YÜCEL TANYERİ

Ben, Yücel Tanyeri
Duydum ki merak ediyormuşsunuz,
Hususi hayatımı,
Anlatayım:
Evvela hekimim, yani
Büyücü falan değilim.
Burnum var, kulağım var,
Pek biçimli olmamakla beraber.
Lojmanda otururum,
Üniversitede çalışırım.
Ne başımda bulut gezdiririm,
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet.
Ne İngiliz kralı kadar
Mütevaziyim,
Ne de Celâl Bayar'ın
Sabık ahır uşağı gibi aristokrat.
Ispanağı çok severim
Puf böreğine hele
Biterim
Malda mülkte gözüm yoktur.
Vallahi yoktur.
Orhan Veli ile Melih Cevdet'tir
En sevdiğim şairler.
Bir kızım vardır,
İki de torunum pek muteber;
İsmini söyleyemem
Çiçekle uğraşanlar bulsun.
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım,
Ne bileyim,
Belki daha bin bir huyum vardır.
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya.
Onlar da bunlara benzer...


Beni, benden iyi anlatan Orhan Veli'ye teşekkürlerimle...
Şırnak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şırnak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2023 Pazar

NUHUN GEMİSİ...

 

- 16 Haziran 2023, Cizre Şırnak

"Ey toprak suyunu yut! Ey gök sen de suyunu çek denildi.
Su çekildi, hüküm yerini buldu. Gemi de Cûdî'ye oturdu
Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun

Kuran-ı Kerim, Hud Suresi 44
....................


Nuh Tufanı'na.
Değinilir Tevrat'ta.
İncil'de ve de Kuran'da.
Farklı biçimlerde olsa da...

Nuh'un gemisinin tufandan sonra.
İnanılır oturduğuna. 
Anadolu'muzda.
Cudi dağına...

Cudi dağı.
Şırnak ili sınırları.
İçerisinde.
Bir dağ 2.144 m yüksekliğinde...

Şırnak'ın ilçesinde.
Gitmiştik Cizre'de.
Nuh Peygamber Türbesi'ne.
Ve onun devasa Kabri'ne...

Bizden yüzyıllar önce.
Evliya Çelebi'miz de.
Uğramış Cizre'ye.
Ve anlatmış öğrendiklerini de.
Seyahatname'sinde.
Aynen şöyle:

Safalı dostlara şöyle malum ola ki Tufan'dan sonra Hazret-i Nuh Nebi aleyhisselam gemisiyle Muharrem ayının 12. Pazartesi günü bu Cude şehri yamacındaki Cude Dağı'nda Nuh'un gemisi karar edip Tufan'dan kurtularak herkes yiyeceklerini bir yere koyup pişirdiler ve Tufan'dan kurtulduklarına şükrane olarak o yemeği yediler, ismine de Aşura nimeti dediler. Hazret-i Nuh, Tufan'dan sonra yeryüzünde ilk defa bu Cude şehri'ni yapıp imar oldu ki bütün dünya insanoğlu bu Cude şehri'nden yayıldı.

Sonra Cude Dağı üzerinde Hazret-i Nuh bir cami yaptı, Kürtler halâ o camiye Sulupyan Camii derler, yani kurtulanlar camii demektir. O zamanda bu camiin levhaları, diğer ağaçları ve direkleri tamamen Nuh gemisinden idi. Daha sonra Rum keferesi Dara Şah üzerine, Nusaybin yakınında Kara Dara adlı yere gelip savaşıp Dara Şahı yenilince Rumlar bu diyarı istila edip, bu Cude şehri'ni harap ettiler. Cude Dağı üzerine Hazret-i Nuh'un yaptığı camii de yıkıp ağaçlarını ve levhalarını develer ile İskenderiye Limanına gönderip oradan İstanbul'da Ayasofya Kilisesi'nin kapılarını tamamen Nuh gemisi tahtasından yapmışlardır ki hala Ayasofya kapılarının tahtasında çivi delikleri bellidir.

Bundan sonra yine Cude şehri imar olup Hülâgu Han harap etmiştir. Ve hala Cude Dağı Kürtlerin yaylağıdır. Hazret-i Nuh'un yaptığı Sulupyan Camii halkın ziyaret yeridir. Ve bütün tarihçilere göre Nuh Nebi gemisi bu Cude Dağı üzerine inmiştir, bunda bütün tefsirciler görüş birliğindedirler. Hud Suresinde: "Ey yer suyunu yut. ve ey gök (suyunu) tut denildi. Su çekildi iş bitirildi, (gemi de) Cude (dağının) üzerine yerleşti. Ve o zalimler topluluğunun canı cehenneme denildi" yorumunda bu Cude Dağı özelliği yazılmıştır ki hakirin yazmasına gerek yoktur. Ve daha önce 1655 tarihinde Diyarbakır Valisi Firari Mustafa Paşa ile Sincar Dağı'na varmamız dolayısıyla bir kaç kere bu Cude Dağı yazılmıştır, ona bakıla.

Ama Ardalan Dağı, Bisutin Dağı, Demavend Dağı, Elvend Dağı, Ağrı Dağı, Bingöl ve Erciyes Dağı kadar yüksek dağ değildir, ama Nuh Nebi nazargâhı olduğundan büyük ziyaret yeridir. Ve Cude Kasabası bu Cudi Dağı'nın eteğinde …..  adet haneli, cami, medrese, han ve hamamlı, çarşı pazarlı, bağlı ve bahçeli ikinci Adem Nuh Nebi makamı eski beldedir. Ancak bu Cude şehri Şat Nehri’nin doğu tarafında ve İmadiye toprağındadır, ama Şattın batı tarafında olan Cezire Şehri bir menzildir ve Cizre hakimi hükmündedir. Ve Sulupyan adlı aşiret tamamı 10.000 adet cengaver kavimdirler, tamamen Cizre hakimine tabidirler.


Cizre ve Cudi dağı Fotoğraflarım:
.

27 Temmuz 2023 Perşembe

CİZRE ULUCAMİSİ...

 

- 16 Haziran 2023, Cizre-Şırnak -

İslamiyetin Anadolu'ya.
Girdiği ilk yıllarda.
639 senesinde Cizre'de..
Dönüştürülmüş bir KiliseCamiye...

Sonra Kilise yapısı yıktırılmış.
Abbasi döneminde Ulucami yapılmış.
Sonraları dört kez daha onarılmış. 
1156'da yapılan dört köşeli minaresi.
O da iki defa onarım görmüş...

Kesme taş yapılı.
Dikdörtgen planlı bir yapı.
Giriş kapısı.
Üzeri ayetlerle kaplı.
Avlusu iki Şadırvanlı.
Avlu etrafında bulunmakta Medrese odaları...

Hayli ilginç bir minaresi de.
Kare biçimli bir kaide üzerinde.
Giderek incelen huni biçiminde.
Şerefesi de en üstte...

Daha da ilginç bir yapı.
Sanat eseri demir ana giriş Kapısı.
Bu kapı 1983'de yerinden alınmış.
İstanbul'a Sultanahmet Meydanı'na..
İslam Eserleri Müzesi'ne götürülmüş.. 
Orada sergilenmeye başlamış...

Bu kapının iki ilginç tokmağı.
13. yüzyılda.
El Cezeri tarafından yapılmış.
İki Ejderha arasında.
Arslan başlı zarif bir tokmakmış...

Bu tokmaklardan birisi.
1969 yılında yerinden sökülmüş. 
Danimarka'ya götürülmüş.
Kopenhag'da David Samling Müzesi'nde.
Halen sergilenmekteymiş...

Fotoğraflarımın içinde.
Kapı ve Tokmakların güzelliğine.
Şöyle bir bakın.
Kaçan eserlerin görkeminin farkına varın...


Cizre Ulucami Fotoğraflarım:
.

24 Temmuz 2023 Pazartesi

KIRMIZI MEDRESE...

 

- 16 Haziran 2023, Cizre-Şırnak -

Bunlardan başka şehir içinde ne kadar mahalle mescitleri varsa elbette hasbi birer medreseleri vardır. Zira bu Cizre Şehri'nde ilim isteklisi Kürt alimleri fazlasıyla vardır. Bu şehirde özel darülhadis ve darülkurra yoktur; bütün medreselerde bütün ilim ve fenler görülmektedir. Evliya Çelebi Cizre anılarından 

....................


Anlatmıştım Cizre'lı.
Bilim insanı el Cezeri'yi.
Yetişmiş olan Camia Medresesinde.
12. yüzyılda Cizre'de...

Eski zamanda Medreseler.
Günümüzdeki Üniversiteler.
Zamanının bilim yuvaları.
Çoğu kez de dinsel eğitim ağırlıklı...

En az bir Üniversitemiz varsa günümüzde.
Hemen hemen her ilimizde.
Birçok Medrese vardı çeşitli Vilayetlerde.
Eski dönemlerde...

Örneğin o dönemlerde. 
Şırnak ilimizin Cizre'sinde.
Bulunuyordu tam altı tane.
Birbirinden farklı Medrese...

Camia Medresesi.
Abdaliye Medresesi.
Süleymaniye Medresesi.
Mecidiye Medresesi.
Şazeh Medresesi.
Ve Kızıl Medrese bunların isimleri...

Bunlardan Medreseya Sor.
Ya da Kırmızı Medrese.
Veya Kızıl Medrese.
Cizre Beyliği döneminde.
II. Şeref Bey'ce.
14. yüzyılda yapılmıştır...

Güzel bir yapıdır.
Yapımında kırmızı tuğlalar kullanılmıştır.
Kırmızı Medrese adını da buradan almıştır...

Cizre Surları üzerinde. 
Bulunan bu Medrese.
Geniş bir avlu çevresinde.
Ayrılmıştır Mescit, Türbe.
Müderris odaları ve Dersanelere...

Medrese'nin güney bölümünde.
Vardır Ters Kubbeli bir Türbe.
İki katlı bu Türbenin alt bölümünde.
Bulunmaktadır Şeyh Ahmed-i Cezeri.
Ve Mirlerinin kabirleri...

Alim Ahmed-i Cezeri de.
1566'da doğdu Cizre'de.
Büyüdü dindar bir aile içinde.
İmamlık yaptı çeşitli yörelerde...

Lakabı Nişani'dir.
İyi bir Şairdir.
En bilinen eseri Ciziri Divanı'dır.
Birden çok el yazması örneği vardır...

Kızının daha bebeklik döneminde.
Vefat etmesi üzerine.
Sevgisini anlatmak düşüncesiyle.
Ahmed-i Cezeri'nin yazığı Mersiye:

Dalgıcın henüz çıkardığı İnci!
Elimden hiç beklemeden yok olup gitti.



Kırmızı Medrese Fotoğraflarım:

.

12 Temmuz 2023 Çarşamba

KASRİK BOĞAZI...

 

- 17 Haziran 2023, Kasrik Boğazı-Cizre -

Kasrik Boğazı.
Cudi ve Gabar dağı.
İki dağ arası.
Dar bir geçit burası...

Dicle nehri yakınlarında.
Cizre'nin hemen yanında.
İki dağ arasında.
Kızılsu çayı akmakta.
Daha sonra Dicle'ye katılmakta...

Kasrik geçidinin kendisi de.
Önemli bir nokta tarihte.
Yukarı Mezopotamya ve
Aşağı Mezopotamya'yı birleştirmekte...

Xenophon, yazar ve tarihçi.
Sokrates'in öğrencisi.
2400 yıl önce yaşamış.
Anabasis güncesini yazmış...

Anabasis.
Ya da "On binlerin dönüşü".
Xenophon'un tarihe düştüğü.
Gerçek bir öykü...

Olay başlar Anadolu'da.
Sart şehrinde MÖ 400 yılında.
Devam eder Mezopotamya'da.
Ve sonlanır Bergama'da...

Kral Kyros'un.
Topladığı Sparta'lı askerlerle.
Pers ordusu ile.
Yaptığı mücadele.
Anlatılır kitapta ayrıntıları ile... 

Xenophon da.
Katılmıştı bu savaşa.
Anadolu coğrafyasını ayrıntılarıyla.
Yazmıştı Anabasis kitabında...

Geçmişler buradan.
Kasrik Boğazı'ndan.
Botan çayı'na oradan da.
Bitlis dolaylarına...

Tarihte.
Büyük İskender'in de.
Kasrik Boğazı'ndan.
Geçtiği bilinmekte...

Gerçekten de Kasrik günümüzde.
Yol yapımıyla farklı değişimlerle.
Uğramış olsa da.
Dar ve önemli bir geçit halâ...

Cizre-Siirt karayolunda.
Kasrik Boğazı'nda.
Kızılsu çayı kıyısında.
Artık Büyük İskender olmasa da.
İskender yiyecek Lokantalara.
Mebzul miktarda rastlanılmakta...


Kasrik Boğazı Fotoğraflarım:

.

24 Haziran 2023 Cumartesi

MEM û ZÎN...

 

- 16 Haziran 2023, Cizre-Şırnak -

Ey gözyaşlarımın aktığı gibi akan nehir
Sabırsız, rahatsız ve âşıkane akan nehir!

Sabırsızsın, kararsızsın ve sakin değilsin
Yoksa kalbim gibi sen de bir deli misin?

Ehmedê Xanî
Mem u Zin, 1695
....................


Bu, gerçek bir hikâyedir.
Cizre'de geçmiştir.
Sene 1451'dir.
İstanbul daha fethedilmemiştir...

Bundan 572 yıl öncesidir.
Diwan Katibinin oğlu Mem'dir.
Cizre Beyi'nin kızı da Zin'dir.
İşte bu, iki gencin trajik öyküsüdür...

Oralarda gelenektir.
Newroz gelir.
Köse-Gelin Oyunu oynanır.
İki genç burada karşılaşır...

İki gönül bir olur.
Gençlerin sevgisi katlanır.
Bu sevgi dillere destan olur.
Ancak yörede kaideler vardır...

Zin, Cizre Beyi'nden istenir.
Bey'in hizmetkârı Beko'dur.
Fitnecinin biridir.
Beko'nun fitneleri etkili olur...

Bey, Mem'i zindana attırır.
Mem, orada hasretinden ölür.
Mem'in cenazesi kaldırılır.
Bu sırada Beko da öldürülür.
Mem ve Beko ayni alana gömülür...

Zin'in Mem'e aşkı halâ büyüktür.
Her gün mezarına gitmektedir.
Gün gelir.
O da Mem'in mezarında can verir.
Ve onunla ayni mezara gömülür...

Cizre'ye giderseniz.
Abdaliye Medresesi'nde görürsünüz.
Mem ve Zin'in mezarı tektir.
Arkada Beko'nun mezarı ile birliktedir...

Bu bir gerçek olaydır.
Cizre'de efsane olmuştur.
Onların ölümünde 240 yıl geçmiştir.
17. yüzyılın sonuna gelinmiştir.
Ehmedê Xanî, Cizre'ye gelmiştir.
Şair kalemini ele almıştır...

Bu efsaneden yola çıkmıştır.
1690-95 arası beş yıl uğraşmıştır.
"Mem û Zîn" destanını yazmıştır.
Manzum yapıt 2655 beyitten oluşmuştur.
Eser; Türkçe, Farsça, Arapça, Rusça.
Ve Fransızca'ya tercüme edilmiştir...

Ali Şir Nevaî'nin Ferhat ve Şirin'i.
Shakespeare'in Romeo ve Juliet'i.
Fuzuli'nin Leyla ve Mecnun'u gibi.
Mem ile Zin de bir Mesnevi... 

Yörede herkes biliyor.
Herkes söylüyor, anlatıyor.
Türkülerde söyleniyor.
Herkes bu sevgiye saygı duyuyor...

Doğruluk, iyilik, güzellik.
Suçsuzluk, zayıflık, çaresizlik.
Toplanmıştır bu eserde.
Mem ile Zin'in kişiliklerinde... 

Kötülük, iki yüzlülük. 
Fitnelik, fesatçılık.
Dalkavukluk da.
Toplanmış Beko'nun şahsında...

Zamanın adet ve örfü, yaşantısı.
Kültürü ve sosyal durumu.
İşlenmiş büyük bir ustalıkla.
Êhmedê Xanî'nin kitabında...

İster inanın ister inanmayın ama.
Mem ile Zin'in ölümünden hemen sonra.
Cizre'nin kadınları 560 yıl önce.
Girmişler kara çarşaflar içine.
Bu sevgiye duydukları üzüntüyle...

Günümüzde bile halâ önlerinde.
Örgülü ve beyaz bir tülbentle.
Mem ile Zin'in ölümsüz aşkını.
Simgeliyorlar siyah çarşafla.
Beş yüz yıl geçse de saygıyla...


Mem ile Zin Fotoğraflarım:

Mem ile Zin'e ağıt:
.


21 Haziran 2023 Çarşamba

GÜNEY-DOĞU ANADOLU YOLLARINDA...

 

- 14-18 Haziran 2023 Van ve çevre illeri -

Ağrı dağında güvercinim.
Bitlis'te Ahlat, Van'da Gevaş'ım!
Ben Bingöl dağlarında çobanım.
Muş'ta kardaşım.
Hakkari'de Ahmed-i Hani, Feqiye Teyran'a kuşum
Ben Cizre yollarında Mem-u Zin ile yoldaşım
Batman'da petrol, Diyarbakır ovasında pamuk
Melik Ahmet dükkanında kumaşım.
Siirt'te Koçero, Mardin'de Süryani, Antep'te Şahin
Urfa'da Halil-ur Rahman sofrasında aş'ım...

Bingöl'lü Şair Hacı Gürhan'ın
"Ben Anadoluyum" şiirinden bir bölüm
....................

14 Haziran'da İzmir'den Pastoral Tur'la çıktık yola, rotamız Van'a doğrudan bir uçuşla. Van'da Ferit Melen Havalimanı'nda buluştuk Tur Rehberimiz Engin Pişkin'le ve BlueWan şirketinden Minibüs sürücümüz Adem kardeşimizle...

Öğlen vaktiydi, Van'ın yemekleri ünlüydü, karnımız acıkmıştı Kuşhanede yerimiz ayrılmıştı. Yemekler biri birinden alımlıydı...

Çorbalar, kavurmalar, haşlamalar, tavalar, mantılar, pilavlar, mumbarlar ama ille de Keledoşlar yenildi, ayranlar içildi ve  Başkale'ye doğru hareket edildi, Güzelsu'ya gelindi, Urartular'ın en önemli dış kalesi olan heybetli Hoşab Kalesi gezildi ve 1671 yapımı Osmanlı Köprüsü görüldü. Yola devam edildi, Başkale ilçesinin Yavuzlar köyündeki volkanik Yiğit dağının eseri, Kapadokya benzeri peri bacalarının olduğu Vanadokya gezildi. Hemen ardından Başkale yakınında  Albayrak köyünde ve bir tepe üzerinde,  Hz. İsa'nın 12 Havarisinden birisi olup mezarının da orada bulunduğuna inanılan, Aziz Bartholomeus Kilisesi gezildi. Nehil ırmağı ve Zap suyu ile birlikte dağların görsel şöleni içerisinde ilerlenip, yol ayrımından sola kıvrılarak ve yüksek dağlar aşılarak düz bir ovada kurulmuş Yüksekova'ya intikal edildi. Gün batmıştı, hava kararmıştı. Ana caddede şöyle bir gezildi ve yeni açılan Hilton Oteline yerleşilip, hemen akşam yemeğine inilip, çağdaş bir ortamda yöresel yemekler yenildi...

Sabah kahvaltıdan sonra hemen Hakkari'ye doğru yola konuldu. Coşkun akan Zap suyuna ulaşıldı ve 68 gençliğinin Boğaz Köprüsünün yapımına karşın tırnaklarıyla 1969 yılında yaptığı Zap asma köprüsüne gelindi. Burayı daha önce görmüş ve yazıp fotoğraflamıştım: 

Köprünün üzerinden geçip, 68 gençliğini saygıyla andıktan sonra yola koyulduk ve bir süre sonra tekrar sola ayrılarak Hakkari ile Yüksekova arasında bulunan dağları, akarsuları, buzulları, yüksek karlı tepeleri, çiçekleri ile bir doğa harikası olan Cennet-Cehennem Vadisine geldik. Çok güzel bir havada ve yemyeşil ortamda gezilip, yüründü, çok güzel vakit geçirildi ve öğlen yemeği Hakkari'li hanımlar tarafından hazırlanmış nefis yöresel yemekler, çay ve ayran eşliğinde midelere indirildi. Dönüşe geçildi, yolda Kırıkdağ köyünde, Nasturilerin inanç yeri Mar Şalita Kilisesi'ne uğranıldı ve kısa bir süre sonra da Şalita şelalesinin dik akan suları altında soğutulan, kan kırmızısı karpuz ziyafeti yapıldı. Yine nefis görseller arasında aşağılara inilip, Hakkari yoluna çıkıldı ve Zap suyu izlenerek akşam üzeri Hakkari'ye girildi... 

Sabah kahvaltımızı Şenler Otel'de yaptıktan sonra Selçuklu döneminden beri varlığı bilinen iki katlı Meydan Medresesi ziyaret edildi. Tekrar Zap suyu kenarında ve yüksel dağlar arasında yol alınarak Irak sınırına sıfır konumda güzel Çukurca'ya ulaştık:

Çukurca'nın eski Taş evlerini görüp, Zap Sofrası'nda sahibesi Rukiye Duran'ın Çikolatalı Kahvesini tattıktan sonra yola çıkıp Zap suyunun Irakta da hızlı akıp Dicle nehrine katılacağını bilerek ona veda ettik ve yine sarp ve haşin dağlar ve derin vadiler  arasında ilerleyerek  önce Cudi dağına ve sonra da Şırnak'a ulaştık. Cudi dağı, Nuh Peygamber'in teknesinin karaya oturduğuna inanılan bir dağ. Bu dağı da arkamızda bırakarak Suriye sınırında ve Dicle nehri kenarındaki Cizre'ye girdik. Şehirde kısa bir gezinti sonrasında, 100 yıl önce yapılmış taş bir yapı olan Mehmet Ağa Kasrı'na gidip. burada yerel kültürün önemli bir bölümü olan Hikaye anlatımı, Şiir ve Türküler, Ağıtlardan oluşan Dengbej örneklerini keyifle izledik. Sonrasında 14. yüzyıldan kalan, kırmızı tuğla mimarili çok güzel Kırmızı Medrese'yi görüp, ardından Hz. Nuh'un Türbe ve Mezarını ziyaret ettik. Sonrasında da Cizre için çok önemli olan ve 575 yıl önce yaşanmış Mem ve Zin aşkının sonunda ortaya çıkan Mem u Zin hikayesini öğrenip, onların mezarlarını ziyaret ettik. Kapalı olduğu için 12. yüzyıl yapımı Cizre Ulucamisi'nin sadece avlusunda dolaşıp, muhteşem minaresini görüntüledik. Akşam serinliğinde de Dicle nehri kenarında yürüyüp Kale duvarları ve Cizre halkı ile bir arada olduk.... 

Otelimiz Dicle nehri kenarında. Eski ismi Divan Oteli. Yeni adı ise Dedeman Oteli olmuş. Beş yıldızlı bir otel. Suriye sınırına sıfır konumda. Sınır, otelin önündeki Dicle nehrinin tam ortasından geçiyor. Dicle kıyısı perde ile geçişlere kapatılmış, Nehrin hemen karşı tarafı bomboş. Hiçbir yapılanma, yerleşme izi yok. Akşam burada yatacağız, sabaha hayr ola...

Sabah kahvaltımızı Otelde yaptıktan sonra Şırnak üzerinden Siirt, Bitlis ve Van için yola koyuluyoruz. Önce Kasrik Boğazı'na uğruyoruz. Burası Cudi ve Gabar dağlarının arasında kalan ve bunların arasından da Dicle'ye dökülen, Kızılsu çayının geçtiği çok dar bir geçit. Büyük İskender'in bu geçitten geçtiği biliniyor. MÖ 400 yılında Sokrates'in öğrencilerinden Ksenefon tarafından yazılan Anabasis ya da Onbinlerin Dönüşü başlıklı kitapta da Kasrik boğazı olarak ismi geçen bir bölge burası. Burayı da gezip, dağlar arasında Şırnak ve Eruh'u da geçip Botan Vadisinin vahşi güzelliği içinde yol alıp, en dar yerinde kanyonu görüntülemeye çalışıyoruz. Hemen ardından Siirt'e geliyor şehir meydanındaki Saat Kulesini görüp, ağzınıza lâyık Siirt Fıstıklarının satıldığı dükkanları ziyaret ediyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra beş minaresi ile türkülerimize konu olan kadim Bitlis'e giriyoruz. Kentte yeni bir yapılanma var. Tarihi birçok yapının önlerinin açılması için proje başlatılmış. Önce, 1916 yılında asker olarak Bitlis'te bulunan Mustafa Kemal'in kaldığı binayı görüyoruz. Sonrasında 1216 yılı Selçuklu yapımı muhteşem İhlasiye Medresesi ve ardından B. İskender'in Komutanı Badlis tarafından MÖ 312 tarihinde, kayalar üzerine  yaptırılan haşmetli Bitlis Kalesini görüp, şehirde kısa bir tur atıyor ve 1153 yılı Selçuklu yapımı Ulu Camiyi ziyaret edip ardından Bitlis'e çok yakın ve eski ismi Por olan bir Ermeni köyündeki Haçkar denilen çok güzel işlenmiş büyük mezar taşlarını gördükten sonra Tatvan üzerinden ve Van gölünün güney kıyısından ilerleyerek Gevaş yakınlarında, 1335 yılı Selçuklu yapımı görkemli, taş işlemeli Halime Hatun Kümbeti ve bahçesindeki mezar taşlarını ziyaret edip, Artos dağının muhteşem görüntüsünü de arkamızda bırakarak tekrar Van'a vasıl oluyoruz...
  
Bu gece Van'da, beş yıldızlı Elite World Otelinde konakladıktan sonra ertesi sabah önce Van Müzesini görüp, muhteşem Urartu eserlerini hayranlıkla ve büyülenerek izliyoruz. Van Kalesi ziyaretimizin ardından, çok güzel mimarisiyle bir Urartu sanatı olan Savat işlemeciliğinin yapıldığı ve gül bahçesi içerisindeki muhteşem bir Savat Atölyesini görüp, Savat sanatı konusunda bilgi aldıktan sonra Van Kedi Evini görüyor ve ardından da eski Van şehrinin bulunduğu alanda kalan Kaya Çelebi Camisi ve Hüsrev Paşa Külliyesi isimli iki camiyi görüp, Hüsrev Paşa Camisinin altın varaklı Mihrabı ile Türkiye'de ilk ve tek cami olması ile görülmeye değer bir eserdi...

Öğlende veda ederek güzel Van'a ve can dostlara, yine doğrudan bir uçuşla ve unutulmaz anılarla döndük tilkinin dönüp, dolaşıp geldiği alanlara... 

Güzel bir geziydi.
Her gezi gibi.
Güzel geçti.
Ve mutlulukla sona erdi...

Yeni tanıdığımız dostlara.
Pastoral Tur'a.
Can Rehberimiz Engin Pişkin'e.
Eş Başkanımız Semra kardeşimize.
Canımızı emanet ettiğimiz Adem Keskin'e.
İçten teşekkürlerimle...


Güney-Doğu Anadolu Gezi Fotoğraflarım:

.