YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2024 Pazartesi

ALTIN KAPI...

 

- 23 Nisan 2017, Kiev-Ukrayna -

2017 senesinde.
Gitmiştim Kiev'e.
Altın Kapı.
Buranın önemli bir anıtı...

Yaptırılmış bin yıl önce.
Kral I. Yaroslav döneminde.
Giriş kapısı olarak Kiev'e.
12 m yükseklik ve 6 m genişlikte.

1240 yılında.
Tahrip edilmiş Moğollarca.
Kullanılmış 400 yıl daha.
Harap durumda, yıkılmış sonunda...

Üzeri kapanmış toprakla.
Geçen yıllarda.
Keşfedilmiş tekrar 1832'de.
Yeniden yapılışı yakın bir dönemde...

Bu kez yapılmış taş, tuğla ve ahşapla.
Bir de görkemli demir kapıyla.
Zoloti Vorota, Metro durağında.
1982 yılında Ruslarca...

Kiev'in Altın Kapı özentisi.
Aslında İstanbul kökenli.
İlk ve görkemli Altın Kapı.
Roma Döneminde İstanbul'da yapıldı...

Roma İmparatoru, Theodosisus'du.
Kapının adı, Porta Aurea'ydı.
Yapımı MS 413 yılıydı.
İmparator, Tiran zaferi sonrası.
Bu kapıyı altından yaptırtmıştı...

Yeri, Yedikule Surlarıydı.
İstanbul-Roma yolunun başlangıcıydı.
Şehirdeki sonlanımı.
Hipodrom meydanıydı...

Üç kemerli bir yapısı vardı.
Orta büyük kapı altın kaplamaydı.
Burası İmparatorların giriş kapısıydı.
İki yandaki kapıları halk kullanırdı...

Kapının üzerindeki yazı.
İmparator Theodosis'u anlatırdı: 
Ve Latince şu yazılıydı:
"Kapıyı altın olarak yaptıran,
Altın bir devir yarattı"...

Roma İmparatorluğu'nun son demleriydi.
Kapı önemini yitirdi.
Aradan bin yıl geçmişti.
1453 senesi.
Fatih, İstanbul'u fethetti...

Yıllar yılları kovaladı.
Altın Kapı unutuldu, kapatıldı.
Kiev'deki Altın Kapı.
1982'de yeniden hatırlandı...

İstanbul'daki Altın Kapı.
Halâ taşlarla, örgüyle kapalı...


Kiev ve İstanbul Altın Kapı Fotoğraflarım:

İstanbul Altın Kapı (Video canlandırma):

https://www.youtube.com/watch?v=Y0sZ69jJdTs


20 Eylül 2023 Çarşamba

DİKİLİTAŞ...

- 22 Mayıs 2023, Sultanahmet-İstanbul -


"18. sülaleden Yukarı ve Aşağı Mısır’ın sahibi 3. Thutmosis, Tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra Horus’un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve dikti. Gizli ve kutsal ismin her tecellisine mazhar olan tanrı Amon’a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru Aşağı ve Yukarı Mısırın sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya’ya kadar götürmeye azmetti. Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın renkleri dünyaya yayan Horus’un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı. Tanrı Horus’un lütfuna mazhar olan ve Güneş’in oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır’ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz’de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Naharin’e kadar yaydı. Mezopotamya’ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı".

Dikilitaş'ın dört köşesindeki yazıt, 
MÖ  1500
Sultanahmet-İstanbul
....................

İsmi Thutmosis.
Bazen Tuthmosis.
Bazen de Thutmose.
Olarak söyleniyor farklı şekillerde...

Değil sıradan bir insan.
Öncelikle bir Firavun.
Mısır'ın 18. Hanedanının.
Altıncı Firavunu...

Babası II. Thutmosis.
Dolayısı ile,
Anılıyor kendisi de.
III. Thutmosis ismiyle...

Babası II. Thutmosis.
Kraliçe Hatşepsut ile evliydi.
Hatşepsut da I. Thuthmosis'in kızıydı.
Ancak ondan bir erkek çocuk edinemedi.
Kocası başka bir eş edindi.
Ondan III. Thutmosis dünyaya geldi...

Bir süre sonra Baba Thutmosis öldü.
Oğlu III. Thutmmosis çok küçüktü.
Üvey anne Hatşepsut yönetimi ele aldı.
Yaman bir kadındı.
Kendisini Firavun yaptı.
III. Thutmosis'i naip olarak atadı...

Kadından Firavun olmaz idi.
Hatşepsut kendisini
Firavun ilan etmişti.
Firavun gibi gözükmek istedi.
Yapay sakal taktı, erkek giysisi giydi.
MÖ 1473-1458 arasında ülkeyi yönetti.
20 yıldan fazla görevdeydi.
Barışçıl bir idare gösterdi.
Sanata ve Sanat eserlerine önem verdi...

Tutmose III, 1479-1425 hüküm sürdü.
Başlangıçta, Firavun Hatşepsutu öldürttü.
Onun sevgilisi Veziri de katletti..
Çok savaşçı ve başarılı bir yöneticiydi.
Hitit, Babil, Asur ülkelerini yendi.
Mısır egemenliğini pekiştirdi.
Savaşlar sonunda dünyanın en zenginiydi...

Nil'in karşı kıyısında Kral Mezarlarının.
Bulunduğu Krallar Vadisi'ni geliştirdi.
Teb'deki Karnak tapınağını heykellerle süsledi.
Dikilitaş'larla bezedi...

Bu Dikilitaş'lardan birisi.
Günümüzden 3500 sene öncesi.
MÖ 15. yüzyılda.
III. Thutmosis Firavununca.
Güneş Tanrısı Amon Ra onuruna.
Dikilmişti Karnak Tapınağı'na...

İşte bu Dikilitaş tam tamına.
1850 yıl sonra, MS 357 yılında.
Tahta çıkışının 20. yılında.
Roma İmparatoru II. Konstantin döneminde.
Nil üzerinden getirildi İskenderiye'ye...

33 yıl sonra da, MS 390 yılında.
İmparator I. Theodosius zamanında.
Getirildi gemi ile İstanbul'a.
Ve dikildi o zaman Hipodrom alanına.
Günümüzde Sultanahmet Meydanı'na...

Dikilitaşın yapımındaki yüksekliği.
Tam 30 m ve ağırlığı 350 ton idi.
Uzun süren bir yolculuk geçirdi.
Nakliye sırasında alt bölümü yitirildi.
Günümüzde yüksekliği 19.50 m ye indi.

Bu Dikilitaşı hangi Firavun inşa ettirdi.
Hangi İmparator indirdi, getirtti.
Hangi İmparator tekrar dikti.
Hangi Tanrı onuruna dikilmişti.
Hiç birisi yok şimdi...

Bu dünya kimseye kalmasa da.
Üzerindeki yazılara bakıp, anlamasak da.
Dikilitaş hala durmakta.
Bize bir şeyler anlatmaya çalışmakta.
Sultanahmet Meydanında...


Dikilitaş Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPT9J6USaILC3WYYEr2Vr2Pz_8qyaIxMlZbVAtLR-7hmn2sVs-Z0UEeoL7lOvuFGw/photo/AF1QipNHp7beFto5qvOQ8coymS9cOmkg8wLKshG0_glU?key=a0c0SmIwOVo2NzRXTGZBLWtSeHBxZFV0S3JBUnRB

.

12 Haziran 2023 Pazartesi

KILIÇ ALİ PAŞA CAMİSİ...

- 23 Mayıs 2023, Tophane-İstanbul -


Kılıç Ali Paşa.
Kaptan-ı Derya.
Tam 16 yıl boyunca.
Osmanlı Donanması'nda...

İtalya haritasında.
Topuğunda değil ama.
Çizmenin burnunda.
Doğuyor Calabria'da.
Buranın Castella'sında...

Doğumu 1500 senesi.
Adı, Giovanni D. Galeni.
İtalyan babası, bir denizci.
İyi biliyor Akdeniz'i...

Giovanni'nin niyeti.
Papaz olmak, seçiyor Napoli'yi.
20 yaşında giderken Napoli'ye.
Esir oluyor Osmanlıya teknesinde...

Sonra Müslüman oluyor.
Ali adını alıyor.
Müslüman olunca azat ediliyor.
14 yıl forsa olarak çalışıyor.
Sonra Korsanlık yapıyor.
Uluç namı ile anılmaya başlıyor...

Uluç, Arap olmayan Korsanları
Tanımlayan bir namdı. 
Sonradan Kılıç lâkabını aldı...

Barbaros'un yanında yetişiyor.
1548'de Turgut Reis'e katılıyor.
1560 yılına geliniyor.
İzmir Sancaktarbeyliği'ne atanıyor...

Getiriliyor 1568 senesinde.
Trablus Beylerbeyliğine.
Atanıyor beş ay geçtiğinde.
Beylerbeyi olarak Cezayir'e...

1565 Malta kuşatmasını yapıyor.
1571 Kıbrıs Seferine katılıyor.
1574 Tunus'u fethediyor.
Haçlılara karşı İnebahtı'nda.
Donanmanın bir bölümünü yönetiyor...

Donanma bozguna uğruyor.
Ama kendisi başarı gösteriyor.
Kaptan-ı Derya olarak atanıyor.
1584 Kırım Seferi'ne katılıyor.
25 Haziran 1587'de ölüyor...

Tophane İskelesinin başında.
Bu büyük Kaptan-ı Derya anısına.
Deniz kıyısında.
Bir Külliye yapımına.
Başlanıyor Mimar Sinan'ca...

Cami, Hamam, Medrese.
Ve bir de Sebil'den oluşan Külliye.
Ve sonradan eklenen Türbe'siyle.
O senelerde deniz üzerinde.
Dolgu yapılarak oluşan özelliğiyle. 
İlk bu Cami günümüzde Tophane'de...

Kılıç Ali Paşa Camisi.
Ayasofya'nın küçük bir benzeri.
İçindeki İznik Çinileri.
Vitray ve Hat düzenlemeleriyle.
Olağanüstü bir Cami niteliğinde...


Kılıç Ali Paşa Camisi fotoğraflarım:

.

8 Haziran 2023 Perşembe

KUZGUNCUK...

- 21 Mayıs 2023, Kuzguncuk-İstanbul -

Mamur Kuzguncuk Kasabası'nın vasıfları: 
Fatih devrinde Kuzgun Baba oturduğu için ismine Kuzguncuk derler. 
Bu da Üsküdar mevleviyetinde bir subaşılıktır. 

Evliya Çelebi Seyahatnamesi
1. Cilt, 2. Kitap sayfa: 429
.....................

Kuzguncuk, İstanbul'da.
Boğazın Anadolu kıyısında.
Üsküdar'dan biraz ileride.
Beylerbeyi'nden hemen önce...

"Beykoz'da oturmalı
Beykoz'da çalışan adam
Fakat Kuzguncuk güzel yerdir
ve gayet nefis yapar gül reçelini
pansiyoncu Madam"

Demiş şairimiz.
"Kuzguncuk" şirinde
Nazım Hikmet...

"Ben Kuzguncuk'ta
yeşil bir dal buldum
ona tutundum..."

Demiş bir diğer şairimiz.
Can Yücel de.
Hem oturmuş bu semtte.
Hem de müdavimi imiş  sahilde.
İsmet Baba Meyhanesi'nde...

Kuzguncuk gerçekten de.
Güzel bir yer boğaz sahilinde.
Ve yukarıya doğru tepelerde.
Yaşamak güzel olsa bu semtte...

Bir Pazar sabahında.
Çınaraltı Meydanı'nda.
Başladık kahvaltı sonrasında.
Gezinmeye Kuzguncuk'da...

Dolandık daracık yollarında.
Renkli evler arasında.
Ve Perihan Abla.
Dizisinin çekildiği sokaklarında...

Ait olan Sultan M. Reşat'a.
17 dönüm alanda.
Kuzguncuk Bostanı'nda.
Gezdik yeşillikler arasında...

Yan yana olan 1835 tarihli.
Surp Kirkor Lusaroviç Kilisesi.
1878 yılı yapımı.
Beth Ya'akov Sinagoğu.
Rum Ortodoks, 1831 tarihli.
Ayios Panteleimon Kilisesi
Ve 1952 senesi.
Yeni Camisi ile burası dini.
Bir hoşgörü semti...

Andığım şimdi rahmetle.
Lise arkadaşım 60 yıl önce.
10 yıl evvel Arif Nazlıoğlu ile.
Kuzguncuk'un tepelerinde.
Gelmiştim Abdülmecid Köşküne...

Bu defa da.
Samsun'dan arkadaşım Kayhan Tuncay'la.
Birlikteydik Kuzguncuk sahilinde.
Huzurun Başkentinde...


Kuzguncuk Fotoğraflarım:
.

4 Haziran 2023 Pazar

TUTANKHAMUN HAZİNESİ...

 

- 21 Mayıs 2023, UniqExpo-İstanbul -


Tutankhamun.
Bundan 3350 yıl önce.
MÖ 1342-1325 senelerinde.
Yaşadı Mısır ülkesinde...

Babasının ismi.
Amenhotep idi.
Üvey Annesi Nefertiti'ydi...

Babası Amenhotep.
Mısır'ı çok tanrılı dinlerden.
Tek Tanrıya, Aten'e çevirmişti.
Güneş'i tek Tanrı kabul etmişti...

Amenhotep adı.
"Amon hoşnuttur" anlamındaydı.
Amon, eski bir Mısır Tanrısıydı.
Bu ismini değiştirdi.
Akhenaten, yani
"Aten'in hizmetkârı" yapmıştı...

Oğlu doğunca da ismini.
"Aten'in yaşayan imgesi".
Yani.
"TutankhAten" olarak vermişti...

TutankAten çocuktu.
8-9 yaşındaydı.
Tahta çıktı.
18. Hanedanın son Kralıydı...

Antik Mısır halkı.
Tek Tanrılı dini benimsememişti.
TutankhAten'in ilk işi.
Adını değiştirdi...

TutankhAmon, yani.
"Amon'un yaşayan simgesi".
Anlamındaki adını kullandı.
Ve hep Tutankhamun diye anıldı...

Tutankahmun önemli işler yapmadı.
Bir bacağı sakattı.
Birçok genetik hastalığı vardı.
Başka hastalıkla başı dertteydi.
17 yaşında vefat etti...

Bu erken bir vefattı.
Cesedi 70 günde mumyalandı.
Krallar Vadisinde mezar hazırlandı.
Değerli eşyalarla buraya kaldırıldı...

Aradan üç bin yıl geçti.
Krallar Vadisindeki.
Firavun mezarlarının hemen hepsi.
Açılmış, yağmalanmış, eşelenmişti...

Tutankhamun'un mezarı ortada yoktu. 
Bir türlü bulunamıyordu.
Arkeologlar araştıryorlardı.
Ancak bir türlü bulamıyorlardı...

1915 yılıydı.
Tutankahamun'un bu mezarını.
Howard Carter adlı araştırmacı.
Uzun uzun aradı...

Tam yedi yıl sonra.
1922 yılında.
Kazı alanına su taşımakta.
Olan bir çocuğun su testisini.
Koyduğu taşın çevresindeki.
Bir çöküntü yeri.
Mezarı tesadüfen keşfettirdi...

KV 62 kodlu mezar bulundu.
3250 yıl sonra ilk kez açıldı.
İçinde tam 5398 obje vardı.
Nesnelerin tümü çok alımlıydı.
Çıkan eşyaların sınıflaması.
10 yılı buldu...

Bunların içinde en mükemmeli.
Yaklaşık 10 kg ağırlıkdaki.
Ve paha biçilmez değerdeki.
Kral Tut'un Altın Maske'siydi...

İşte bu maske.
Ve mezardan çıkan 409 obje.
Replikaları olsa bile.
Keşfinden tam 100 yıl geçtiğinde.
Sergilendi beş ay süreyle.
İstanbul UniqExpo Merkezinde...

Serginin son gününde.
Burayı ziyaret ettim ben de.
Arkadaşım Kayhan Tuncay'la.
Büyük bir keyifle İstanbul'da...


Tutankhamun Hazineleri Sergisi fotoğraflarım:

Ayhan Sicimoğlu'ndan bu Sergi (video):

Tutankhamon Mezarı nasıl bulundu (video):

Mezarının bulunma Öyküsü (Fatih Altaylı:
.

22 Temmuz 2022 Cuma

İSTANBUL HAVALİMANI MÜZESİ...

 

- 22 Haziran 2022, İstanbul Havalimanı -

Şair Bekir Sıtkı Erdoğan.
Güç bela bilet alırdı gişeden.
Yolculuk başlardı sonradan.
Hep Haydarpaşa'dan...

Zamanımızda.
Ne kaldı Haydarpaşa.
Ne de güç bela.
Gişeden bir bilet alma...

İnternetten alıyorsunuz.
Daha doğrusu almıyorsunuz.
Cep telefonunuza kaydediyorsunuz.
İstanbul Havalimanına gidiyorsunuz.
Barkodunuzu gösteriyorsunuz.
Uçağa biniyorsunuz...

Koca bir Alış-Veriş Merkezi.
İstanbul'un yeni Havalimanı.
Aratıyor eskisini.
Adı Atatürk isimlisini...

Her şey ateş pahası.
Bir küçük şişe su 50 TL'sı.
Bir kahvenin 100 TL acısı.
Kalıyor kırk yıl anısı...

Avrupa'da, Amerika'da.
Su ya da Kahve ne tutuyorsa.
Euro'yla ya da Dolarla.
Onu da çarpıyorlar kurla.
İstiyorlar sizden TL'sıyla...

Bu kadar pahalı bir yerde.
Ücretsiz yapacağınız tek şey de.
Gitmek Dış Hatlar bölümünde.
Bir Arkeoloji Müze'sine...

İki yıl önce açılmış burası.
Türkiye'nin tanıtımı amaçlı.
Bir dönümlük alanıyla.
"Türkiye'nin Zenginlikleri" başlığıyla...

12 bin yıllık geçmişimizden.
Ve 29 farklı Müzemizden.
Anadolu tarihinden 316 değişik obje.
Sergilenmekte bu Müze'de...

Benim gibi havaalanına erken giden.
Ancak Duty Free filan gezmeyen.
Kaç Turist gider bu Müze'ye.
Anadolu'nun zenginliklerini görmeye...


Havalimanı Müzesi Fotoğraflarım:
.

18 Şubat 2022 Cuma

DEDE EFENDİ EVİ...

 

- 6 Şubat 2011, Cankurtaran-İstanbul -

Yine bir gül-nihâl aldı bu gönlümü
Sîm-ten gonca-fem bî-bedel ol güzel
Âteşîn ruhleri yaktı bu gönlümü
Pür-edâ pür-cefâ pek küçük pek güzel

Güfte ve Beste:
Hammâmîzâde İsmail Dede Efendi


9 Ocak 1778 tarihi idi.
İstanbul'da dünyaya geldi.
Kurban Bayramı'nın ilk günü idi.
Bu nedenle ona İsmail ismi verildi...

Babası geçimini.
Hamamcılık yaparak sağlar idi.
Sonradan Hammâmîzâde lâkabını.
Oradan almıştı...

1786 senesiydi.
Çamaşırcı Mektebi'ne gitti.
Sesinin güzelliği fark edildi.
7 yıl Müzik dersleri aldı.
Okulda İlahicibaşı'ydı...

Yenikapı Mevlevîhanesi'ne gitti.
Derviş olmak için "çile"ye girdi.
9 ay süresince çile çekti.
21 yaşında artık Mevlevî idi.
Ve kendisine "Dede" unvanı verildi...

III. Selim dönemiydi.
Saray'a müzisyen olarak girdi.
Şarkı söyleyen bir Hanende idi.
Saraydan Nazlıfer hanım ile evlendi...

1809 yılıydı.
II. Mahmut Padişah oldu.
Saraydaki yerini korudu.
Hatta Sermüezzin oldu...

1839 Abdülmecit başa geçti.
Ferahfeza Ayini'ni besteledi.
Saray, Klasik Batı Müziği'ne yöneldi.
Bunu pek sevmedi, Saraya veda eti...

1846 senesiydi.
Hac görevini yapmaya karar verdi.
Kolera'ya mağlup düştü.
Mekke'de vefat etti.
Hz. Hatice'nin ayak ucuna defnedildi...

Hammamizade İsmail Dede Efendi.
Bir Türk Mûsikî dahisi idi.
Müzik yeteneği ve Sesi çok güzeldi.
Türkçe ve Farsça şiirler yazan bir Şairdi.
Verimli bir Bestekâr ve Neyzen idi...

68 yıl yaşadı Dede Efendi.
Bu sürede 500 kadar eser besteledi.
Bunların 267'si günümüze ulaşabildi.
Diğerleri maalesef  yitirildi...

Eldekilerin küçük bir bölümü:
"Ey büt-i nev-edâ olmuşum müptelâ"
"Mah yüzüne aşıkanım..."
"Benliyi aldım kaçaktan..."
"İndim yârin bahçesine..."
"Yine neş'e-yi muhabbet..."
"Baharın zamanı geldi..."
"Şu karşıki dağda bir yeşil çadır..."
"Ben seni sevdim seveli..."
Gibi hepimizin sevdiği ezgilerdi...

Dede Efendi'nin Cankurtaran'daki.
Evi bakımsız ve çok eskimişti.
Hammâmîzâde Dede Efendi.
1818-1846 senelerinde.
Tam 28 yıl ikâmet etmişti bu evde...

1997 senesiydi.
"Türkiye Tarihi Evleri.
Koruma Derneği".
Ve Cumhurbaşkanı S. Demirel.
El ele verdi...

Dede Efendi evi 18. yy yapısıydı.
1984'de restorasyonuna başlandı.
1993'de tamamlandı.
Ancak, açılışı 1997'de yapıldı...

Açılışından 4 yıl sonrasıydı.
Ben burayı.
Dede Efendi müzikleriyle.
Gezdim saygıyla ve keyifle...

Dede Efendi Evi, iki katlıydı.
Üst katta bir Sofa vardı. 
Ve iki de odası .
Alt katta geniş bir Salon bulunmaktaydı...

Günümüzde bir Müze burası.
Türk Mûsikî tarihinin olduğu.
Dede Efendi'nin halâ yaşatıldığı.
Müziklerinin sürekli çalındığı...

Yurt dışına gideriz.
Evlerini gezeriz.
Beethoven'in, Bach'ın.
Mozart'ın, Strauss'un...

İstanbul'a gittiğimizde.
Veya İstanbul'da oturanların içinde.
Kaç kişi acaba.
Gitmiştir Dede Efendi Evi'ne...


Dede Efendi Evi fotoğraflarım :
.

9 Ocak 2012 Pazartesi

İSTANBUL'UN İLK OTELİNDE...

1841 yılında kurulmuştu. 
İstanbul’un ve hatta, Balkanlar'ın ilk oteli idi. 
Alp Oteli… 

Mısır Hidivi’nin seyisi. 
Mıssırî tarafından kurulmuştu. 
Hôtel d’Angleterre” adıyla. 
Yani “İngiltere Oteli” namıyla… 

En modern Oteli idi. 
İstanbul’un ve Pera’nın. 
20. yüzyılın başına kadar. 
İlk 40-50 yılı içerisinde… 

Zamanla ismi de sahipleri de değişti. 
Hotel Mıssırie” oldu önce. 
Sonra “Logothesis Oteli”. 
Ve sonra da “Hotel Royal” oldu… 

İsimler Türkçeleştirildi. 
Cumhuriyetin ilanı ile. 
Ve buraya da “Alp Oteli” denildi. 
1930 senesinde, son sahiplerince… 

Tepebaşı’nda bulunuyordu. 
Alp Oteli. Hemen yanı başındaydı. 
İngiliz Konsolosluğunun… 

Kumbaracı yokuşunda. 
Ve 70 numaralı binada… 

Odaları zevkle döşenmişti. 
Karşılıklı iki merdivenle çıkılırdı. 
Bu odalar Haliç’e bakıyordu. 
Ve de görüyordu tarihi yarımadayı… 

Bizler son konukları idik. 
Alp Oteli’nin. 
Yıkılmadan bir yıl önce. 
1970 senesinde… 

 Hacettepe’de 6. sınıfta “İntörn” idik. 
Ne tam öğrenciydik, 
Ne de tam hekimdik. 
Yani, “devekuşu” gibi bir şeydik… 

Bir gezi düzenlemiştik. 
İlâç Fabrikalarına. 
Eğitimimizin son yılında.
Tüm sınıf İstanbul’a gidecektik. 
Bir gece de orada kalacaktık... 

Bir gün öncesinden gidecektik. 
Mehmet ve Dani ayarlamıştı bu oteli. 
Fiyatı çok ucuzdu. 
Yerleşimi de bizler için çok uygundu… 

Otobüsle gittik. 
Bir hafta sonu geçirdik. 
1970 senesinde. 
İstanbul’un bu “ilk” otelinde… 

Biraz bakımsız kalmıştı. 
Ama halâ ihtişamlıydı. 
Geniş giriş katıyla, antika donanımıyla. 
Yüksek tavanlı odalarıyla… 

Satıldı Alp Oteli
Bir petrol şirketine. 
Bir yıl geçtiğinde. 
1971 senesinde… 

Onlar da hemen kazmayı vurdular. 
Bu güzelim otele. 
Bir gün tarihi eser sayılır belki”. 
Düşüncesiyle… 

Arasanız yok, tek bir fotoğrafı bile. 
Yok artık Alp Oteli’nin internet’te. 
Kaldı anısı yadigâr bize. 
Hacettepe’li 68 tane intörn’e… 


 Alp Oteli fotoğraflarım: 

2 Mayıs 2011 Pazartesi

SERVER DEDE...


Tapu Kadastro binası ile karşılaşırsınız.
İstanbul’da.
Sultan Ahmet Meydanında…

Antik Hipodrom meydanıdır burası.
Ayasofya’nın,
Sultan Ahmet Camisi’nin,
Ve de Dikilitaş’ın bulunduğu…

Bu güzelim yapıların arasındadır.
Tapu Kadastro binası.

1881 yılında yapılmıştır.
Defter-i Hakanî adıyla…
1910 yılında yeniden inşa edilmiştir.
Mimar Vedat Efendi tarafından…

Güzel bir yapıdır burası.
Dış görünümüyle de içiyle de.
Ancak fırsat kalmaz burayı incelemeye.
Alandaki birçok tarihi yapıyı gezmekten…

Bir mezarla karşılaşırsınız.
Bu binanın içine girdiğinizde.
Bir incir ağacının yanında.
Bizans sütununun altında …

Server Dede’nin mezarıdır burası.
Ser verip sır vermeyen
Server Dede’nin…

Defter-i emin’dir.
Görevine çok bağlıdır.
Server Dede

Kaide-i kadim üzerine hareket eder.
Kayıtların muhafazasına önem verir.
İzin asla vermez.
Defterlerin dışarıya çıkartılmasına…

Dönemin padişahı I. Mahmud’dur.
Defterleri ister.
Gecenin bir yarısında.
Bir ihtilafı çözmek için…

Buyruk Padişahtan gelmiştir ama.
Af buyursun Sultanımız” der.
Server Dede.
Defterleri dışarıya çıkartamam…

Sultan çok kızar emrine karşı gelinmesine.
Boynu derhal urula…” diye emreder.
Fetva çıkartılır.
Hemen o gece idam edilir Server Dede...

Ancak ertesi gün anlaşılır.
Server Dede’nin haklı olduğu…

Haklıdır, çünkü yasaktır.
Kayıtların gece dışarıya çıkartılması…
Defter-i Hakanî’den.
Kanunname-i Osmaniye’ye göre…

Durum bildirilir.
Sabah olduğunda Sultan’a...
Boş yere kıyılmıştır.
Bu dürüst Devlet memuruna…

Padişah
pişman olur.
Defnedilmesini emreder.
Server Dede’nin.
Defterhane içine…

Girin içeriye.
Vaktiniz kalırsa.
Sultanahmet’teki bu binaya…

Mezarı duruyor halâ orada.
Okuyun Server Dede’ye bir fatiha.
Eğer giderseniz oraya.
Böylesine dürüst bir devlet memur'una…


Server Dede mezar fotoğrafları:
https://photos.google.com/share/AF1QipPR00eLfPNOcach5AgQDaU2d-YxdAbjwmbwqCkPx7VwPFX1Vc8xl1CmJ03F28ETCw/photo/AF1QipO5rCHgD-PE3anZGTXWKo28ukfTSl8PHYhLYnci?key=RDFDNDhGNlZYbGZkMm5OTkRSUGdhVC03R3VEanVn

.

25 Kasım 2009 Çarşamba

SULUKULE...


İstanbul surlarının en güzel bölümüdür.
Yedikule ile Haliç arasında kalan bölümü…

İstanbul’da vakit bulursam gezerim surları.
Yürüyerek, içinden ve dışından.
Hem 1000 yıllık bir tarihe tanık olursunuz.
Hem de İstanbul’un güncellenmiş sosyal yaşamına…

Bu bölümün şüphesiz en renkli yeridir Sulukule.
Daha doğrusu renkli yeriydi burası...

Geçenlerde surları gezerken uğradım Sulukule’ye.
Büyük hüzünle dolaştım bu kez orayı.
Üzüntüyle görüntüledim.

Yerle bir edilmişti.
Esmer vatandaşlarımızdan kimsecikler yoktu.
Klarinetler, darbukalar susmuştu.
Oyun havaları duyulmuyordu.
Göbekler atılmıyor, paralar sıkıştırılmıyordu.

Eski canlılığından eser kalmamıştı Sulukule’nin..
Sessiz, ölü bir yere dönüşmüştü.
Molozlar, mezar toprağı gibi örtmüştü Sulukule’yi.

Halbuki 1000 yıldır buradaydılar.

Önceleri surların dışındaydılar.
Fetih’ten hemen sonra da içeri alınmışlardı.
Sulukule’ye yerleştirilmişlerdi.
Edirnekapı’da surların hemen içine.

500 yıldır da burada yaşıyorlardı.
Sulukule’ye gelenleri de yaşatıyorlardı.
Tüm mutlulukları, tüm neşeleriyle…

Kentsel dönüşüm projesi”ne takıldılar.
Basit evleri boşaltıldı önce.
Arkalarına bakıp gittiler.
Sonra da greyderler geldi.
Yerle bir ettiler tüm evleri, tüm yapıları.

Şimdi dümdüz bu alan.
Sessiz ve bitkin.

Ama yakında apartmanlar yükselecek.
1000 yıllık bir yaşam da silinip gitmiş olacak…

Sulukule’nin en son fotoğrafları için :
https://photos.google.com/share/AF1QipPE6hQiAQVi1AAPppk7BXmBQXd9YVXzWyY9Y9hAb6jCyFiGUXHUFrsv5AHde8VC6g/photo/AF1QipO-oe4kQMDUJrVvr4Z4e_SbDvfc8_sDujIOAcyA?key=cmZCNnluNlV1ZnZQUmpjdU1tLW9MOVlQaEtEQkZn

.

1 Eylül 2009 Salı

BURASI KADIKÖY...

Kayhan Tuncay Samsun'dan arkadaşımdır. 
Bir süredenberi İstanbul'da vazife yapmaktadır. 
İnşaat mühendisidir. 
Uzun zamandır beni Fenerbahçe'nin maçlarına çağırır.
 
 Bir türlü vakit bulup gidememişimdir. 
Bu fırsat sonunda bu hafta sonu doğdu. 
30 Ağustos'ta, Zafer Bayramımızda. 

 Uçakla İstanbul'a geldim. 
Hızla Kadıköy'e geçtim. 
Orada Kayhan'la buluştuk. 
Önce, FB'nin Dereağzı tesislerini gezdik. 
Amatör branşların çalışmaları için hazırlanmış. 
İnanılmaz güzel spor tesisleri var. Anlatılamaz. 

 Sonra Faruk Ilgaz tesislerine gittik. 
Fenerbahçe burnunda. Kalamış'a, 
Moda'ya hakim bir burunda... 
 
Adettenmiş. Formalar giyinilirmiş. 
Maça gelmeden önce buraya uğranılırmış. 
Aperetif bir şeyler alınır, maça hazırlanılırmış. 
Bizler formalar üstümüzde Havuzbaşına kurulduk...

  Kayhan'la birlikte Samsundan arkadaşımız Cengiz Akyol da var.
 Acıbadem'den meslektaşım Dr. Osman Güven de bize eşlik ediyor. 
Marmara'nın üzerinden günü batırana kadar maça hazırlandık...

 Ardından stada kadar yürüdük. 
Kadın erkek, çoluk çocuk formaları giymişler. 
Elde bayraklar stadın yolunu tutmuşlar. 
Tam bir bayram günü...

  Şükrü Saracoğlu stadı dışarıdan koca bir yapı. 
Bir spor mabedi. 
Etkileyici bir görünüşü var. 
Önüne de Fenerbahçedeki deniz fenerini koymuşlar. 
Çağdaş bir şekilde stada alınıyorsunuz. 
İtişme, kakışma, bağırtı, çağırtı, ezilme yok. 
Herkesin yeri yurdu belirli...

 Stadın girişinde muhteşem bir müze yapılmış. 
Atatürk'ün balmumu heykeli karşılıyor sizi. 
Hemen yanında onun Kulübün ziyaret defterine yazdıkları... 
Yanıbaşında kupalar, kupalar. 
Birçok formalar, anılar, fotoğraflar, flamalar...

 Koridorlar tertemiz, pırıl pırıl. 
Bu koridorlara açılan birçok localar. 
Hepsi çok modern, çok güzel, çok da çağdaş...

 Stadın içerisi aydınlık. 
Yemyeşil çimler sonra da muhteşem tribünler karşılıyor sizi. 
Ses düzeni rahatsız edici değil. 
Devamlı marşlar çalınıyor ve uyarıcı anonslar yapılıyor. 
Çıkış merdivenlerine kimse oturmuyor. 
Bomboş tutuluyor...

 Tribünler tam dolu değil ama coşkulu. 
Üstüne üstlük Zafer Bayramımız bugün. 
10. yıl marşı yankılanıyor her yerde.
Tribünlerde şanlı bayraklarımız ve Atatürk posterleri. 

 Seyirciler bilinçli. 
Kadın, çocuk formalarını giymiş gelmişler. 
Sevgiyle tezahüratlarını yapıyorlar. 
Öylesine güzel insanlar var ki... 

Fenerbahçe ve Manisaspor takımları karşılaşıyorlar. 
Güzel bir mücadele var sahada. 
Kora kor bir mücadele. 
Son saniyeye kadar mücadele sürüyor. 
Fenerbahçe son saniyede gülüyor : 
2-1 Nöbetçi golcü'sü Semih ile 3 puanı kopartıyor...

 Çıkışta stadına altındaki Fenerium'a uğruyoruz. 
Saat 23.30 olmasına rağmen mağaza tıklım tıklım. 
Çok kaliteli giysiler, formalar, eşorfmanlar kapış kapış satılıyor. 
Küresel kriz buraya teğet bile geçmemiş... 

 Başkan Aziz Yıldırım Fenerbahçe için her şeyi yaptı. 
Yukarıda Allah var ki yaptı...


 Adam, bu güzel arenayı Fenerbahçe'ye sundu. 
Dünya çapında futbolcular, çalıştırıcılar transfer etti. 
Uche, Ortega, Van Hooijdonk, Anelka, Appiah'ı getirtti. 
Roberto Carlos, Alex, Guiza'yı bir arada oynattı. 
Daum, Zico, Luis Aragones'i çalıştırıcı yaptı. 
FB bayrağını beş kıtanın en yüksek zirvelerine götürdü. 
Ama şu takımı bir Avrupa Şampiyonu yapamadı. 

 Çıkıp kendisi oynayacak değildi ya... 
  

21 Kasım 2008 Cuma

AYA İRİNİ'DE MİLLÎ OLUŞUM...


Aya İrini (Hagia Eirene) İstanbulda yapılmış ilk kilisedir. 
I. Konstantin zamanında inşa edilmiştir. 
MS 330 yıllarında... 

Hemen hemen 1700 yıllık bir eserdir. 
Topkapı Sarayının bahçesinde bulunur. 
Sur-ı sultanî içerisindedir ve tüm görkemiyle ayaktadır. 

1973 yılından beri konserler için kullanılmaktadır.
Akustiği mükemmeldir. 
Burada konser dinlemek bir ayrıcalıktır.
Bir konser vermek ise üst düzey sanatçılar için bile büyük bir övünç kaynağıdır. 
 
Avrupa Rinoloji Cemiyeti Kongresi Türkiye'de yapıldı. 
18-25 Haziran 2004 tarihinde...

 Rinoloji, burun hastalıkları ile ilgili bir bilim dalıdır. 
Her iki senede bir, Avrupanın önemli bir kentinde buluşulur. 
Burun ile ilgili bilimsel gelişmeler tartışılır.

Toplantı, bu kez İstanbul'da yapılacaktı.
Cemiyet ve Kongre Başkanlığına Prof. Dr. Metin Önerci seçilmişti. 
Bu ülkemiz için önemli bir olaydı. 1000 dolayında katılımcı olacaktı. 

Titiz bir çalışma ile çok güzel bir program hazırlanmıştı. 
Kongrenin logo'sunu ben tasarlamıştım. 
"Rhinostanbul" başlıklı, sevimli bir logo olmuştu...
 
Toplantı'nın açılış töreni Aya İrini'de yapılacaktı. 
Peşinden de İstanbul Arkeoloji Müzesinde kokteyl olacaktı. 
Sevgili Metin, açılışta benden sanatsal bir sunum yapmamı da istedi. 

Benim için millî bir görevdi. 
Ülkemi en iyi biçimde temsil etmeliydim. 
Hemen üstlendim. Rinoloji biliminde burun travmaları önemli bir konu idi. 
İnsanda buruna gelen darbeler önemli bozukluklara yol açıyordu. 

Antik heykeller için de ayni şeyler geçerliydi. 
Heykellerin burnu da travmalara çok açıktı. 
Bilinçli, bilinçsiz darbelerden kötü biçimde etkileniyordu. 
Ve ülkemizde de burnuna darbe almış çok sayıda heykel vardı...

Hemen kolları sıvadım. 
Çok sayıda müze dolaştım. 
Heykelleri incelemeye aldım. 
Onların yakın plânda burunlarını görüntüledim. 

"Anadolu Heykellerinde Burun Travmaları" başlığı altında topladım. 
Bunlardan bir video gösterimi oluşturdum. 
Buna Göksel Baktagir'in "İstanbul Senfonisi" müziğini ekledim. 
Göze ve kulağa hitap eden bir sunum haline getirdim. 

Açılış töreni 18 Haziran 2004 tarihinde idi. 
Açılış konuşmalarından sonra sıra bana geldi. 
İnanılmaz güzel bir akustik ortamda, kötü sesimle kısa bir konuşma yaptım. 
Sonra da Aya İrini'nin antik atmosferi içerisinde gösterimi sundum. 
Sunumum beğenilmişti. 

...Şimdi, Aya İrini'de konser vermiş bir sanatçı ile karşılaşmayı bekliyorum. 
Bana "Aya İrini'de konser vermiştim" diye övünecek bir sanatçıyla... 

"Haa... orası mı?
"Ben de orada bir kez millî olmuştum..." diyebilmek için...


Video'yu izlemek için lütfen tıklayınız :