YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2016 Cumartesi

HAMZA RÜSTEM FOTOĞRAF MÜZESİ...


Girit'li bir Osmanlı aydınıydı.
Girit'i ilk fotoğraflayan adamdı.
Knossos kazılarını ilk o fotoğraflamıştı.
Mübadele'ye kadar Girit'te kaldı...

Mübadele ile İzmir'e geldi 1923 yılında.
Kemeraltında Emirler Hanı'nda.
Başladı çalışmaya.
Yan yana dört dükkânda...

Fotoğraf malzemeleri aldı.
Makina ve fotoğraf eczaları sattı.
Karanlık odalar kurdu.
Teras katını stüdyo olarak kullandı...

İzmir'in yaşamını fotoğrafladı.
Günümüze bir çok görsel anılar taşıdı.
1964 yılında işini bıraktı.
Oğlu Rüstem işi devraldı...

Günümüzde ayni mekânda.
Torunu Mert Rüstem.
Devam etmekte ayni mesleğe.
Büyük bir hevesle...

Hamza Rüstem'den geriye kalan.
Sayısız objelerden bir bölümü.
Karşıyaka'da Hamza Rüstem Fotoğraf Müzesinde.
Sergilenmekte...

Müthiş bir Müze aslında.
1860'tan 1960'a yüz yılda.
Fotoğrafla ilişkili ne varsa.
Bu Müze'de bulunmakta...

Tripodlar, flaşlar, aksessuarlar.
Kartpostallar, fotoğraflar.
Efemeralar, stüdyo malzemeleri.
Tümü burada sergilendi...

Fotoğrafın sanki bir tarihçesi.
Eskisi, yenisi.
İzmir'in kent belleği.
Burada saklı sanki hepsi...

İlginç Kamera Obscura'sı ile.
Müthiş Panoramik İzmir görüntüsüyle.
Hamza Rüstem'in resimleri ve heykeliyle.
Gidip gezilip, görülesi canlı bir Müze...


Hamza Rüstem Müzesi'nden fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipPaB-f5YVCFX3QMululjhxHROzX5O5Pueo4_u9sSe3SaV9fVtDrTyDhiLMYc-EOCA/photo/AF1QipOF1UvZuhKBwisCX61PeZT_Tobg3nvoxA3mWFb4?key=T3BuT2NsTnJSSWlVQlhzZU03YWhocDRsdV9LWWVR

Hamza Rüstem Videosu:
https://youtu.be/OS1W2nqGukY
.

10 Ekim 2012 Çarşamba

3.LÜK ÖDÜLLÜ FOTOĞRAFIM...


28-30 Eylül 2012.
Günlerinde yapıldı.
Ordu, Kabadüz Yaylaları.
1. Fotoğraf Şenliği...

Türkiye'nin değişik illerinden.
34 fotoğraf sanatçısı.
162 fotoğrafıyla katıldı.
Bu yarışmaya...

Ben de katılmıştım.
Bu şenliğe.
Fotoğraflar çekmiştim.
Çeşitli yerlerde...

Ancak girememiştim.
Bu güzel yarışmaya.
Kamp Pazartesi günü de devam ediyordu.
Benimse Samsun'a dönmem gerekiyordu...

Teslim edememiştim.
Fotoğraflarımı.
Ertesi gün jüri toplandı.
Kararını açıkladı...

3. lük ödülü almıştı.
Benim bir fotoğrafım.
Ama ben yarışmaya katılmamıştım.
Bu işe de çok şaşmıştım...

Sanatçı kardeşimiz.
Ali Haydar Ceylan almıştı.
3. lük ödülünü.
Benim bir fotoğrafımla...

Gitmiştik hep birlikte.
Susuz Yaylasına.
Tüm fotoğraf sanatçılarıyla.
Gün batımını yakalamaya...

Beni görüntülemiş.
Ali Haydar Ceylan kardeşimiz.
Gün batımında, beyaz bulutlar arasında.
Ak saçlarımla...

Bu fotoğrafla katılmış.
Yarışmaya.
Jüri de karar vermiş.
Bu fotoğrafın üçüncü olmasına...

Gerçekten güzel bir kare.
Bu enstantene.
Siyah-beyaz bir görüntüde.
Ak'ların ifadesiyle...

Ama söz veriyorum sonraki yarışmalara.
Kendi fotoğraflarımla katılmaya.
Önem vereceğim bir daha.
Konu mankeni olmamaya...


Yarışmada ödül alan ilk 4 fotoğraf :
https://photos.google.com/share/AF1QipPOL8K2Y4NaI-mU3bVHr3WRv2l-1sOlTPQOWWRP5_YNaOAUMWzbmJAxGiNXGz60kA/photo/AF1QipO7OZA8-Jkd052paKdQ0jYM-xAJdfBnhkKjEWxM?key=bEtaMWFfX1doT2tvOFI4SWNRVGpaM2NBU3JuSVFn

.

16 Ağustos 2012 Perşembe

TRENDEN FOTOĞRAF ÇEKMENİN DAYANILMAZ ZORLUĞU...


Gidiyorsunuz upuzun bir yolda.
Yemyeşil bir ortamda.
Bir tren kompartımanında.
Sanki bir sonsuzluğa…

Gözünüz yeşile doyuyor.
Ama gönlünüz doymuyor.
Olmak istiyorsunuz o sonsuz yeşilin içinde.
Değil bir tren penceresinin gerisinde…

Trenden fotoğraf çekmek zor dostlar.
Öncelikle özgür değilsiniz.
Hareket alanımız kısıtlı.
Görüş alanınız da sınırlı…

Seyahatin yarısı zaten gece geçiyor.
Gündüz görüşünüz de tek pencere ile kısıtlı.
Pencereler zaten çift camlı ve kapalı.
Çoğu kez de ışık yansımalı, lekeli ve de pasaklı…

Tren gidiyor 120-140 km hızla.
Objeler önünüzden kayıyor büyük bir süratle.
Tren sallanıyor belirli bir ritimle.
Zorluk çekiyorsunuz kareyi belirlemekte…

Direklerin, tellerin ve ağaçların bolluğu.
Nehir geçişlerinde köprü korkuluklarının çokluğu.
Bir de ters ışığın varlığı.
Engelliyor güzel görüntü yakalamayı…

En kötü ve yoksul bölgelerinden geçer.
Tren yolları genellikle şehirlerde.
O nedenle görüntüleyemezsiniz.
Kentlerin güzel yerlerini de…

Dijital fotoğrafçıların bolluğu.
54 kişiye bir tek prizin oluşu.
Ve de bataryaların şarj edilme sorunu.
Oluşturuyor trende fotoğraf çekmenin dayanılmaz zorluğunu...

Çok fazla fotoğraf çekemedim.
Tren penceresinde.
Çok beğenmedim çektiklerimi de.
Tüm bu nedenlerle…

Göreceksiniz yine de.
Bir bölümü çekilmiş tren penceresinde.
Biraz daha güzeller.
İstasyon molalarında çekilenler belki de…


TransMongolia ekspresi tren fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipOi8RRvNZIeTnWXGl1iHwy5J6_LDCrm7sBtH98GgqnQ-dWt6UE2-Fk4rN_9sqssaw/photo/AF1QipOtrmW-Udr7pPFFKNv-KS-DSWknk45EAJIMAZlP?key=SjcwX240b2J4Q0N6UDgyQWlEOUhTbTNOZ01HMllB

.