YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2023 Salı

BİR HAVAALANI...

 



Geçenlerde Sosyal Medyada.
Karşılaştım bir soruyla.
Bir Havaalanı resmi koymuşlardı.
Nerede olduğunu soruyorlardı...

Fotoğraf ilginçti.
Havadan çekilmişti.
İki pist kesişiyordu.
Bu çok fazla olmazdı...

Bilmiyordum, merak ettim.
İnternete girdim.
Araştırdım.
Hemen sonuca ulaştım...

Madagaskar adası açıklarında.
Reunion adında.
Küçücük bir adaydı burası.
Havaalanının da adı.
Roland Garros Havaalanı'ydı...

Bu ad değildi bana yabancı.
Roland Garros, Tenis Turnuvaları.
Paris'te yapılırdı.
Bir Tenisci adına  havaalanı olmazdı.

Genişlettim araştırmayı.
Burası bir Fransa toprağıydı.
Roland Garros buralıydı.
1888, Saint-Denis doğumluydu...

R. Garros iyi bir Askerdi.
Ama Tenis sporcusu değildi.
1909'da Pilot olmuştu.
1913'de Fransa-Tunus arasında.
Akdeniz'i geçen ilk Pilot'tu...

I. Dünya Savaşı'na katılmıştı.
Savaşta büyük işler başarmıştı.
Almanlara esir düşmüştü.
Esir Kampından kaçmıştı.
Tekrar Orduya katılmıştı....

Savaş bitiminden kısa süre önce.
Almanların uçağını düşürmesiyle.
Gitmişti ölüme 5 Ekim 1918'de.
Bir Fransız kahramanıydı.
Legion d'honneur sahibiydi...

Bizim de bunun gibi Havacı.
Üç Kahramanımız vardı.
Ayni yıllarda yaşamışlardı.
1914'de İstanbul-Kahire arası.
Yola çıkmışlardı.
Şimdi mezarları Şam'daydı...

Fransızlar ise bu Havacısına.
Fransız kalmamıştı.
Paris'te onun adına.
Muhteşem bir Tenis Kortu.
Yapmış turnuvalar oynanıyordu...

Her sene buraya on binler geliyor.
Federer'ler, Nadal'lar.
Agassi'ler,  Borg'lar burada oynuyor.
Milyonlar TV'larda seyrediyor.
Ve Roland Garros anılıyordu...

Ayrıca Fransa.
Koca Hint Okyanusunda.
Madagaskar'a 600 km.
Afrika sahiline 1500 km.
Paris'e 8000 km uzaklıkta.
Havaalanı yapıyor R. Garros adına.
Onun doğduğu Reunion adasında...

Bizler ise.
İlk Hava Şehitlerimize.
Yer veriyorduk Suriye'de.
Kimsenin göremeyeceği bir yerde...

Dahası.
Yeni bir Vatan yaratıcısı.
Atatürk Havaalanı'nı.
Kapatıp, siliyorduk.
Bir başka Kahramanımızın adını...


İlgili Fotoğraflar (internetten):
.

20 Ocak 2008 Pazar

PARİS'TE BİR YILBAŞI...



Hacettepe Tıp Fakültesi son sınıfında iken, 1969 yılında, Hacettepe ile İngiltere Tıp Fakülteleri arasında bir Öğrenci Değişim Programı oluşturulmuştu. Bu program dahilinde Aras Şenvar ile 1 Ekim 1969 tarihinde İntörn olarak gittiğimiz Bristol’de üç ay kaldık. Çalışma süremiz 31 Aralık 1969 günü sona erdi. Dönüş programımız önceden belirlenmişti. 31 Aralık günü Bristol’den trenle ayrılacak, Londra’da tren değiştirip Dover Limanına kadar trenle gidip, oradan gemi ile Manş denizini geçip, Calais Limanına ulaşacak ve yine tren ile ver elini Paris yapacaktık.

Sözün kısası 31 Aralık 1969 akşamı Paris’te olacak, 1970 yılı’na orada girecek ertesi sabah da uçak ile Ankara’ya dönecek ve hayatımızda ilk kez “Paris’te bir Yılbaşı” geçirecektik. Eh artık bunu da 40 yıl kadar herkese anlatırdık…

Sabah erken saatlerde Bristol’den ayrıldık. Paris’e, Gare du Nord’a ulaştığımızda akşamüzeri idi. Puslu hava yavaş yavaş kararıyordu. İyiden iyiye bir soğuk vardı. Hemen bavullarımızı emanete bırakıp, Paris maceramıza başladık. Geceyi Pigale’de geçirecektik. O zamanlar gençlik var, ne de olsa 68 kuşağıyız. Ama gel gör ki bizde dövizler suyunu çekmiş, zaten zorla bulduğumuz 200 doları üç ayda yemiş, içmiş sonunda mangırsız, Franksız Pigale’in ortasında kala kalmıştık.

Elimiz cebimizde Pigale’de turlarken bir “Striptease” yazısı gördük. Yarı üryan kızların fotoğrafları da pek güzel. Kıçımız biraz sıcak görür diye ilgilendik. Başkaca bir düşüncemiz yok hani... Serde de gençlik var. Giriş yalnızca 2.5 Fransız Frankı olarak görünüyor. Ceplerimizi yokladık. Eh! Fakir ülkemin talebesinde olacaktı o kadar döviz. Bozuklukları toplayıp, 5 Frank’ı denkleştirdik. Büyük bir beklenti ile Striptease gösterilerini izleme hayallerimizle biletimizi alıp daldık içeri… Etraf oldukça loş ve hatta karanlık. Çevrede kırmızı renk hâkim. Duvarlar kırmızı kadife kaplı, yerler halı döşeli. İçeride kalabalık yok, hatta kimsecikler yok. Fazla büyük olmayan sahnede de bir aktivite yok. Derken Aras’ın yanına bir tane, benim yanıma bir tane olmak üzere iki adet Paris dilberi park etmez mi. Eder tabii… Dilberlerin yaşları da boyları posları da bizlerden büyük, iri kıyım memeli, bir dudakları yerde bir dudakları gökte sırıtarak yanımıza oturmazlar mı?.. Otururlar tabii… Ellerinden birini sırtımıza, diğerini de bacağımıza atıp, daha destur demeden neşeli bir biçimde Şampanya mı yoksa Konyak mı içeceğimizi sormazlar mı? Sorarlar tabii…

Aras’la bakıştık. Fransızlarla daha ilk millî temasımız. Biz bu dilberleri ağırlarız ama fakirliğin gözü kör olsun. Neyse, “başka bir zamana” diyip, Aras’la tekrar biri birimize bakıştık. Gözlerimizle anlaşıp, garsondan “bizi kurtar” pozisyonuna girdik. Biz 2.5 Frank verip, bütün gece programı seyredeceğimizi sanıyoruz. En fazlasından bir tane bira neyim içebiliriz. Şimdi nereden çıktı bu kızlar, şampanyalar, konyaklar diye düşünürken, siyah takım elbise giymiş Garson, hal-i pür melâlimize acıdı. Helâl süt içmiş, hâl’den anlar bir adammış. Bizim AB’ye giremeyeceğimize -Fransuva Mitterand’dan çok çok önce- karar verip, kızlarını geri çekti. Kıçımıza tekme atmadan, biraz önce girdiğimiz kapıdan bizleri uğurlarken giriş paralarımızı da geri vermeyi unutmadı. İlk girişimimiz fiyasko ile sonuçlanınca, başka herhangi bir girişimde bulunmamaya karar verdik. Dışarıda iyiden iyiye bir ayaz var. Dayak yemediğimize şükredip, eller cepte sabaha kadar dolaşma kararı aldık. Gidebileceğimiz Otel, Motel yok. Talebe Yurdu filân da hak getire…

Günlük bir Metro bileti aldık. Bundan sonra sabaha kadar Metroda başka ödeme yapmadan durak durak dolaşabiliriz. Metro haritalarından, daha önce isimlerini duyduğumuz, görmeyi arzu ettiğimiz yerleri seçip, oraları göreceğiz. Plânımızı yapıp gideceğimiz istasyonu seçiyoruz. Neyse ki vagonlar nispeten sıcak. İstasyonlarda iniyor, birazcık dolaşıyor fakat kıçımıza soğuğu yiyince bir başka Metro istasyonundan diğerine binip farklı bir yere gidiyoruz. Bir süre Champs Elysees’den Arc de Triomphe’a kadar yürüdük. Ne kadar ışıklı, geniş bir cadde olduğuna, ne kadar yoğun bir trafik olduğuna şaşarak… Neyse, o yılbaşı akşamı tüm Paris’i dolaşarak geçirdik. Gece 24.00 e yakın saatlerde Sacre Coeur istasyonunda Metro’dan indik. Bembeyaz kiliseyi bir güzel aydınlatmışlar. Hayran hayran seyrederken kilisenin çanları tam 24.00 te çalmaya başladı. Tam o anda lâpa lâpa bir kar yağışı başlamaz mı? Öyle şirin bir gece ki, o kadar olur… Tam hayâllerimizdeki gibi. Bu sırada tüm kafelerden, barlardan tonlarla kızlı, oğlanlı bizim yaşlarımızda gençler çıkıp, şarkı söyleyerek, dans ederek sokakta kimi görseler sarılıp, öpmeye başlamazlar mı? Başlarlar tabii… 8 saattir kıçımız donmuş, dudağımız uçuklamış. Bu kadar da bonus’umuz olsun! Bizim cepte para yok ama gençlik gani… Hani, Aras da Jean Paul Belmondo gibi yakışıklı bir oğlan. Ben de onun yanında nasibimi alıyorum köşesinden, bucağından. Böylece, kötü başlayan gece neşe içerisinde ve Fransız kızları ile el ele, dil dile, gönül gönüle sona erdi.

Sabaha yakın saatlerde tekrar Metro’ya binip uzun bir yolculukla Orly Havalimanına gidip, THY’nın saat 08.00 de kalkacak olan DC-9 uçağına atladığımız gibi Ankara’ya ulaştık. Tabii üç saat boyunca yolda deliksiz uyuyarak…

Umarım sizler daha iyi şartlarda girersiniz, Yeni Yıllardan birine Paris’te...