YÜCEL TANYERİ

Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...
Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
24 Nisan 2022 Pazar
DOKTORA ÖVGÜ...
22 Nisan 2022 Cuma
1. MECLİS...
18 Nisan 2022 Pazartesi
NEŞET ERTAŞ ve LEYLA'SI...
Leyla, büyük usta Neşet hocanın babasının sahne aldığı gazinoda çalışıyordu. Babasını izlemeye giden Neşet Ertaş, bir gün gazino kapısında Leyla hanıma denk gelir ve o gece ustayı uyku tutmaz. Gönlüne bir yıldırım gibi düşen Leyla’yı görmek için her gün gazinoya gitmeye başlar. Leyla’yı her gördüğünde yüreği uyuşan büyük usta, fazla dayanamayıp bu dev sevdadan Leyla’ya bahseder. Neşet’i dinleyen Leyla duygularına saygı duyduğunu ama gönlünün onda olmadığını söyler büyük ustaya. Aldığı cevaba çok üzülen Neşet Ertaş, Leylam beni çok üzdün diyemez de, “Yazımı kışa çevirdin“ diye bir türkü besteler... Özledikçe yazmış büyük usta. Yazdıkça da söylemiş ve halkın gönlünde taht kurmaya başlamış... Daha önce hiç kullanılmamış bir dille anlatmış Leylasını halka. Sokak ortasında duran taşları bile "Leyla’nın ayağına takılır" diye toplarmış bu kusursuz adam. Bir gece o kadar çok özler ki Leyla’yı, sabaha kadar uyumayarak "Niye çattın kaşlarını" türküsünü besteler. Leyla’nın sebebine bestelediği her türkü, her eser koca Türkiye’nin gündemine oturur. Leyla’dan ümidini kesen kor yürekli hoca, eline bağlamasını alıp çaldığı bir akşam üstü "gökteki güneşi de koynuna alarak" çıkıp gelir Neşet’in Leyla’sı... Şaşırıp kalan usta, "ah Leylam, sen Leyla mısın, ay mısın" der. Leyla, bu özel yürekli adamın gökyüzüne yaydığı o kusursuz enerjiye daha fazla kayıtsız kalamayarak teslim olmuştur. Mutluluktan ne yapacağını şaşırmış olan Neşet Ertaş, Leyla’yı orda bırakıp Babasının yanına giderek Leyla’ya olan kıymet yüklü sevdasından bahseder. Bu aşka karşı çıkan baba Muharrem Ertaş, "türkücüden, gazinocudan gelin olmaz" diyerek kovar büyük ustayı. Aylar geçtikçe Leyla’nın aşkı Neşet’in aşkının daha üstüne çıkar. İki aşık birbirini çok severler ve herkesin karşı olduğu bu sevdayı evlilikle taçlandırırlar. Birbiriyle konuşmayan Baba ve oğul aynı gazinoda çalışıyorlardı. Bir gün baba Muharrem Ertaş, “Evladım“ diye bir türkü besteler. İçinde "aslı bozuk alma dedim evladım" sözü yer alan türküye Babasının Leyla’ya "aslı bozuk" demesi Neşet Ertaş’ın yüreğini yangın yerine çevirir. Kızar, kırılır, küser atasına. Leyla’dan vazgeçmeye niyeti yoktur. Oğlu da Babasına bir türküyle cevap verir: "Analar insandır, biz insanoğlu" der büyük usta. O gecenin sabahı Leyla’nın hamile olduğunu öğrenen Neşet Ertaş, "Ulu arıyorsan analar ulu, sevmişiz biz onu, olmuşuz kulu" türküsünü besteler ve ailesiyle bağları tamamen koparır... Sevdiği kadından üç çocuğu olur ustanın. "Leylam da Leylam" der gezer usta. Yere göğe sığdıramaz güzel gözlüsünü. Neşet’e sevgisi biten Leyla bir gün ustayı terk eder... Aklını yitirmiş gibi gezen bu değerli üstat, "Boşa mecnun eylemişim ben beni" diye bir türkü düşürür herkesin bağrına. Peşine "cahildim dünyanın rengine kandım" türküsü gelir ve sonunda; "Evvelim sen oldun, ahirim sensin" der... Bu arada yıllardır oğluyla konuşmayan babadan, "Küsmedim Neşetim, kahrettim sana" diye bir ağıt gelir. Babasının çok hasta olduğunu duyan Neşet Ertaş, eline küçük bir valiz alarak Almanya’ya babasını görmeye gider ama yetişemez. Beni babamın ayaklarının dibine gömün diye vasiyet eder. Yıllar sonra Neşet Ertaş hayatını kaybeder ve babasının ayaklarının ucuna gömülür... (Alıntıdır) Neşet Ertaş, "Ahirim Sensin" Cahildim dünyanın rengine kandım Hayale aldandım, boşuna yandım Seni ilelebet benimsin sandım Ölürüm sevdiğim, zehirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin Sözüm yok şu benden kırıldığına Gidip, başka dala sarıldığına Gönlüm inanmıyor ayrıldığına Gözyaşım sen oldun, kahirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin Garibim, can yakıp gönül kırmadım Senden ayrı ben bir mekan kurmadım Daha bir gönüle ikrar vermedim Batınım sen oldun, zahirim sensin Evvelim sen oldun, ahirim sensin Neşet Ertaş'tan "Ahirim Sensin" : . |
16 Nisan 2022 Cumartesi
AHİLİK...
Kendi tarihimizde “Meslek ve Sanatkarlar Örgütü”nün 800 yıl önce Türkler tarafından AHİLİK TEŞKİLATI adı altında Anadolu'da kurulduğunu ve gerek Selçuklular ve gerekse de Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde Türk Esnaf ve Sanatkarları arasında güçlü bir Meslek, Ahlak ve Dayanışma örgütü oluşturduğunu görüyoruz.
Ahi nedir? Önce bu sorunun yanıtını açıklığa kavuşturalım :
Ahi Arapça bir kelime olup, "kardeşim" anlamına gelir. Bu yönüyle dostluk, sevgi ve kardeşlik bağlarını çok güzel bir biçimde tanımlamaktadır.
XIII. yüzyılda Anadolu'da Türkler tarafından kurulan AHİLİK ÖRGÜTÜ, adını ayni zamanda güzel Türkçemizde "cömert", "eliaçık" anlamına gelen "Akı" sözcüğünden de almaktadır.
Ahilik Örgütü, XIII. yüzyılda kurulurken kökenini dinsel ve ahlaki bir prensipler zinciri olan "Fütüvvetname"ye dayandırmıştır. Fütüvvetname, iyi ve mükemmel insan olma kurallarını kapsayan İslami prensiplerdi. "Fütüvvet" kelimesi de Arapça olan "Feta" kelimesinden kaynaklanmaktadır ve Feta; delikanlı, yiğit, mert, gözü pek ve iyi huylu kişi anlamına gelmektedir.
Fütüvve, Prof. Dr. Neşet Çağatay'a göre eli açıklık, başkasına yardım edicilik ve olgun kişilik demektir. Fütüvvet ise dostların yanlış ve eksikliklerini bağışlamak, hiç kimseye düşmanlık duygusu beslememektir.
Bu yönleriyle bakıldığında Ahilik;
1.Yiğitlik, eli açıklık
2. İyi Ahlaklılık, dostluk, konukseverlik ve
3. Sanatkarlık (yani Meslek)
olmak üzere üç ana dayanak üzerine kurulmuştur.
Ahilik, XIII. yüzyılda yani bundan yaklaşık 800 yıl önce Türklerin Anadolu'ya yerleşmeleri sırasında Ahi Evran (1171-1261) tarafından kurulup, belli kurallarla işlemiş bir Meslek ve Sanatkarlar Örgüt ve Birliği'dir.
800 yıl önce böyle bir Örgüte acaba neden gereksinim vardı?
XIII. yüzyılda Asya'dan gelip Anadolu'ya yerleşen Sanatkar ve Tüccar Türklerin, Anadolu'da daha önceden yerleşmiş Tüccar ve Sanatkarlar karşısında tutunabilmeleri, onlarla rekabete girip yarışabilmeleri ve başarılı olabilmeleri ancak aralarında sağlam bir örgüt kurup, dayanışma sağlamaları ve bu şekilde iyi ve sağlam mal üretip, satmaları ile mümkün olabilirdi.
Bu zorunluluk, dini ve ahlaki kuralları zaten Fütüvvetname'de mevcut olan bir Esnaf ve Sanatkarlar dayanışma Örgütünün yani Ahiliğin kurulması sonucunu doğurdu. Bu prensiplerle yetişen Türk Esnaf ve Sanatkarları, aralarında güçlü bir dayanışma ve mesleki yardımlaşma geliştirip, iki büyük İmparatorluğun Ekonomik temelini oluşturdular.
Ahi Evran'ın sanatı Debbağlık yani Deri İşçiliği idi. Önce kendi sanat dalı olan Deri İşçiliğinde başlattığı girişimlerini, daha sonraları tüm Esnaf ve Sanatkarları kapsayacak biçimde bir Mesleki Ahlak ve Sanat Örgütü olan Ahilik kuruluşunda birleştirdi. Bu örgüt ahlak kurallarını tüm İslam Ülkelerinde bilinen Fütüvvetname'den alıyordu. Fütüvvetname iyi ve mükemmel insan olma kurallarını kapsayan eserlerdi.
Ahiliğin temel bir prensibi vardı ki, bu Örgüte ancak ve ancak bir İşi ve Mesleği olan, Esnaf ve Sanatkarlar katılabiliyorlardı. Yani bu Örgüte üye olabilmek için, kişinin bir iş ve sanatı olması ve bu işinde kendisini ahlaken ve kabiliyetiyle kanıtlamış olması gerekiyordu.
Ahilik Örgütü'ne girişleri düzenleyen ve burada uyulması gereken tören, töre ve kuralları kapsayan geniş bir yönetmelik vardı ve bu yönetmeliğe de son zamanlara kadar "Fütüvvetname" denilmekteydi.
Ahilik Örgütünde her yeni giren yeni üyeye kabul törenlerin yapılmaktaydı. Bu törenlere "Şed Kuşanma” ve “Hırka Giydirme Töreni" denilirdi. Bu törenler hakkında "Avarif-ül Maarif" isimli eserde neler anlatılıyor: "Eğer, Şeyh bir Mürid'e hırka giydirse, öyle gerektir kim, Mürid'e hırka giymenin şartlarını ve edeplerini deyivere..."
Ahiliğe kabul şartlarının başında iyi ahlaklılık, yardımseverlik ve cömertlik olduğundan, bu örgüte girenler seçkin, temiz ahlaklı ve iyiliksever kişilerden oluşurdu.
Ahiliğe ilk adım atan kişi de önce Yiğit yanında, sonra Ahi yanında ve en sonra da Şeyh yanında yetiştirilerek eğitilirler. Bu konuda İmam Kuseyri; "Şeyhsiz yetişenler dağda yetişen ağaç gibidirler, meyvesi acı olur. Halbuki bağda yetişen ağacın yemişi lezzetli olur " demiştir. Şeyh Bayezid de bu konuda; "Kimin ki Üstadı ve Şeyh'i olmazsa, onun imamı (yani önderi) şeytan olur..." diye buyurmuşlardır.
Ahilik Örgütü Anadolu'nun tüm şehir, kasaba ve hatta "Yaren Teşkilatı" adı altında köylerde bile örgütlenmiştir.
Ahi Evran, bu işe Debbağ, yani Ayakkabıcı ve Saraç esnafını çevresinde toplayarak başladı. Kısa zamanda üstün becerisi, ahlak sağlamlığı ve hakseverliği ile büyük saygı toplayıp, kurduğu Örgütün Başkanı ve "Ahi Babası" oldu. Sonradan, Örgütteki Sanat kollarının sayısı
Ahilik teşkilatı Anadolu'da geliştikten sonra yalnızca Anadolu'ya has bir kuruluş olmakla kalmadı. Balkanlar ve Kırım'da da gelişerek Uluslararası sayılabilecek bir Örgüt haline dönüştü.
Ahilik'de Gençlik örgütlenmesi vardı ve bu gençler, "Delikanlı Örgütleri" ve "Delikanlı Birlikleri" adı altında örgütlenmişlerdi.
Ahilerin muntazam haftalık ve aylık toplantıları vardı. Ahi Sohbetleri çoğu kez Cuma akşamları yapılırdı. Şehirlerde ve köylerde bu toplantıların yapıldığı yerlere "Zaviye" ismi verilirdi. Bu Zaviyelere Ahi Teşkilatından olanların dışında, Ahi olmayan kimseler, öğretmenler, müderrisler, kadılar, hatipler, vaizler, yani bölgenin faziletli ve ulu kişileri devam edebilirlerdi.
Zaviye'yi Başkan yaptırır, her zaviyeye kayıtlı sanatkarlar kazançlarından bir bölümünü Başkan'a getirir ve bu para ile Zaviyenin bazı giderleri karşılanırdı. Zaviyelerin ve yapılan toplantıların da Başkanı olan, Sanatkar topluluğunun Ahi Baba'sı seçimle başa gelirdi ve bunun buyruklarına kesinlikle uyulurdu.
....................
Ahiliğin Özellikleri;
Ahi’nin üç şeyi açık, üç şeyi kapalı olmalı:
AÇIK
1. Eli açık olmalı, yani cömert olmalı
2. Kapısı açık olmalı, yani konuksever olmalı
3. Sofrası açık olmalı, yani aç geleni tok döndürmeli
KAPALI
1.Gözleri kapalı olmalı, kimseye kötü bakmamalı, kimsenin ayıbını görmemeli
2. Dili bağlı olmalı, kimseye kötü söz söylememeli
3. Beli bağlı olmalı, kimsenin namusuna göz dikmemeli
....................
KİMLER AHİ OLAMAZLAR:
*Her yerde ve her işte, iyiliği emir ve kötülüğü men etmeye çalışmayanlar Ahi olamazlar.
*Geçimini temin edecek bir Meslek veya Sanatı olmayanlar, Ahi olamazlar
*Yardım etmeyen, yardımlaşmayan, başkasına yük olan ve başkasının sırtından geçinenler, Ahi olamazlar
*İnançsızlar, Falcı, Sihirbaz ve Büyücüler, Yalancı, Avcı, İçkici ve Vefasızlar, Hırsız, Dolandırıcı, Zalim ve Madrabazlar, Kalbi Taş bağlamış Cerrahlar, Tefeci, Stokcu, Fırsatcı ve Hilekarlar, Gösteriş Budalaları Ahi olamazlar
*Ahiliğe girmiş ve Ustalık şed’i bağlamış bile olsalar; Ahlaksızlık, ayyaşlık, zina, livata, sapıklık, iftira ve hıyanette bulunanlar, Ahilikten çıkartılır, bunların ustalıkları düşer. Bunların durum ve isimleri bir hafta içinde Menzil Teşkilatları ve ulaklar vasıtasıyla bütün Ahi Teşkilatına duyurulur. Ayni İş ve Ustalık için artık hiçbir yerden ruhsat alamazlar.
YAREN DEVAMSIZLIK YAPARSA:
Yaren efradından biri, meşru sayılabilecek mazeretini haber vermeden üst üste üç toplantıdan fazla odaya gelmezse; odadan ellerinde içinde küllü su bulunan bir kap, verilen üç kişilik bir topluluk, yarenin hasta olduğunu varsayarak evinde hasta görmeye, ziyarete giderler. Bunlar : “Yaren Başkanının selamı var, hasta görmeye geldik” derler.
Gerçekten hasta olduğu veya gelmesine engel olacak bir mazereti olduğu görülürse, geri dönülür. Mazereti yoksa odaya gelmesi öğütlenip, geri dönülür. O da mendiline yeterince yemiş doldurup, odaya gelir ve verilecek cezayı kabul eder.
Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği Kitabından:
AHİ DESTURU
Sevgi göster herkese ha!
Selamdan kaçınma sakın
Hepsine adil ver hakkın
Niyetin iyi olsun ha!
Her şeyin gerçeğini söyle
İyi anlaş herkes ile
Etrafına dostluk saç ha!
Eser kalır sen gidersin
Önce hizmet, sonra sensin...
Ahilik ve Ahi Evran fotoğraflarım:
.