YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

19 Kasım 2009 Perşembe

CAZ'IN DÜKÜ İLE...


1969 yılında İngiltere’ye gönderilmiştik.
Dr. İhsan Doğramacı tarafından.
İngiltere’nin batı kıyılarındaki Bristol kentine.
Hacettepe Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisi olarak.

Bilgimizi, görgümüzü artırıp dönecektik.
İşe bak ki hiç millî olmamıştık.
İlk kez deplâsmana çıkacaktık.
Üç ay süreyle küffar illerinde kalacaktık.

O dönemlerde döviz sıkıntısı var.
Dilediğin kadar para çıkartamıyorsun.
Ancak 200 dolar çıkartmana izin var.
Çıkartabilenler de bir yerlerine saklayıp çıkartıyor.
Öğrenci olduğumuz için bizde o kadar para zaten yok…

200 doları zorla bir araya getirdik.
Bu da 80 Sterlin kadar para ediyordu.
Üç ay süresince bununla yiyip, içip, gezecektik.

Neyse ki hastanede kalıyorduk.
Gündüzleri orada yiyor, içiyorduk.
Fazla harcamamaya da özen gösteriyorduk.

Günlerden bir gün bir duyuru gördük.
Duke Ellington, geliyormuş.
Konakladığımız kente, Bristol’e...
70. doğum yıldönümü için konser vermeye.

Duke Ellington diyince duracaksın.
Bu adam caz denilince dünyada akla gelen ilk isim.

Böyle bir fırsat elimize bir daha geçer mi bilinmez.

1.5 aydır zaten gurbetteyiz.
80 pound’un yarısını yemişiz.
Geriye kalmış 40 pound kadar bir para.
Sadece konsere giriş ücreti zaten bunun üzerinde.

Neyse ki kenarda, köşede daha ucuz biletler var.
Kafa başı 10 pound’a…

Bileti alsak cepte sadece 30 pound kalacak.
Bu para ile en az bir ay idare etmemiz gerekecek.
Bir de daha eşe dosta hediyeler alacağız.

Aras
ile birlikte iki gün düşündük.
10’ar poundumuza kıydık.
Kıytırık bir yerden biletlerimizi aldık.

Dönüşte bunu arkadaşlarımıza anlatır, havamızı atarız.
Çocuklarımıza da ileride anlatacak birşeylerimiz olur…

Neyse, 25 Kasım günü geldi.
Colston Hall denilen konser salonuna gittik.
Burası Beatles’i meşhur eden bir müzik salonu.
1963-64’lerde…

Arkalardayız ama hiç dert değil.
Kulaklarımız duyuyor.
Kenardan köşeden sahneye de hâkim sayılırız.
Protokol sırasındaki bir Vali kadar da mutluyuz.

Derken, “Duke” çıktı sahneye.
Orkestranın hem kurucusu hem de şefi.
Piyanosunun başında hem konuşuyor hem de çalıyor.
Kalabalık bir orkestra.
Trompetcisi, saksafoncusu, davulcusu, flütcüsü…
Tam 15 kişilik bir topluluk.

Müthiş bir ritmle ve birliktelikle çalıyorlar.
Hepsi de işini iyi biliyor.
Yanlışlık, aksama hak getire.
Parçaları büyük bir rahatlıkla icra ediyorlar.

Keyifle iki saat geçirdik.
Olağanüstü caz parçaları dinledik.
Rockin'In Rhythm, Satin Doll, Caravan, Black Swan gibi.
Yerimizin arkalarda olması hiç önemli değilmiş.
Onlarla birlikte olmak, müziği yaşamak gerekirmiş.
Genç yaşımızda bunu anladık.

Duke Ellington ve arkadaşlarını bir daha seyredemedik.
Cazz’aziz “Duke” beş yıl sonra 1974’de öldü.
Caz’a damgasını vurdu gitti.
Yaşasaydı bu yıl 110 yaşında olacaktı.
Toprağı bol olsun…

Bu konserden 40 yıl sonra Internet'te bu konserin CD'sinin var olduğunu gördüm. Sınıf arkadaşım Dr. Timur Sümer'den bu CD'yi bana göndermesini rica ettim. Kısa zamanda buldu ve gönderdi. 25 Kasım 1969'da Colston Hall'de canlı kayıt müziğin ilk parçasını video haline getirdim. Kaydın başında ve sonunda benim ve Aras'ın alkış seslerimizi bakalım duyabilecek misiniz :



.