YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

2 Mart 2008 Pazar

BOTLARIM...


2000 civarında KBB Uzmanının üye olduğu
www.kanalkbb.net
de 29.02.2008 tarihinde yayınlanmıştır.

Sevgili Orhan Yılmaz, Kanal KBB’nin Sosyal KBB bölümü için benden yazı istediğinde önce nedir bu “Sosyal KBB” diye sayfaya girip, inceledim. Hepsi biri birinden değerli üç meslektaşım Dr. Oğuz Basut, Dr. Cem Saka ve Dr. Esra Eryaman hayli pahalı motosikletleri ile pozlar vermişler ve çok güzel anılarını yazmış, yorumlarını yapmışlardı.

Ne yapacaktım.
Ben bırakın motosiklet kullanmayı, daha bisiklete binmeyi bile bilmiyordum.
Bizim “yediğimiz pekmez, gördüğümüz Antep” di.
Başkaca bir özelliğimiz yoktu. Gerçekten ne yapacaktım…

Birden aklıma evde çamur içinde duran botlarım geldi.
Onlar da beni meslektaşlarımınki kadar hızlı olmasa da, o kadar uzaklara götürmese de epey yükümü çekmişti.

Oğuz’un söylediği gibi “hobinin ötesinde bir tutkuydu, bir aşktı” benim için botlarım. Ben de “uzun yıllardır sımsıkı bağlıydım bu tutkuya…” Benim botlarım da “biraz zerafet, belki de biraz hava” değil miydi sevgili Oğuz’un yazdığı gibi. “Yakın uzak demeden, güneş kar çekinmeden yüklenip gezmek” değil miydi benimkisi de… Veya “kamp yapmak” değil miydi “görülesi yerlerde soluk almak, doğa ile iç içe spor yapmak”.Tanımak” yok muydu “köşe bucak Türkiye’yi” bizim de literatürümüzde.

Cem Saka kardeşimin söylediği gibi bizim “yapmamız gereken de o tehlikeyi bertaraf edip, istediğimiz şeye ulaşmak” değil de neydi. Ben de “hem efendiliğimi bozmayıp, hem de çılgınlığımı korumuyor muydum” botlarımı ayağıma geçirdiğimde. Ya da “botlarım bir isyan aracı” değil miydi yaşamaya. Veya “motosiklet dostluksa” botlarım dost değil miydi bana…

Sevgili Esra’nın yazdığı gibi “trekking” de “is a way of thinking” değil miydi benim için. Yürüyüş de “akıl ve vücudun uyum içinde yolculuğunu” anlatmaz mıydı. Ben de Esra gibi “ruhumu dinlendirmeyi, sükunet ihtiyacımı, özgürlüğümü” yürüyüşle karşılamıyor muydum. “Botların zevki uzun yürüyüşlerde çıkmıyor muydu.

Genç meslektaşlarımla birçok noktada buluşmuştuk.
Onların alımlı motosikletleri vardı. Gençlerdi, hızlılardı.
Ama herkes bu olanaklara sahip değildi.
Ama hepimizin bir çift ayağı ve onu içine sokacak bir ayakkabısı vardı.
Dağlar, bayırlar, düzlükler, ormanlar hemen yanımızdaydı.
İster motorla, ister botla.
Fark etmezdi açılmak için doğaya…


Konu ile ilgili fotoğraflar için lütfen tıklayınız:

http://picasaweb.google.com/tanyeri/Trekking