YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
Yenimahalle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yenimahalle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2024 Cumartesi

ÇALIKUŞU...

 

- 7 Kasım 2024, Yenimahalle-Ankara -

Gurup gurup oturmuşlar fertler Çalıkuşuna
Dertli dertli çek arkadaş Allah aşkına
Anladım neden geldi bu dertler senin başına
Dönmeden şaşkına otur arkadaş Çalıkuşuna

Dertler bu masalarda biter
Eskisini unutmadan, yenisi tazeler
İçme arkadaş ciğerin pareler
Tüm dostlar, bu ayyaş olmuş derler

Tek tek uzaklaştı dost bildiklerim
Akşam olur meyhane yolu gözlerim
Dost görünmüş bana bütün sevdiklerim
Ne ettiyse etti bana dost bildiklerim

Buymuş benim alın yazım, kaderim
İçersem artık kendi kendime içerim
Dostlarımı andım, bundan sonra içerim
Kaldıysa gerçek dostları Çalıkuşu'na beklerim

                             Talat Kaptan, 21.11.1983
....................

Çalıkuşu, Yenimahalle'de.
Kuruldu 1964 senesinde.
Bu yıl içerisinde.
Kuruluşunun 60. seneyi devriyesinde...

1964 senesinde.
Bizler öğrenciydik Lisede.
Yenimahalle'de. 
Mustafa Kemal Erkek Lisesinde...

Gelmiştik 18'imize.
Delikanlılık dönemimizde.
Ve Lisede son senemizde.
Kavuşacaktık özgürlüğümüze...

İşte o sene.
Yenimahalle'de.
Açıldı bir Meyhane.
"Çalıkuşu" isminde...

İbrahim Acımert başı çekmişti
Dursun Büyükçolak el vermişti.
Ortak olarak bu Meyhane'yi.
Taşkın Sokak'ta meydana getirmişti...

İbrahim Acımert işi biliyordu.
1946'da Karpiç Restoran'da çıraktı.
Sonra AOÇ'de Merkez Lokantası'nda.
Protokol Garsonu olarak çalışmıştı...

1964'de Lokanta açıldı.
Çalıkuşu adlı.
Bir Müzik Topluluğu.
Açılışta müzik yapmıştı.
Lokanta da adını.
Bu müzik topluluğundan almıştı...

Çalıkuşu, sabah-öğlen Lokanta.
Hem de Meyhane, akşam olduğunda.
Mezeler, yemekler lezzetli
Sohbetler, dostluklar ebedi...

Nezih bir mekandı.
Sabah-öğlen Lokantaydı.
Akşam içkili bir alandı.
Ankara'da  bilinen adı vardı...

Kısa zamanda ünlenmişti.
Yemek ve mezeleri lezizdi.
Tam bir aile yeriydi.
Kadın ve erkekler.
Bir arada yiyip, içerlerdi...

Lisede son yılımızda.
Açılmıştı Taşkın sokakta.
Pek içki içmemiştik burada.
Yıllar geçtikten sonra.
Toplanmaya başladık Çalıkuşu'nda...

Her sene bir kez Kasım ayında.
YMKL mezunları toplanıyoruz burada.
Lisemizi ziyaret ettikten sonra.
60 yıllık arkadaşlarımızla.
60 yıllık Çalıkuşu'nda...

Burada sohbetler ediyoruz.
Hasretlerimizi gideriyoruz.
Eski anıları gözden geçiriyoruz.
Yanımızda olamayanları özlemle anıyoruz...


Çalıkuşu Fotoğrafları:
.

21 Kasım 2024 Perşembe

AYDEDE BATTI...

 

- 15-16 Kasım 2024, Ankara ve Zara -

N'eylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanmadın olacak
Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında

                          Cahit Sıtkı Tarancı

....................

Geçen hafta.
15 Kasım Cuma sabahında.
Uyandım gün doğmadan daha.
Sabahın karanlığında...

Ay, devrini tamamlamıştı.
Batı yönünde batmaktaydı.
Güzel bir görüntü vardı.
Dünyayı selamlamaktaydı...

Sabah saat 08'de telefonum çaldı.
Lise arkadaşım bir süredir hastaydı.
Ahmet arkadaşımın oğlu telefondaydı.
Ahmet Şenol kardeşim gece sabaha karşı.
Yaşam süresini tamamlamıştı...

Ay'ın ufkumuzdan ayrıldığı sıralarda.
Ahmet de veda etmişti dünyamıza.
Bu benzerliği hatırladım.
60 yıllık hatıraları anımsadım...

Liseye ayni yıllarda girmiştik.
Ayni sene mezun olmuştuk.
Ticaret Akademisine girmişti.
Üniversite öğrenciliği sırasında.
Çalışmıştı Esenboğa Havaalanında.
Hava Trafik Kontrol departmanında...

Sonra da girmişti Lojistik işine.
Yurt dışında ve yurt içinde.
Nakliyelere Gemi ve TIR'larla.
Gelmişti çok iyi pozisyonlara...

Emekli olduktan sonra da.
Sık sık buluştuk onunla.
Lise grubu toplantılarımızda.
Ve çok sayıda seyahatlarımızda...

Uzun zamandır Mersin'de yaşıyordu.
Bir süredir rahatsızdı.
Tedavi görüyordu.
Son zamanlarda durumu bozulmuştu...

Sivas Tıp Fakültesine kaldırılmıştı.
Üç gündür telefonlara yanıt vermiyordu.
Oğlu telefonla beni aradı.
Durumunun iyi olmadığının anlattı...

Bir gün sonra da.
Sabah erkenden telefon açtı.
Aydede batmıştı.
Ahmet dünyamızdan ayrılmıştı...

Çok iyi bir insandı.
Çok da iyi bir arkadaştı.
Sivas'lıydı.
Zara doğumluydu...

Gençliği Yenimahalle'de geçmişti.
Mustafa Kemal Liseliydi.
Kültürlü, aydın bir gençti.
Atatürk sevdalısı bir Devrimciydi.

İlk otobüsle yola çıktık.
Zara'ya ulaştık.
Tüm Zara halkı cenazedeydi.
Orada sadık yari toprağa verildi...

Bizler, kadim bir arkadaşımızı.
Sivas,  tutkulu bir Yiğidosunu.
Memleket, aydın bir yurttaşını.
Zara, iyi bir sevdalısını kaybetmişti... 

Ayni günün gecesinde.
Hareket ettik Ankara'ya otobüsle.
Gecenin yarısında Sivas kırsalında.
Dolunay yine sisler arasındaydı.
Ahmet yukarıdan bize el sallamaktaydı...


Ahmet Şenol Fotoğrafları:

10 Kasım 2024 Pazar

YMKL 60. YIL...

 

- 7-9 Kasım 2024, Yenimahalle-Ankara -

Ankara Yenimahalle'deki.
Mustafa Kemal Lise'mizi. (YMKL)
1964'te bitirmiştik.
18'imize gelmiştik.
Artık Üniversiteye gidecektik...

Yenimahalle bir memur yerleşkesiydi.
Yoklukta hemen herkes eşitti.
Sonsuzdu arkadaşların sevgisi.
Dostluğun yoktu vergisi...

Çoğumuz birbirini tanırdı.
Paylaşımlarımız ortaktı.
Vedalaştık, ayrıldık.
Bir kısmımız Üniversiteye başladık.
Bir bölümümüz de hemen işe atıldık...

Zamanla ayrı kaldık.
Yaşamın zorluklarına daldık.
Çoluk çocuğa kavuştuk.
Birbirimizi unuttuk...

Sonra, çıktı ortaya.
Sosyal medya.
Bir-iki öncü kişi.
Birleştirdi yavaş yavaş bizi...

15 yıldan bu yana.
Her sene iki defa.
Geliyoruz bir araya.
Önce Ankara'da Okulumuzda.
Sonra da başka bir zamanda.
Buluşuyoruz İstanbul'da...

10 yıl önce de gelmiştik bir araya.
Mezuniyetimizin 50. yılında.
Önce yine buluşmuştuk Okulumuzda.
Sonra da gitmiştik Beypazarı'na...

Bu kez yine buluştuk Okulda.
On yaş daha almış olsak da.
Saçlar bembeyaz olsa da.
80'li yaşlara gelmiş olsak da...

Okul Kütüphanesinde toplandık.
Öğretmenlerle bir arada olduk.
Sınıflara dağıldık.
Öğrencilerin sınıflarına girdik..
Onlara deneyimlerimizi aktardık...

Sonra, kuruluşu 1964 yılı.
Yenimahalle'nin tarihi restoranı.
Çalıkuşu buluşması.
Neşe içinde Palamut haşlaması...

Öğlen sonrası.
Haymana'ya doğru yola çıkılması.
Bonjur Otelde konaklanması.
Eski anıların hatırlanması.
Aramızdan ayrılanların anılması... 

Bu yaşta.
İsviçre'de kayak yapacak değiliz ya.
Yorulduk yıllar boyunca.
Dinleneceğiz biraz da Kaplıcada...


YMKL 60. yıl Toplantı Fotoğrafları:

.

11 Kasım 2017 Cumartesi

BAHA KAPTANIMIZ...



Baha Arslan.
Futbolcu ve Kaptan.
Arkadaşımız gençlik çağımızdan.
Taa Lise yıllarından...

15-16 yaşlarında.
Başladı futbol oynamaya.
Hem Yenimahalle Ortaokulu'nda.
Hem de Yenimahalle takımında...

O kadar gençti, o kadar küçüktü ki.
Takımın büyükleri, ağabeyleri.
Onu hemen alırlardı omuzlarına.
Her gol attığında...

Kaliteli bir futbolcu olduğu belliydi.
Golcülüğüyle dikkati çekerdi.
Turgut Kurdaş Hocamız onu yönlendirdi.
Lise takımı Kaptanlığına getirildi...

Yenimahalle Erkek Lisesi, çoğu genç milli.
Futbolculardan oluşan Yıldırım Beyazıt Lisesi.
Futbol takımına finalde 2-1 yenildi.
Ve Liselerarası Şampiyonada 2.'lik elde edildi...

Birçok takımlar peşindeydi.
Baha'yı transfer etmek istiyorlardı.
BJK, Ankaragücü ve İzmir takımları.
Baha'yı almak için yarışıyorlardı...

Ankaragücü'ne transfer olacaktı.
Her şey tamamdı, 2500 TL'sını peşin almıştı.
Ancak bir sorun çıktı, Yenimahalle'de kaldı.
Veli Necdet Arığ'a geri verdi parayı.
O anda cebinde yalnızca 2.5 Lira vardı...

Can Bartu stilindeydi oyun tarzı.
Yıllarca amatör olarak oynadı.
Bir kez 5 TL aldı.
Çok sevindi...

Bu arada çağrıldı Ankara Karması'na.
Yusuf Tunaoğlu'nun oynadığı İstanbul Karmasını da.
Mersin'de yarı final'de 2-1 yendiklerinde.
Kaldılar grup maçlarında Final'e...

Grup Final'inde.
87. dakikada Baha'nın attığı golle.
Bolu Karması'nı 1-0 yendiklerinde.
Eriştiler Genç Karmalar grup birinciliğine...

Rize Karması 1. olmuştu diğer grupta.
19 Mayıs Stadyumu'nda.
Türkiye-Tunus Milli Maçının öncesinde.
Oynadılar Rize Karması ile Final'de...

O maçta Rize Karmasını da.
Baha'nın attığı 2 golle.
4-2 yendiklerinde.
Eriştiler Türkiye Genç Karmalar birinciliğine...

Ankara Karması bu başarısıyla.
Baha Kaptan da 5 takım arkadaşıyla.
Seçildiler Genç Milli Takım'a.
Sabri Kiraz'ın Antrenörlüğünde oynadı orada da...

Bu başarısıyla transfer oldu Ankara Demirspor'a.
Oynadı daha sonraları da.
Mersin İdmanyurdu'nda.
Konyaspor'da ve Petrolspor'da...

Yenimahalle'de tamamladı Lise eğitimini.
Bitirdi Ankara İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ni.
Askerliğini.
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'nda yaptı...

Henüz 27 yaşında geçirdiği bir sakatlıkla.
Veda etti çok sevdiği Futbola.
Çalıştı DMO'nde ve Türkiye Petrolleri'nde.
Başbakanlık'ta 2 yıl da yurtdışı görevde...

Yenimahalle sevgisiyle 1988'de.
Yenimahalleliler Birliği kurucu üyeliğiyle.
Amblemini de çizdiği bu Dernek'te.
Onursal Başkan olarak halen görevde...

Baha Arslan iyi bir Yenimahalle'li.
Çok iyi bir Aile Reisi.
Mükemmel bir Cumhuriyetçi.
Ve yürekten bir Atatürk sevgilisi...

Baha Kaptanımız Şiir yazıyor.
Boş zamanlarında Resim yapıyor.
Torunlarını ve Badem'i çok seviyor.
Okul arkadaşlarıyla sık sık beraber oluyor...

Biz onu çok seviyoruz.
Ona halâ Baha Kaptan diyoruz.
Aşağıda Baha Kaptanımız'ın.
"Eskiye Özlem" şiirini birlikte okuyoruz:

Evlerinin bahçesinde açar baharlar
Yeşil tarlalarda oğlanlar, kızlar
Pamuklu çiftliğinde kuşlar, tavşanlar
Ne güzel yerdin sen, Yenimahallem.

Gece gezintide ahbaplar, dostlar
Yazlık sinemalar, gitarlar, udlar
Sokakta çocuklar saklambaç oynar
Ne güzel yerdin sen, Yenimahallem.

Durak maçlarında ne güzel futbol
Coşar tüm seyirci, atılınca gol
Şimdi oldu bura pazar ile yol
Ne güzel yerdin sen, Yenimahallem.

İster tepede ol istersen bir'de
Sevgi, saygı, dostluk hepsi bizde
Yoktur bu kaynaşma başka bir yerde
Ne güzel yerdin sen, Yenimahallem...

                    Baha Arslan,  21.02.1990


Baha Arslan Fotoğrafları:
https://photos.google.com/share/AF1QipMkkSDYO31XIVOl15-THWAnCOAyztCBwyarHuTVPgY-e2NiYKMCsk8jLTyIwvP1zg/photo/AF1QipPJDFeAkj30Xjgv99gQXV9cHYVEXRdcTZvc2cJ_?key=cHVKYzc3Qnh1TFYySjlvUlVDNE10MWNEczRmVFlR

.

28 Ağustos 2014 Perşembe

TORNET...


Şimdiki bebeler.
Tornet'i pek bilmezler.
Ne şeklini, ne de gürültülü sesini.
Çocukluğumuzun bu muhteşem keşfini...

Ben çocukluğumda tanıdım.
Tornet'i.
Yenimahalle'ye geldiğimizde.
Ankara'ya 1960 senesinde...

Evimiz Dereboyu sokaktaydı.
Semt pazarı kurulurdu.
İvedik caddesinde.
Evimize hayli uzakta bir yerde...

Memurdu Yenimahalle'lilerin hemen hepsi.
Genellikle tümü orta halliydi.
Kimsenin yoktu otomobili.
Yollar uzun uzun yürünürdü...

Semt pazar'ı İvedik'teydi.
Semtin en uç kesimindeydi.
Arazi biraz eğimliydi.
Pazara tornetle gidilirdi...

Sokağın çocukları yapardı.
Tornet'i.
İmeceyle, işbirliğiyle.
Ve de kısıtlı deneyimleriyle...

Önce rulman'lar bulunurdu.
Tahtadan sağlam bir kasa yapılırdı.
Tahtadan bir de direksiyon ayarlanırdı.
Sonra da rulmanlar yerlerine takılırdı...

İki tekerlekli.
Üç tekerlekli.
Ya da dört tekerlekli olabilirdi.
Tornet, modeline ve ihtiyaca göre...

Genellikle binek içindi.
İki ve üç tekerliler.
Dört tekerliler ise.
Yarardı pazardan yük getirmeye...

Hafta içinde tornetlere binilirdi.
Ayak gücüyle itilirdi.
Eğimli arazide.
Oldukça hızlı gidilirdi...

Çocukların tek eğlencesiydi.
Tornet çok sevilirdi.
Tornet yarışları yapılırdı.
Formula-1'e rakip olunurdu...

Yollar boştu.
Ara sokaklar uygundu.
Otomobil hemen hemen hiç yoktu.
Tornet'ler üçlü, beşli koşturulurdu...

Hafta sonlarında.
Gidilirdi annelerle pazar'a.
Kıyıda, köşede beklenir.
Sebzeler, meyveler tornet'e yüklenirdi...

Sonrası daha zordu.
İtmek gerekirdi yukarı doğru.
Dolu kasayla, yüklü ağırlıkla.
Zorlanırdık dik yokuşlarda...

Dizayn edilirdi çocukça.
Yapılırdı büyük bir ustalıkla.
Tornet'imiz hem işe yarardı.
Hem de oyuna...

Bilmez şimdinin bebeleri.
Paten'in, kaykay'ın, scooter'ın.
Hatta asrın buluşu Segway'in prototipini.
El emeğiyle tarafımızdan yapılan şeklini...

O devirde yoktu kimsenin.
Fotoğraf makinesi.
Ama her çocuğun.
Vardı iyi-kötü bir tornet'i...

Yok hiçbirimizin bu nedenle.
Çekilmiş bir resmimiz tornet'le.
Ama en büyük eğlencemiz o dönemde.
Biliniz ki binmekti bir Tornet'e...


Tornet Fotoğrafları (internetten):
https://photos.google.com/share/AF1QipPvbtIUkDIuo_jo1xMVH2z7jNUzhHvg2FWrbk1Gqw3jkq3kY0kV-A7KaF-5L5nweQ/photo/AF1QipPLFiSc5m9VIvob2YWBwzUuUquvzAg0ynv4Luut?key=cjVpZVprMWpKVHNTblZBY1JvSDAydGJrUFR3bFpR

Tornet yapımı (video)
https://www.youtube.com/watch?v=7FAJS8FTMJ8

.

15 Kasım 2013 Cuma

MUSTAFA KEMAL'LİLERLE MUSTAFA KEMAL İLE BİRLİKTE...

                                                  
8 Kasım günü çocuklar gibi şendik
O gün hep birlikte
50 yıl önceki Okulumuzu şenlendirdik
                                                                             
………………

Lise’den mezuniyetimin tam 50. yıldönümüydü bu yıl.
Eski dostlar, saçlarını ağartanlar, saçları dökülenler.
Hafiften göbeklenenler.
Gelenler, gelemeyenler ve de ebediyyen gelemeyecekler.
Hepimiz de oradaydık...

17 yaşında gençler sardı dört bir yanımızı.
Nasıl çevremize doldular, nasıl sardılar, sarmaladılar.
Nasıl aralarına aldılar bizi anlatılmaz...

Güleç yüzlü kızlar, fidan boylu delikanlılar.
Tertemiz giyinenler, kravatı kaykılanlar.
"Dekan amca" diye hitap edenler, gözleri yaşlananlar, hüngür hüngür ağlayanlar.
50 yıl öncesini hatırlayıp röveşata yapmaya kalkanlar.
Beceremeyip yüzüstü yere kapaklananlar.
Cep telefonlarına konu mankeni olan, sohbete dalan, eski anılarını anlatan ihtiyarlar.
Onları heyecanla dinleyenler.
Her zamanki gibi dalga geçenler ve de bizleri hiç iplemeyenler.
Dersleri boş geçtiği için herzamanki gibi sevinenler.
Üniversiteye nasıl girileceğini merak edenler,
50 yıl sonra bizim gibi saçlarının aklanacağını, sırtlarının kamburlaşacağını  hiç düşünmeyenler…

Hepsi ama hepsi bir potada karışmış, sarmaş dolaş olmuştu.
Nasıl oldu, niye oldu kimse anlıyamıyordu.
Ama ortak paydada Mustafa Kemal vardı.
Onun lisesi vardı.
Ayni sıraları, ayni dersaneleri, benzer hocaları paylaşmanın katkısı vardı.
Dostluk ve sevgi onun sonucuydu...

50 yıl önce tek tek çağrılırdık.
Ya nasihat alır, ya da bir tokat yer ayrılırdık.
Bu kez hep birlikte daldık Müdür odasına.
İlk kez “kös kös” çıkmadık odadan.
Başımız dik, göğsümüz öndeydi bu kez.
Söyleyecek sözümüz de vardı.
Aytaç kardeşimiz hepimiz adına söz aldı.
Üç adet al bayrağımızı sundu lisemize.
Bizi biz yapan, sağlam temellerimizi atan mabedimize…

Sonra dağıldık sınıflara.
Hepimiz daldık farklı dersliklere 2’li 3’lü gruplarla.
Tezahüratlarla, alkışlarla girdik sınıflarımıza.
Sohbet ettik, anılarımızı anlattık.
Deneyimlerimizi paylaştık, sorularını yanıtladık...

Aradan geçen 50 yılda pek bir şey değişmemişti.
Okulun ismi Mustafa Kemal Anadolu Lisesi olmuştu.
Sıralar hiç değişmemişti.
Kara tahta gitmiş, yerine bilgisayarlı bir başka tahta gelmişti.
50 yıl önceki korkulu rüyamız sözlü kalkmıştı.
Sıralarda kızlı erkekli oturulur olmuştu.
Merakla dinledik, heyecanla anlattık, ilgiyle izlendik.
Sınıflarımızdan sevgiyle, tezahüratlarla uğurlandık.
Dekan amcaları ders anlattı onlara.
İlk sigaralarımızı içtiğimiz okulun bodrum katında.
50 yıl önce helâların olduğu mekânda…

Sonra yemek yedik hep bir arada.
Yerinde yeller esen Seyran Sineması’nın olduğu alanda.
Çalıkuşu Lokantası’nda.
Hamsi kuşu, hamsi tavası ve milli içkimiz yudumlandı hep bir arada.
Sohbetin en koyusu yapıldı, eski günler anıldı, kadehler sağlığımıza kaldırıldı…

Sonra otobüse binildi.
Ali ile Yalçın kardeşlerimizin atışmaları dinlendi.
Ahmet Şenol'un Mersin'den getirdiğ cezeriyeler yenildi.
Tamer kardeşimizin eşinin yaptığı nefis baklavalar mideye indirildi.
Sonunda Beypazarı’na gelindi.
Akşam 200 yıllık bir bağevi’nde dolmalar yenildi, demlenildi, keyif edildi.
Yöresel sanatçıların sunumları keyifle izlendi.
Ali, Bülent ve Aytaç kardeşimizin fidayda ile çalımları görülmeye değerdi.
Sonra Yalçın kardeşimiz sahne aldı.
Simsiyah koro şefi kıyafetiyle.
Hicaz bir şarkı  ile başladı konserine.
Rıfat Bey’in, “Gülşen-i hüsnüne kimler varıyor” isimli eseriyle.
Ve bitirdi konserini Ata'mızın sevdiği türkülerle. 
Büyük coşkuyla eşlik ettik bizler de.
13 şarkı ve türküyle kendisine.
Görkemli, keyifli bir geceydi.
Nasıl geçtiğini kimse bilemedi.
Bu arada renk kattı geceye.  
Yalçın’a yaptığı ritmik hareketler Ali’nin eliyle.…

Sabah Hıdırlık tepede aile fotoğrafı çekildi.
Orada Yalçın kardeşimizin 9. senfonisi kahkahalarla dinlendi.
Ardından Beypazarı sokaklarında gezildi.
Havuç suyu içildi, yörenin meşhur gurusu yenildi.
Esnafın dostluğu, sevgisi, içtenliği gerçekten yaşanmaya değerdi...

Peşinden İnözü vadisine gelindi.
Cevizlibağ Lokantasında toplu yemek yenildi.
Toprak kapta yenilen yemeğin türlü mü, güveç mi
Etli bamya mı olduğuna bir türlü karar verilemedi. 
Bu yemeğin üzerine Soda tesislerine gidilip birer şişe 
Beypazarı Maden Suyu içildi.
Ama nedense tesisler bir türlü gezilemedi.

Birlikteliğin sonuna gelinmişti.
Otobüse binildi.
Lisemizin önünde inildi.
Sarılıp, öpüşüp biri birimize veda edildi.
50 yıl sonra tekrar burada buluşulması dile getirildi.

50 yıl sonra kim öle, kim kala.
Ama bu dostluk seli, bu sevgi hiç kaybolmaya…


Mustafa Kemal Lisesi 50. Yıl buluşma Fotoğrafları:

https://photos.google.com/share/AF1QipMjxX7wnqX961T4cLR20BfHK65Y2N-dl6DQvlvcK96ocz3y4e4uKgEJmYBxeQO98A/photo/AF1QipO0xtFGAky8jd6qecqRFJoeLQyfy7vd9UZ5mw2_?key=ODVoMVZoY3V6aVg5cmVNVy1QYUEzUVlPVlM4TmlR


.

27 Şubat 2012 Pazartesi

50 YIL SONRA...



Yenimahalle’de okudum.
1960-1963 yıllarında.
Mustafa Kemal Lisesi'nde.
Ankara’da…

Ayrılmıştık biri birimizden.
Sıra arkadaşlarımızdan.
Can dostlarımızdan.
Yaklaşık 50 yıl önce…

Hiç görüşmemiştik.
Bu dostlarla.
Gençlik arkadaşlarımızla.
Geçen yarım asır’da...

Bir aradaydık.
Onlarla.
Bu hafta sonunda.
50 yılın ardında…

Buluştuk İstanbul’da.
Güzel bir bahar akşamında.
Bağlarbaşı’nda.
Abdülmecit Efendi korusunda…

Kiminde saç kalmamış.
Kalanında da saçlar ağarmış.
Göbekler hafiften yağ bağlamış.
Zaman bunlardan hiçbir şey alamamış.

Hasretle sarıldık.
Sevgiyle kucaklaştık.
Geçmiş günleri andık.
Her birimiz ayrı bir keyif aldık…

Yemekler yenildi.
İçkiler içildi.
Hâl, hatır soruldu.
Dostluklar yeniden kuruldu…

Rakı’nın sulusu.
Sevgi’nin dolusu.
Sohbet'in sonsuzu.
Gırgır’ın, şamata'nın koyusu…

Döndük bir anda.
Yenimahalle’deki gençlik yıllarımıza.
Dert, tasa dışlandı.
Kimsede yaşlılıktan eser kalmadı…

Eğlendik, hasret giderdik.
Hayat hikâyelerimizi dinledik.
Bir anda.
Gençlik yıllarımıza gittik…

66 yaşında 30 adam.
Geçse de yarım asır aradan.
Değişseler de biraz fiziksel açıdan.
Mustafa Kemal’likleri değişmemiş hiçbir zaman…


YMKL buluşması fotoğrafları:
https://photos.google.com/share/AF1QipNs_EZIZOsEt6kBs2wzq5W9757wCBIoccS6Ucb1lqyh4YbmyEonJwbOvuaT6Femvg/photo/AF1QipPO4TYptfzUgxfq3V66dxRQQ2gKFFy0VtgQ6fyy?key=RkNhUzltWk5rbW02bk1WZjZvWUg3N0JHNVk2ajJB
.

5 Ocak 2012 Perşembe

YENİMAHALLE...


Ankara’ya göç ettik.
Samsun’dan.
1960 yılında.
Haziran ayında…

Gerekli bir yer değiştirmeydi.
Ben Lise’ye başlayacaktım.
Kardeşim de Yüksek Öğrenimine…

İlk kez gidiyorduk.
Ankara’ya.
Hiç bilmiyorduk.
Bu büyük kenti…

Bize önermişlerdi.
Yenimahalle’yi.
Çünkü daha ucuz bir bölgesiydi.
Ülkenin Başkentinin…

Plânlanmıştı.
Yakın bir konut alanı olarak.
Ankara’ya Yenimahalle.
1949 senesinde...

Dönemin Ankara Belediye Başkanı.
Ragıp Tüzün tarafından…

Amaç belirgindi.
Ankara hızla gelişiyordu.
Gelişen bu kentin orta sınıfının.
Yerleşeceği bir alan gerekliydi…

Yenimahalle seçildi.
Amaç konut sahibi yapmaktı.
Ankara’nın.
Dar gelirli tabakasını…

Devlet memurlarına satıldı.
Yenimahalle’deki arsalar.
Ucuz fiyatlarla.
Ve de uygun taksitlerle…

Emlâk Bankası önayak oldu.
Yeni bir kent plânladı.
İki katlı ve bahçeli.
Sevimli mi sevimli evlikli…

3500 konut yapıldı.
Kısa zamanda.
Sahiplerine teslim edildi.
Hızla ve zamanında…

İlk toplu konut alanı idi.
Ülkemizin.
Bu özelliği ile.
Yenimahalle…

Biz kiracıydık burada.
Yenimahalle’de.
5. durak'ta.
Dereboyu sokakta.
No: 106'da…

Öncelikle herkes eşitti.
Yenimahalle’de.
Her aile ya işçi, ya memur.
Ya da emekliydi burada…

Lüks yaşantısı yoktu.
Hiçbir ailenin.
Arabası olan da yoktu.
Yazlığı olan da…

Yürünülerek inilirdi.
Ragıp Tüzün caddesine.
Sonra da binilirdi Troleybüs’e.
Ve gidilirdi ya Ulus’a veya Kızılay’a…

Buradaki yerel okullara giderdi.
"Tasada bir, kıvançta bir"di.
Tüm öğrenciler.
Ve "yoksullukta eşitti".
Bütün aileler…

Hemen herkes tanırdı.
Birbirini.
Dostluklar iyi,
Sevgiler çok büyüktü…

Semt Pazarı'mız vardı.
Tornet’lerle gidilip dönülen.
Sinemalar'ımız vardı.
Saygı ile girilen, keyifle eğlenilen...

Dünyanın merkeziydi.
Yenimahalleliler için.
5. Durak.
Her şeyi bulurduk orda muhakkak…

Sonra çok büyüdü Yenimahalle.
Karşıyaka eklendi önce.
Batıkent kuruldu.
Daha sonra…

Ümitköy, Çayyolu, Demetevler, Şentepe.
OSTİM, İVEDİK ve GİMAT Sanayi Bölgeleriyle.
Ve Atatürk Orman Çiftliği, Hipodromu ile.
Koca bir "ilçe" şimdi Yenimahalle

Artık sokaklarını bile.
Tanıyamıyorum.
Şimdilerde.
Gittiğimde Yenimahalle’ye…

Koca apartmanlara dönüşmüş.
Meyve ağaçlı.
İki katlı.
Bahçeli evleri…

Alış Veriş Merkezleri.
Sanayi siteleri.
Yeni yerleşim yerleriyle.
Çok değişti Yenimahalle

Sanırım o da arıyordur hüzünle.
Değişen yeni görüntüsüyle.
Eski dostluğu da, sevgiyi de.
Anılarımızdaki Yenimahalle


Yenimahalle eski fotoğrafları:
https://photos.google.com/share/AF1QipOqYtArDG-_nEg_3kewqw5IDNyhLpJJHkIVe1AmF4wiDF4IwHZbMM5nsSsOPmOnjQ/photo/AF1QipPD97QCGRhXlaIZXQWsDgzVZ5AHh2-KXNWfChOl?key=QTZTRFdBQXFGbHlSY3NiMkJDaDJubGg4cEN4Uk93

Beyazıt Öztürk'ten Yenimahalle anlatımı:

8 Nisan 2010 Perşembe

İÇİMDEKİ FUTBOL...


Yukarıdaki resmi çok severim. 
1961 yılında çekilmiştir. 
Kuzey Buzdenizinde. 
Rusların nükleer buzkıranı Lenin’in önünde... 

Buzkıran buzlar arasına sıkışmıştır. 
Yapacak bir şey yoktur. 
Kaleler belirlenir. 
Top bulunur. 
Takımlar kurulur. 
Ve buzlar üzerinde top kovalanmaya başlar...

Ne kadar keyiflidir bu oyun. 
Oynamayan bilemez… 

 Ayni yıllarda Lise'de öğrenciydim. 
Ankara Yenimahalle’de. 
Gündüzleri biteviye top oynardık. 
Hiçbir düzgünlüğü olmayan arsalarda. 
Yaz sıcağında, taştan kaleler arasında… 

Ne mahalle maçları yapardık o tarlalarda. 
Hile’nin, hurda’nın karışmadığı maçlar. 
7 kişilik takımlarla. 
Ne büyük bir iştahla. 
Ve ne büyük bir kazanma hevesiyle... 

Yetmezdi. 
Her akşam yemekten sonra yine buluşurduk. 
Evlerin demir kapıları kale olurdu. 
Aramızda maçlar yapardık. 
Bu kez asfaltta. 
Otomobilin hiç geçmediği 
Dereboyu sokağında...

Yetkin’le, Ufuk’la, Zafer’le, 
Aykut’la. Mehmet’le, 
Ali Rıza’yla, Mesut’la. 
Bu kez sokak ışıkları altında. 
Gece 24.00’lere, 01.00’lere kadar… 

Zamanla futbol parayla anılır oldu. 
Şenol ve Birol transfer olmuşlardı. 
Fenerbahçe’ye 100.000 liraya… 

Çok şaşırmıştık. 
Sonraları dev bir sanayiye dönüştü futbol. 
Heves kalktı, içtenlik yok oldu...

Her şey para oldu..
Amatörlük öldü. 
Seyirlik bir spora dönüştü futbol. 
Milyonlarca dolarların konuşulduğu. 
Sporcuların hayvanlar gibi pazarlandığı. 
Şike söylentilerinin ayyuka çıktığı… 

Halâ keyifle izlerim, çocukları, gençleri. 
Yalnızca kazanmanın amaç olduğu oyunlarını. 
Hiçbir çıkarın önde olmadığı maçlarını.
Taktiksiz, antrenörsüz doğaçlama boğuşmalarını.
İçimden aralarına karışıp oynamak gelir...

Hiç fark etmez.
Lenin buzkıranının önündeki buzda. 
Dereboyu sokağının karanlığında. 
Veya Yenimahalle arsasında, yaz sıcağında… 

8 Ocak 2008 Salı

BEDEN EĞİTİMİNDEN İKMÂLE KALIŞIM...


1960 yılında ablamın Yükseköğrenimi ve benim de Lise öğrenimim için Samsun’dan kalkıp Ankara’ya geldik. O dönemlerde ucuz bir memur bölgesi olduğu için Yenimahalle’ye yerleştik. Yenimahalle Erkek Lisesi (ismi sonradan Mustafa Kemal Lisesi) yeni açılmıştı. Bazı dersler boş geçmesine rağmen oraya kaydımı yaptırdık. Benim için yeni ve farklı bir ortamdı.

Beden Eğitimi Hocamız, 1960 lı yıllarda ODTÜ’nün kurucu Rektörü olan Kemal Kurdaş’ın kardeşi Turgut Kurdaş idi. Öğrenciler tarafından sayılan, sevilen, iyi, disiplinli bir Hocaydı. Bizi ilkbahar ve sonbahar aylarında belediye otobüslerine doldurur –o dönemde henüz inşaatı sürmekte olan- ODTÜ Kampüs alanına götürür ağaç diktirirdi. ODTÜ’nün geniş arazisindeki çam ormanlarında MKL öğrencisi olarak benim de bir tutam katkım olduğu için, ODTÜ’deki o ağaçlıkları gördükçe halâ büyük keyif duyarım. 

Turgut Hocamızın en büyük tutkusu “havacılık”tı. Başarılı bir Havacılık Kulübü kurmuş ve Türkkuşu ile müşterek çalışarak genç paraşütçüler yetiştiriyordu. Her öğrencisinin bu Kulübe girmesi en büyük arzusu idi. İnanç ve Kıvanç Ayas kardeşler ile Tuna Atıcı o dönemde bizim Liseden yetişmiş büyük paraşütçülerdi. Turgut Hoca’nın bir diğer tutkusu da Jimnastik ve “kasa atlamaları” idi. Her öğrencisinin sadece düz değil, takla atarak, perende atarak kasadan atlamasını isterdi. Ben sporu çok sevmeme, top oynamama, iyi koşmama rağmen kasadan atlamayı bir türlü beceremezdim. Sonunda Hoca beni ve benim gibi “kasa özürlü” 10-15 öğrenciyi -sanki yazın kursuna gidip kasadan atlamayı becerecekmişiz gibi- ikmâle bıraktı. Bütünlemeler Ağustosta yapılacaktı. 

O dönemlerde öğrenciler bırakın marka spor eşyalar giymesini, üzerimize giyecek doğru dürüst bir eşofman bile bulamazdık. Ayağa geçirilen altı lâstik kaplamalı adi kes’ler vardı. Ayağımıza onu giyerdik. Hemen hepimizin anaları tarafından dikilmiş, beli yuvarlak lâstikli siyah donlarımız vardı. Şort niyetine de onu giyerdik altımıza. Üstümüzde de ya kirli bir fanila veya renkli bir gömlek olurdu en fazlası. Oynadığımız toplar da kalın meşinden yapılmış, dikişli ve bağcıklı toplardı. Kısa zamanda eskir, dikişleri açılır, meşini incelirdi. Yeni alındığında çok ağır, oynadıkça hafifleyip tüy gibi olan toplardı. Ama buna rağmen gece-gündüz mahalle aralarında, arsada, asfaltta top oynar ve büyük keyif alırdık. Sözün kısası yokluk içerisinde kendi çapımızda spor yapardık. 

Sonunda Ağustos ayı geldi, çattı. Sınav günleri açıklandı. Bizler tüm yaz boyu futbolumuzu oynayarak sporumuzu yapmış, bütünleme sınavına bu şekilde hazırlanmıştık. Oldukça sıcak bir yaz gününde Spor Salonunun önünde toplandık. Turgut Hoca da “kasa fobimizi” ve tabii ki kasa çalışmadığımızı biliyordu. Bizleri topladı ve üzerindeki otlar kurumuş, çoraklaşmış bomboş arazideki bir yüksek gerilim hattı direğini işaret parmağı ile göstererek “Oraya kadar koşup, direğin çevresinde döndükten sonra buraya geleceksiniz, ilk üç dereceye girenler sınıfı geçer. Gerisi kalır. Haydi marş, marş !” dedi. Koşacağımız mesafe en azından 6-8 km. kadardı. “Hocam, bizler Muharrem Dalkılıç mıyız o kadar mesafeyi koşalım” dediysek de dinletemedik. Çaresiz, hep birlikte kurulmuş zemberekten boşanır gibi uzun “kır koşusu”na başladık. Fakat gel gör ki daha yarı yola gelmeden susuzluk başladı, enerji depoları tükendi. Başlangıçta hızla başlayıp önde gidenlerin de dilleri dışarı çıkıp yavaşlayınca hep birlikte grup oluşturduk. Sonra aramızda konuşarak “Ulan, gelin finişe hep beraber el ele girelim. Bakalım Turgut Hoca o zaman kimi geçirip, kimi bırakacakmış görelim…” denildi. Öneri büyük tasvip gördü. Bu öğrencilerle başa çıkılmazdı. Ne de olsa “avcı nice yol bilse, tilki de onca hâl bilirdi…” O sıcakta kendimizi fazla sıkmadan, zaman zaman durup dinlenerek parkuru el birliğiyle tamamladık. Turgut Hoca’nın bu ittifak karşısında ne yapacağını da çok merak ediyorduk. Gerçi koşuyu “fair-play” ruhuyla bitirmesine bitirmiştik ama ortalıkta Turgut Hoca filân gözükmüyordu. Araştırdık, soruşturduk “Öğretmen Odasındadır” dediler. Oraya gidip, Turgut Hoca’yı gördüğümüzde Hoca bize “Ben zaten hepinizin o parkuru koşabileceğinizi biliyordum. Hepiniz geçtiniz çocuklar…” diyerek müjdeyi verdi. Sevincimiz sonsuzdu. Bu müjdeli haberi gidip birer şişe soğuk gazoz içtikten sonra o akşam Ankara’nın doyum olmaz gece serinliğinde, mahallenin oğlanları ile sokak lâmbalarının ışığında gece yarısına kadar asfaltta top oynayarak kutladık.

O günden beri “kasa”yı sadece olimpiyat oyunlarından yapılan naklen yayınlarda gördüm. Koşmaktan, top oynamaktan, spor yapmaktan ve seyretmekten halâ büyük keyif alıyor ve Turgut Hoca’mı da hep sevgiyle, şükranla anıyorum…


Turgut Hocamız, 19 Mayıs gösterileri Ankara-1961
.