YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...

18 Ekim 2011 Salı

OTEL BOSSİNOP...

Annem 1907 yılı doğumludur. 
Doğma büyüme Sinop’ludur. 
Babamla Sinop’ta evlenmişlerdir. 
1933 yılında… 

Murtazaoğulları’nın kızıdır. 
Annem, Fahriye Hanım. 
Zehra Hanım’dır onun da annesi. 
Babası ise Ahmet Tevfik Bey... 

Evi, Sinop’un merkezindeydi. 
Dedem, Ahmet Tevfik Bey’in. 
Hemen Halkevi’nin yanında. 
İki katlı ahşap bir ev… 

Burada geçmişti. 
35 yıllık yaşamı annemin. 
Ablası Veliye. 
Ve ağabeyi Mahmut ile… 

Ben de kalmıştım. 
Bir kaç kez, bu evde. 
1950-1955 senesinde. 
Yaz tatillerimde… 

1954’te onarıldı. 
Arkasında güzel bir bahçesi olan. 
Bu ahşap ev. 
Ve 1969 yılında da satıldı… 

Özlemle anarım. 
Her gidişimde Sinop’a. 
Bu evi. 
Ve de geçmiş anıları… 

Geçen hafta burada kaldım. 
Uzun bir aralıktan sonra. 
Eski ev artık yoktu. 
Güzel bir Otel yapılmıştı yerine... 

İsmini BOSSİNOP koymuşlar. 
Güzel bir otel olmuş. 
Temiz ve bakımlı. 
Keyifle kalınası… 

Sinop’un merkezinde. 
Her yere yürüme mesafesinde. 
Sevgiyle karşılanıyorsunuz. 
Dostlukla uğurlanıyorsunuz… 

Konakladım geçen hafta burada. 
Otel BOSSİNOP’ta. 
Geçmiş anılarla. 
Ve de farklı duygularla… 


14 Ekim 2011 Cuma

HARRINGTON KUPASI...


I. Dünya Savaşından yenik çıkmıştı.
Osmanlı İmparatorluğu.
Tüm Orduları dağıtılmıştı.
Mondros Mütarekesi ile…

İstanbul’a girdi bunun üzerine.
İtilaf Devletleri.
55 düşman gemisi ile.
13 Kasım 1918’de…

Üzüntüyle seyretmişti.
Bu tabloyu.
Mustafa Kemal.
Haydarpaşa Rıhtımı'ndan…

Üzülerek baktı tabloya.
Sonra söylendi içinden.
“Geldikleri gibi giderler…”

General Harrington’du.
İşgal Kuvvetleri’nin Komutanı.
5 yıla yakın yönetti.
İşgal altındaki İstanbul’u…

Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı.
Beş yıllık bu dönemde.
Mudanya Mütarekesi yapılmıştı.
15 Ekim 1923’te…

Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştu.
Artık terk etmesi gerekiyordu.
İtilaf Kuvvetleri’nin.
İstanbul’u…

Bir futbol maçı düzenledi.
Ve gümüş bir kupa ortaya koydu.
General Sir Charles Harrington.
Kendi adına…

Aşağıdaki gazete ilânıyla duyurdu.
Bu organizasyonu.
General Harrington.
Tüm İstanbul’a…

"Guard’lar Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor.
Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek. Bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler…"

Maçlar yapmış, kök söktürmüştü.
Fenerbahçeli sporcular.
İşgal kuvvetlerinin futbolcularına.
Bu geçen beş yılda…

50 maç yapmıştı Fenerbahçe.
İngiliz ve Fransız askerleriyle.
41 tanesinde galip gelmişti.
4’ünde de berabere kalmıştı…

Tek tek yenmişti.
İşgal takımlarını Fenerbahçe.
İstanbul halkını sevindirmiş.
Ve onlara umut vermişti…

Fenerbahçe hemen yanıt verdi.
Bu mağrur Komutan’a
Yine bir gazete ilânıyla.
Onun meydan okumasına…

“Fenerbahçe Kulübü,
yalnız kendi kadrosuyla, 
bu maçı şartsız olarak,
oynamayı kabul eder…”

Büyük bir olaydı bu maç.
O günlerin ortamında.
Karar verilecekti sonunda.
Kimin büyük olduğuna…

İngilizler karma bir takım yaptılar.
Maça hırsla hazırlandılar.
Ayrıca 4 profesyonel futbolcu aldılar.
Cebelitarık ve Mısır’dan…

Oynandı bu maç.
29 Haziran’da.
1923 yılında.
Taksim Stadı’nda…

Büyük bir kalabalık vardı.
General Harrington da oradaydı.
Gümüş kupa bir metre boyundaydı.
Duruyordu Şeref tribünündeki masada…

Çıktı Fenerbahçe bu tarihi maça.
Hiç gol yemeden İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan
şu kadrosuyla:
Şekip-Hasan Kamil, Cafer-Kadri, İsmet, Fahir-
Sabih, Alaeddin, Zeki Rıza, Ömer (Tanyeri) ve Bedri.

1-0 mağluptu Fenerbahçe.
Bu çekişmeli maçın ilk devresinde.
Ama sonunda galip gelmesini bildi yine de.
Zeki Rıza’nın iki golüyle…

Bir metre boyundaki kupayı aldı Fenerbahçe.
Büyük bir sevinçle.
Omuzlarda taşındı sporcular Beyoğlu caddelerinde.
Coşkuyla ve de sevgi gösterileriyle…

O gece Lozan’dan geldi bir ELT.
Fenerbahçe Kulübüne.
İsmet İnönü’nün tebrikleriyle.
“Heyetimiz namına hepinizi meserretle tebrik eder,
gözlerinizden öperim” diye…

“Geldikleri gibi giderler” demişti M. Kemal.
Gittiler, geldikleri gibi gerçekten de.
4 ay sonra, 6 Ekim 1923’te.
Şerefli bir yenilgi ile…


Taksim Stadı'nda (Topçu Kışlası) Fenerbahçe'nin İngiliz İşgal Birliklerinden oluşan karma takımını  2-1 yenerek General Harrington Kupası'nı kazandığı maçın fotoğrafı


General Harrington Kupası video filmi:
http://www.youtube.com/watch?v=RkgxqSaHi4A&feature=share

.
General Harrington Kupasını kazanan
Fenerbahçeli Futbolcular

.

10 Ekim 2011 Pazartesi

TAKSİM KIŞLASI...


The Marmara Oteli’nde kalmıştım. 
İstanbul’a en son gittiğimde. 
Bir oda vermişlerdi. 
Elmadağ yönünde… 

Perdeyi açtım. 
Tam aşağıdaydı. 
Taksim Gezi Parkı. 
Satranç tahtasına benzer düzeniyle… 

Boştu koca Park. 
Belki birkaç insan vardı. 
Banklarda oturan. 
Ya da köpeklerini dolaştıran… 

Öylesine duruyordu. 
Eski görkeminden uzak. 
Sessiz, durağan. 
Dümdüz ve bomboş… 

Aslında muhteşem bir yapı vardı. 
Burada. 
Ve de bu düzlükte. 
70 yıl öncesine kadar… 

Taksim Topçu Kışlası’ydı. 
Osmanlı döneminde burası. 
1806 yılında yaptırılmıştı. 
III. Selim tahttaydı… 

Dört kenarı binalarla çevrili. 
Ortasında avlusu bulunan. 
Ve görkemli bir kapısı olan. 
İnanılmaz güzel bir yapıydı… 

Balyan ailesinin bir başka eseriydi burası. 
İstanbul’u süsleyen 
Çırağan ve Dolmabahçe Sarayları, 
Ortaköy Camisi, Dolmabahçe Camisi 
Selimiye Kışlası ve
Dolmabahçe Saat Kulesi gibi… 

Burada yapılmıştı. 
Ordunun modernleştirme çalışmaları. 
31 Mart vakası da burada gerçekleşmişti. 
Meşrutiyet'in ilânına neden olan… 

Sonra bakımsız kaldı. 
Askerlerin talimgâhı olarak kullanıldı. 
Bir süreliğine. 
Taksim Kışlası’nın orta avlusu… 

Daha sonra tribünler yerleştirildi. 
“Taksim Stadı” ismi verildi. 
Futbol maçlarının yapıldığı tek yerdi. 
1939 yılına kadar, koca İstanbul’da… 

Burada yapmıştık. 
İlk millî maçımızı. 
1923 yılında. Romanya ile. 
Ve 2-2 berabere kalmıştık. 
Burada, Taksim Stadında… 

İstanbul’un imarı gündeme getirildi. 
Vali Lütfi Kırdar tarafından… 
1939’da ilk yıktırılan yer burasıydı. 
İnönü Gezi Alanı yapıldı...

Yerinde yeller esiyor. 
Günümüzde. 
Bu görkemli binanın. 
Ve de tarihi alanın… 

Koca bir mezar gibi burası. 
İstanbul’un ortasında. 
Üzerini betonla örttüğümüz. 
Ve koca bir tarihimizi gömdüğümüz…


Taksim Kışlası ve Stadı Fotoğrafları: 

4 Ekim 2011 Salı

ALPLERDE KISA BİR GEZİNTİ...


Çok fazla insan vardı.
Münih Bira Festivali’nde…

İnsan’dan yorulmuştuk.
Kalabalıktan bıkmıştık.
Kafamızı dinlendirmeliydik.
Münih’teki son günümüzde…

Alp Dağları yanı başımızdaydı.
Alpler'e ulaşmak kolaydı.
40 km uzaklıktaydık oraya.
Kuş uçuşu…

BMW arabamıza atladık.
Sabahın erinde.
Samsun’dan arkadaşım.
Hayati Buyar ile birlikte...

Otoban’ı yeğlemedik.
Dağ yollarını tercih ettik.
Çünkü son bölümü burası.
Romantische Strasse’nin…

En ünlü turistik rotası.
Olarak biliniyor.
Bu “Romantik Cadde”.
Tüm Almanya’nın…

Würzburg’dan başlıyor.
Bu yol kuzeyde.
Füssen’de sonlanıyor.
En güneyde…

360 km’lik bir yol.
Bu Romantisce Strasse.
Son kısmını yapacağız.
Biz bu yolun…

Nasıl geçtiğini anlamadık zamanın.
Arasından geçerken.
Güzelim yerleşim yerlerinin.
Ve de tepeler, ormanlar ve göllerin…

Son durağı Füssen.
Romantik Cadde’nin.
Ve de hemen kıyısında.
Kapısı kabul edilen Alpler'in…

Schwangau var.
Hemen yakınında.
Füssen’in…

Kraliyet Şatoları'nın kasabası.
Olarak biliniyor.
Schwangau…

İki büyük şato var burada.
“Neuschwanstein”.
Bunların en ünlüsü…

Görmüşsünüzdür benzerini.
Ya resimli kitaplarında.
Ya da çizgi filmlerinde.
Walt Disney’in…

İşte onun gerçeği.
Daha alımlısı.
Daha görkemlisi.
Bu Neuschwanstein…

II. Ludwig yaptırmış burasını.
19. yüzyılda.
Müthiş görüntüsü altında Alplerin.
Ve de çevresindeki göllerin...

16 yaşında Kral oluyor.
II. Ludwig.
1864 yılında.
Bavyera'da...

Romantik bir insan.
II. Ludwig.
Resimden, müzikten.
Ve de sanattan hoşlanan…

1867’de başlatıyor.
Bu şatonun yapımını.
1886’da kısmen bitiyor.
Bu görkemli eser…

Müthiş para harcanıyor.
Hazine tam takır kalıyor.
Ancak 170 gün yaşıyor burada.
Sonra görevden alıyorlar Kralı…

Adı “deli”ye çıkıyor II. Ludwig’in.
Gözaltında tutuluyor bir göl kenarında.
Ve boğulmuş olarak bulunuyor cesedi.
Bir gün bu gölün kıyısında…

Uzun bir dağ yürüyüşü yapıyoruz.
Şato’nun çevresinde.
Ormanlar, çağlayanlar arasında.
Sessizliğin içinde…

Sonra ver elini Alpler.
Avusturya’ya geçiyoruz.
Yemeğimizi yiyoruz, yürüyoruz.
Dünya güzeli bir gölün kıyısında…

Sonra giriyoruz yeniden.
Almanya’ya.
Bu kez yine II. Ludwig’in.
Yazlık Sarayı’nı görmeye…

Alp dağlarının arasında.
Geniş bir ormanlıkta.
Muhteşem bir yapı.
Bu Linderhof Şatosu…

İnsan görünce anlıyor.
Ne denli önem verdiğini.
Ne kadar düşkün olduğunu sanata.
II. Ludwig’in…

İnanılmaz bir görüş.
Akıl almaz bir plânlama.
Doğanın ortasında.
Muhteşem bir yapılanma…

Keyifle yürüyoruz.
Sevinçle dolaşıyoruz.
Yemyeşil doğa’nın.
Ve de sanatın ortasında…

Gün bitiyor.
Yine yan yollara dalıyoruz.
Akşam olanda dönüyoruz.
Yeniden Münih’e…

Ertesi gün tekrar seyrediyorum.
Bir gün önce gezdiğimiz.
Bavyera Alpleri’ni.
Bu kez de uçağın penceresinden…


Alp Dağları Gezisi Fotoğraflarım:
https://photos.google.com/share/AF1QipNo8XcL4utDopj2apj1qYPzQnX9Ml_wWH-PzFVv9m5MMh-xGDsvtGsaGdZ6srL1Dg/photo/AF1QipNbFlX4236ZLmyyao4EsbQ12fdhIr2FWofAmC59?key=RVpMZk54UHdCM3puVXpEWFlReXNCaE1fNURMQzJB

.

27 Eylül 2011 Salı

MÜNİH BİRA FESTİVALİNDE...


Münih’e özgü bir şenlik.
Oktoberfest…

Bira Festivali olarak da biliniyor.
En önemli festivallerinden birisi.
Tüm dünyanın.
Tam 200 yıllık bir geçmişi var.

12 Ekim 1810’da evleniyorlar.
Alman Prensi I. Ludwig ile.
Prusya Prensesi Therese.
Bavyera’da…

Yani, tam 200 yıl önce.
Münih'te.
Günümüzde Therese çimenliği.
Ya da Therese alanı diye bilinen bölgede…

Tüm Münih’liler davet ediliyor.
Bu düğüne…

Ertesi yıl ayni yerde kutlanıyor.
Bu düğün 1811 yılında.
Yine Therese çimenliğinde.
Bu kez bir at yarışı ile…

Sonraki yıllarda da sürüyor.
Bu kutlamalar.
Çoğalan bir coşkuyla.
Artan bir heyecanla...

Çeşitli eğlenceler ekleniyor.
Bira sunumları başlıyor.
İleriki yıllarda…

Bazı yıllar yapılamasa da.
Savaş ve salgın hastalıklar nedeniyle.
Devam ediliyor kutlamalara.
Aradan iki asır geçse de…

Günümüzde Eylül'ün son haftasında.
Ve Ekim’in ilk haftasında kutlanıyor.
Oktoberfest…

Tam 17 gün sürüyor.
6-8 milyon kişi geliyor.
Münih dışından…

Tam bir karnaval havası.
Münih’liler ve Bavyera’lılar için…

Bira'lar tüketiliyor bu festival'de.
Yalnızca Münih’te üretilen.
Augistiner, Hacker-Pschorr, Hofbrau.
Lövenbrau, Paulaner
ve Spaten Biraları...

Bira üreticileri'nin geçişi var.
İlk gün süslenmiş atlı arabalarla.
Ve de katılıyorlar güzel giysileriyle.
Bu geçişe…

Therese alanında sonlanıyor.
Bu geçiş.
Hep birlikte çadırlara giriliyor.
Her biri 8-10 bin kişilik çadırlara…

Fıçıya musluk takılması ile başlıyor.
Kutlamalar.
Münih Belediye Başkanı tarafından…

Saat tam 12.00 de yapılıyor.
Tüm Münih’lilere duyuruluyor.
Bu olay.
12 pare top atışı ile…

Sonrasında ilk bira sunuluyor.
Münih Belediye Başkanı tarafından.
Bavyera eyaleti Başbakanına.
Törenle bu fıçıdan…

Ve Festival başlıyor.
Ana tema Bira içilmesi.
Kocaman cam kupalarda içiyorlar.
Mass denilen bir litrelik bardaklarda…

Çok büyük çadırlarda.
Bavyera halk müziği eşliğinde.
Sık aralıklarla “Prosit” denilerek.
Ve durmaksızın içilerek…

Müthiş bir bira tüketimi var.
7 milyon litre bira tüketilmiş.
Örneğin.
2007 yılında…

Bavyera köylülerinin geçişi oluyor.
İkinci günün sabahında.
Tüm köylerden, kasabalardan geliyor.
Özel kıyafetleri içinde…

Müzik eşliğinde yürüyorlar.
Tarım ürünlerini sergiliyorlar.
Muhteşem bir gösteri sunuyorlar…

İnanılmaz bir coşku ile kutlanıyor.
Bu bayram.
En güzel giysilerini giyiyor.
Çoluk, çocuk tüm Münih'liler…

Bir Lunapark alanı da var.
Therese alanı'nda.
Çadırların hemen yanı başında…

Burada da neşe içinde eğleniyor.
Tüm katılımcılar...

Tam bir kültür gösterisi Oktoberfest.
Yalnızca bira içilen değil.
Nasıl kutlanmasını da gösteren.
Bayramların…


Oktoberfest Fotoğraflarım için:
https://photos.google.com/share/AF1QipM0lnFpLyTAVjwh9b060i1meA-hux3dH8dyYbhpaD9tqgncHHAT8Vsf8oKQCz8UMQ/photo/AF1QipNYK8CCsf3gMYCMS9AQ9N2ZyDX146K2vnrvfVxd?key=RWRvejNfMjlnS1FWTWhkYVpsQzkwNWRxVUtIMWFB

.

15 Eylül 2011 Perşembe

KASTAMONU...

Çok çok büyüdü. 
Birçok kentimiz. 
Artık içinden geçmiyorsunuz birçoğunun. 
Çevre yolundan ve şehri görmeden geçip gidiyorsunuz… 

Kastamonu onlardan değil. 
Geçmek zorundasınız içinden. 
Hem de keyifle. 
Bu güzel Anadolu kentimizin… 

Ben çoğu kez dururum. 
Kentin merkezinde. 
Her geçişimde. 
Kastamonu'da... 

Şehrin tam ortasındadır. 
Kastamonu’da görülecek yerler. 
Gezilecek evler. 
Yenilecek yemekler… 

Bu kez de Kastamonu’daydım. 
Bir gece de konakladım. 
Son Ramazan Bayramı'nda. 
Ankara-İnebolu-Samsun yolunda… 

Sokaklarında yürüyorsunuz. 
Onarılmış evlerini geziyorsunuz. 
Tarihine tanıklık ediyorsunuz. 
Sevecen halkını tanıyorsunuz… 

Kenti gezmek için yetiyor. 
Aslında tam bir gün. 
Yayan olarak gezebiliyorsunuz. 
Tüm tarihi yapıları… 

 Ama kanımca yetmez. 
Bir ay bile. Kastamonu vilayetinin. 
Tüm güzelliklerini görmeye… 


Kastamonu fotoğraflarım: 

13 Eylül 2011 Salı

KASABA...

Aslında bir köy, Kasaba. 
Kastamonu’ya bağlı. 
Kastamonu-Daday yolunda. 
20 km sonra sağda... 

Güzel ve yeşil bir köy. 
Sulak bir alanda. 
Ceviz ağaçları altında. 
Meyve ağaçları arasında... 

Eski ismi Gaşgaba. 
Candaroğulu döneminden. 
25.000 nüfusu varmış. 
13-17. yüzyıllar arasında... 

Sonradan nüfus azalmış. 
Bir köy’e dönüşmüş. 
Günümüzde 30 haneye sahip. 
100 civarında bir nüfusu var... 

Çok güzel evler var. 
Kasaba’da... 

İki tane de güzel camiye sahip. 
Selçuklu'lardan kalma. 
Bunlardan bir tanesi Mahmutbey camii... 

14. yüzyıldan kalma. 
1366 yılında yapılmış. 
Candaroğlu döneminde. T
am 645 sene önce... 

 Aslında ahşap bir yapı. 
Ama dışında taş duvarlar var. 
Tam 120 cm kalınlığında...
 
Muhteşem ahşap oymaları var.
 Bu caminin içinde. 
Bir renk cümbüşü sanki. 
Oymaları, kakmaları ve boyalarıyla... 

Bir de ceviz kapısı var. 
Bu caminin. İnanılmaz bir güzellikte... 
Aslı Kastamonu’da. 
Liva Paşa Konağı’nda. 
Etnografya Müzesi'nde. 
Bu oyma kapının... S

Sonradan aynisi yapılmış. 
Bu kapının. 
Ve de girişine konulmuş Mahmutbey caminin... 

Üzerinde şunlar yazıyor. 
Hat sanatının tüm inceliğiyle. 
“Mescitler Allah’a mahsustur. 
Orada Allah’tan başkasına ibadet edilemez”. 

 Ve alt tarafında da mütevazi bir not: 
“Amele Abdullah bin Mahmut en Nakkaş”. 
Yani; “Abdullah’ın oğlu, Amele Nakkaş Mahmut”. 
O kadar...