YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

3 Temmuz 2009 Cuma

AYKAN ERDEMİR...



Aykan Erdemir
benim damadımdır.
İyi bir eğitim görmüştür.
Robert Kolej mezunudur.
Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirmiştir.
Sonrasında Harvard Üniversitesinde Doktorasını yapmıştır.
Doktora tezi "Alevilik" konusu üzerindedir.
Halen ODTU Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesidir.

Aykan, 5 Ocak 2009 tarihinde TRT 1'de Aleviliğin tartışıldığı Tayfun Talipoğlu'nun yönettiği programda "Alevilerden Özür Diliyorum" başlıklı bir konuşma yaptı.

Konuşmasının tam metni aşağıdadır.
Ayni konuşmanın video görüntüsü için :
http://www.facebook.com/video/video.php?v=1085962066524&oid=26547104683
adresini tıklamanız gerekir.

..........

ALEVİLERDEN ÖZÜR DİLİYORUM


Alevi Enstitüsü, 23 Aralık 2008 Salı günü Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay, postnişin Veliyettin Ulusoy ve Vatikan büyükelçisi Antonio Lucibello’nun elleriyle aynı anda açıldı. Bu Enstitü on bir kişilik Bilim Kurulu’na dört adet Alevi olmayanı alacak kadar hoşgörülü ve kapsayıcı bir Enstitü. İçlerinden birisi de benim. Ben burada üç kimliğimle bulunuyorum: 1) Sünni bir yurttaş, 2) On iki yıldır Aleviler’i çaşılan bir sosyal antropolog, 3) Alevi Enstitüsü’nün Yönetim Kurulu ve Bilim Kurulu üyesi. Ben 85 yıldır 120 bin kadrosunun içinde bir Alevi’ye yer bulamamış bir cemaatin mensubuyum. Ama Aleviler 85 yılda yoksulluklarından arttırdıkları parayla açtıkları ilk Enstitü’ye ilk günden dört adet öteki’yi, el’i aldılar, yani Alevi olmayanı aldılar. Birinci gün o zengin yüreklerinden başkalarını içeri davet etmek geldi. Dolayısıyla ben bugün burada Aleviler’le hoşgörüyü konuşmaktan utanıyorum. Aleviler’e öğretecek bir hoşgörüm yok benim. Aleviler’den özür diliyorum. Çünkü bir Sünni olarak bugün burada kitap okumayı bilen ben insan okumayı bilen Aleviler’e Alevilik öğretmeye çalışıyorum. Sizlere yüzyıllardır Alevilik öğretmeye çalıştığımız için özür dilerim. Bizlere asla ve asla Sünnilik öğretmeye çalışmadınız. Bize saygı gösterdiniz, teşekkür ederim.

Benim eğer öğretecek bir kelimem varsa o Sivas’dadır. 15 yıldır Madımak’da afiyetle kebap yiyen Sünni kardeşlerime söyleyecek bir sözüm var. Benim hayatta öğretecek bir dersim var. Bakın Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay, Enstitü açılışımızda çok güzel bir yaklaşımda bulundu özür diledi. Ama Ertuğrul Günay olarak değil, Bakan olarak özür diledi. Dedi ki “Ben resmi görevimle, bir kamu görevlisi sıfatımla siz Aleviler’den özür diliyorum”.

Ben de bugün burada bir yurttaş olarak sizlerden özür diliyorum. Sizlere Alevilik öğrettiğimiz için, din derslerinde çocuklarınıza acı çektirdiğimiz için, camilerimizin, imamlarımızın, müezzinlerimizin, vaizlerimizin, imam hatip liselerimizin, ilahiyat fakültelerimizin ve Diyanet İşleri Başkanlığımızın tüm giderlerini sizlerin vergileriyle karşıladığımız için özür diliyorum. Ve 85 yıldır -ki Cumhuriyet’in yurttaşı olarak yalnızca Cumhuriyet’ten sorumluyum, Osmanlı’nın özrünü de dilemem- ama Cumhuriyet’in sorumlu bir yurttaşı olarak, 85 yıldır sizden çaldığımız her damla alın terini ödeyene kadar da durmayacağız. Biz belki bugün bunu söyleyen az sayıda Sünni’den biriyiz ama sizden gasp ettiğimiz hakkınızı geri vereceğiz. Evet sizler Pir Sultan’ın yoldaşlarısınız, itleriniz bile haram yemez. Ama bizler de onurlu Sünni yurttaşlarız, biz de haram yemeyiz. 85 yılın haramını sizlere tanzim edeceğiz diyorum. Bu bir Sünni yurttaş olarak söylemek istediklerimdi.

Ama aynı zamanda ben diğer kimliklerimle de çok hızlı da olsa konuşmak isterim. Hoşgörü konusunda Aleviler’den öğrendiğim güzel bir yaklaşım var. Mevlevi demiş ki: “Yaradılanı hoş görürüz, Yaradan’dan ötürü”. Bektaşi demiş ki: “Biz görmeyiz”. Biz artık hoşgörüyü tartışmamalıyız. Biz görmemeyi tartışmalıyız. Cemevleri bizim derdimiz olmamalı. Cemevleri sizin ibadethaneniz. Bu programda bulunan Ali Balkız öyle söylüyorsa öyledir, nokta. Benim söyleyecek başka bir sözüm yok. Bunun için de özür dilerim. Onlara “cümbüş evi” dediğimiz için de özür dilerim. Ve o görevlileri hala yerinde tuttuğumuz için de özür dilerim.

Son olarak da herkes on iki dakika konuştu ama ben Sünniler arasından Aleviler’in hakları için konuşan bir kişi olduğum için biliyorum sürem yalnızca üç dakikadır. Olsun ben üç dakikada da olsa hak neyse onu söylemek isterim. Kadın erkek meselesi konuşuldu. Burası da biraz Alevi örgütlerine benzedi, çok az kadın var. Şöyle sevindirici bir haberle bitirelim. Alevi Enstitüsü kota mota koymadan, bilimadamlarıyla değil bilim insanlarıyla çalışarak Bilim Kurulu’nun yarıya yakın üyesini kadın biliminsanlarından seçti. Yalnızca kadınlar değil ama. Bizim açılışımızda Vatikan büyükelçisi vardı, Katolikler vardı, Süryaniler vardı, Yezidiler vardı, Protestanlar vardı, Bahailer vardı. Yine bizim Enstitümüzün açılışında ve üyeleri arasında Alman vatandaşları vardı, Hollanda vatandaşları vardı, yabancılarla evlenmiş Türk vatandaşları vardı. Bizim Enstitümüzün açılış töreninde altı dilde türkü söylendi, bu toprakların tüm dillerinde türkü söylendi ve orada yapılan slayt gösterisinde dünyanın tüm inançları, tüm renkleriyle sizlere, tüm Türkiye’ye ve tüm dünyaya yansıtılıdı. Sözlerime bu şekilde son vermek isterim.