YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

22 Haziran 2008 Pazar

40 YIL SONRA ASPENDOS'TA...

Aspendos Tiyatrosunu ilk kez 1968 yılında görmüştüm.
Bundan 40 yıl öncesinde.
Antalya henüz bir köy gibi iken.
Hacettepe Tıp Fakültesi V. Sınıfında okurken.
1970 mezunu arkadaşlarımla katıldığım bir gezi sırasında.
Nasıl keyifli bir geziydi anlatamam…

Arkadaşlarımızla o dönemde bomboş olan Aspendos Tiyatrosunu elimizi kolumuzu sallayarak dolaşmış, yorulmadan defalarca üst sıralara tırmanıp, inmiş ve akustiğini inceleyerek bu görkemli yapıya hayran kalmıştık.

Aspendos tiyatrosu antik tiyatrolar arasında en iyi korunmuş bir yapıttır. 17.000 kişiliktir.
Tiyatro, Mimar Zenon tarafından Kral Antonius Piu zamanında (138-164) tamamlanır.
Söylentiye göre bu Kralın çok güzel bir kızı vardır ve herkes onunla evlenmek istemektedir.
Kral, kentine en yararlı ve güzel şeyi yapana kızını vereceğini duyurur.
Bunun üzerine iki mimar tarafından iki farklı yapıt yapılır.
Birincisi Aspendos’a kilometrelerce uzaktan geometrik hesaplamalarla getirilen görkemli su kemeri ve diğeri de akustik harikası tiyatrodur.

Kral su kemerlerini gördükten sonra kızını bu faydalı eseri yapan mimara vermek ister.
Ancak tiyatroyu gezerken bir mırıldanma duyar.
Bu ses “kral inşallah kızını bana verir” diye dua etmektedir.
Kral, sesin geldiği yeri belirleyemez.
Biraz dikkatle baktığında, en üst sıradaki tonozlar arasında dolaşan mimarın mırıldanmalarının sahneden duyulduğunu hayretle saptar.
Bu akustiğe hayran kalan Kral Piu sonunda kızını Mimar Zenon’a verir.

Geçen hafta Antalya’da “Uluslararası Kolesteatoma ve Kulak Cerrahisi Kongresi” vardı.
17 Haziran akşamı bu akustik harikası tiyatroda G. Puccini’nin Turandot Operasını izledim.

Bu yapıyı benim tanımamın üzerinden 40 küçük yıl geçmişti.
Kendi yapılışının üzerinden ise 20 tane koca yüzyıl aşmıştı.
Belki biraz yorgundu ama hala ayaktaydı.
Sofya Ulusal Orkestrasının ve Puccini'nin melodileri tarihi dekor içerisinde yankılanıyor ve Sofya Operası sanatçılarının aryaları tüm amfide büyük bir netlikle işitilebiliyordu.

Gösterinin ortasında antik tiyatronun duvarları arasında tüm heybeti ile beliren dolunay da Çin prensesi Turandot ile Prens Calaf arasındaki ölümsüz aşka eşlik ediyordu…

Turandot operasının en görkemli aryası olan
Nessun dorma
'yı (kimse uyumasın)
Pavarotti
'den dinlemek için lutfen tıklayınız :