YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
Kastamonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kastamonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2018 Pazar

ŞAPKA MÜZESİ...



Atatürk, 1925 senesinde.
24 Ağustos gününde.
Kastamonu'ya gitti.
Başına da beyaz bir şapka giydi...

Kastamonu halkı.
Ata'yı ilk kez görecekti.
Atatürk ya üniformalı ya da kalpaklı.
Bir görünüm vermişti...

Diledi ki.
Kastamonu'lular kendisini.
Modern bir giysiyle.
Şapka'yla görsün, tanısın istedi...

Ertesi gün İnebolu'ya geçti.
25 Ağustos 1925 günü idi.
Türkocağı'nda halka hitap etti.
"Bunun adına şapka derler" dedi...

Beş gün sonra da.
30 Ağustos'ta.
Cumhuriyet Halk Fırkası balkonunda.
Hitap etti bu kez de Kastamonu halkına...

Değindi "Türk halkının tamamen asrî.
Bütün manâ ve eşkali ile.
Medeni bir heyet-i içtimai'ye.
Haline irsal etmenin" önemine...

3 ay geçtiğinde.
25 Kasım 1925 tarihinde.
Şapka Kanunu, 671 numara ile. 
Kabul edildi Millet Meclisi'nde...

Öncülük eden Şapka İnklâbına.
Kastamonu'da.
Önderlik edilmiş Şapka'yla.
İlgili bir Müze açılmasına...

Yalnızca 3 adet şapka varmış başlangıçta.
İstenilmiş şapkalar bağış yoluyla.
Şapkaların sayısı çoğaldığında da.
Açılmış bu Müze Kastamonu'da...

Türkiye'de. 
İlk ve tek Müze.
Açılan "Şapka" konseptiyle.
Mimar Vedat Tek 
Kültür ve Sanat Külliyesi'nde...

Bu Sanat Merkezi'nde.
Bulunmakta ayrıca bir Cumhuriyet Evi. 
Silah ve Dantel Müzesi.
Atatürk Sergisi, Bebek evi 
Ve Galeri bölümleri...

Ama bunların içinde en güzeli.
Şapka Müzesi.
Toplamda 600 şapka hepsi.
Eskisi ve yenisi...

Burası ülkemizin tek Şapka Müzesi. 
Bunun önemi.
Şapka Devrimi'nin yapıldığı.
Kastamonu'da gerçekleştirilmesi...


Şapka Müzesi Fotoğraflarım:
.

15 Eylül 2011 Perşembe

KASTAMONU...

Çok çok büyüdü. 
Birçok kentimiz. 
Artık içinden geçmiyorsunuz birçoğunun. 
Çevre yolundan ve şehri görmeden geçip gidiyorsunuz… 

Kastamonu onlardan değil. 
Geçmek zorundasınız içinden. 
Hem de keyifle. 
Bu güzel Anadolu kentimizin… 

Ben çoğu kez dururum. 
Kentin merkezinde. 
Her geçişimde. 
Kastamonu'da... 

Şehrin tam ortasındadır. 
Kastamonu’da görülecek yerler. 
Gezilecek evler. 
Yenilecek yemekler… 

Bu kez de Kastamonu’daydım. 
Bir gece de konakladım. 
Son Ramazan Bayramı'nda. 
Ankara-İnebolu-Samsun yolunda… 

Sokaklarında yürüyorsunuz. 
Onarılmış evlerini geziyorsunuz. 
Tarihine tanıklık ediyorsunuz. 
Sevecen halkını tanıyorsunuz… 

Kenti gezmek için yetiyor. 
Aslında tam bir gün. 
Yayan olarak gezebiliyorsunuz. 
Tüm tarihi yapıları… 

 Ama kanımca yetmez. 
Bir ay bile. Kastamonu vilayetinin. 
Tüm güzelliklerini görmeye… 


Kastamonu fotoğraflarım: 

13 Eylül 2011 Salı

KASABA...

Aslında bir köy, Kasaba. 
Kastamonu’ya bağlı. 
Kastamonu-Daday yolunda. 
20 km sonra sağda... 

Güzel ve yeşil bir köy. 
Sulak bir alanda. 
Ceviz ağaçları altında. 
Meyve ağaçları arasında... 

Eski ismi Gaşgaba. 
Candaroğulu döneminden. 
25.000 nüfusu varmış. 
13-17. yüzyıllar arasında... 

Sonradan nüfus azalmış. 
Bir köy’e dönüşmüş. 
Günümüzde 30 haneye sahip. 
100 civarında bir nüfusu var... 

Çok güzel evler var. 
Kasaba’da... 

İki tane de güzel camiye sahip. 
Selçuklu'lardan kalma. 
Bunlardan bir tanesi Mahmutbey camii... 

14. yüzyıldan kalma. 
1366 yılında yapılmış. 
Candaroğlu döneminde. T
am 645 sene önce... 

 Aslında ahşap bir yapı. 
Ama dışında taş duvarlar var. 
Tam 120 cm kalınlığında...
 
Muhteşem ahşap oymaları var.
 Bu caminin içinde. 
Bir renk cümbüşü sanki. 
Oymaları, kakmaları ve boyalarıyla... 

Bir de ceviz kapısı var. 
Bu caminin. İnanılmaz bir güzellikte... 
Aslı Kastamonu’da. 
Liva Paşa Konağı’nda. 
Etnografya Müzesi'nde. 
Bu oyma kapının... S

Sonradan aynisi yapılmış. 
Bu kapının. 
Ve de girişine konulmuş Mahmutbey caminin... 

Üzerinde şunlar yazıyor. 
Hat sanatının tüm inceliğiyle. 
“Mescitler Allah’a mahsustur. 
Orada Allah’tan başkasına ibadet edilemez”. 

 Ve alt tarafında da mütevazi bir not: 
“Amele Abdullah bin Mahmut en Nakkaş”. 
Yani; “Abdullah’ın oğlu, Amele Nakkaş Mahmut”. 
O kadar... 


14 Nisan 2008 Pazartesi

TAŞKÖPRÜ...



Taşköprü’deyim. 

Kebap kuyusunun başında 

Ne sen farkındasın 

Ne de polis farkında…

Dün (13 Nisan 2008) Pazar günü idi. Sabah 06.00 da yola koyuldum. Gerze, Boyabat üzerinden Dranaz geçidini kuş gibi aşarak ve de Ahmet Muhip'i anarak uzunca bir yol katettikten sonra Taşköprü ilçemize ulaştım.

Taşköprü, Kastamonu ilimize bağlı şirin bir yerleşim bölgesi. Antik dönemdeki ismi “Pompeipolis” burasının. Eskiden beri Gökırmak üzerindeki görkemli taş köprüsü ile ünlü. Kent, ismini de bu taş köprüden alıyor zaten. Ancak günümüzde ise sarımsağı ve Püryan kebabı ile meşhur.

Her sene bahar aylarında gelirim buraya. Püryan Kebabı yemek için. Çünkü bu kebabının en kalitelisi bahar kuzusu'ndan yapılanıdır.

En iyi kebabı da Ateşoğulları'ndan Şükrü Ateş yapar burada. Üç kuşaktır babadan oğula geçen bir deneyimle yapılır bu kebap. İçinde odun yakılan bir kuyuya çengellerle asılan sekiz kuzu saatler boyu bu kuyunun içinde pişer ve nar gibi kızarmış lokum yumuşaklığındaki kuzu eti yetişenlere sıcak sıcak servis edilir. Kuyu’nun kapağı öğlen vakitlerinde açılır. 8 kuzu iki saat içerisinde müşterilere dağıtılır. Sonrasında gelenler avuçlarını yalarlar. Onun için öğlen vakitlerinde Taşköprü’de olunması gerekir.

Bizler de öyle yaptık. Saat tam 12.00 de Taşköprü'de idik. Gökırmak eriyen kar sularını taş köprünün altından geçirmekle meşguldü. Hemen göreve soyunduk. Dışı kıtır, içi lokum gibi kuzu etini parmaklarımızla birlikte yedik.


Sonra Kastamonu üzerinden Devrekani’ye geçtim. Burada da dünyanın en güzel “lokma”sı yapılıyordu. Lokmacı Ali Demirbaş tarafından. Lokma ustası, bu işi 11 yaşında babasından öğrenmişti.

63 yıldır her Pazar günü yalnızca bu işi yapıyordu. İki masalı, 8 sandalyeli tek gözlü bu iddiasız dükkânında... Hamuru kesip, kaynar ayçiçeği yağı içerisine atıyordu. Kısa zamanda zar inceliğindeki kızarmış sıcak lokmalar hemen servis ediliyordu. Usta’nın ustalıkla yaptığı bir iş’ti bu. Ali Usta, hangi iş’i en iyi yapıyorsa onu yapıyor ve başka da hiçbir şey yapmıyor ve satmıyordu bu ekmek teknesinde… Sorduğunuzda da “Allaha şükür kazanıyorum” diyordu dolu dolu porsiyonlarını 2 Lira’ya size sunduğunda.



Neyse, yeniden yola koyuldum. Bahar tüm görkemiyle yerleşmişti yöreye. Turfanda yeşilin içinde, beyaz çiçeklerle donanmış meyve ağaçlarının arasında ve yoğun kayın ormanı içerisinden Abana’ya indim. Rengârenk nahif tablolar arasından geçerek. Sonrasında oya gibi işlenmiş batı Karadeniz sahilini izleyerek Türkeli, Ayancık ve Sinop’u arkamızda bırakarak tam 14 saat sonra yeniden Samsun’a ulaştım.

Yarın Pazartesi. Yeni bir hafta daha başlayacak. Birçok öğrenci, sayısız hasta ve çok sayıda ameliyat yine beni bekliyor olacak.

Ama bu moralle yine hepsinin üstesinden gelirim herhalde…



Bu kebabı diğerlerinden ayıran en önemli şey piştiği kuyunun özellikleri… 👇

Kuyu Kebabının yapımında 6-10 aylık ve ortalama canlı ağırlıkları 25-35 kg civarında olan, yörede kekik otu vb. aromatik bitkilerle beslenen süt kuzularının kullanılması, kebabın yapımında kullanılan kuyuların sahip olduğu özel tasarımın ısının dönerek eşit şekilde ve homojen yayılmasını sağlaması ve kebabın tamamen tuğlaların ısısı ile pişmesi, kuyunun ağzının yöreye özgü sarı toprak ile kapatılmasının hava ve ısıyı izole ederek pişme ısısının korunmasını ve etin kurumamasını sağlaması, kuyuların yakılmasında kullanılan çam kökü çırasının sahip olduğu reçinenin kebabın lezzetini artırması ayırt edici özellikleridir. Pişirilme esnasında herhangi bir baharat veya sebze kullanılmayan Kuyu Kebabı, esasen üretim yöntemi ve kuyunun hazırlanma şekli ile diğer kebaplardan ayrılmaktadır.