YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

17 Mayıs 2020 Pazar

Dr. ORHAN CURA (1929-2020)




Hacettepe KBB Bölümüne 1970 Haziran ayında girmiştim. İki yıl geçtikten sonra İzmir’de Ulusal KBB Kongresinin toplanacağını öğrendik. Bildirilerin hazırlanması için haliyle yeni Asistanların çalışması gerekiyordu. Görevler verildi ve bizler de istenilen bilgileri, belgeleri toplamaya başladık.

Toplantı İzmir’de Ege Üniversitesinin organizatörlüğünde yapılacaktı. Ege Üniversitesi KBB’dan Orhan Cura Hoca’nın ismini o zaman duymuştum. Kendisini hiç görmemiştim ve tanımıyordum. Nasıl bir Kongre olacağını da çaylak olduğum için tahmin edemiyordum.

Yoğun bir çalışma temposu ile bana verilen görevi Hocalarımla birlikte tamamladım. İki bildiride ismim vardı, sunumlarını da ben yapacaktım. Haliyle heyecanlıydık, Kongrenin nasıl geçeceğini tahmin edemiyorduk.

50 yıl önce Kongreler için sponsor filan yoktu. Kongreler Üniversite veya Fakültelerin salonlarında yapılırdı. Tek tek değiştirmeli projeksiyonlarda siyah-beyaz slide’larla sunumlar yapılırdı. O slideları projeksiyona doğru yerleştirmek hayli zordu ve deneyim gerektirirdi. Ve bu görevi çoğu kez Asistan yapar, epeyce de olumsuz puanlar alırdı. Herkes Kongre masraflarını kendisi karşılar, sembolik katılım ücretini öder ve konaklama-yeme işlemlerini de kendi cebinden yapardı.

Biz Ankara’dan Hocalarımızın otomobillerine sıkışarak yola koyulduk. Nazmi Hoşal, Ziya Tinel ve Abdulkadir Tanyeri’nin otomobillerine dağıldık. Kıvanç Ayas, Cem Keçik, Bülent Gürsel, Aras Şenvar ve Odyoloji’den Erol Belgin ve Nevma Madanoğlu ekibi oluşturuyordu.

O yıllarda Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tepecik Hastanesi’ndeki geçici yerinden Bornova’da yeni yapılmış olan modern Hastaneye yeni geçmişti. Orhan Hoca biz Asistanlara bir kolaylık yapmış ve KBB Servisini birkaç günlüğüne boşaltmış ve Kongre için gelen Asistanlara tahsis etmişti. Tüm Asistanlar geceleri Serviste yatıyorduk.

Orhan Hocamız bizleri bir gece evinde, bir gün de Çeşme’deki yazlığında  ağırladı. Hızlı konuşması, konukseverliği, dostluğu, ilgisi olağanüstüydü. Bize kendi elleri ile tuttuğu Mercan balıklarla ziyafetler çekti. Uduyla, Piyanosuyla ve Erol Belgin’in iştirakiyle güzel fasıllar yaptık. Haliyle Orhan Cura Hocamızı yakından ilk kez böyle tanıdık.

Babası olan KBB Uzmanı Dr. Hüseyin Hulki Cura’yı da bu toplantılarda gördük, tanıdık. Hüseyin Hulki Bey, KBB Camiamızın ilk isimlerinden Ziya Nuri Paşa’nın yanında eğitimini almış ve onun prensipleri ile yetişmiş, Oğlunu da daha sonra Ziya Nuri Paşa’nın prensipleriyle eğitmişti ve İzmir’in ilk Türk KBB Hekimi idi.

Emekli olduktan sonra 2001 yılında anılarını anlatması için Orhan Hocamızı Samsun’a davet etmiştik. Sunumlarını titizlikle ve yazarak hazırlardı. Ama sunumu sırasında o yazdıklarına hiç bakmadan ama sohbet eder gibi öyle hızla anlatırdı ki herkes hayranlıkla kendisini dinlerdi. Samsun konuşmasının metnini de bana vermişti. Oradan bir paragraf aktarmak istiyorum:

“Uzman olmadan önce Poliklinikte gördüğüm hastalara endikasyonlarına göre babamdan öğrendiğim Ziya Nuri Paşa’nın tüm gargara, inhalasyon, çocuk burun damlası, kulak damlaları formüllerini yazıyordum…”

Yine ayni sunumda, babasından aldığı bir dersi de aynen şöyle anlatmıştı:

“İkinci sınıfta Tıp öğrencisiydim, bir gün babam muayenehanesinde beni muayene koltuğuna oturttu, eline burun spekulumunu alıp sert bir şekilde burnuma soktu. Sanki boksör Muhammed Ali Clay’den bir direk yumruk yemiştim. ‘Bizim meslekte el yumuşaklığının değerini artık hiç unutmazsın’ dedi. Sonra açıklamağa başladı. Alın aynasının özelliklerini anlattı. Önce, ışığın nasıl yöneltileceğini gösterdi ve stereovizyonun önemine değindi. Her iki elin dirsek, bilek ve parmak eklemlerinin boşa alınmış otomobil vites kolu gibi gevşek olması ve spekulumların ters elde ve elden kayacak kadar yumuşak tutulması gerektiğini belirtti. ‘En önem taşıyacak olan özellik ise’ diye ekledi ‘KBB bakısı öğrenilirken belirli bir el yumuşaklığı ve ters el çalışması kazanılmadan polikliniğe gelen hastanın muayene edilmemesidir. Hasta, beyaz gömlek giymiş 5 inci sınıf stajyeri ile KBB hekimini ayıramaz. Polikliniğe denek olmak için değil, derdine çare aramaya gelmiştir. Tıp öğrencileri her uygun fırsatta bu muayeneyi önce birbirleri üzerinde denemelidirler. Esas muayeneyi yönetecek olan koltuğa oturan öğrenci olacaktır ve el yumuşaklık dozunu muayene eden arkadaşına o benimsetecektir’. ‘Gel, ben oturayım beraber çalışalım’ demesine karşın, babamla aramda olan mesafe ve saygı nedenleriyle ben buna yanaşmadım.

Baba-oğul Cura’lar, babası ve evladı da KBB Uzmanı olan ülkemizdeki ilk ailedir. Bakın, Orhan Hocamız bunu nasıl anlatıyor: “Bana gelince, ben tüm alışkanlıklarımı, yaşam özelliklerimi babama borçluyum.  Mesleği bir usta-çırak niteliğinde bana o öğretti. 6 günde parça parça koparılarak tonsillektominin yapıldığı bir ortamdan başlayarak, ülkemizin modern önemli bir kuruluşu olan Ege Tıp Fakültesi KBB’ın 40 yıllık gelişimini gerçekleştirebilmemde en büyük pay babama aittir”.

Bizler, hiçbirimiz Türk KBB topluluğunun ilk kurucusu olan Ziya Nuri Paşa’yı göremedik. Ama onun Kliniğinde yetişmiş olan Hüseyin Hulki Bey’den KBB’ın temel prensiplerini öğrenmiş olan son büyüğümüz Dr. Orhan Cura Hocamız 
iki gün önce aramızdan ayrıldı ve bir devir de böylece kapandı.

Her iki büyüğümüz de Türk KBB evrimini geliştirdiler, ileriye taşıdılar.

Hep saygılarımızla hatırlayacağız.

Dr. Orhan Cura, İzmir Tabip Odası tarafından düzenlenen 
meslekte 60 yıl töreninde babası KBB Mütehassısı 
Dr. Hüseyin Hulki Cura'nın elini öperken, 1980



.

16 Mayıs 2020 Cumartesi

BEYRUT...


- 28 Ekim 2015, Beyrut-Lübnan -

Baki o enis-i dilden, eyvah
Beyrut'ta bir mezar  kaldı
Abdülhak Hamid Tarhan, Makber şiirinden

...............

5 yıl önce gitmiştim Lübnan'a.
Dönüşümde de yazmıştım kısaca.
Lübnan'da yaptıklarımızı Bloğumda.
Ve söz vermiştim anlatmaya.
İlk aşamada ballandıra ballandıra...
https://yucel-tanyeri.blogspot.com/2015/11/lubnan.html

Aradan geçen 5 yılda.
Vakit bulamadım ayrıntıları yazmaya.
Dilerseniz vakit geçirmeden başlayalım anlatmaya.
Corona tatilli şu günlerde Lübnan'ı Beyrut'la...

Akadca'da kuyu veya kaynak kökenli.
Berytus ya da Berytos isimli.
Beyrut şehri.
Bir zamanlar Ortadoğu'nun Paris'iydi...

Beyrut, 1970'lere kadar.
Ortadoğu'nun ekonomik, ticari.
Kültürel, sanatsal ve fikrî.
Göz bebeği en önemli şehriydi...

1970'lerde durum yavaş yavaş değişti.
Karışıklıklar başladı toplumsal ve siyasi.
1975-1991 arasında iç savaş vardı sürekli.
Zamanla Beyrut kaybetti bu özelliklerini...

1991 senesinde.
Savaş sona erdiğinde.
150 bin kişi ölmüştü bu şehirde.
Beyrut da dönmüştü bir harabeye...

2006 senesinde.
İsrail-Lübnan Krizi'nde.
Beyrut'un özellikle güney bölümü de.
Hasar görmüştü büyük ölçüde...

Geçen 10 yılda.
Beyrut toparlanmış kısa zamanda.
Şehir oldukça iyi durumda.
Binalarıyla, dini yapılarıyla, insanlarıyla...

Lübnan girmiş Osmanlı yönetimine.
Yavuz Sultan Selim'le 1517'de.
Beyrut'un gelişmesi ise 1860 senesinde.
Kalmışız buralarda tam 400 sene...

Günümüzde Osmanlı'dan kalma.
Çok fazla  yapı kalmamış burada.
Beyrut'ta.
Birkaç cami ve çeşmeden başka...

Bunların içinde en görkemlisi.
Muhammed Al-Amin Camisi.
Beyrut'un Sultanahmet'i.
Ya da Mavi Cami'si...

48 m yüksekliğinde.
Ve mavi renkte kubbesi ile.
Yapılmış 1853 senesinde.
Sultan Abdülmecit döneminde...

Eski caminin yıkılmasıyla.
Lübnan iç savaşı sırasında.
Yeniden yaptırılmış 2002 yılında.
Başbakan Refik Hariri zamanında...

Beyrut gezisine şehrin meydanından başlamalı.
Burası 7 sokağın açıldığı Yıldız Meydanı.
Görkemli Saat Kulesi ve Belediye Binası.
Tüm tarihi yapılarla burada karşılaşmalı...

Muhteşem yapılı Ömer Camisi.
St. George Ortodoks Katedrali.
Kentin modern Çarşı merkezi.
Hep bu civarda görülmeli...

İzmir'in kordon'u benzeri.
Corniche'i.
Sabah-akşam ayrı yürünmeli.
Akdeniz'in güzelliği muhakkak görülmeli...

Kentin simge alanı.
Güvercin kayalıkları.
İhmal edilmemeli.
Çevre Kafelerden birine girilmeli...

Akdeniz'de gün batımında
Gurup zamanında.
Fairuz'un  aşağıdaki müziği.
"Li Beirut" muhakkak dinlenilmeli...



Li Beirut (Fairuz'dan): 

Li Beirut (Abeer Nehme'den):
.

12 Mayıs 2020 Salı

EUROPA...


- 8 Haziran 2019, Aziz Nikola köyü, Girit-Yunanistan -

Europa; Fenike Kralı.
Aginoras'ın kızı.
Zeus ise Tanrıların babası.
Göklerin, şimşeklerin Tanrı'sı...

Zeus, Hera ile evlidir.
Ama Europa da çok güzeldir.
Zeus, Europa'yı çok sevmektedir.
Onunla bir olmak istemektedir...

Ama Zeus bir Tanrı'dır.
Tanrıların bir ölümlüyle.
İlişki kurması hoş değildir.
Yasaktır...

Zeus bir boğa kılığına girer.
Bugün Lübnan'daki Sur kentine gider.
Europa arkadaşları ile sahildedir.
Papatya tarlasında gezmektedir...

Kızlar boğayı görürler.
Yanına giderler, boğayı severler.
Boğa birden Europa'yı sırtına alır.
Güzeller güzeli Europa'yı Girit'e kaçırır...

Europa'nın Asya'dan Girit'e gitmesiyle.
Ve bu Mitolojik öyküyle.
Europa'nın da saf güzelliğiyle.
Avrupa ismi de verilir bu bölge'ye...

Europa'nın Zeus'tan üç oğlu olur.
Bunlardan en küçüğü Minos'dur.
O da Minos Uygarlığı'nı kuracaktır.
Bu da Avrupa'nın kültürünü oluşturacaktır...

Bir yıl önce Haziran ayında.
Gitmiştik Agios Nikolaos kasabasına.
Yunanistan'da.
Girit'in kuzey-doğu'sunda...

Küçük, şirin bir kasaba.
Agios Nikolaos, 20 bin nüfusuyla.
Mirabello Körfezi kıyısında.
Küçük bir limanıyla...

Limanın hemen en ucunda.
Otomobillerin park edildiği alanda.
Bir boğa heykeli, sırtında bir kız'la.
Uzaktan dikkati çekiyor tüm canlılığıyla...

Heykeltraş, Nikos Koundourou yapmış.
Yanına da bir plaket koymuş :

Ben, Europa adlı.
Fenike Kralı Aginoras'ın kızı.
Minos medeniyetlerinin yaratıcısı.
Ve Kralı Minos'un anası...



Europa Heykeli ve St. Nikolaus fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipMjAXsEqJg6mm5rX198vJ1KJuNtw0pjJrUYycGoT6DozmGmNNbJoh2WfE8V0K8isA/photo/AF1QipN7UcVFqgqM2FyYyD9v8rjgdNqYvC58rxuVbnUG?key=QkhUMEdJY2JlUVl5dDVwdTJMb0NWaV9yMkxFZHJB
.

9 Mayıs 2020 Cumartesi

BEETHOVEN 250...


- 12 Mayıs 2019, Bonn-Almanya -

Geçen sene bu aylarda.
Bonn'da idim, Almanya'da.
Beethoven doğmuştu Bonn'da.
O'nun doğumunun tam  249. yılında...

Bonn'da doğduğu evi ziyaret ettim.
"Keşke bir sene sonra gelseydim" dedim.
250. yılında burada olmak isterdim.
Belli olmaz, belki seneye gelirdim...

Ama olmadı.
Corona virüs'ü ortaya çıktı.
Tüm dünyayı kasıp, kavurdu.
Almanlar bile doğum yılını kutlayamadı...

Ludwig van Beethowen.
17 Aralık 1770 tarihinde.
Doğmuştu Bonn şehrinde.
Bonngasse 20 numaralı evde...

Müzisyen bir aileden geliyordu.
Çocukken org, piyano, keman, viyola öğrenmişti.
İlk konserini 7 yaşında verdi.
İlk bestesini de 12 yaşında besteledi...

22 yaşında Viyana'ya gitti.
Joseph Haydn'dan dersler aldı.
Kendisini geliştirdi.
İyi bir besteci ve icracı oldu...

Olağanüstü kulaklara sahipti.
1796 senesiydi, 26 yaşındaydı.
Kulaklarında uğultu, çınlama başladı.
Tiz seslerde işitme kaybı olduğunu anladı...

1 Temmuz 1801 tarihinde.
Arkadaşı Karl Amenda'ya mektup yazdı.
İşitmesinin son 3 yıldır kötüye gittiğini,
Bunu bir sır olarak saklamasını söyledi...

O yıllarda Viyana'lı hekimler.
Sessiz ortamda dinlenmesini önerirler.
1802 yılında, Viyana civarında Heiligenstadt'da.
7 ay istirahat eder Nisan-Ekim aylarında...

Bu süre zarfında.
Çınlamaları artar daha da.
İntiharı bile düşünür.
Sanatı için, yaşamaya devam kararı verir...

Dr. Wegeler, tonik ilaçlarla vücudu kuvvetlendirir.
Badem yağı ile yumuşatılmış kulak tıkaçları önerir.
Kulak çınlaması düzelmemektedir.
İşitmesi de giderek kötüleşmektedir...

Bir ara çok güvendiği bir Doktor'a.
Danışır Vering isimli Cerrah'a.
O da ılık Tuna suyu ile banyo yapmasını önerir.
Kulaklar gece-gündüz çınlamaya devam edecektir...

Beethoven, 1812 yılında.
Yani 42 yaşında.
Konuşma ve müziği zor da olsa duyabiliyordu.
Müzik tonlarını da ayırt edebiliyordu...

İki sene sonra 1814 yılında.
Beethoven'in 44 yaşında.
İşitmesinin % 60'ını.
Kaybettiği söyleniyordu...

Beethoven, yaşamının son 13 yılında.
Bulunuyordu tam'a yakın sağır durumda.
Pek mümkün değildi, karşılıklı konuşma.
Ve anlaşma 1814-1827 yıllarında ...

Duymak için kulak trompetleri kullanıyordu.
Ancak bunlar fazla yararlı olmuyordu.
Karşılıklı anlaşma yazışarak sağlanıyordu.
Bunun için 400'e yakın defter kullanılmıştı...

Beethoven, sağırlığın arttığı bu döneminde
Ağırlık vermişti yeni bestelerine.
Hızla başladı birkaç esere.
İnanıyordu ayni anda birkaç beste yapabileceğine...

Piyanosunun sesini duyabilmek amacıyla.
Alıyordu bir tahta parçasını dişlerinin arasına.
Bunu dokundurarak piyanosuna.
Çalışıyordu piyanodan çıkan sesi duymaya...

Ya da.
Piyanosunun bacaklarını kestiriyordu.
Kulağını tahta döşemeye dayıyordu.
Çıkan titreşimleri hissetmeye çalışıyordu...

Beethoven, ölümünden 3 yıl önce.
1824 senesinde.
Besteler meşhur 9. Senfonisi'ni.
Prömiyerde duyamayacaktı seyircilerin sevgisini.
Çünkü işitmesini hemen tümüyle yitirmişti...

Bu müthiş beste.
Günümüzde.
Avrupa Birliği.
Resmî melodisi...

Beethoven, bu dopdolu yaşama.
Veda eder 57 yaşında.
Viyana'da.
Mart'ın 26'sı'nda 1827 yılında...

Aradan iki gün geçtiğinde.
Viyana'da yapılan cenaze törenine.
20 bin kişi katılır.
Cenazesi Merkez Mezarlığı'na gömülür...

Onun ölüm sebebi bellidir.
Çoklu organ yetmezliği nedeni iledir.
Ancak işitme kaybı'nın sebebi.
Günümüzde bile hayli şüphelidir...

Tartışılan nedenler:
Stapedial veya Koklear Otoskleroz.
Sifiliz, Paget Hastalığı, Nörolabirentit.
Nöronal Atrofi, Proliferatif Menenjit'dir...

Tartışmanın ana nedeni.
O yıllarda KBB Uzmanlığı'nın eksikliği.
KBB alanında uzmanlaşma bilindiği gibi.
Beethoven'in ölümünden 35 yıl daha eski...

Yüksek frekanslarda başlayan.
İlerleyici bir işitme kaybı olması.
"İşitiyorum, anlayamıyorum" diye yazması.
İlerleyici bir SensoriNöral işitme kaybı olası...

İlk İşitme Testleri.
Yani Odyometre'nin keşfi bile.
Beethoven'in ölümünden 52 sene.
Sonrasına kadar gecikmeli...

Otoskleroz hastalığının isminin konulması bile.
60 sene sonra, ancak 1888'lerde.
Bu nedenlerle o dönemlerde.
Kesin tanı konulması hayal edilemezdi bile...

Ancak Beethoven yaşasaydı günümüzde.
Odyolog'larla yapılacak çağdaş İşitme Testleri'yle.
Ve bilgili, becerikli, yetenekli Hekimlerle.
İşitme kaybı düzeltilebilirdi büyük ölçüde...

Beethoven son anda ölüm döşeğinde.
Şöyle söylemişti Latince:
"Plaudite amici, komedia  finita est".
Yani: "Alkışlayın dostlar, komedi bitti".

Alkışlarımız tüm beğenimizle.
250. doğum senesinde.
Beethoven'e...


Beethoven ile ilgili fotoğraflar:
https://photos.google.com/share/AF1QipOh0CPen5euZpQdLKs5lwtchVjUi0tMy-_6rqNsCmGa1nHFv55uPiipNbzEjtn3AQ/photo/AF1QipN2lWjCn7qQbDiZBexNzuCg3-RIJ-5_2I1xNdn-?key=bUE1a1VrUlZmSVN3Rmw5SF96TERzUUw3TzVwbjl3
.

5 Mayıs 2020 Salı

BERGAMA ARKEOLOJİ MÜZESİ...



Bergama Müzesi.
Kuruluşu ile ilgili.
Bir Blog yazısı yazmıştım.
Ve Osman Bayatlı'yı anlatmıştım...
https://yucel-tanyeri.blogspot.com/2019/11/osman-bayatli.html

İzmir'in Bergama ilçesi.
"Pergamon" isminde antik bir kentti.
6 bin yıllık bir yerleşim yeriydi.
İyon, Helen, Roma, Bizans eserleri beşiğiydi...

Akropol'ü, Agora'sı, Asklepion Tıp Merkezi.
Gymnasium'u, Tiyatro'su, Kütüphanesi.
Athena, Dionysos, Demeter Tapınakları.
Hera ve Zeus Sunakları hepsi buradaydı...

İlk Arkeolojik incelemelere.
Başlandı Bergama'da 1865 senesinde.
Bundan tam 155 yıl önce.
İki Alman vatandaşına verilen izinle...

Bundan tam 13 yıl sonra da Bergama'da.
C. Humann ve A. Konze adlarında.
İki  bilim adamı Alman, 1878 yılında.
Başladı resmî Arkeolojik kazılara...

Yapılan bu kazılarla.
Açığa çıkartılan buluntularla.
Küçük bir depo müze.
Oluşturuldu kazı evinin bahçesinde...

İlerleyen yıllarda 1900'lü yılların başında.
Akropol ve Asklepion'da yapılan kazılarda.
Çıkan eserlerin artmasıyla.
Gerek oldu gerçek bir Müze yapılmasına...

Cumhuriyet'in ilanından sonra.
1924 yılında.
Çıkan eserlerin bir bölümü Bergama'da.
Nakledildi Halkevi Binası'na...

1927 yılında.
Başlanır yeni kazılara.
Bergama'nın dışında.
Asklepion'da...

Ortaya çıkan yeni objelerle.
1928 senesinde de.
Muallim Osman Bayatlı.
Getirilir Müze'nin yönetimine...

Mareşal Fevzi Çakmak'ın önerisiyle.
Gazi Mustafa Kemal'in emriyle.
Müze'nin temeli atılmıştır 1933'de.
Açılışı tamamlanır 1936 yılı 29 Ekim'inde.
Zeus Sunağı benzeri bir projeyle...

Günümüzde Bergama Arkeoloji Müzesi'nde.
Helen, Roma ve Bizans dönemlerine.
Ait olan mimari eser ve objelerle.
Yer veriliyor çok güzel heykellere...

Müze'deki eserler Bergama Antik kentindeki.
Kızıl Avlu, Akropol ve Asklepion'daki.
Ve çevredeki Çandarlı, Dikili, Allionai gibi.
Antik bölgelerdeki eserleri havi...

Bergama'ya giderseniz.
Akropol'e muhakkak çıkınız.
Muhteşem antik kalıntıları görünüz.
Zeus Sunağı'nın yerini ziyaret ediniz...

Sonra, Arkeoloji Müze'sini keyifle geziniz.
Eserleri beğeniyle izleyiniz.
Mareşal Fevzi Çakmak ve Atatürk'ü anınız.
Muallim Osman Bayatlı'yı da hatırlayınız...

Zeus Sunağı gibi muhteşem bir eseri.
Ve inanılmaz fresklerini.
Görmek isterseniz.
Bi zahmet Berlin'e kadar gidiniz...


Bergama Müzesi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipNfzkl5d-HWtq0q8KHISpfrO8fMYtAU4npkDnqYIwlz5PJd3aSkeO42Odcsz1R1lA/photo/AF1QipPus5ZCajycpsk1oMSiLdc40oipOOr_7kKHlS8b?key=Qi0wcnVfOHFObFdSWldHcy1HRGRkSTZxNEE2RE9B

.

30 Nisan 2020 Perşembe

UĞUR ÖZEL...



Uğur Özel, Ondokuzmayıs Üniversitesi.
Tıp Fakültesi.
Kılçık gülmece Dergisi.
Üç eski karikatürist'inden birisi...

Amasya'da dünyaya geldi.
Gümüşhacıköy ilçesindendi.
Lise eğitimini.
Kabataş Erkek Lisesi'nde bitirdi...

Üniversite Seçme Sınavı'na girdi.
İlk tercihi Cerrahpaşa idi.
Karikatürist olacağı seçiminden belliydi.
Tuttu 19 Mayıs Üniversitesi'ne girdi...

İlk sınıfta Kılçık Dergisi ile tanıştı.
1985 yılıydı.
Eser Matbası'nda derginin basımını.
Ve tatlı yorgunluğunu hiç unutamadı...

6 yıl süresince.
Her sene.
Kılçık Dergisine.
Renk kattı yazı ve karikatürleriyle...

1991'de Doktor ünvanını aldı.
Samsun Devlet Hastanesi, Acil'de çalışmaya başladı.
İki yıl sonra Mezifon Devlet Hastanesi'ne atandı.
İki yıl da oranın Acil'inde çalıştı...

Askerliğini İstanbul'da.
Yaptı Selimiye Kışlası'nda.
1994-1995 yıllarında 16 ayda.
Son 4 ayı da Teğmen ünvanıyla...

İhtisas Sınavı'na girdi.
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Tıp Fakültesi. 
Anestezi ve Reanimasyon Bölümü'nü kazandı.
Tam 5 yıl Sivas'ta kaldı ve Uzmanlığını aldı...

Kılçık Dergisi'nin muadili.
Sivas Tıp Fakültesi.
"Tıp a Tıp" Gülmece Dergisi.
Onun katkılarıyla zenginleşti...

Sonra.
Tayin oldu Bursa'ya.
Sigorta Hastahanesi'nde çalıştı burada da.
Anestezi'de dört yıl boyunca...

Bu arada.
Acıbadem Hastahanesi'ne geçti Bursa'da.
Karikatürler çizdi Bursa Tabip Odası'nca. 
Yayınlanan Dergi, Hekimce Bakış'ta...

Bir ara 6 aylığına.
Gitti taa Amerika'lara.
Anestezi Bölümü'ne Boston'a.
Harvard Tıp Okulu'na...

Burada meslek yaşamının en renkli.
Ve en verimli dönemini geçirdi.
Çok şey öğrendi.
Hacıköy'den Harvard'a da gidilebiliyormuş dedi...

Yaşadıklarını yazdı aklına geldikçe.
Türk Anestezi ve Reanimasyon Derneği'nin her sene. 
Yapılan AYBA Öykü Yarışması'nda.
1. Ödülü'nü aldı 2016'da "Mallampati" isimli yazısıyla...

Türk Anestezi ve Reanimasyon Derneği ile.
"Tarihçe Grubu" bünyesinde, 2016  senesinde.
"Türkiye'de Anesteziyoloji ve Reanimasyon Biliminin Gelişimi" 
İsimli 2 ciltlik kitabın çıkartılmasına büyük emek verdi...

Uğur, hastane nöbetlerini yazıyor, çiziyor.
Bunlarla "Asabiyet Müzesi Sergisi" düşlüyor.
Zaman olursa da.
Bir kitap yazmayı hayal ediyor bunlarla...

Denizi ve su altı'nı çok seviyor.
Dünyadaki önemli dalış merkezlerine gidiyor.
Halâ basılı yayınları, gazeteleri okuyor.
Mizah dergilerini izlemeye bayılıyor.

Halen Bursa Acıbadem'de çalışıyor.
Yazma ve çizme alışkanlığı devam ediyor.
7 yıldır Bisiklet sürüyor, yarışmalara katılıyor.
Yarışları salimen bitirmeye gayret ediyor...

Çok neşeli bir grupla tatil günleri keyif alıyor.
Doğada uzun soluklu bisiklet turları yapıyor.
Sıhhiyeci olduğu için de.
Grubun en sonunda sürüyor...

Kızı NY'da Digital Art ve Animasyon Master'ı yaptı.
Şimdi Londra'da Animasyon ve kısa filmler yapıyor.
Boynuz kulağı geçiyor.
Lâf aramızda kızı, babasından daha iyi çiziyor...


Uğur Özel Karikatür ve bazı yazıları:

.

26 Nisan 2020 Pazar

DÜNYANIN EN BÜYÜK RESTORANI...


- 8 Aralık 2008, Şam-Suriye -

Bawabet Dimashq buradaki adı.
"Şam Kapısı" Türkçe'mizdeki anlamı.
Burası dünyanın en büyük Restoranı.
Kaynakçası Guinness Dünya Rekorları kitabı...

Şam Kapısı Restoranı.
En büyük Restoran ünvanını.
Bizim ziyaretimizden 7 ay öncesinde.
Almıştı 15 Mayıs 2008 tarihinde...

20 dönümü kapalı alanda.
Toplamda 54 dönümlük bir sahada.
Yapılmış 40 milyon dolar harcamayla.
6014 müşteriye hizmet verilebiliyor burada...

Önceki rekor aitmiş Tayland'a.
Başkent Bangkok'da.
Royal Dragon adlı restorana.
Ancak 5 bin kişi yemek yiyormuş bir anda...

Yemekleriniz yiyorsunuz çok geniş bir alanda.
Arabesk bir dekorasyonla.
Şelaleler, çeşmeler, şadırvanlar, havuzlar arasında.
Ayrıntıyla döşenmiş ışıklı oda veya salonlarda...

Buranın yalnızca mutfağı 2.5 dönüm genişlikte.
Bu restoranda 1800 kişi müşterilere hizmet vermekte.
Biri birinden farklı 6 farklı dünya lezzetleriyle.
Hint, Çin, Arap, İtalyan, Orta doğu ve Suriye çeşitleriyle...

Bizler tabii ki Suriye mutfağını seçtik.
Çok da iyi ettik.
Halabi, Fattush, Tabule, Kibbe gördük.
Humus, Maklube, Lübye, Peynirli köfte yedik... 

Bi daha gidilir Suriye'ye.
O büyülü mekânı görmeye.
O güzelim yemekleri, tatlıları yemeye.
Şu günlerde bile...


Şam Kapısı Restoran fotoğraflarım:
.