batıya bakar. Bu deve kıçına benzeyen yerden, üç bin altmış adım yükseklikteki kayalar üzerine korka korka tam bir saatte çıktık.

Van kayası
altından pınarlar çıkar. Hor hor denilen yerde, değirmen döndürecek güçte su vardır. Kalenin en yüksek yerinden Hor hor suyu kayasına ince, bin basamaklı taş merdiven ile inilir.

Bu kalenin şehre bakan kıble tarafında düzce bir kayanın ortasında, kayayı dört köşe halinde parlatıp, ibretle okunacak yazılar yazmışlar ki rumuz ve işaret şeklinde olduğundan okuyamadım.

Hüsrev Paşa
camiinin bütün kubbeleri ve odaları mavi kurşunla örtülü, nurlu bir camidir. Halis altınla kaplanmış alemleri, güneşin ışığı ile öyle bir parlaklık saçar ki, insanın gözlerini kamaştırır.

Van kalesinin kıble tarafında Edremit şehrine kadar uzanan Van ovası bağ, bahçe ve gülistanlıktır. Bu bağlara insan girse kaybolur. Her bağda birer pınar, havuz ve şadırvan vardır. Yine her birinde şirin bir köşk bulunur.

Buranın halkının lisanı özel bir lehçedir ki hiçbir diyarın lisanına benzemez. Yaşlı erkeklerin yüzlerinin rengi buğday rengindedir. Gençleştikçe hiddetli, cesur ve yiğit olurlar. Yeni yetişenleri cenge teşvik ederler. Civan ve gençleri de buğday benizli olurlar. Delikanlıları çoğunlukla ablak, sublak, merâli, gazâli gözlü, şirin sözlü, levend olurlar. Allah biliyor kadınlarını görmedim. Ama güvenilir dostlarımızın söylediğine göre hepsi güzel yüzlü, lütufta eşsiz, ibâdetlerine bağlı imişler. Hele genç kızları baba ve kardeşlerinden başka erkek yüzü görmemişlerdir.

Çörek otlu, has ve beyaz somun ekmeği başka bir diyarda yoktur. Beyaz, gül pembe gibi yufkası, katmer çöreği, kekik böreği pek lezzetli olur”.

Van gezisi fotoğraflarım:

http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Van#5513287778501130386

.