
YÜCEL TANYERİ

Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...
Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
28 Kasım 2007 Çarşamba
TÜRK KBB TARİHİ...

MİLLİYET'TEN BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ...

ALADAĞLAR KLİBİM...

2007 yılının Temmuz ayında 10 gün süreli Trans Aladağlar yürüyüşümüz oldu.
Aladağlar'da yalçın kayalıklar arasında geçirdiğimiz bu gezi sırasında çektiğim fotoğraflardan oluşan bir sunumu, Barış Manço'nun "Dağlar... Dağlar..." isimli enstrümental müziği eşliğinde izlemek için lütfen aşağıdaki videoyu tıklayınız :
DESENDE İKİNCİLİK...
KARİKATÜRDE BİRİNCİLİK...
27 Kasım 2007 Salı
KARADENİZ FAUNASI...

Karadenizin doğal faunası Laz’lardır. Bunlar, Hopa dan İğneada ya kadar tüm Karadenizde endemik olarak bulunurlar. Sözleri tatlı, kavak ağacı gibi dik , yalçın kayalar gibi mağrur, manolya gibi alıngan, papatya gibi hüda-i nabit, Lazikus lazanya familyasının Cucurbitacea alt sınıfından , uzun boylu, dik bakışlı, ince yapılı, bordo-mavi çiçekler açan otumsu bitkilerdir.
Denizle dağ arasında yer alan dar bir şeritte yetişirler. 1800 metreden yüksek rakımlarda nadiren tesadüf edilirler ve "buralara niye çıktın" diye sorulduğunda "hava almak içun..." diye yanıtlarlar. Göçebedirler. Sürekli yer ve iş değiştirirler. Sulak alanlara bayılırlar. "Ahmak ıslatan yağmur"larda bile ıslanmadıklarına inanırlar. Çabuk nem kapar, hızlı parlarlar. Gübreden hoşlanmazlar. Mıhlama ile beslenir ve "vücudun termostatidur" dedikleri ve gövdelerini yazın serin, kışın sıcak tuttuğuna inandıkları çay'a bayılırlar...
Zekâlarını borçlu oldukları Mısır Ekmeği ile beslenir, bol proteinli Hamsi'yi de tavuk yemi yapılmak ve tavukları beslemek üzere ihraç edip, Türk Lirası ile döviz kazanırlar. Rüzgârda kemençe sesi ile hızlı hareket edip, yavaş düşünürler ve biraz geç anlarlar. Dişileri peştemal'lı, erkekleri külâhlı ve de haklarında fıkra üretenleri vurmak için elleri silahlı'dır...
Son zamanlarda bir çok sahteleri türemişse de, gerçek Laz'lar çok enderdir ve öğünmemek için kendilerini kamufle ederler. Ürettiğimiz tonlarla fıkralarla bu nazik ve de ender bitkileri kırarak yok etmeyelum, ayrıca doğanın dengesini de yengesini de bozmayalum...
Dr. Yücel Tanyeri
LAZ BURNU...

BİR YAYLA GEZİSİ...

Rize İli, Çamlıhemşin İlçesinden Ayder yönüne değil de Fırtına Vadisi boyunca Zilkale yönüne gidilip Çinçiva deresi geçildiğinde Şenyuva köyüne varılır. Yöresel görkemli konakların dağınık biçimde orman içerisinde ve yamaçlarda yer aldığı bu köyün, 400 yıllık meşhur kemer köprüsünün bulunduğu ve her zaman güler yüzlü, konuk ve sohbetsever kişileri bulabileceğiniz Kahveler bölgesinden sola yokuşa sarıldığında oldukça bozuk bir yola girilir. Kestane ağaçları ve devasa çamların bulunduğu bu kıvrımlı yol, sabırla izlendiğinde
Hafta sonunda bu bölgeye kısa bir gezi düzenledik. Rafting yarışmalarının yapıldığı Fırtına Deresini arkada bırakıp o vadiyi yukarılardan kuşbakışı izleyerek yaklaşık
Yaklaşık
ulaşıldığında benzeri bir tablo karşılar sizi. Bu kez de Sal Yaylası uzaklaşmıştır sizden ve vadide yavaş yavaş başıboş biçimde hareket etmekte olan bulutları izlersiniz yukarıdan... Çevrede diz boyu yeşil otlar ve aralarında sarı, mor, pembe çiçeklerden oluşmuş bir renk cümbüşü bulursunuz. Bu kez de onlar size hoşgeldin derler sessiz ve boyunları bükük biçimde...
Bulunduğunuz yerden oldukça yukarıdaki tepenin ardında ne olduğunu merak edersiniz. Dikçe yokuşu nefes nefese çıkıp tepeye geldiğinizde bambaşka bir manzara selamlar sizi. Aşağıya baktığınızda bir bulut denizi görürsünüz. Yüksek tepeler sırtlarındaki ormanlarla inanılmaz adalar oluşturmuştur bu denizin içerisinde.
Etrafta yalın bir sessizlik vardır. Nefesinizi tutar ve saygı duyarsınız bu gösteriye...
Bir süre beklerseniz güneş de yavaş yavaş eğilir bu güzelliğin karşısında ve bulutları pembeye boyayarak kaybolur kızıl bir perdenin ardında... Gök, önce laciverde dönüşür ve ardından siyaha. Önce parlak bir, sonra bir tane daha, sonra bir tane daha yıldız belirir ta uzaklarda. Sonra biryerlerden pıtırak gibi peşpeşe binlerce yıldız fırlarlar gökyüzüne. Daha sonrasını sayamazsınız. Sessizlikte yalnızca hayranlık duyar, saygı gösterirsiniz onlara... Ve bu arada siz gökyüzüne bakarken, çevrenizde yıldız parlaklığında birşeylerin uçuştuğunu farkedersiniz. Sayıları yıldızlar kadar çok olmasa da birçok Ateşböceği’nin etrafınızda dans ettiğini farkedersiniz. Gökyüzünü bırakır bu kez onların sessiz gösterilerini izlersiniz. Bu ışık dansının görüntüsüne arada bir sağdan sola, önden arkaya sessizce kayan yıldızlar eşlik eder. Derken karanlığın yavaş yavaş aydınlanır olduğunu farkedersiniz ve
Sabahın ilk ışınlarıyla kalkıp çadırdan dışarı ilk adımınızı attığınızda ılgıt bir sabah rüzgarı ile çayırların üzerindeki kırağının ıslaklığı karşılar sizi. Güneş doğmamış ve Kaçkarların dik kayalıkları henüz aydınlanmamıştır. Doğa yeni yeni uyanmakta, çimenler yeni dirilmekte ve çiçekler yeni yeni açmaktadır. Vadiyi bir sis tabakası doldurmuştur ve ortalığa mutlak bir sessizlik egemendir. Sabah serininde biraz gayret edip sırtın yamaçlarına tırmanmaya çalıştığınızda, önce arıların vızıltıları sonra kendileri katılırlar yanınıza. Sırta ulaştığınızda güneş yalçın dağların ardından başını gösterirken içiniz yavaş yavaş ısınmaya başlar. Bu sırttan çevreyi tümüyle gözlemleyebilir, panoramanın bütün ihtişamını yaşayarak kendinizle ulvi bir yalnızlığı yaşarsınız. Bir süre sonra aşağı indiğinizde Hacaloğlu Konağının inanılmaz manzaralı balkonunda, daha bir gün önce tanıştığınız Akif Bey’in sunduğu sıcak sütü yudumlayarak güne başlarsınız. Ondan, Yayla yaşamının nasıl bittiğini, buraların artık turistik biryerlere dönüştüğü hikayesini dinler, yüzyıllardır bir yaşam geleneği ve kültürü olan Hemşin Yaylacılığın yavaş yavaş kaybolmakta olduğu öğrenir ve üzülürsünüz.
Bir gün önce zorlukla tırmandığınız orman yolunda bu kez kıvrıla kıvrıla aşağı inerken, 200 yılı aşkın yaştaki iri ıhlamur, kestane, kayın ve kızılağaçları şapkanızı çıkartarak saygıyla selamlar, vadiye ulaştığınızda arkadaşım Selçuk Güney’in sahibi olduğu minik ve sevimli Fırtına Pansiyonu’nun yanında coşkun ve delicesine akan Fırtına deresi kıyısındaki serinlikde çayınızı yudumlayarak dinlenirsiniz. Daha sonra yola koyulur ve doğanın milyonlarca yılda oluşturduğu güzelim Karadeniz sahillerini bir iki yılda beton duvarlar haline getirerek yok eden “bölünmüş yol projesine” ve çıkar sağlamak amacıyla bu projeye imza atan dar görüşlü siyasilere küfürler yağdırarak yolu tamamlar ve “tilkinin dönüp dolaşıp geleceği Hastane binasında” yeni bir kuvvetle çalışmaya tekrar başlarsınız.
24.Temmuz.2005
BİR AMBLEM ÖYKÜSÜ

Unutamazsınız... Oradan ayrılsanız da, uzak kalsanız da bağlarınızı kopartamazsınız... İsmini duyduğunuzda bile heyecanlanır, garip hisler duyar ve orası ile hep gurur duyarsınız...
Yıllardan 1967 idi. Aylardan yanılmıyorsam Şubat veya Mart ayları idi ve ben, o tarihlerde Tıp Fakültesi Dönem III öğrencisiydim...
26 Kasım 2007 Pazartesi
SON YAYLACI...

Yaylanın çimenine
Kuzu yayılır kuzu...
TANRILARIN TAHTINA YOLCULUK...

...............