YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

27 Ağustos 2012 Pazartesi

SEN DE GİT...


Ben bu yaylalaru yaylayamadum
Suları soğuktur da boylayamadum…


…………..

Beklenenden erken dönmüştüm.
TransMongolia gezisinden…

Bayram izniyle birleştirdim.
Geri kalan iznimi.
7 günlük bir fırsat doğmuştu.
Karadeniz yaylalarına gitmek için…

Strabon grubumuz gidiyordu.
Karadeniz yaylalarına.
17 kişilik bir grupla.
Tamzara tur organizasyonuyla…

Beni de aldılar aralarına.
Son anda.
Buluştuk onlarla.
Trabzon hava limanında…

Önce gittik Maçka’ya.
Coşandere Millî Parkı’nda.
Sumela Manastrı’na.
Güzel bir havada…

O akşam konakladık.
Çamlıhemşin’in hemen yakınında.
Fırtına deresi yanında.
Selçuk ve Rukiye’nin Fırtına Pansiyon’unda…

Ertesi gün Verçenik’e.
Yürüdük yoğun bir sis içinde.
Ahmakıslatan bir çisede.
Her ne kadar Verçenik’i tam göremesek de…

6.5 saat yürüdük.
Sonraki gün.
Palovit şelalesinden Amlakit yaylasına.
Yoğun yağmur altında…

Ertesi gün yine yürüdük.
Önce Samistal’a.
Ardından da Pokut yaylasına.
Bu kez güzel bir havada…

İki gün konakladık.
Pokut’ta.
Yayla’da Mola” pansiyonunda.
Yasemin’in sevgi dolu ortamında…

Sal
yaylasına yürüdük.
Fanenin puğaru'ndan içtik.
Kaçkar
’ları tam karşıdan gördük.
Manzaranın güzelliğiyle büyülendik…

Sonra geldik Gito yaylası'na.
Yürüdük Pokut’tan Çat yoluyla.
Yine yoğun duman altında.
Koçira Pansiyon’a…

Serhat, Kadir, Elif
ve Ali.
Sevgi çemberine aldılar bizi.
Akşam yemeğinde yedik yaylanın güzelim ot(!)larını.
Ardından da oynadık tulum eşliğinde Hemşin horon’unu.

Ertesi gün yürüdük Ambarlı yaylası'na.
Zorlu bir tırmanışla ulaştık sonunda.
Çiğdem’ler papatya’lar arasında.
Balıklıgöl’ün duru sularına…

Bulutların üzerindeydik dönüşte.
Göçmen kuşlar dönüyordu üzerimizde.
Yaban mersini ve dağ çileği yiye yiye.
Ulaştık sonunda Gito’ya bastıran sis’te…

Sabah yine duman'la uyandık.
Bulutlar’ın rapsodisine tanık olduk.
Can dostlarla vedalaştık.
Erkenden yola koyulduk…

Önce Zir kale görüldü.
Ardından Ortan mahallesine gidildi.
Güzelim konaklar gezildi.
Sahipleriyle tatlı sohbetler edildi…

Dönülecekti artık Trabzon’a.
Çamlıhemşin yoluyla.
İnerken Ortan’dan aşağıya.
Dikkatimi çekti bir tabela…

Bir trafik levhasıydı bu.
Yayalara dikkati çeken bir uyarıydı.
Ama altına bir sözcük eklenmişti.
Sen de git” denilmişti…

Önemseyin derim dostlarıma.
Dikkatle bakın bu levhaya.
Sizler de gidin en kısa zamanda.
Karadeniz’in yaylalarına…



Karadeniz Yaylaları fotoğraflarım:
http://picasaweb.google.com/105371707000908378020/Yaylalar02#5781188732398760098


.