YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

13 Mart 2026 Cuma

DOKTORLARA TEŞEKKÜR...

 

- 14 Mart 2026 -

Dünyaya gözümü açtıktan sonra.
Gelene kadar geçen 70 yılda.
Karşılaşmadım hiç bir hastalıkla.
Önemsiz olan birkaçından başka...

70 yaşımı aştıktan sonra.
Gelmeye başladı hastalıklar başa.
Önemlisi, az önemlisi aralıklarla.
Bakmaksızın yaşıma, durumuma...

Hastaneler, hekimler, muayeneler.
Tetkikler, reçeteler, kontroller.
Girişimler, laboratuarlar, raporlar.
İlaçlar, cihazlar, ameliyatlar.
Yatmalar, pansumanlar, taburcu olmalar... 

Bugün, 14 Mart Tıp Bayramı.
Hekimlerimizi yürekten kutlamalı.
Bir gün olsa bile onları hatırlamalı.
Bizleri iyileştirmek için çabaları.
Takdir edilmeli, yürekten alkışlanmalı...

Ben de Tıp Bayramında, bu özel günde.
Beni sağlığıma kavuşturan Hekimlere.
Ve iyileşmemde emeği geçen herkese.
Teşekkür ediyorum minnetlerimle...

Dr. Sait Ada
Dr. Neşe Çelebisoy
Dr. İlhan Erkan
Dr. Enis Alpin Güneri
Dr. Sema Güneri
Dr. Özhan Göldeli
Dr. Ahmet Ömer İkiz
Dr. Süleyman Men
Dr. Mehmet Uğur Mungan
Dr. Mehmet Öfgeli
Dr. Haluk Özen
Dr. Levent Naci Özlüoğlu
Dr. Halit Pınar
Dr. Osman Saatçi
Dr. Ömer Topalak
Dr. Kaya Yorgancı

Tüm Meslektaşlarımın
14 Mart Tıp Bayramını kutluyor,
Hepsine sağlık ve başarı diliyor,
Kutsal emeklerine saygı duyuyorum.


.

9 Mart 2026 Pazartesi

YAŞAR MÜZESİ...

 

- 3 Şubat 2026, Alsancak-İzmir -

Durmuş Yaşar, 1889'da
Doğdu Rodos'ta.
Babası ticaretle uğraşıyordu.
Annesi et ve süt üretiyordu.
Kök boya işi ile ilgileniyordu...

1905'de 16 yaşındaydı.
Babası dünyadan ayrıldı.
Durmuş Yaşar işin başına geçti.
Babasının işini genişletti...

1920'lerde Türklere baskılar arttı.
1927'de Rodos defteri kapandı.
Mübadil olarak İzmir'e geldi.
Kemeraltı'nda işyeri açtı.
Durmuş Yaşar Müessesesini kurdu...

1930'larda boya satışına başladı.
1941'de kendi Boya Atölyesi'ni açtı.
Sanayi yatırımlarına başladı. 
1954'te Boya üretim tesisi açıldı...

DYO ismini kullanmaya başladı.
Bu ülkemizin ilk Boya Fabrikasıydı.
Pınar Süt kuruldu 1973 yılıydı.
Tarım ve hayvancılığa başlandı.
Besin ürünleri imalatı yapıldı.
Geniş bir Holding ağı yapılandı...

DYO Resim yarışmaları.
1967 senesinde başlatıldı.
DYO'nun kuruluşunun 13. yılıydı.
60 yıldır halen devam etmekte.
Birçok yeni ressam yetişmekte...

Türkiye'nin ilk özel Resim Müzesi.
Bir Yaşar Kültür Vakfı işletmesi.
Alsancak'ta eski bir İzmir evinde.
Girdi hizmete 1985 senesinde.
Açılışından geçen 40 yıl süresince.
Ev sahipliği yaptı 286 Resim Sergisine.

Bu yeterli değildi.
Yeni bir Müze gerekliydi.
Alsancak'ta 1895 yılı yapımı.
130 yıllık eski bir Un Fabrikası.
Arazisiyle birlikte satın alındı...

2014'te verildi yeni bir Müze kararı.
2017 yılında çalışmalar başlatıldı.
Röleve ve restorasyonları yapıldı.
Fabrikanın özgün mimarisi korundu.
Depreme karşı dayanıklı kılındı.
2022 yılında çalışmalar tamamlandı...

Üç katlı ve 6 dönüm kapalı alanı.
2.5 dönüm Sergileme sahası.
Ve 350 kişilik Konferans Salonu.
Selçuk Yaşar'ın doğum gününde.
17 Ocak 2026 tarihinde.
Açıldı "Yaşar Müzesi" ismiyle...

Giriş katındaki alanda.
DYO yarışması eski resimleri bulunmakta.
60 yıllık yarışmanın bazı eserlerine.
Renkler içinde burada yer verilmekte...

İkinci kata gelindiğinde.
Anadolu'nun renkli şekillerine.
Geometrik desenleriyle.
Yer ayrılmış eski kilimlerine...

Üçüncü katta da.
Neolitik dönemden Selçukluya.
Toprak, cam, tablet gibi çok sayıda.
Arkeolojik eserler bulunmakta...

Eski bir Un Fabrikası seçilmiş.
Büyük emek verilmiş.
Yaşar Holding adına yakışan.
Güzel bir Müze meydana getirilmiş...


Yaşar Müzesi Fotoğraflarım:
.

5 Mart 2026 Perşembe

ALAÇATI PAZARYERİ CAMİSİ...

 

- 25 Eylül 2025, Alaçatı-İzmir -

Alaçatı, İzmir'in bir kazası.
İnsanla dolu tüm yaz ayları.
Sakin sonbaharı ve de kışı...

İstanbulluların çok sevdiği yer.
Köşkler, bahçeler, eski evler.
Gece kulüpleri, butik oteller.
Lokantalar, meyhaneler, kafeler...

Yazın yer bulamazsınız.
Kalabalıktan dolaşamazsınız.
Oldukça para harcarsınız.
Ama yine de memnun ayrılırsınız...

Bir de Camisi vardır.
1830'da temeli atılmıştır.
Rum Ortodokslar yaptırmıştır.
1874'te Meryem Kilisesi adıyla açılmıştır...

1920'li yıllarda. 
Zorunlu Mübadele yapıldığında.
Cemaati Yunanistan'a göç ettiğinde.
Bu Kilise çevrilmiş Cami'ye.
Pazaryeri Camisi ismiyle...

1924 yılında Kilise kapatıldığında..
Freskler üzeri kapatılmış badanayla.
Kimse de görmemiş onları bir daha.
Freskler de korunmuş yıllarca...

2010 yılında.
Başlandığında restorasyona.
Badana silinerek kaldırıldığında. 
Freskler çıkmış tüm güzelliğiyle ortaya... 

Ayni mekanda Cami ve Kilise.
Günümüzde ayrılıyor bir perde ile.
İnanç duyan insanlar her iki dine de.
İbadet edebiliyorlar ayni yerde...


Alaçatı Pazaryeri Fotoğraflarım:

.

3 Mart 2026 Salı

TEKNOLOJİ ve SOPA...

 

- 2 Mart 2026, Kuveyt -

İnsanoğlu birbirine karşı.
Güç kullanmaya başladı.
Önce ellerini kullandı.
Sonra da ayaklarını...

Yetmeyince eline bir Sopa aldı.
Sopayla dövdü, kovaladı.
Baktı ki o da olmadı.
Önce basit silahlar yapmaya başladı...

Kesici, delici aletler.
Bıçaklar, baltalar, kılıçlar, şişler.
Uzaktan zarar verenler 
Taşlar, yaylar, oklar, mızraklar...

Sonra savaş arabaları.
Askerler, lejyonerler.
Zırhlar, barutlar, silahlar.
Toplar, tanklar, uçaklar, bombalar...

En sonunda hidrojenler, atomlar.
Denizaltılar, Supersonik uçaklar.
F-4'ler, F-16'lar, F-35'ler.
İHA'lar, SİHA'lar, güdümlü füzeler...

Neyse.
Biliyorsunuz hepsini de.
Amaçlar yönelik insanı yok etmeye.
Veya bir coğrafi bölgeyi ele geçirmeye...

Üç gündür yeni bir savaşta.
6-7 bin yıldır zaten savaşan dünya...
Uçaklar uçuyor, füzeler atılıyor.
Binalar yıkılıyor, insanlar ölüyor...

Yukarıdaki fotoğrafa bakın dikkatle.
Amerikalı pilot F-15'iyle.
Hızla giderken saatte 2600 km ile.
Kuveyt hava sahası üzerinde.
Uçağı vuruluyor bir füzeyle...

Uçağı teknolojinin son eseri.
Vurulmuş, ateş almış F-15 jeti.
Sinyaller çalıyor, emir veriyor.
Hemen uçağı terket diyor. ..

Pilot bir düğmeye basıyor.
Uçağın tepesi birden açılıyor.
Yüzlerce mekanizma otomatik çalışıyor.
Pilot, kabinden dışarıya hızla fırlatılıyor...

Gerekecek her şey yanında.
Denize düşerse havalı bot dahil buna.
Tam elektronik teçhizatla iniyor yere.
Bir insan karşısında, o da ne...

Şaşkın bu Kuveytli kişi.
Bu dost  mu düşman mı belli değil ki.
İnsanın ilk silahı.
Alıyor eline bir sopayı...

Amerikalı Pilot tam donanımlı.
Kasklı ve her türlü silahlı.
Karşısında bir insan elinde sadece Sopası.
Ve ellerini kaldırıp teslim oluyor Amerikalı...

Belki on bin yıllık bir gelişmenin.
Yalın bir fotoğrafı bu.
Bir yanda yalnızca sopa.
Teknolojinin tümü ise karşı tarafta...

Sonra iki insan konuşuyorlar.
Ayni dilde yarım yamalak anlaşıyorlar.
Bir birini yemeye kalkmıyorlar.
Biri Sopasını bırakıyor. 
Teknolojisi olana yardımcı oluyor...
.

26 Şubat 2026 Perşembe

BULDAN ve TRİPOLİS...

 

- 21 Şubat 2026, Buldan-Denizli -

Denizli.
İlimize bağlı Buldan ilçesi.
Nüfusu 27 bini aştı.
Dünyaca ünlü buranın dokumaları...

Geçen hafta.
İZDOF Fotoğraf grubumuzla.
Ve geniş bir katılımla.
Bir gezi düzenlendi Buldan'a...

Önce Talat Tarakçı Parkında.
Hep birlikte oturduk kahvaltıya.
Buldan simidi ve çayla.
Başladık güne Buldan'da...

Buldan, renkli bir yerleşim yeri.
Tarihi konakları ve evleri.
Yokuş sokakları, Buldan bezi.
Dağları, akarsuları ve gölleri...

1200'lü yıllarda.
Selçuklular egemen buraya.
Oğuz aşiretleri gelmiş Buldan'a.
1429'da da katılmışlar Osmanlı'ya...

İlk yerleşimler bu bölgede.
Dayanıyor MÖ 5500'lere.
7500 yıl öncesine.
Geç Neolitik, Erken Kalkolitik döneme.
Edinilen bulgulara göre Yenice Höyük'te...

Roma döneminde, MÖ 41'de.
Üç küçük yerleşimin birleşmesiyle.
Tripolis (üç şehir) ismiyle.
Bir kent kurulmuş bu yörede...

Dört antik kent bulunmakta. 
Tripolis adıyla dünyada.
Birisi Finike, Lübnan'da.
Diğeri Trablus adıyla Libya'da.
Öbürü Tirebolu olarak Giresun'da.
Ve dördüncüsü de Buldan'da...

Bu Tripolis, Buldan yakınlarında.
Çürüksu ovasında.
Meandros (Menderes) nehri kenarında.
Bilinmekte "Tripolis ad Meandrum" adıyla.

Tripolis kenti, Lidya-Frigya-Karya.
Uygarlıkları ile sınırları bulunmakta.
Komşu Efes, Bergama, Smyrna.
Ve Hierapolis ile Laodikeia arasında.
Geçiş yolunda yer almakta.
Yaptığı ticaretle zengin bir kent olmakta...

Bu zenginlik yapılara da yansımakta. 
Tripolis'teki yapılar çoğunlukla.
Roma dönemi ve MS I-III yüzyıla.
Ait bulunmakta...

Mozaikli Konut'u, Anıtsal Çeşme'si.
Tiyatro'su, Bizans Kilise'si.
Sütunlu Cadde'si, Agora'sı, Hamam'ı.
Meclis Bina'sı ve Kemerli kapısı.
Tripolis'in görülesi antik yapıları...

Antik alanın kazısına.
Başlanmış 2007 yılında.
Önce Ege Üniversitesince
Ara verilmiş üç sene.
Yeniden başlanmış 2012'de.
Bu kez de.
Pamukkale Üniversitesiyle...

Antik yapıların çoğu.
Deprem ve seyelan sebebiyle.
Toprak altındaymış 3-8 metre.
Kazılar zor ilerlemiş bu nedenle...

Buna rağmen iyi iş başarılmış.
Kalıntılar güzel ortaya çıkartılmış.
Kazılar uzun süre devam edecekmiş.
Güzel bir antik kente erişilecekmiş...
 
Tripolis'in tarımı, dokuması ve mermeri.
Yıllarca zenginleştirmiş bu kenti.
Antik kentin bu eski zenginliği.
Görkemli yapılarla belli ediyor kendini...

Mermeri yöreden temin etmişler.
Ustalıkla kullanmışlar.
Mamur bir kent yaratmışlar.
Şehrin güzelliğine renk katmışlar...

Belli oluyor daha ana caddede.
Rengarenk döşenmiş mermerlerle.
Agorada, sütunlarda, çeşmelerde.
Renkli ve damarlı çok sayıda mermerde...

Renkli mermerler Tripolis antik kentinde. 
Dans ediyorlar sanki renk cümbüşüyle.
Ayaklarınızın altında, gözünüzün önünde.
Binlerce yıl öncesinden tüm güzellikleriyle... 


Buldan ve Tripolis antik kenti Fotoğraflarım:

.

22 Şubat 2026 Pazar

HEKİM ve SANAT SEVDASI...


- 18 Şubat 2026, Kültür, Sanat Fabrikaları-İzmir .


Kerim ağabeyi.
1968 yılından beri.
Tanımam geçti 50 seneyi.
Hacettepe'de karşılaştığımızdan beri...

KBB'da önce kıdemlimizdi.
Sonra Öğretim Görevlimizdi.
İzmirliydi, İzmir'e geri döndü.
Kurdu 9 Eylül KBB bölümünü...

İyi bir Hekim ve iyi bir Cerrahtı.
Uzun yıllar DEÜ KBB'de çalıştı.
2010 yılıydı, emekliye ayrıldı.
Görkemli bir tören yapıldı:

Bir süre Muayenehanesinde çalıştı.
Sonra Muayenehanesini kapattı.
Kendisine zaman ayırdı.
Güzel işleri hobi olarak yaptı...

2006 yılıydı. 
Yeni bir girişime atıldı.
Renkli, plastik materyaller topladı.
Önce bunlarla tablolar yaptı.
Böyle bir teknikle hiç yapılmamıştı...

Sonra üç boyutlu çalışmaya başladı.
İnce ve kalın teller kullandı.
Bunları değişik şekillerde kesti, bağladı.
Heykelimsi eserler ortaya çıkardı...

El emeği, göz nuru eserler üretti.
Epeyce çalıştı, emek verdi.
Zamanı gelmişti, eserlerini
Dostları, meslektaşları görsün istedi...

Yeni İzmir Arkeoloji Müzesi.
Eski İzmir Sigara Fabrikası
"Kültür Sanat Fabrikası" adlı.
Yapı ona kapılarını açtı...

Yepyeni anlayışla yaptığı. 
35 sayıda yapıtı.
Antik deniz eserleri Galerisi.
İçinde sergilendi...

Sergi öncesinde.
Görsel ögelerle.
Bir sunum yaptı.
Eserlerini nasıl yaptığını anlattı.
Ve de "Hekim ve Sanat Sevdası".
Başlıklı bir konuşma yaptı...

Tabloları iki boyutlu ve güzeldi.
Onlara çok da anlamlı isimler vermişti.
Üç boyutlu eserleri.
Daha çok KBB ile ilgiliydi...

Hekimin yaptığı işler bilinmese de.
Cerrah olarak yaptıkları görünmese de.
Sanırım her hekim kendini bir şekilde.
Görsel olarak göstermeyi de dilemekte...

Hem Hekimliğine.
Hem de Sanatsal kişiliğiyle.
Binlerce teşekkür Kerim Ağabeye...


Hekim ve Sanat Sevdası Sergi Fotoğraflarım:
.

14 Şubat 2026 Cumartesi

HALKEVLERİ...

 


"Bir mefkureye bağlananlar,
gayeleri uğurunda her türlü
zahmet ve fedakarlıktan zevk alacaklardır".

M. Kemal Atatürk
Türkocağı-Aydın 3.02.1931
....................

Osmanlı dönemi, 1912 yılıydı.
Balkan Savaşı vardı.
Türkçülük akımı yaygındı.
İkinci Meşrutiyet zamanı.
İttihat ve Terakki Fırkası kaynaklı.
Kuruldu Türk Ocakları...

Türk Ocakları, 1918 senesinde.
İstanbul'un işgaliyle.
Çalışamaz hale gelseler bile.
Aktiftiler Kurtuluş mücadelemizde...

Cumhuriyet ilanı sonrası.
Türk Ocakları yeniden açıldı.
Bu defa Ocak sayıları da artmıştı.
Ziya Gökalp, Reşit Galip adlı.
Aydınlar ve H. Suphi Tanrıöver,
Ahmet Ağaoğlu gibi Türkçüler.
Türk Ocakları'nda başa geldiler...

Türk Ocakları çalışmalarını.
Türk Dili ve Milli Tarih konuları.
Üzerinde yoğunlaştırdı.
Amaç halka Türk bilincini aşılamaktı...

10 Nisan 1931 Cuma.
Yapılan Türk Ocakları Kurultayında. 
Türk Ocakları'nın kendini feshetmesi.
Ve CHF ile birleşilmesi kararı verildi...

Cumhuriyet Halk Fırkası.
Üçüncü Olağan Kurultayı.
10-18 Mayıs 1931'de Ankara'da yapıldı.
Ve Halkevlerinin açılması kararlaştırıldı...

19 Şubat 1932 tarihinde.
Başta Ankara olmak üzere.
Tam 14 Vilayet merkezinde.
Halkevleri açıldı yapılan törenlerle...

Bunlar Afyon, Ankara, Aydın.
Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli.
Diyarbakır, Eskişehir, İstanbul.
İzmir, Konya, Malaya ve Samsun'du...

Dr. Reşit Galip.
Halkevlerini kurma görevini almıştı
Halkevlerinin temel amacı.
Bir toplum (halk) projesi olmasıydı...

Cumhuriyetin halka anlatılması.
Getirdiği kazanımların tanıtılması.
Çağdaş bir toplum kurulması.
Birlik ve beraberliğin sağlanması.
Kültürlü bir toplum yaratılması.
Milli ülkülerin belletilmesi amaçlıydı...

İlk başta 14 olan Halkevi sayısı.
Yedi yıl sonra, 1939'da 373'e ulaştı.
Hepsinin de görkemli binaları vardı.
Kentlerde, ilçelerde organize olmuşlardı.
Belli programlarla toplanıyorlardı...

Konferanslar, Konserler, Sergiler.
Kurslar, Balolar, Temsiller, Resimler
Çeşitli Sporlar, Okumalar, Şiirler.
Bayramlar, Müze ve Kütüphaneler.
Halkevleri ile iç içeydiler... 

Bilim, Kültür, Edebiyat.
Müzik, Tarih, Spor, Sanat ile.
Bir araya geliyordu Halkevinde.
Anadolu Rönesansı ilkesiyle...

Epeyce yol alındı.
Kültürel devrim başlamıştı.
Atatürk, 1938'de aramızdan ayrılmıştı.
İnönü de bu devrime sahip çıkmıştı...

1950 senesiydi, 478 tane Halkevi.
4322 tane Halkodasına erişilmişti. 
İşler de oldukça iyiydi
Bu arada iktidar da el değiştirmişti...

8 Ağustos 1951 tarihinde.
Bir yasa teklifi kabul edildi TBMM'de.
11.09.1951'de Resmi Gazete'de.
Yayınlanan 5830 sayılı Kanun ile.
Tüm Halkevleri kapatıldı Türkiye genelinde.
Ve malları devredildi hazineye...

1960'tan sonra alınan bir kararla.
Yeniden açıldı Türk Kültür Derneği adıyla.
Olağanüstü Kurultay'da 21 Nisan 1963'te.
Yeniden dönüştürüldü Halkevlerine...

12 Eylül 1980 tarihinde. 
Halkevleri yeniden kapatıldı.
Tüm varlıklarına el konuldu.
Yargılamada tüm üyeler beraat etti...

Rahmetli babam da.
1933 yılında Sinop'ta.
Aktif bir üye idi Sinop Halkevi'nde.
Oynamıştı, rol almıştı çeşitli temsillerde:

"Köy Enstitüleri" projesi.
Cumhuriyetin bir Milli Eğitim hamlesiydi.
"Halk Evleri" düşüncesi.
Türk toplumu için Kültür yükselmesiydi...

Her iki hamle de çok güzel amaçlar haviydi.
Bu anlayış ancak 25 yıl devam edebildi.
1950'lere gelindi.
Her iki proje de maalesef sona erdi...


Halkevleri Fotoğraflarım (tümü internetten):
.