Ve gönül Tanrısına der ki
Pervam yok verdiğin elemden
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden...
Ben, Yücel Tanyeri
1964 senesinde Hacettepe'de Tıp Fakültesine kaydımızı yaptırmıştık. Lise'yi yeni bitirmiştik. İlk kez Üniversiteye gidiyorduk. Çoğumuz da Ankara dışından taşradan, Kars'dan, Van'dan, Samsun'dan geliyorduk. Haliyle sosyal olaylardan bihaberdik.
Derslerimiz sıkıydı, programımız da oldukça yüklüydü. Cumartesi günleri bile saat 13.00'e kadar eğitim yapılırdı. Nefes alacak bile vaktimiz çok azdı. Neyse ki Hacettepe Parkı içinde bir Çayhanemiz vardı. Oraya gidilir, çay içilir. sohbet edilirdi. Müzik becerisi olan birkaç kişi de bizi eğlendirirdi. Bu işin başını da Ahmet Kurtaran çekerdi.
https://yucel-tanyeri.blogspot.com/2008/11/hacettepe-parki.html
https://yucel-tanyeri.blogspot.com/2010/07/modern-folk-uclusu.html
Hocalarımız çok gençti, çok da dinamiklerdi. Öğrenci işleri Müdürümüz Bozkurt Güvenç'di. O, öğrenciler daha aktif olsun isterdi. Pınar Özand, Altan Günalp derslerin dışında bizleri eğitirlerdi. Tanju Fırat, Cumartesi günleri öğlenden sonra 14.30'da Klasik Müzik LP'leri ile gelir, hem bilgiler verir, anlatır ve hem de DUAL marka pikap'ından bizlere çok güzel müzikler dinletirdi.
Sonraları daha da güzel organizasyonlar yapıldı. Sanıyorum arkasında yine Bozkurt Güvenç vardı. Devlet Tiyatrosu ile güzel ilişkiler kurmuştu. Aralıklarla Tiyatro Sanatçıları gelir, bire bir öğrencilerle beraber olurlardı. Çok değişik performanslar sunarlardı. Bir defasında Semih Sergen gelmişti. O enfes sesiyle şiirler okumuştu. Bir başka zamanda Yılmaz Gruda gelmişti. O davudi sesiyle "One Man Show" yapmıştı. Bunlar 60 sene önceydi. Stand-up filan o dönemde daha keşfedilmemişti. Cem Yılmaz belki daha dünyaya bile gelmemişti. Biz One Man Show'u orada öğrenmiştik...
Bunlardan bir diğeri de Erdinç Dinçer'di. İsmi hiç işitilmemişti. Hala Fransa'da öğrenimine devam ediyordu. Pandomim gösterisi yapacak denilmişti. Pandomim de neyin nesiydi ki?..
İlk kez işitiyorduk, ilk kez de görecektik. Gencecik, çöp gibi ince bir adam geldi. Siyah basit bir giysi üzerindeydi. Tek kelime laf etmedi. Ama sadece vücut ve el hareketleri ile öyle güzel şeyler ifade ediyor, anlatıyordu ki Pandomim'in yalnızca el-kol, vücut ve mim denilen yüz hareketleri ile bir konuyu anlatmak olduğunu ondan öğrendik...
Erdinç Dinçer, 1935 doğumluydu. 1951'de Ankara Konservatuarı'na girmişti. Önceleri Ahmed Adnan Saygun'un talebesiydi. Sonra birkaç bölüm değiştirmişti. 1956'da bir Fransız Pandomim sanatçısıyla tanıştı, Pandomim'i çok sevmişti. 1961-65 yılları arasında Paris'e gitti. Jacques Lecoq Pandomim Okulunda öğrenim gördü. Marcel Marceau ile mim çalışmaları ve Laura Shelee ile de modern dans çalışmaları yaptı. İyi bir Pandomim sanatçısı oldu. İzmir Devlet Operası ve Balesi'nde Klasik Bale ve Modern Bale temsillerinde rol aldı. Avrupa'da çeşitli ülkelerde gösteriler yaptı. Belgrad Pandomim Festivali'nde Altın Madalya kazandı. İtalya'da "Sessizliğin Sesi" gösterisi ile en iyi oyuncu ödülünü aldı. 1999'da da Moldova'da Pandomim dalında Dünya birincisi seçildi. Sonra da Hacettepe Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı...
Bizlere çok genç yaşlarımızda Pandomim sanatını sevdiren ve ülkemizde Mim Sanatı'nın öncüsü olan bu sanatçı on yıl önce 2013 senesinde ve 78 yaşında yine sessizce aramızdan ayrıldı...
Köy Fırını ve minik bir Gölü.
İle görülesi bir yer Ambarköy'ü...
Ayntab şehri toplam 32 mahalledir ve 8.067 toprak ve kireç örtülü mamur ve şenlikli hanedir. Bu şehrin halkı genellikle Hacegân tarikatındandır. Kısacası mamur ve süslü yolları ile tertemiz şirin bir şehirdir. Bu anlattığımız mamur şehrin tam ortasında bir kudret kayası üzerinde yuvarlak bir hoş iç kale vardır ve gayet sağlamdır. Hendeği kenarınca çepeçevre büyüklüğü 1300 adımdır. Her taşı fil gövdesi gibidir. Sanki bu kale Haleb Kalesi'nin oğludur. Bütün halkı şirin yediklerinden şirin söylerler.