- Evliya Çelebi, 1611-1681 -
Dr. Timur Sümer'i tanıtmıştım.
Blog yazısını da yayınlamıştım.
Geçen hafta.
Bloğumda...
Yaptığı sunuma Iowa Üniversitesindeki.
Kimsecikler gelmemişti.
Bendim, sunumundaki tek dinleyici.
Bunu anlatmıştı, bir de resmimi iletmişti...
Halbuki, "şefaat ya resulallah" diyeceğine.
Dili sürçen ve "seyahat ya resulallah" diyen.
Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi de.
Meğerse aramızdaymış o söyleşide...
Evliya Çelebi, internete girmiş.
Bana bir E-posta göndermiş.
"O vaazda ben de vardım" dedi.
İletisini aynen yayınlamamı istedi...
İşte, Evliya Çelebi, Seyahatnamesindeki.
Yazısında Ayova Medresesindeki.
Vaaz öncesi ve sırasındaki.
Naklettiği izlenimleri:
....................
"17. asırda Amerikanya vilayetlerinde yaptığım bir seyahatte Ayova sancağına vardım. Zemheri ayıydı, yerde diz boyu karın altında beş arşın buz ve kıç donduran bir soğuk vardı. Şehr-i Ayova, Saksonya lisanında tedrisat yapan Medresesi ve Müderrisleri ile cihanda namı almış yürümüştü. Bu Medresenin Tıbbiyesinde ikindi vaktinde Temur nam bir Osmanlı Müderris yamağının “Kan Veremi” hakkında bir vaazı var dediler. Pek mütehassis oldum. Zira bu pek tıfıl Hekimi kadim Engürü’nün Hace Tepesi’nden tanırdım. Hem zatlarını göreyim hem de bir fasl-ı sohbet eyleyip, bir acı kahvesini içelim diye Medreseyi ziyaret edeyim dedim. O diz boyu karda, o kediyi havada donduran soğukta, gidip bakalım bu gariban Osmanlı er kişisi yine neler zırvalıyacak acep deyup, doruk renkli küheylanımı dehleyip, yola koyuldum. Nihayetinde ben diyeyim on katlı, siz deyin yüz katlı kagir bir konağa geldim. Atları bağladıkları bahçe 50 dönüm, ok meydanı gibi bir arazidir. Konağın içerüsü gün ışığı gibi aydınlık ve ferah öyle asrî bir yerdir ki müteharrik merdivenlerle, adım bilem atmadan bir kat yükseğe çıkartılıp, Temur efendinin sohbetini yapılacağı han odasın buldum, duhul oldum ve beklemeye başladım.
Gel zaman git zaman vakt geldikte Temurlenk nam, temur gibin kavi ve zeki ancak Nasreddin Hoca benzeri ay suratlı, tıfıl bir er kişi han odasına temiz ve kömür karası libası, rengarenk boyun bağı ve elinde dosyalar, resim gösterme halkası ile dahil oldu. Kendisi ilimde ve fende gayet bilgili, sözü sohbeti tatlı amma velakin fikir uçuşmaları olan bir oğlandır. Kendüsünü Engürü seyahatlerimden bilir, tanırım. Sohbet idüp, hatıraları tazeledik amma bu mamur han odasında ikimizden başka bir er kişi ara ki bulasın. Ben diyeyim bir vakt, sen de iki namaz arası kadar vakt eyledik. Lakin soğuk sebebi hikmetiyle gelen bir tek kefere bilem hak getire. Müderris yamağı er kişi Temur efendi hazretleri öyle mahcup oldu, öyle teessür içre oldu kim, ne ideceğini ne söyleyeceğini bilemeyip, “de bana bakalım Evliya Çelebim, bin vaktdir üzerinde uğraştığım, kafa çatlattığım fenni vaazımdan vaz mı geçeyim, yoksa bin zahmet edip Ayova vilayetine kadar bu kara kışda buraya beni dinlemeye gelmişsin, vaazımı yek kişi de olsan sana anlatayım mı” diye sual eylediğinde fakir kulunuz ona söyledim ki “Ben fakir bir gezginim, bunlardan anlamam. Altımda bir atım vardır, yedeğimde de birkaç tane at tutarım. Bu atlarımın hepsi kaçıp gitse, yek tane kalsa bile ben onu yine de beslerim…”
Temur nam Müderris yamağı sözümü heman anladı ve “tamam Evliyam o zaman vaazıma başlayıp, tek kişi bilem olsan seni irşad eyleyeyim” deyip sohbetine başladı. Uzun uzadıya dem nedir, tamar nedir, verem nedir, ak hücre nedir, kızıl hücre nedir anlatmaya başladı. Arada anlamadığım gavurca laflar ediyor, gavur alfabesinden kısaltma harfler ve şekiller gösterip, aklımı karıştırıyor. O ne kadar zahmet edip vaaz ediyorsa, ben de o kadar la havle deyip hutbeyi dinliyorum. Kaç vakt geçti bilmem, izahatları hitama vasıl oldukta yanuma gelüp, "nasıl Evliyam vaazımı beğendin mi" diye sırıtaraktan sual eyledi.
Ben de ona tüm hürmetimle “Walla Temur Müderrisim, ben bir fakir seyyahım. Laga luga söylenen ilmi, fenni ve tıbbi izahatlardan çok fazla anlamam. Benim üç-beş atım vardır. Ancak ben olsam, hepsinin suyunu ve yemini yek bir at’a verip de onu çatlatmam” dedim.
Artık, ne anladı bilemem…"
Seyyah-ı fakir Evliya Çelebi



İyi ki gitmişsiniz konferansa sayenizde gerçekleşmiş ayrıca fotoğrafınız da çok güzel teşekkür ve saygılarımla.
YanıtlaSilProf. Dr. Meltem Yılmaz
YanıtlaSilMuhteşem bir anlatım. Keyifle okudum. Teşekkürler.
YanıtlaSilSizin yazılarınızı hep zevkle okurum, bu yazınızın da tadı bambaşkaydı. Teşekkür ediyorum.
YanıtlaSilKaleminize sağlık ağabeyim. Hem okudum hem güldüm
YanıtlaSilBu nasıl güzel bir anlatım, harikasınız. Olayın gerçekliği ise bambaşka etkileyici, var olun
YanıtlaSilYücel abi fakir seyyah lakin bilge nüktedan
YanıtlaSilMüthiş bir teşbih sanatı. Ata binen o yiğide saygı ve selam
Teşekkürler sayın hocam. İyiki yazmışsınız.
YanıtlaSilYücel Abim, her zamanki gibi bizlere bilgeliğinle yol gösteriyorsun, çoğu konferansları kaçırıyor veya ilgimizi çekmediği için gitmiyoruz, konferansı sunan için gitmen ne kadar kıymetli olmuş, iyi ki varsın🙏❤️
YanıtlaSilYa, seyyah çelebi, memalik - i Dünya devletlerunu gezer , durursun . Verdiğin fevkalade malumat ve bilgiler bizleri mest eylemekte, bizleri hoşnut etmektedir. Yüce mevlam etrafını tanyeri gibi aydınlatırsın, yüce kullarından etsin.
YanıtlaSilTefrikalarının aşığı, Osman kulunuz .
Keyif de veren ,büyüleyici bir yazı…Teşekkürler Yücel Bey.
YanıtlaSilMüthiş ve çok eğlenceli üslubunuzdan feyz aldık hocam. Sizinle tanışmış olmak bir yana, aynı mekanlarda teşrik-i mesaide bulunmuş olmak da büyük ayrıcalık! Saygı ve sevgilerimi sunuyorum efendim
YanıtlaSilİlginç, pek keyifli bir yazı.. Kaleminize sağlik Sayın Hocam
YanıtlaSilHale Açıkgöz
Çok değerli bir deneme olmuş hocam. İyi ki varsınız. İyi ki sizi tanıdık. Varlığınızla renklenen Samsun yıllarımız cok değerlenmiştir. Sevgi ve sağlıkla kalın! Dr. Şükrü Özdamar 🙋♂️🖖🤗🧿
YanıtlaSilNe güzel anlatım Teşekkürler
YanıtlaSilTeşekkürler hocam,iyi günler
YanıtlaSil21. Asır Evliya Çelebi’si olarak müthiş bir yazı olmuş.. Sevgili Hocam..
YanıtlaSilKeyifle okudum Yücel Hoca’m. Tadından yenmez, enfes bir anlatım. Bin yaşayın.
YanıtlaSilNazım Korkut
Anlatım eksik. Ayavoya nasıl gitmiş, Amerikanya'ya nasıl ulaşmış hiç anlatım yok. Anlatım istiyoruz.
YanıtlaSilSelam ve sevgiler...
Şefik Koldaş
Bismillah deyüp, Bosna'dan yola çıkıp, Cebel ül Tarık'dan geçiş ve Okyanusa yelken açış, Yeni Şehire varış ve sonrasında 52 vilayet ziyaretini anlatmaya kalksak bir dokuz cüz Seyahatname daha ortaya çıkar evel Allah...
YanıtlaSilFotoğraf şahane,dörtnala koşmaya hazır bi at.Selamlar.ben Rüknettin Soylu.
YanıtlaSil