“
Kırk yıldır”, biri birinin “
kırk yıl kulu kölesi olmuş”, “
kırk ayak, kırkının da başı kabak”, “
kırk yıllık dost”, “
kırk yılın başında”, “
kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi" ki, “
kırk yıl önce” içtikleri acı bir kahvenin “
kırk yıllık hatırı için”, “
kırk yılda bir”, bir birlerinin “
kırk yıllık hatırlarını kırmadan”, “
kırk yamalı bohça”larını yanlarına alıp, “
kırk yılın muhasebesini yapmak”, “
kırk gün kırk gece” bir arada olmak, “
kırk mum yakıp seyrine bakmak” ve “
kırklarını çıkartmak” üzere, “
Kırklareli”nin “
Kırkpınar” ilçesinde, “
kırk ikindiler yağmuru”na aldırmaksızın, “
kılı kırk yararak” hazırlanmış “
kırkıncı yıl programı”yla, “
kırk yıl” sonra bir araya geldiler.
Bu “
kırk yıllık dost”tan, “
kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık küp”, “
kırk haramî” ve “
kırk havarî”, kendilerine “
kırk kere söylenmesine” rağmen, “
kırk dereden su getirerek” ve “
kırk yalan uydurarak” bu “
kırkıncı yıl” toplantısına katılmadılar.
“
Kırk yıllık kâni, olur mu yani” diyerek, bunlar “
mallarının kırk da birini zekat vermek” ve “
kırk katır, kırk satır”la, “
kırk parçaya ayrılmak” üzere cezalandırıldılar.
Gelenlere “
kırk bir kere maşallah”...
...............
Hacettepe’den
40 yıl önce mezun olmuştuk.
1970’te…
40 yıl geçmişti mezuniyetimizin üzerinden.
40 yıl sonra buluşacaktık.
Sözleştik.
Kırmızı Amfi’de buluşmak üzere.
18 Haziran 2010 Cuma günü
17.40'da.
46 yıl önce
Hacettepe’deki ilk göz ağrımız.
Kırmızı Amfi'de…
Ama daha oraya varmadan kavuştuk biri birimize.
Kırmızı Amfi’ye giden yolda.
Seramik Panolu salonda…
Sarılındı, koklanıldı.
“
Seni iyi gördüm”ler söylendi.
“
Hiç değişmemişsin”ler denildi.
“
Amma kilo almışsın”lar vurgulandı.
Herkes belki biraz değişmişti.
Ama hiç bir şey kaybetmemişlerdi.
Gençliklerinden, neşelerinden, yaramazlıklarından…
İskender, T-shirt’ler hazırlatmıştı.
Günün anlam ve önemine uygun olarak.
Bir bölümümüz giydi bunları.
Kırmızı Amfi'de anılar canlandı.
Hocalar yadedildi.
Yapılan yaramazlıklar anlatıldı.
İskender güzel bir sunum yaptı.
40 yılı özetledi.
Sonra hepimize birer
Plâket sunuldu.
40 yılın anısına…
Sonra
Çayhane’ye geçildi.
40-45 yıl önce öğlen aralarında gittiğimiz.
1 saatlik aralıkta hızla bir şeyler atıştırdığımız.
Bu kez aheste aheste.
Ve anılar canlandırılarak.
Çayhanede bu kez
tost-ayran yenilmedi.
Mükellef bir
menü hazırlanmıştı.
Şampanyalar eşliğinde yenildi.
Tatlı sohbetler yapıldı.
Yemek sonrası Müzik başladı.
Akordeon eşliğinde.
Ahmet Kurtaran ve
Nazım Şuvağ önderliğinde.
Bir anda
Modern Folk 40’lısı olduk.
Şarkılara eşlik ettik.
Neşe’lendik, eğlendik.
Ertesi gün ilk işimiz
Ata’mıza gitmek oldu.
Hep birlikte
Anıt Kabir’e gittik.
Ata'mıza çelengimizi sunduk.
Saygı duruşunda bulunduk.
Öğlende
Ankara Kalesi’ndeydik.
Çengelhan Müzesi'nde öğlen yemeğimizi yedik.
Müzeyi gezdik.
İlhan’ın Baston koleksiyonunu hayranlıkla izledik.
Yemek sonrasında
Hacettepe’ mahallesine geçtik.
Gençliğimizde çok eski olan evler onarılmış.
Çok güzel bir alan ortaya çıkmış.
Hayranlıkla dolaştık.
Bir zamanlar "
sağlam çocuk" takip ettiğimiz evleri…
Bu kez
Hacettepe’nin yeni yüzünü gördük.
Onkoloji ve
Diş Hekimliği binalarını gezdik.
Çayımızı, kahvemizi içtikten sonra.
Akşam
Göksu Restoran'daydık.
İkinci katı tümüyle kapatmıştık.
Vur patlasın, çal oynasın eğlendik.
40. yıl pastamızı kestik.
Gece geç saatlerde ayrıldık.
Ertesi sabah da
Gordion Otel'de idik.
Biri birimize veda ettik.
Tekrar buluşmak üzere.
Ama artık bir
40 yıl daha geçmesini beklemeden.
Gecikmeden.
Hemen, gelecek sene…
40 yıl vuslat resimleri:
http://picasaweb.google.com.tr/tanyeri/Hacettepe40#5485116261056832018
.