YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
Amblem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amblem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2025 Cuma

HACETTTEPE AMBLEMLERİ...

 


8 Temmuz 1967 tarihinde.
Resmi Gazete'de.
Yayımlanan 892 sayılı yasa ile.
Hacettepe Üniversitesi ismiyle.
Bir eğitim merkezi girdi yürürlüğe...

Daha önce 1963'de.
Bağlı olan Ankara Üniversitesi'ne.
Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakültesi ile.
Burası başlamıştı Tıp eğitimine...

Diş Hekimliği.
Sağlık, Fen ve Sosyal Bilimleri.
Bölümlerinin eklenmesiyle.
Kısa zamanda dönüşmüştü Üniversite'ye...

Küçük bir Hastanede.
Az sayıda öğrencileriyle.
Sınırlı sayıda Öğretim Üyesiyle.
Başlanmıştı öğretime...

Üniversite'nin ismi belliydi.
Hacettepe'ydi.
Bu Üniversite'ye bir de.
Simge gerekliydi...

Doğramacı, bu görevi.
Üniversitenin bir öğrencisine verdi.
Amblem çizildi, Senato'da kabul edildi.
Geyik biçimli bir simgeydi:

Hacettepe Üniversitesi.
Geçen yıllarda çok gelişti... 

Sıhhiye ve Beytepe Kampüslerinde.
15 Enstitü ve 15 de Fakülte.
6 Meslek Yüksekokulu ile.
Bir Konservatuar ve
50 binden fazla öğrencisiyle.
Ve 140 Öğrenci Topluluğuyla.
Günümüzde eğitim yapılmakta...

Hacettepe'de zaman hızla akmıştı.
Fakülteler, Topluluklar ortaya çıkmıştı.
Bunlar birer simge arayışında oldular.
Çoğu geyik amblemini seçtiler.
Onu farklı biçimlerde değiştirdiler...

Üniversite amblemlerinde.
Şekil veya biçim değişimlerine.
Ya da logolarında.
Yazı fontunun farklı kullanılmalarına.
İzin verilmez çoğu defa...

Geçen zaman içinde.
Çeşitli kişilerce.
Üniversite amblemi değişik biçimlerde.
Kullanılmış Hacettepe'de...

Aşağıda bazı örnekler göreceksiniz.
Bakalım sizler beğenecek misiniz...


Hacettepe Amblemi farklı şekilde kullanım biçimleri:

.

2 Kasım 2024 Cumartesi

OTOMOBİL AMBLEMLERİ...


- Çeşitli Otomobil Amblemleri -


Küçük ölçekliler haricine
Hemen her kuruluş sahiptir bir Simge'ye.
Ya da bir Amblem'e.
Ve yanında bir de Logo'ya...

Amblem ve Logo farklı şeylerdir.
Amblem, özgün bir şekildir.
Logo ise özgün bir yazı biçimidir.
Örneğin THY'nın bir Amblemi vardır.
Bir de Turkish Airlines yazısına sahiptir...


Ülke ya da Dünya çapında.
Tanınmış kuruluşlar da.
Bilinirler çok kişinin bildiği Logolar'la.
Ve tanıdığı Simgeler ve Amblemlerle...



Bu uluslararası LogolarAmblemler.
Önemli sanatçılara çizdirilirler.
Oldukça büyük de paralar harcanır.
Ve büyük reklamlarla tanıtımları yapılır...

Zamanla bu Amblem ve Logolar.
Hemen her yerde karşımıza çıkar.
Bilinç altınıza yerleştirilirler.
Giderek bizlere ezberletilirler...

Burgerler, İçkiler, Beyaz Eşyalar
Kafeler, Çikolatalar, Kolalar.
Giysiler önemli Oteller ve markalar.
Hep şekilleriyle hatırlanırlar...

Bunlardan bir bölümü de.
Tanınmış olan dünya ölçüsünde.
Otomobiller ve Amblemleridir.
Ve çoğumuzca ezbere bilinir...

Bu Amblemler çok önemlidir.
Bizlerin akıllarına nakşedilmiştir.
Otomobil seçimlerimizde de.
Rolleri vardır önemli ölçüde...

Bu logolar, amblemler.
Kolay kolay değiştirilmezler.
Ancak zaman içerisinde.
Uğrayabilirler küçük değişimlere...

Son üç-beş yılda.
Bu otomobil markalarında.
Düzenlemelere gidildi.
Minimalist değişimler gerçekleştirildi...

Önceki eğilim üç boyutlu amblemlerdi.
Şimdi bu 3D amblemlerden vazgeçildi.
Şekil çok değişmese de daha basit, daha sade.
Geçildi iki boyut ve düz biçimli Amblemlere...

Yeni nesil elektrikli otomobillerle.
Karmaşık şekillerden stilize.
Basit ve tek düze amblemlerle.
Otomobiller hazırlanmakta geleceğe...

Amblemler yeni görünümleriyle.
Belki daha basit ve daha sade.
Ama daha güzel değiller bence.
Eskileriyle mukayese edildiğinde...



Otomobil Amblemlerindeki değişimler:

.

27 Kasım 2007 Salı

BİR AMBLEM ÖYKÜSÜ



İnsanlar ait oldukları kuruluşlarla gurur duyarlar. Vatandaşlık duygusu, hemşehrilik hissi, okul ve asker arkadaşlıkları bu tip duygular sonucu gelişir ve kuvvetlenirler.

Kuşkusuz, bu duyguların en önemlilerinden birisi de yetiştiğiniz Üniversiteye ilişkin bağlılık duygularıdır. Gençliğinizin bilincine burada ulaşmış, gençliğinizin çok önemli bir bölümünü burada geçirmiş, nice acı-tatlı anılarınız, güçlükleriniz, başarılarınız ve başarısızlıklarınız olmuş, sağlam dostlar ve dostluklar edinmiş, özgürlüğü doyasıya burada tatmış, ilk gençlik heyecanlarını burada yaşamış veya yaşatmışsınızdır. 

Unutamazsınız... Oradan ayrılsanız da, uzak kalsanız da bağlarınızı kopartamazsınız... İsmini duyduğunuzda bile heyecanlanır, garip hisler duyar ve orası ile hep gurur duyarsınız...

Hacettepe Üniversitesinden yetişmiş herkes bu duyuyu taşır ama Hacettepe’nin ilk öğrencileri olan bizlerin (1963-64 girişliler) gururu, sanırım daha sonraları aramıza katılanlardan biraz daha farklıdır...

Bizler henüz daha Üniversite olmamış, bırakın Üniversite olmayı o dönemlerde ne olacağı pek de belli olmayan ve ismi de “Tıp Fakültesi” değil, “Sağlık Bilimleri Enstitüsü” olan ve Hacettepe Üniversitesinin ilk çekirdeğini oluşturacak bu kuruluşa 30 yıl önce adımımızı attığımızda birçok kuşkularla yüklüydük.

Büyük bir gecekondu mahallesinin ortasında, istimlakler ve inşaatlar arasında kendimizi bulmuştuk. Bir tanesi Sayın İhsan Doğramacı olmak üzere üç Profesör ve isimsiz 15-20 genç idealist hekimden oluşan öğretim kadrosu ve derme çatma binalarıyla Hacettepe doğruyu söylemek gerekiyorsa bizlere hiç güven vermiyordu... Ancak, buraya adımımızı attıktan sonra öyle sıcak ve samimi bir ortamla karşılaşmış, o kadar ilgi ve yakınlık görmüştük ki sonuçta Hocalarla Öğrenciler arasında anlatılamaz bir birlik ve beraberlik bağlantısı ortaya çıkmıştı.

Artık Hacettepe bizlerle birlikte büyüyor, bizlerle birlikte gelişiyor ve bizler de bu hızlı ve inanılmaz gelişmenin en yakın tanıkları oluyorduk... Kısa zamanda Fakülte’ye dönüşmüş ve hemen sonrasında da yasamızın çıkmasıyla Üniversite olmuştuk... Gerçi Üniversite olmasına Üniversite olmuştuk ama henüz bir amblemimiz bile yoktu...

Yıllardan 1967 idi. Aylardan yanılmıyorsam Şubat veya Mart ayları idi ve ben, o tarihlerde Tıp Fakültesi Dönem III öğrencisiydim...

O dönemleri yaşayanlar bilirler, o tarihlerde öğrenciler ve o zamanlarda çoğu Uzman olan kıymetli Hocalarımız hep birlikte Şaban Şifai Hastanesinin alt katındaki Kafeteryada, ayni masalarda büyük bir sevgi ve saygı ortamında yemek yerlerdi. Böyle bir öğlen yemeği sırasında Hoca Bey (lakabı böyleydi sayın İhsan Doğramacı’nın) yanıma gelerek Üniversite için çok acele bir amblem çizmemi benden istedi. Yakından tanıyanlar bilirler, Hoca Bey her zaman çok acelecidir. Benden sadece amblem çizmemi istemekle de kalmadı hafta sonuna kadar da hazırlamamı emretti. Bunun anlamı üç günlük bir süre idi...

O zamanlar Dönem III, Tıp Fakültesinin gerçekten en zor sınıfı idi. Her gün dersler, her hafta ara sınavlar ve her ay sonu final sınavları ile zaten yeterince doluyduk. Ayrıca, ben Üniversitenin bir dizi sosyal etkinliklerinde de görev alıyordum... Hacettepe’nin ilk kurulduğu yıldan itibaren geleneksel olarak her 14 Mart Tıp Bayramı sırasında çıkarttığımız “Mantar” isimli mizah mecmuasına yazılar yazıyor, karikatürler çiziyor, baskı ve matbaa işleri ile de ilgileniyordum. Ayrıca, iki yıl önce yine öğrenciler tarafından kurulan Hacettepe Tiyatro Kulübü’nün dergisini yayınlıyor, o dönemlerde sahneye koyduğumuz Ionesco’nun Kel Şarkıcı, Anton Çehov’un Ayı ve Augusta Gregory’nin Ay Doğarken gibi oyunlarının sahne dekorlarını yapıyordum. Ciddi bir amblem çalışması için ise çok daha geniş bir zamana ve sakin bir düşünce alanına ihtiyacım vardı. Halbuki Hoca bey bunu bir kez istemişti ve geciktirmek, ertelemek gibi kelimeler onun lügatinde yer almıyordu. Ok yaydan çıkmış ve süre belirlenmişti...

Hemen aklıma bir yıl kadar önce Tiyatro Kulübü’müz için çizdiğim geyik figürlü amblem geldi. Bu figürü daha Hacettepe Üniversitesi ismi ortada yokken (daha önceleri Üniversitenin isminin “Eti Üniversitesi” veya “Hitit Üniversitesi” olacağı söyleniyordu…) Tiyatro Kulübümüzde Hititleri ve Hacettepe’nin H ve T harflerini birlikte simgeleyen bir amblem olarak düşünmüş ve çizmiştim. Bu simge büyük beğeni kazanmış ve halen de çok populer olmasa da kullanılıyordu.Kısa zamanda bu simgeyi düzgün bir şekilde çizerek hızla Sayın Doğramacı’ya sundum...

Daha sonradan öğrendiğime göre Sayın Doğramacı yine o dönemlerde Fizik Tedavi Bölümünde Doktor olarak görev yapan ve “Mantar” dergimizde çok güzel karikatürler çizen, çok hürmet ettiğim değerli ağabey (bizler Tıbbiye’de kendimizden büyüklere hep ağabey veya abla olarak hitap ederiz...) Dr.Necdet Güçlü’den de ayni zamanlarda bir amblem hazırlamasını istemiş.

Birkaç yıl sonra maalesef anarşik dönemin başlangıç yıllarında menfur bir tecavüz sonucu Yedeksubaylığını yaparken kurşunlanarak aramızdan ayrılacak olan Necdet ağabeyin nasıl bir amblem kompozisyonu yaptığını hiçbir zaman öğrenemedim. Ama eminim ki gerçekten güçlü kalemiyle Necdet Güçlü ağabey de muhakkak güzel birşey hazırlamıştı... Kısa bir süre sonra yapılan Senato Toplantısında yalnızca ikimizin katıldığı bu mini yarışma sonrasında benim gerçekte Hacettepe Tiyatro Kulübü için çizmiş olduğum amblemin, oylamaya katılan 11 üyenin tümünün de beğenisi ile Hacettepe Üniversitesinin amblemi olarak kabül edildiğinde, emin olunuz ki o dönemde bunun önemini çok fazla anlayamamıştım... Ama günler geçip, Hacettepe Üniversitesi büyüyüp geliştikçe, bir öğrenci olarak yaptığım işin hiç de küçümsenecek bir olay olmadığını kavradım...

O dönemlerde Sayın Doğramacı’nın Sanat dünyasında tanıdığı birçok kişiler vardı. En usta ve yetenekli Grafik sanatçılarına bir rica ile belki de çok daha güzel amblemler çizdirebilir ve birçok örnek arasından en güzeli seçilerek Hacettepe’nin simgesi olarak kullanılabilirdi. Ama o; hiçyoktan yaratıp binbir emekle kurduğu Üniversitesinin simgesinin de, yine kendisinin kurduğu Üniversitenin yetiştirdiği genç bir öğrencisi tarafından yapılmasını arzulamış ve tercihini bu yönde kullanmıştı.

Hocabey’in bundan duyduğu sevinç ve gururu, Hoca’nın elinden aldığım Amblem Beratı ve Töreni sırasında, gözlerinin içindeki mutluluk pırıltılarına tanık olarak yaşadım...

*****
O tören sırasında bana armağan edilen ve üzerinde “Hacettepe Üniversitesi Amblem Yarışmasını Kazanan Yücel Tanyeri’ne... yazısı ile başlayan, büyük bronz Madalyon’un bir yüzünde, sayfaları açık bir kitap ve yanıbaşında da ışıklar saçan bir mum ve altında da “Hacettepe Üniversitesi, 1967 yazıları bulunuyor. Madalyonun diğer yüzünde ise Hacettepe Amblemi ve alt kısmında da DAHA İLERİYE... EN İYİYE...” logosu yazılı duruyor.

Hacettepe Üniversitesinin Bilim alanındaki her atılımından, her başarısından ve “Daha İleriye” ve “En İyiye” gittiğini görmekle ben her defasında çok farklı bir gurur duyuyorum... Her nekadar şu anda farklı bir Üniversitede çalışıyor olsam da, buna biraz olsun hakkım da var sanıyorum...

*****
Son olarak şunu belirtmek istiyorum ki, bu Üniversitenin amblemi benim tarafımdan değil de herhangi bir kimse tarafından da yapılsaydı Hacettepe yine büyük bir Üniversite olacaktı. Bu kesin...

Bu bilim yuvasını gece-gündüz demeden tırnaklarıyla, emekleriyle, binbir sıkıntıyla ve bir avuç idealist genç hekimle kurup geliştirerek yaratanlarla, onu ileride “daha iyiye” ve “en iyiye” götürerek yaşatacaklara şükran, minnet ve saygılar...


Düşhekimi Yalçın Ergir'in bu konuda yazılmış yazısı için :
.