YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

5 Ekim 2009 Pazartesi

EL HAREZMÎ...


1963 yılında Lise son sınıfta okuyordum.
Ankara’da Yenimahalle Mustafa Kemal Erkek Lisesi’nde.
Derslerim oldukça iyiydi.
Ancak o yıl “Cebir” dersinden sınıfta kaldım.
Ve Lise’yi bitiremedim.

Bir yıl sonra “Cebir” dersini vererek Liseyi bitirdim.
Hemen ardından Üniversite sınavlarına girdim.
ODTÜ Fizik Mühendisliği ve Hacettepe Tıp Fakültelerini kazandım.
Matematikten gözüm korkmuştu.
Hacettepe’yi tercih ettim.

Özbekistan gezimiz Hiva kentinden başlamıştı.
Otelimiz bu kentin surlarının hemen karşısındaydı.
50 m.’lik bir yürüyüşle İçhan Kale denilen bu surlara varılıyordu.
Bu surların hemen önünde büyük bir heykel vardı.
Üzerinde ismi de yazmıyordu.
Sorduk soruşturduk “El Harezmî”nin heykeli dediler.
Asıl ismi “Ebu Abdullah Muhammed bin Musa el Harezmî”.
Türk kökenli bir büyük bilim adamı.
Cebir’in kurucusu ve babası...

MS 780 yılında burada yani “Hiva” da doğmuş.
Harezm bölgesinin merkezi “Hiva”da…
Bu nedenle Harezmî diye biliniyor.

20 yaşlarında Hiva’dan ayrılıp Bağdat’a yerleşmiş.
Buradaki bilim ortamında kendisini geliştirmiş.
Matematik, Astronomi ve Coğrafya alanlarında çalışmış.

Onun dönemine kadar “sıfır” sayısı bilinmiyormuş.
Romalılar I, II, III, IV, V, VI, VII, VIII, IX rakamlarını kullanıyorlarmış.
Sıfır olmadığı için 10 başka bir simge olan “X” ile gösteriliyormuş.
20 yazmak için iki tane X’i yanyana kullanıyorlarmış.
30 yazmak için de 3 tane X’i...
40 için 50’yi simgeleyen L harfinin önüne bir X koyuyorlarmış.
50’den 10’u düşüyorlarmış.
XL bir anda 40 oluyormuş.
Örneğin 1888 sayısını MDCCCLXXXVIII biçiminde yazıyorlarmış.

Bu şekilde meramlarını belki anlatabiliyorlarmış.
Ama iş çarpmaya, bölmeye gelince işin içinden çıkılamıyormuş.

İşte El Harezmî burada devreye girmiş.
Sıfır’ı ve basamaklı sayı sistemini getirmiş.
Daha 9. yüzyılda.
Yani bundan 1200 yıl önce.

Yazdığı kitabın değeri batılılar tarafından daha sonra anlaşılmış.
Kitabı 100 yıl kadar sonra Latince’ye tercüme edilmiş.
Algoritmi de numero Indorum” adıyla.
Sembollerden oluşan bu sistem ve sıfır batı dünyasına sunulmuş.
Ancak 12. yüzyılda

El Harezmî’nin çalışmaları Cebir’in temelini oluşturmuş.
"El’Kitab’ül-Muhtasar fi Hesab’il Cebri” kitabını yayınlamış.
Bu, birinci ve ikinci derecede denklemlerin çözümünün yer aldığı ilk kitap olmuş.
Bizdeki “Cebir” değimi Arapça’daki “el-cebr” kelimesinden kaynak alıyormuş.
Batı dilindeki “algebra” nın da kökeni buradan kaynaklanıyormuş.

El Harezmî’nin ismi bilim havuzunda zaman içerisinde değişimlere uğramış.
El-Horazmî, Al-Horazm ve sonunda “algorithma” ya kadar dönüşmüş.

Harezmî bilim dünyasında çok önemli bir isimdi.
0” sayısınının bulunuşu bilim dünyasına getirilmiş en önemli yenilikti.
İkili (binary) sayı sistemi ve “0” bilim dünyasına onun tarafından sunulmuştu.

Bu sistem bugün keyifle kullandığımız bir sistemin de temelini oluşturuyordu.
Bilgisayar’ın ve digital elektroniğin.

Hiva’da Harezmî’nin heykelini saygıyla inceledik.
Bilim dünyasına yaptığı katkıların önünde hürmetle eğildik.

Her nekadar Lise son sınıfta “cebir”den çakmış olsak da…




.