YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

25 Şubat 2010 Perşembe

HOCABEY...


1967 yılında Hacettepe 3. sınıf öğrencisiydim.
Mantar”ın çıkartılmasını üstlenmiştik.
Tıp Fakültemizin yıllık mizah dergisini…

Derginin ön sayfalarında ciddi yazılar olurdu.
İlk sayfa her zaman Doğramacı’ya ayrılırdı.
İkinci sayfa da Dekan’ımıza...
Sonraki sayfalarda da taşlamalar, karikatürler…

Hocabey’den yazı isteme görevi bana verilmişti.
Onun sekreteri, kardeşim Esra Tanyeri Fındık’tı.
Araya Esra’yı koydum, yazıyı istedim.
Bir hafta sonra IBM daktilo ile yazılmış yazı geldi.

Sürrealist bir başlık atmıştı Doğramacı Hocamız :
Ankara Hacettepe’nin Neresinde?
Kim bilir yine nerelerde uçuyordu Hocabey

Öyle ya henüz daha Üniversite bile değildik.
Kıytırık binalarımıza zaten zor sığıyorduk.
Ankara’nın Hacettepe’nin neresinde” olduğu da nereden çıkmıştı.
Yazıyı hızla okudum, aynen şöyleydi :

Ankara, Hacettepe’nin Neresinde?

Bu soru sizlere bir şaka gibi gelebilir. Fakat geçen yaz Yeni Delhi’de toplanan Uluslar arası 3. Tıp Eğitimi Kongresinde bu soruyu bana Şili’li bir profesör sordu. Kendisi kongreden sonra Dünyada tıp eğitimi metodlarını incelemek üzere bazı memleketleri ziyaret edecekti. Programında “Türkiye’de Hacettepe’yi ziyaret” de vardı. Fakat Hacettepe’ye kadar gelmişken Türkiye’nin Başkentini de görmek istiyordu ve bana “Ankara’nın Hacettepe’nin neresinde olduğunu” sordu. Böylece Hacettepe’nin şöhreti tehlikeli olmaya başlıyor, coğrafya bilgilerini darmadağan ediyor.

1967’nin 14 Mart’ında henüz dördüncü yılına basmış olan Hacettepe’nin ve Hacettepe’lilerin bu şöhrete lâyık olduklarına inanıyorum.

Hepinize mutluluklar, başarılar ve kutlu bir bayram dilerim.

Dr. İhsan Doğramacı, 14 Mart 1967


Aslında bu görüşün, Hocabey’e ait olduğunu sonradan anladım.

O, önce Hacettepe’yi bir Üniversite yaptı.
Sonra Hacettepe’ye bağlı yandaş Tıp Fakülteleri açtı.
Erzurum’da, Adana’da, Eskişehir’de, Samsun’da.
Sonra da Kayseri’de, Konya’da, Sivas’ta, İzmir’de…
Daha sonra bunları Üniversite’ye çevirdi.
Daha sonra da YÖK Başkanı oldu.
Yeni Üniversitelerin açılmasına destek verdi.
Birçok şehirde Üniversiteler kurdu.
Vakıf Üniversiteleri devreye girdi.
Ankara’da Beytepe’yi, Bilkent’i yoktan var etti.

Tıp eğitiminin çehresini değiştirdi.
Yeni yetişen gençlerin önüne yeni yerler, yollar açtı.
Çağdaş Tıp görüşü tüm ülkeye yayıldı.

Sonradan anladım Hocabey’i…

Onun hayâli bizlerinki gibi küçümen değildi.
Gerçekten de Ankara’nın büyük bir bölümünü oluşturuyordu.
Hacettepe, onun düşüncesinde ve de plânında.
Öylesine büyük, kocaman düşünüyordu…

Çok şeyler yarattı, çok şeyler yaptı.
Ama düşündüklerinin hepsini yapabildi mi?
Hiç sanmıyorum.

Eh. “Bu kadar kusur, kadı kızında da olur” diyelim.
Yaptıkları bize fazlasıyla yeter.

Onu bugün 25.02.2010 da kaybettik.
Işıklar içerisinde yatsın.
Hocabey, koca Bey…


30 Haziran 1970 Hacettepe Tıp Fakültesi Mezuniyet Töreni

.