- 19 Haziran 1934, Halkevi-Ankara -
Yıllar süren savaşlar bitmişti.
Lozan anlaşması imzalanmıştı.
Cumhuriyet ilan edilmişti.
Yepyeni bir ülke meydana gelmişti...
Memleket harap ve bitap durumdaydı.
Osmanlı borçları devam etmekteydi.
Ekonomi iyi değildi.
İnsan kaynakları azalmıştı.
Okuma-yazma oranı çok azdı...
İlk on yılda epey yol alındı.
Toplumsal, kültürel, hukuki, iktisadi.
Tarımsal önemli düzenlemeler yapıldı.
Okullar, Üniversiteler açıldı...
Cumhuriyetin daha ilk yıllarında.
Eğitimde, tarımda, sporda, sağlıkta.
Bilimde, mühendislik ve sanatta.
Yurt dışına tam 170 öğrenci.
Birer kıvılcım olarak gönderildi.
Eğitimlerini aldı ve hepsi,.
Birer alev gibi geri gelmişti...
Cumhuriyetin 10. yılından.
Tam bir sene sonra, 1934 yılında.
İran Şehinşahı Rıza Pehlevi.
Türkiye'ye davet edilmişti...
Şah Rıza Pehlevi, Türkiye'de.
Bir ay kadar kalacaktı.
Ülkemizi gezip, gelişimleri görecekti.
Atatürk çok önemsiyordu bu ziyareti...
Ankara ziyaretinin son gününde.
Bir sürpriz yapmak istiyordu Pehlevi'ye.
Türk-İran dostluk ve kardeşliği.
İçin özgün bir Opera sergilenmeliydi...
Sorbonne Üniversitesi mezunu.
Münir Hayri Bey oyunun metnini yazacaktı.
Paris'te klasik müzik eğitimi tamamlamış.
A. Adnan Bey de bestesini yapacaktı.
Bu, ilk Türk Operası olacaktı.
Bunun için iki ay kadar bir zaman vardı...
Atatürk, bu Operanın konusunu belirledi.
Firdevsi'nin Şehname'sini seçmişti.
Şehnamede, Tur (kurt) ve İraç (aslan) isimli.
İkiz kardeşin dostluğu simgelenecekti...
31 yaşındaki Münir Hayri Bey.
Ve 27 yaşında Ahmed Adnan Bey.
Çalışmalara hemen başladılar.
Orkestra, Riyaseti Cumhur Bando heyeti.
Ve Koro, Ankara Kız Lisesi öğrencileri idi...
Liberettoyu Münir Hayri Bey yazdı.
Atatürk önemli bazı değişiklikler yaptı.
Ahmed Adnan Bey müziği besteledi.
Orkestra ve Koro defalarca bir araya geldi.
Dansları ve Koreografileri.
Selim Sırrı Bey'in iki kızı yönetti.
B. Terbiyesi Enstitüsü öğrencileri dans etti.
Ve iki ay çok kısa zamanda bitti.
19 Haziran günü Halkevi'ne gelindi.
Atatürk ve Şah, "Özsoy" isimli.
İlk Türk Operası'nı birlikte izledi...
Hakan Feridun rolünde
Bariton, Nurullah Şevket Bey.
Hatun (Ulu Ana) rolünde
Soprano, Nimet Vahit Hanım.
Ve Ayşım rolünde de.
Soprano, Semiha Hanım oynuyorlardı.
Şehname'de Türk-İran dostluğu vurgulanır.
Oyunda, Hakan Feridun'un ikiz oğlu vardır.
Tur (Kurt) ve İraç (Aslan)'ın yolları ayrılır.
Hakan Feridun, onları birleşmeye çağırır.
Bu Türk-İran dostluğunu çağrıştırır...
Oyunun sonunda Tur (kurt) sorulunca.
Sahnedeki oyuncular Atatürk'ü gösterir.
İraç (aslan) sorulduğunda da.
Yanındaki Rıza Pehlevi işaret edilir...
Bu jest karşısında Şah çok duygulanır.
İran Şahı ayağa kalkar.
Ve Atatürk'e "kardeşim" der, sarılır.
İlk Türk Operası da böyle son bulur...
Daha sonra iki Devlet Başkanı.
Dışişleri Bakanlığına giderler.
Orada Türk-İran dostluğu temeli atılır.
Üç yıl sonra Sadabad Paktı imzalanır...
Birkaç yıl sonra Türkiye, İran.
Irak ve Afganistan.
Dördü bir araya gelirler.
Sadabad Paktı ile dostluklarını perçinler...
Hep "Yurtta Barış, Cihanda Barış".
Diyen Atatürk başarmıştır.
Sadabad Paktı kurulmuştur.
Dört ülke dostlukla birlikte olmuştur...
Köprünün altından sular akar.
İmzalanan kağıtlar rafa kalkar.
Herkes ebedi uykusuna yatar.
A. Adnan Bey'in notaları baki kalır...
Özsoy Operası Fotoğrafları (Hepsi İnternetten):
Özsoy Operası anlatımı (Video):
.


Tek kelime sınırlama olduğunu varsayalım ve elbette emek verenlere saygi ile tek kelimede özetleyecek VİZYON diyorum. Saygılarımla ve minnetle anıyorum, aniyoruz❤️
YanıtlaSilLEVENT OZLUOGLU
Dr.Erdoğan İnal O yıllarda o ortamda olağanüstü bir sunum bu yüzümüzün batıya döndüğünün işaretlerinin biri...
YanıtlaSilNe diyebilirim bu ozaman imkansızlıklarda yapılan her yeni duyduğum veya okuduğum her bilgi benim ATATÜRK 'e hayranlığımı bağımlılığımı bir kat daha artıyor. Nurlar içinde yat ATATÜRK'üm.
YanıtlaSilAtatürk um Dünyaya sizin gibi biri daha gelmedi gelmeyecektir hele davetiye leri kabul etmeyip onların size gelmelerini istemeniz müthis sizi çok arayıp özlüyoruz mekanınız cennet olsun 🙏🏽. Teşekkürler Hocam Nihal
YanıtlaSilHocam sayenizde neler öğreniyoruz,Atamızın ne kadar olağanüstü bir insan olduğunu hergün daha da üstüne eklenerek anlama şansımız oluyor ,gönül isterdi ki operanın ses kayıtları olsun ve dinleme şansımız olsaydı,,,
YanıtlaSilSn.Yücel Tanyeri bey , bu çok değerli olayı bizlere tanıttığınız ve Atatürk ' ün ne kadar büyük bir insan olduğunu bir kere daha görmemize yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ederiz.Ellerinize sağlık.
YanıtlaSilDoğan Emirli
***** Sağ olun!
YanıtlaSilTeşekkürler Yücel kardeşim. Bildiklerimiz daha da yerine oturuyor seninle.
YanıtlaSilAhmet Almaç
Sevgili Kardeşim Yücel Bey, ne güzel bir blog, inanın ben bu tarihi olayı bilmiyordum , öğrendim,çok mutlu oldum, ulu önder Atatürk e sevgim daha da çok arttı.
YanıtlaSilİran Şahı ile , onun benzer bir olayını anlatayım .Bu gezi esnasında, Atatürk Şah ile Balıkesir e geliyor. Cumhuriyet Hükümetinin yaptığı ilk karayolu, Çanakkale Balıkesir yolu olup, bu yol, boğaza, Anadolu'dan gelecek askerlerin güvenlik ile gidebileceği bir karayolu. Eskiden böyle bir yol olmayıp, Çanakkale ye askerler deniz yolu ile sevk edilirken, Marmara ya geçmiş İngiliz denizaltıları ın hedefleri olmuş ve büyük kayıplar vermişiz.
Yola çıkmadan bir gün akşamı, Balıkesir de bir akşam yemeği veriliyor. Şimdiki tarihi Orman Bölge Müdürlüğü binasının üst katında. Atatürk, özellikle , Balıkesir in gençlerinden en az bir düzine gencin de bu yemekte olmasını ve hizmet etmelerini istiyor. Yemek adabı, protokol kaideleri gibi şeyleri de öğrensinler diye. İşte bana bu olayı, o zaman henüz genç olan, Balıkesir Esmen kolonyaları sahibi rahmetli Kadri Albayrak amcam anlatmıştı.
Yemek devam ederken, bir ara, Şah dalıyor.Atatürk bunu fark ediyor. Sebebini sorduğunda, Şah " Bu gençler gibi benim de bir oğlum var, Adı Rıza, şu anda İsviçre de oluyor, acaba şimdi ne yapıyor diye merak ettim, epeydir de haber alamadım ,," diyor. Kısa bir süre sonra, Atatürk kimseye hissettirmeden Vali Ali Hikmet Paşa ya küçük bir pusula veriyor.
Yemek devam ederken, takriben bir saat kadar sonra, Paşa biraz da gürültü lü şekilde , salonun kapısını açıp, elinde siyah bir telefonla giriyor. Telefonun kabloları uzun, onları da iki muhabere eri taşıyor. Paşa rap rap Şaha doğru gelirken , açıkçası Şah biraz korkuyor. Onu bomba veya silah sanıyor. Zira Şah, bir darbe ile idareyi ele aldığından aslında biraz da korkusu var. Otelde kalmıyor. Atatürk'ün özel vagonunda kalıyor. Vagonu bir manga asker bekliyor. Vatandaş, niye otelde kalmamış dediğin de de, Şahın boyu çok uzun, ona göre karyola bulamadık deniliyor.
Paşa, Şahın karşısına geldiğinde, " Şah Hazretleri, oğlunuz Rıza, telefonun öbür ucunda " diyor. Şah birden o kadar heyecanlanıyor ki, uzatılan ahizede, nersi kulaklık, neresi mikrofon bilemiyorum, erler yardımcı oluyorlar. Çok duygusal bir telefon görüşmesi oluyor. Konuşma bitince, Şah yerinden kalkıyor, protokol kaidelerini de unutup, Atatürk e sarılıyor, gözleri yaşlı, Atatürk ün yanaklarından öpüyor." Sevgili Kardeşim, sen ne kadar büyük ve zarif bir insansın" diyor. Sonra yerine oturuyor ama biraz evvel yediği pilavın pirinçleri, şahın bıyıkları dan Atatürk e bulaşmış. Atatürk ona ve etrafındakilere hissettirmeden mendili ile çok zarif biçimde yanaklarında ki pilavın yağlarını ve pirinçleri temizliyor.
Yücel kardeşim , Atatürk gerçekten çok zarif bir insanmış .
Dr Osman Nuri Cengiz.
Teşekkür ederim kardeşim
YanıtlaSil