YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

7 Şubat 2026 Cumartesi

ATATÜRK VAGONU...

- 4 Kasım 2025, Ankara Garı-Ankara -



1927’den 1935 senesine
Kadar olan 8 yıl içinde.
Atatürk, yurtiçi seyahatlerine.
Çıktı hep tek vagon bir trenle...

Ata’nın 1927 yılı yapımı.
Bu tek vagonu yeterli bulunmadı.
1930 senesine gelinmişti.
Özel bir tren yapımı gerekliydi...

Breslau kentinde Almanya’ya.
LHV Linke Hofmann Fabrikasına.
9 vagonluk bir tren siparişi yapıldı.
Tren 1935’te Haydarpaşa garındaydı...

Tren9 vagondan müteşekkildi.
Pencere çizgisinin altı tümüyle mavi.
Pencere üstü ise beyaz renkliydi.
Bu nedenle Beyaz Tren adı verildi...

1 numaralı vagon Ata’ya aitti.
Ağırlığı 46 ton, uzunluğu 14 m idi.
Vagon, küçük bir Mutfak bölmesi.
Muhafız ve maiyet kesimi.
Bayan kompartımanı.
Dinlenme odası.
Atatürk’ün yatak odası.
Banyo ve Salon’dan oluşmaktaydı...

Trenin geri kalan vagonları.
İki Cumhurbaşkanı yardımcıları.
Restoran ve Memur vagonu.
İki vagon Hükümet görevlileri.
İki de yük vagonundan ibaretti...

Atatürk, bu Beyaz Tren ile.
Uzun yolculuklarından birine.
Vefatından bir yıl kadar önce.
Çıkmıştı Doğu Anadolu gezisine.
Mayıs ayında 1938 senesinde...

Gidilmişti Ankara-Sivas yoluyla.
Diyarbakır ve Elazığ’a.
Oradan Malatya ve Adana’ya.
Mersin’e ve Konya’ya.
Afyon, Eskişehir yoluyla da.
Dönülmüştü Ankara’ya...

Mersin’de burun kanamaları başladı.
O sırada Hatay meselesi vardı.
Hastalığının fark edilmesini istemedi.
Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz’i.
Mersin’de söylemişti.
Hasta olduğunu sakladı.
Ve gezisini aksatmadan tamamladı...

Kısa bir süre kaldı Ankara’da.
Beyaz Trenle döndü İstanbul'a.
Veda etti 1938’in 10 Kasım’ında.
Yaşamına Dolmabahçe Sarayı’nda...

Atatürk, bu treni 3 yıl kullandı.
Ve son yolculuğuna da.
Yine çıktı bu vagonla...

19 Kasım 1938 tarihinde.
Atatürk’ün na'şı Dolmabahçe’de.
Alındı askeri bir törenle.
Götürüldü Sarayburnu’na.
Ve yerleştirildi Yavuz zırhlısına...

Sarayburnu
’ndan götürüldü İzmit’e.
İzmit’te yerleştirildi Beyaz Tren’e.
Saat tam 20.23’te, yanan altı meşale.
Ve altı subayın da kılıç nöbetiyle.
Ve matem marşı eşliğinde  hareketle.
Ankara’ya doğru gözyaşları içinde...

Tren ulaştı başkent Ankara’ya.
20 Kasım Pazar günü saat 10’da.
Konuldu tabutu top arabasına.
Atatürk'ün Ankara İstasyonunda.
Kurtuluş Savaşı sırasında.
Kullandığı Direksiyon Binası yanında.
İnönü ve kalabalık bir toplulukla...

Beyaz Tren, Atatürk’ten sonra da.
Kullanıldı İnönü zamanında.
Churchill ile görüştü bu trende.
1944 yılında Adana-Yenice’de...

1950’lere gelindiğinde..
Unutuldu Beyaz Tren bir yerlerde.
Terkedildi yavaş yavaş kaderine.
Kalmamıştı fazla bir şey geriye...

Araştırıldı bu Beyaz Trenin Vagonu.
Sonunda harabe halinde Konya’da bulundu.
TCDD, Sivas’ta yaptı bu değerli vagonun.
Aslına uygun biçimde restorasyonunu...

Bu tren 1935-1955 arasında kullanılmıştı.
Ata Vagonu, 1964’ten beri.
Ankara İstasyonunda sergilenmekteydi.
1991 yılında da "Korunması Gereken
Kültür Varlığı" statüsünde korunmaya alındı.

4 Şubat 2026 Çarşamba

İNCEBURUN FENERİ...

 

- 10 Ağustos 2022, İnceburun-Sinop -


Anadolu'muzun en doğu ucu.
Iğdır'daki sınır kapısı Dilucu.
En batısında.
Çanakkale'deki Gökçeada...

Yurdumuzun en güneyi, Hatay'da. 
Samandağı'nda Suriye sınırında.
En kuzey noktasında da.
Sinop'un İnceburun'u bulunmakta...

Güzel Anadolu'muzun.
42 derece, 53 dakika Kuzey.
Ve 34 derece, 57 dakika Doğu.
Enlem ve Boylamlarında da.
İnceburun Feneri bulunmakta...

Yapılmış 1863 senesinde.
Bundan 163 yıl önce.
Türkiye'nin en kuzeyindeki.
Deniz Feneri olmak da özelliği...

Sinop merkezinden 20 km uzakta.
Yapmış, Fransa kökenli Mişel Paşa.
1863'te Şaban Efendi ilk işleticisi.
Altı kuşaktan beri Çilesiz ailesi.
Hiç değişmeden işletmekte bu Feneri...

Fener, denizden 26 metre
Ve yerden de 9 metre yüksekte.
Sahip geceleri 18 mil görüş mesafesine.
Odak uzaklığı 375 milimetre.
Olan dönerli dört tane mercekle...

İnceburun alanı jeolojik yapısı.
150 milyon yıllık volkanik bir kalıntı.
Yüzeydeki siyah lavlar.
Aglomeralara göre geniş bir yer tutar...

Karadeniz çoğu kez dalgalıdır.
Bazen de aşırı fırtına vardır.
İnceburun'daki bu Fener bir umuttur.
Bu feneri gören kaptan umutlanır...

Burası Umut Burnu olarak anılır.
Fener kaptana konumunu hatırlatır.
O da rotasını belirler.
Kısa zamanda Sinop limanına girer...

18-19 Mayıs 1919 gecesinde.
Bandırma kaptanı İsmail Hakkı Bey de.
İnceburun'a geldiğinde.
Ve bu Fenerin ışıklarını gördüğünde...

Umutları kuvvetlenmiştir herhalde.
O da inanmıştır memleketin  geleceğine...


İnceburun Feneri Fotoğraflarım:

.

30 Ocak 2026 Cuma

ÖZ SOY OPERASI...

 

- 19  Haziran 1934, Halkevi-Ankara -


Yıllar süren savaşlar bitmişti.
Lozan anlaşması imzalanmıştı.
Cumhuriyet ilan edilmişti.
Yepyeni bir ülke meydana gelmişti...

Memleket harap ve bitap durumdaydı.
Osmanlı borçları devam etmekteydi.
Ekonomi iyi değildi.
İnsan kaynakları azalmıştı.
Okuma-yazma oranı çok azdı...

İlk on yılda epey yol alındı.
Toplumsal, kültürel, hukuki, iktisadi.
Tarımsal önemli düzenlemeler yapıldı.
Okullar, Üniversiteler açıldı...

Cumhuriyetin daha ilk yıllarında.
Eğitimde, tarımda, sporda, sağlıkta.
Bilimde, mühendislik ve sanatta.
Yurt dışına tam 170 öğrenci.
Birer kıvılcım olarak gönderildi.
Eğitimlerini aldı ve hepsi,.
Birer alev gibi geri gelmişti...

Cumhuriyetin 10. yılından.
Tam bir sene sonra, 1934 yılında.
İran Şehinşahı Rıza Pehlevi.
Türkiye'ye davet edilmişti...

Şah Rıza Pehlevi, Türkiye'de.
Bir ay kadar kalacaktı.
Ülkemizi gezip, gelişimleri görecekti.
Atatürk çok önemsiyordu bu ziyareti...

Ankara ziyaretinin son gününde.
Bir sürpriz yapmak istiyordu Pehlevi'ye.
Türk-İran dostluk ve kardeşliği.
İçin özgün bir Opera sergilenmeliydi...

Sorbonne Üniversitesi mezunu.
Münir Hayri Bey oyunun metnini yazacaktı.
Paris'te klasik müzik eğitimi tamamlamış.
A. Adnan Bey de bestesini yapacaktı.
Bu, ilk Türk Operası olacaktı.
Bunun için iki ay kadar bir zaman vardı...

Atatürk, bu Operanın konusunu belirledi.
Firdevsi'nin Şehname'sini seçmişti.
Şehnamede, Tur (kurt) ve İraç (aslan) isimli.
İkiz kardeşin dostluğu simgelenecekti...

31 yaşındaki Münir Hayri Bey.
Ve 27 yaşında Ahmed Adnan Bey.
Çalışmalara hemen başladılar.
Orkestra, Riyaseti Cumhur Bando heyeti.
Ve Koro, Ankara Kız Lisesi öğrencileri idi...

Liberettoyu Münir Hayri Bey yazdı.
Atatürk önemli bazı değişiklikler yaptı.
Ahmed Adnan Bey müziği besteledi.
Orkestra ve Koro defalarca bir araya geldi.
Dansları ve Koreografileri.  
Selim Sırrı Bey'in iki kızı yönetti.
B. Terbiyesi Enstitüsü öğrencileri dans etti. 

Ve iki ay çok kısa zamanda bitti.
19 Haziran günü Halkevi'ne gelindi.
Atatürk ve Şah, "Özsoy" isimli.
İlk Türk Operası'nı birlikte izledi...
 
Hakan Feridun rolünde 
Bariton, Nurullah Şevket Bey.
Hatun (Ulu Ana) rolünde
Soprano, Nimet Vahit Hanım.
Ve Ayşım rolünde de.
Soprano, Semiha Hanım oynuyorlardı.

Şehname'de Türk-İran dostluğu vurgulanır.
Oyunda, Hakan Feridun'un ikiz oğlu vardır.
Tur (Kurt) ve İraç (Aslan)'ın yolları ayrılır.
Hakan Feridun, onları birleşmeye çağırır.
Bu Türk-İran dostluğunu çağrıştırır...

Oyunun sonunda Tur (kurt) sorulunca.
Sahnedeki oyuncular Atatürk'ü gösterir.
İraç (aslan) sorulduğunda da.
Yanındaki Rıza Pehlevi işaret edilir...

Bu jest karşısında Şah çok duygulanır.
İran Şahı ayağa kalkar.
Ve Atatürk'e "kardeşim" der, sarılır.
İlk Türk Operası da böyle son bulur...

Daha sonra iki Devlet Başkanı.
Dışişleri Bakanlığına giderler.
Orada Türk-İran dostluğu temeli atılır.
Üç yıl sonra Sadabad Paktı imzalanır...

Birkaç yıl sonra Türkiye, İran.
Irak ve Afganistan.
Dördü bir araya gelirler.
Sadabad Paktı ile dostluklarını perçinler...

Hep "Yurtta Barış, Cihanda Barış".
Diyen Atatürk başarmıştır.
Sadabad Paktı kurulmuştur.
Dört ülke dostlukla birlikte olmuştur...

Köprünün altından sular akar.
İmzalanan kağıtlar rafa kalkar.
Herkes ebedi uykusuna yatar.
A. Adnan  Bey'in notaları baki kalır...

 
Özsoy Operası Fotoğrafları (Hepsi İnternetten):

Özsoy Operası anlatımı (Video):

.

23 Ocak 2026 Cuma

St. MARK'S KİLİSESİ...

- 24 Mayıs 2025, Washington DC -


Bir Müzik dinletisi varmış..
Khacaturian Trio çalacakmış,
Piyano, Çello, Viyolin seslendirecekmiş.
Konser'e gelenler de dinleyeceklermiş...

Tüm bunlar bir Konser Salonunda değil.
Kilise'de icra edilecekmiş.
Kilise de Washington'un tam göbeğinde.
Kongre binasının hemen arkasındaymış...

Kilise, 1867 yılında yapılmış.
Washington'un en eski Kilisesi imiş.
Kilisede ibadetin yanında Konserler.
Resitaller, Tiyatro oyunları da yapılırmış...

Hadi gidelim dedik.
Konseri izleyelim istedik.
Biraz erken gelmiştik.
İyi ki de öyle yapmıştık...

Kiliseden içeri bir girdik.
Büyük, geniş bir iç mekânla karşılaştık.
Ana ibadet alanı her iki yanı.
Altışar büyük kemer ve sütunlarla kaplı...

Bu kemer ve sütunların da üzerinde.
12'şer tane küçük vitray pencere.
Altta ve daha geride ise altışar tane.
Çok büyük ve vitray pencere.
Ön cephede ise bir tane.
Devasa büyüklükte bir vitray pencere...  

Tüm bu renkli Vitrayları.
Louis C. Tiffany adlı.
Bir Vitray tasarımcısı yapmıştı.
Ve 1848-1933 arası NY'ta yaşamıştı...

Bu Amerikalı Vitray sanatçısı.
Vitray tasarımları ile tanınmıştı.
Daha önce renkli lambalar, emayeler.
Pencereler, seramikler yapmıştı.
Dünya çapında tanınmıştı...

Tiffany yeni bir Vitray stili yaratmıştı.
Özel bir Opal cam kullanmıştı.
Bu özel cam ışığı iyi geçirirdi.
Vitraya tablo gibi bir görünüm verirdi...

Kilisenin içinde Tiffany stiliyle.
Çok sayıda dinsel tablo sergilenmekte.
Bunlar ışık değişimleriyle.
Mekana mistik bir görünüm vermekte...

Kilise içindeki Tiffany Vitraylarında.
Dini figürler, çiçekler, melekler.
Dinsel hikayeler, yazılar bulunmakta.
Estetik ve dinsel açıdan önem taşımakta...

Bu arada müzik nasıldı derseniz.
Biraz Rachmaninov, biraz Khacaturian.
Biraz da Mendelssohn dinledik.
Bolca Tiffany renkli tabloları izledik...


St. Mark's Kilisesi Fotoğraflarım:
.

19 Ocak 2026 Pazartesi

ÇUBUK BARAJI...

- 4 Kasım 2025, Çubuk Barajı-Ankara -

Ankara'daki Çubuk Barajı.
Cumhuriyetin ilk Barajıdır.
Başlanmış yapımına 1930'da.
Atatürk'ün talimatıyla.
Tamamlanmış 1936 yılında...

Ankara'nın nüfus sayımı. 
Cumhuriyet öncesi 20 bin kadardı.
Cumhuriyet sonrası göç aldı.
1935'te 120 bin'i aşmıştı...

Ankara'nın içme suyu gereksinimi. 
Yeni gelişen tarım arazileri.
Sel baskınlarının engellenmesi.
Ve gelişecek olan Sanayi tesisleri.
İçin yeni bir su kaynağı gerekliydi...

Çubuk suyu üzerinde.
Etüd çalışmaları başladı 1927'de.
105 metre yüksekliğinde.
Bu baraj için ihale.
Düzenlendi 1929 senesinde...

İhaleye 6 yerli, 3 yabancı.
Toplam 9 Firma katıldı.
Yarışmayı Tahsin İbrahim kazandı.
Ve bu Barajın inşaatını.
Türk Mühendis ve İşçileri yaptı...

Barajın temeli için 33 m kazıldı.
Baraj gövdesi 17 m kalınlıktaydı.
Vadi genişliği 250 m kadardı.
Su toplama sahası 700 km2 alandı.
13.5 milyon m3 su toplanacaktı.
Günde 24 bin m3 temiz su dağıtılacaktı.
Baraj maliyeti 4 milyon TL olacaktı...

Çubuk çayı üzerindeki bu baraj.
Ankara'nın su ihtiyacını karşılayacaktı.
Ayrıca, dinlenme, eğlenme amaçlı.
Yapıları da barındıracaktı...

Baraj, 3 Kasım 1936 tarihinde.
Bizzat Atatürk tarafından açıldı.
Güzel bir baraj ortaya çıkmıştı.
Çağdaş, kamusal bir alanı vardı...

Barajın arkasında 8 km bir havuz.
Havuz kıyısında ağaçlar, parklar.
Yeşillikler, gezinti yolları, gazinolar.
Vardı yemek için de lokantalar...

Ankaralılar çok ilgi gösterdiler.
Hafta sonu Baraja otobüsle gittiler.
Yeni yapıyı beğeniyle izlediler.
Gezdiler, yemekler yediler.
Piknik yaptılar, eğlendiler...

Gençlik çağımızda.
Lise yıllarımızda.
Bizler de giderdik Baraja.
Kâh ailelerimizle, kâh arkadaşlarla.
Gezmeye, nefes almaya hafta sonlarında...

Aradan 60 yıl geçti.
Zamanla Çubuk çayı kirlendi.
Baraj alüvyonlarla doldu.
1994'te durduruldu su tutması.
Barajın pek tadı, tuzu kalmadı.
Gideni geleni de çok olmadı...

27 yıl Baraj atıl kaldı.
Ankara BŞB bir proje yaptı.
Barajda su temizliği başlatıldı.
Temiz su tutulmaya başlandı.
2021'de su temizliği tamamlandı.
Rekreasyon alanları yenilendi.
Baraj yeniden kendine geldi...

Biz, eski üç Mustafa Kemal Liseli.
Ben, Tahsin ve Tunç, adlı üç öğrenci.
Üç ay önce gittik Çubuk Barajı'na.
1960'lı yıllarımızı anmaya, hatırlamaya...

Baraj yerli yerindeydi.
Emek verilmiş, temizlenmişti.
Baraj suyu eski yüksekliğindeydi.
Her yer düzenlenmiş, yenilenmişti...

Eski günleri hatırlamaya gitmiştik.
Büyük bir Atatürk eseri gördük. 
Yaptığı işlerden birisini hatırladık.
Bir kez daha onu şükranla andık...


Çubuk Barajı Fotoğraflarım:
.

15 Ocak 2026 Perşembe

PEMBE KÖŞK...

 

- 30 Ekim 2025, Çankaya-Ankara -

Mustafa İsmet, 1884 senesiydi.
İzmir'de dünyaya geldi.
Sivas Askeri Lisesi'ni bitirdi.
1901'de Topçu Okulu'na girdi...

1906 senesiydi. 
Erkanı Harbiye Mektebi'ni.
Birincilikle bitirdi.
1912'de Binbaşılığa terfi etti...

1916 senesiydi.
İstanbul'da Mevhibe hanımla evlendi.
20 gün geçti, cephelerde gönderildi.
Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı.
Ve Kurtuluş Savaşı'na katıldı...

Yemen'de, Kafkas Cephesi'nde.
Halep'te, Filistin'de  görev yaptı.
Kurtuluş Savaşı'na katıldı.
İnönü ve Sakarya Savaşları'ndaydı.
Akşehir'de Büyük Taaruz'a katıldı...

Bu arada dokuz yıl geçmişti.
Kurtuluş Savaşı bitmişti.
23 Nisan 1920 Ankara'ya geldi.
İlk Meclis'te Edirne Milletvekili idi.
Genelkurmay Başkanlığı'na getirildi...

29 Ekim 1923 tarihiydi.
Cumhuriyet ilan edildi.
Memleket kurtulmuştu.
O da Mevhibe hanımına kavuştu.
Çankaya'da bir bağ evi satın aldı...

Ankara kupkuru bir yerdi.
Birlikte Pembe seçtiler evin rengini.
Ankara'ya yeni bir renk gelmişti.
48 yılı artık bu evde geçireceklerdi...

İki yıl evde tadilatlar yapıldı.
1925'te buraya taşınıldı.
Ev iki katlıydı.
Üst katta üç oda vardı.
Alt katta Salon, Yemek odası.
Ve bir de Bilardo Odası vardı...

Atatürk büyük bir Yemek Salonu istedi.
Akşamları İsmet Paşa'yı arardı.
Köşkte yemek olup olmadığını sorardı.
"Bu akşam birlikte olalım" derdi.
Yemek yenilir, işler gözden geçirilirdi...

İlk Cumhuriyet Balosu.
22 Şubat 1927 tarihinde.
Pembe Köşk'te.
Bu Salon'da yapıldı.
Daha sonraları Ankara Palas'a alındı...

İsmet Paşa düşkündü Resme, Heykele.
Ve Güzel Sanatlara, Müziğe.
Viyolonsel çalardı. Satranç oynardı.
Konser, Tiyatro, Sergi kaçırmazdı...

İnönü ailesi bu evde.
Yaşadılar mutlulukla 48 sene.
Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı.
Zamanları burada yaşandı.
Erdal ve Özden İnönü burada doğdu.

İsmet İnönü, 25 Aralık 1973'te.
Vefat etti burada Pembe Köşk'te.
Ev yaşantısı değişmedi geçen yıllarda.
Yine birdiler İsmet Paşa olmasa da.
Çocuklar, torunlar ve Mevhibe Hanımla...

Burası gidilip, muhakkak gezilmeli.
Cumhuriyetin ilk dönemi.
Tarihi belgeleriyle değerlendirilmeli.
Cumhuriyet aile yaşantısı görülmeli...

Pembe Köşk günümüzde.
Cumhuriyetin simgesi bir Müze.
Resmi Bayramlarda açık ziyarete.
Geziliyor Özden hanım'ın öncülüğünde...


Pembe Köşk Fotoğraflarım:
.

11 Ocak 2026 Pazar

LOUISVILLE MEZARLIĞI......

 

- 14 Haziran2025, Louisville KY -

Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır
Aşık Veysel
....................

MÖ 3000'e dayanan tarihiyle.
Altı milyon yaşayan kişisiyle. 
Koca Ankara şehrinde.
Mezarlık sadece  8 tane.
Ama yalnızca Karşıyaka'da.
260 bin kişi ebedi uykusunda...

Louisville, 1778'de kurulmuş.
Adını da XVI. Louis'den almış.
Nüfusu 650 bin kadarmış.
Şehirde 58 Mezarlık varmış...

Bunlardan birinin adı.
Louisville Memorial Gardens mezarlığı.
Yerleşim yeri şehrin dış kenarı.
Ve batısındaki Ohio nehri yakınları...

Açılışı yapılmış 1920 yılında.
Yaklaşık 100 yıldır kullanılmakta.
Oldukça geniş ve düz bir alanda.
20 bin kişi burada ebedi uykusunda...

Bizdeki mezarlıkların karmaşası.
Düzensizliği, sıkışıklığı, betonlaşması.
Küçüklü, büyüklü orantısız mezarları.
Anlamlı-anlamsız yazılı mezar taşları.
Yok burada, bir cennet sanki burası... 

Kenarlarında devasa ağaçlarıyla.
Düzgün bir giriş yoluyla.
Giriyorsunuz yemyeşil bir alana.
Rastlamıyorsunuz bir mezar taşına...

Dümdüz, yemyeşil çimenlikte.
Mezarlar zeminle ayni seviyede.
Mezar başında yerle ayni hizada.
Yatay durumda granit bir taş bulunmakta.
Taşın üzerinde ad yazılmakta.
Çiçekler de başuçlarında durmakta...

Bir bölüm de.
Sanki bir bina görünümünde.
Bizde hemen hiç olmayan biçimde.
Ölülerin yakıldıktan sonra 
Külleri burada muhafaza edilmekte...

Ulu ozanımız Aşık Veysel,
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır der...
 
Koca Nazım ise dizelerinde
Tepemde bir çınar olsa demişti.
Taş, maş da istememişti hani...

Louisville mezarları da.
Uymakta iki ozanımızın da arzusuna.
Veysel'e  bir kara toprak.
Üzerinde yeşil çimen, bir deste çiçek
Basit bir taş da Nazım'a.
Olursa da olur, olmasa da...


Louisville Mezarlığı Fotoğraflarım:
.